e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Onlara Daha Fazla Eziyet Edildikçe

Onlara Daha Fazla Eziyet Edildikçe

Makale No.16, 1984-85

Yazılıdır ki, “Fakat onlara daha fazla eziyet edildikçe, onlar daha fazla çoğaldı ve yayıldı. Böylece onlar, Yaradan’a kalbini yönlendirenlerin korkusu içinde oldular”. “Fakat onlara daha fazla eziyet edildikçe” demek, onlar eziyet gördükleri ölçüde çoğalacak ve yayılacak demektir. Bu bir koşulmuş gibi görünür. Öncelikle çalışmada bir eziyet temeli olmadan önce, çoğalma ve yayılma olamaz.

Fakat yukarıda yazılanı anlamak için, inançlarımızı yani özümüzün ne olduğunu bilmemiz gerekir. Giriş yazılarında açıklandığı gibi, sadece alma arzumuz vardır. Ve tabii ki, alma arzusu isteğini tatmin ettiğinde, bu tatmin oluş çalışma sayılmaz çünkü çalışma, kişinin ödüllendirildiği şey demektir.

Diğer bir deyişle çalışma, insanın kaçınacağı eylemlerdir ve kişi, sırf başka seçimi olmadığı için onları yapar çünkü bir ödül almayı arzular. Ödül, kişinin arzuladığı bir şeydir ve onun tek arzusu ve dileği o şey içindir. Bu şey kişinin kalbine o kadar dokunur ki, “Eğer onu elde edemezsem, yaşamaktan ziyade öleyim,” der. Bundan anlaşıldığına göre, eğer kişi arzuladığı şeye sahip olamadığı için bir ıstırap veya acı duymuyorsa, bu bir arzu sayılmaz. Ve kişinin arzulayışı, çektiği ıstırabın boyutuna göre ölçülür.

Dolayısıyla bundan çıkan sonuç şudur ki; Eğer kişi bir doyum almak istiyorsa, önce bir eksiklik olmalıdır. Bu böyledir çünkü Kli (kap) olmadan ışık yoktur ve eğer bir eksiklik yoksa, kimse kabı bir şeyle dolduramaz. Örneğin, kişi iştahı olmadan yemek yiyemez ya da yorgun olmadan dinlenmekten keyif alamaz.

Bu yüzden kişi, bedenindeki Mısırlılar ona eziyet ettiği için değil, onlara itaat etmek istemeyene ve onların hoşuna gitmeyen bir yoldan gitmeyi isteyene kadar ıstırap çekmez. İnsandaki alma durumunun köküne, “kendini sevme” denir ve bu “Mısır” olarak kabul edilir. Birçok millet vardır. Bunlara genel olarak, Keduşa’nın (kutsallık) karşıtı olan “yetmiş millet” denir, onlar yedi Sefirot’tur. Her Sefira (Sefirot’un tekili) on taneden oluşur. Bu yüzden sayısı yetmiş millettir. Ve ayrıca, her milletin de kendi özgün arzusu vardır.

Mısır’ın Klipa’sı (kötü eğilim) genel bir Klipa’dır. Mısır’daki halkın ıslah etmesi gereken kutsi kıvılcımlarının düştüğü yerdir. Bu nedenle, öncelikle onların idaresinden çıkamadıkları için acı ve ıstırap olmalıdır. Tıpkı şöyle yazdığı gibi: “Ve halk çalışmaktan dolayı iç çekti ve haykırdı, onların haykırışı Yaradan’a yaklaştı. Ve Yaradan onların iniltisini duydu.”

Çalışmaktan dolayı” sözlerinin iki kere yazılmış olmasına dikkât etmeliyiz. Tüm iç çekişlerin çalışmaktan dolayı olduğunu açıklamalıyız; yani onlar Yaradan için çalışamıyorlardı. Aslında, tüm ıstırapları, Mısır’ın Klipa’sı yüzünden, yaptıkları çalışmanın Yaradan için olmasını sağlayamıyor olmalarından dolayıydı. Bu yüzden, “çalışmaktan dolayı” iki kere yazılıdır.

1) Tüm iç çekişler herhangi bir şeyin eksikliğini duydukları için değildi. Sadece tek bir şeyin eksikliğini duyuyorlardı; yani herhangi bir lüks mal ya da ödeme istemiyorlardı. Acı ve ıstırap hissettikleri tek eksiklik, Yaradan için bir şey yapamıyor olmalarıydı. Diğer bir deyişle, kendilerine değil, Yaradan’a memnuniyet verme arzusuna sahip olmayı istediler fakat yapamadılar ve bu onlara ıstırap verdi. Buna, “maneviyatta kontrol sahibi olmayı istemek” denir.

2) İkinci “çalışmaktan dolayı” sözleri, “Ve onların haykırışı Yaradan’a yaklaştı” koşulunu öğretmek için gelir. Yaradan onların iniltisini duydu çünkü onların tek talebi çalışmaktı. Bu, diğer “çalışmaktan dolayı” sözlerine işaret eder. Bundan çıkan sonuç şudur ki; Hissettikleri tüm sürgün, sadece Mısır’ın Klipa’sının idaresi altında oldukları ve ihsan etmekle ilgili hiçbir şey yapamadıkları içindi.

Zohar’da yazılıdır ki, “Kabalist Yehuda der ki: “Gel ve bunun böyle olduğunu gör! ” Sakhnin’li Kabalist Yehoşua’nın dediği gibi, “Başkanları halkın üzerinde hâkimiyet kurduğundan beri,  haykırışları duyulmadı. ” Başkan düştüğünde, şöyle yazar: “Mısır’ın kralı öldü,” ve hemen ardından, “Ve halka maneviyatı çalışmaktan dolayı iç çektiler ve haykırdılar ve çalışmaktan dolayı onların haykırışı Yaradan’a yaklaştı. Fakat o zamana kadar haykırışları cevaplanmamıştı.”

Bu nedenle, diyebiliriz ki eğer Mısır’ın kralını tahttan indirme zamanı değilse, seçim için ya da onların pişman olması ve sürgünden kurtarılmaları için hiç alan yoktur. Der ki , “O birçok günlerde… ” ‘Birçok’, halkın Mısır’da kalışını işaret eder, yani son gelmiştir. Ve onların sürgünü tamamlanmış olduğu için, ne der? ‘Mısır’ın kralı öldü.’ Bu ne demektir? Mısır’ın kralı makamından aşağı indirildi ve gururunu yitirdi demektir. Bununla ilgili şöyle denir: ‘Mısır’ın kralı öldü,’ çünkü onun için iniş, ölmek sayılır. Mısır’ın kralı indiği zaman, Yaradan halkı hatırladı ve onların iniltisini duydu.

Zohar, “Üzüntünde, tüm bu şeyler üzerine geldiği zaman” sorusunu sorar. Bu demektir ki her şey yerli yerine oturmadıkça, mükemmeliyete erişmek mümkün değildir. Öyle anlaşılıyor ki, kişinin yaşaması gereken her şeyin ıstırap aracılığı ile yaşanması gerektiği bahanesini öne sürersin ve bu, ne zaman ne de ıstırabın miktarıyla değil, hissin ölçüsüyle ölçülür.

Bunu bir alegori aracılığıyla anlayabiliriz. Eğer kişi bir kilogram değerinde iş yaparsa, karşılığında bin gramlık ıstırap alır, ödül de bu şekildedir. Atalarımızın dediği gibi; “Ödül, acıya uyar.” Bu demektir ki, eksiklik olmadan doyum olmadığından, kişinin ödül almadan önce yapması gereken çalışmanın sebebi, Kli olmadan ışık olmadığı içindir. Ve kişi ihtiyacın karşılanması için yaptığı çalışmanın sonrasında, onu dolduracak şeyi alabilir.

Diyelim ki kişi, bin gramlık eksikliği aralıklı olarak verebilir. Kişi günde on kez çaba gösterebilir, yani Yaradan’dan uzak oluşuna üzülebilir veya Yaradan’dan uzak oluşuna haftada on dakika ya da ayda on dakika üzülebilir.

Bu, Yaradan’dan uzak olduğunu hatırladığı zamanki ıstırabının niteliğiyle benzer. Bu aslında acı vermesine rağmen, o kadar da korkunç değildir, ona daha fazla acı veren, daha fazla arzuladığı şeyler vardır. Öyle görünüyor ki, kişi nitelik üzerine de düşünmelidir. Bu nedenle, “Ve sen Yaradan’ına geri dönecek ve O’nun sesini dinleyeceksin,” aşamasına ulaşana kadar, çalışma ve ıstırap sürecinin tamamını baştan sona kadar tecrübe etmesine rağmen, insanın seçimi vardır.

Bu yüzden, insan “nicelik” dediğimiz, zamanın uzamasından kaynaklanan ıstırap sürecini kısaltmak ve Yaradan’dan uzak olma acısının hissiyatı olan niteliğini buna eklemek için bir seçime sahiptir.

Fakat bilmeliyiz ki çalışmanın şeklinde nicelik ve nitelik arasında büyük bir fark vardır. Zamanın miktarı düşünüldüğünde, kişi kendi programını, kendine ayırdığı zaman miktarını zorlamayla olsa bile ayarlayabilir. Bu demektir ki, beden tüm ders zamanı boyunca oturmak istememesine rağmen, kişi birkaç dakika veya saat oturmalıdır ve Yaradan’dan uzak olduğu için pişman olmalıdır. Eğer kişi güçlü bir arzuya sahipse ve zayıf bir karakteri yoksa oturabilir ve kendisi için ayarladığı programı yerine getirebilir, çünkü bu bir eylemdir ve kişi eylemler vasıtasıyla çalışmayı yapabilir.

Fakat nitelik açısından, bu çok zordur çünkü kişi kendini hissettiğinden farklı hissetmeye zorlayamaz. Yaradan’dan uzak olduğundan dolayı hissettiği acı ve ıstırabı inceleme noktasına geldiğinde, bazen bunu umursamadığı bir duruma gelir. O anda, ne yapacağını bilmez çünkü hissettiği şeyi değiştiremez ve kafası karışır.

Bu, sürgünü uzatmaya neden olur çünkü nitelik şöyle dursun, gereken niceliği vermek bile bizim için zor olur. Ve kişi, eksikliğin niteliğini irdelemeye başladığı zaman, görür ki hiç acı hissetmiyor, görünürde bilinçsiz ve hissiz. Ve Yaradan’dan uzak olmak, yaşamamak demek olsa da, yaşama sahip olmamak kişiye acı vermez. O zaman kişinin, Yaradan’a ona biraz yaşam vermesi için dua etmekten başka hiçbir seçeneği yoktur, böylece tehlikeli derecede hasta olduğunu ve ruhunu iyileştirmesi gerektiğini hissedecektir.

Ve bazen kişi öyle bir düşüş durumuna gelir ki bunun için dua edecek güce bile sahip olmaz. Aksine, tamamen kayıtsız bir hâldedir. Buna, “durağan hâlde olmak” denir, yani kişi tamamen hareketsizdir.

Bu durumda, kişiye sadece grup yardım edebilir. Diğer bir deyişle, eğer kişi dostlar arasına gelip, onları hiçbir şekilde eleştirmiyor ve onlar da aynı engeller ve düşüncelere sahipler fakat bunların üzerine çıkıyorlar derse, ya da onlar iç gözlem yapmakla hiç ilgilenmiyorlar ve bu yüzden maneviyat ve ıslah ile uğraşabiliyorlar diyebiliyorsa, nasıl onlar gibi olabilir ki?

O anda, gruptan hiçbir yardım alamaz çünkü onlarla hiçbir Dvekut’u yoktur, çünkü onlar kendisinin dostu olmak için çok küçüktür. Bu nedenle, doğal olarak onlardan hiçbir şekilde etkilenmez.

Fakat dostlarının arasına başı yukarıda olmadan, kendisinin akıllı ve dostlarının aptal olduğunu düşünmeden gururunu bir kenara bırakıp, “yoksulluk fakiri takip eder” kuralını izlerse, kişi sadece düşüş durumunda olmakla ve maneviyata hiç ihtiyaç hissetmemekle kalmaz, aynı zamanda gururun düşüncelerini de edinir, yani o, tüm gruptan daha akıllı olduğunu düşünür.

Şimdi ilk soruya geri dönelim: “Ve onların sürgünü tamamlandığı için,” sözlerine ilişkin Zohar “Mısır’ın kralı öldü,” der. Çünkü o, tahtan indirilmeyi ölüm olarak görür. Ve Mısır’ın kralı düştüğü için, Yaradan halkı hatırladı ve onların duasını duydu. Zamanı gelmeden önce hiçbir dua yardım etmeyecektir kuralı gereği yapılabilecek hiçbir şey yoktur, çünkü Yaradan onların duasını duymayacaktır.

Yukarıdaki sözlerle, konuları olduğu gibi anlayabiliriz. Bu atalarımızın, “Ben Yaradan, onu zamanında hızlandıracağım,” cümlesiyle ilgili bahsettikleri durumun aynısıdır. Eğer ödüllendirildilerse, “Onu hızlandıracağım.” Eğer ödüllendirilmedilerse, “zamanında.” Diğer bir deyişle, zamanı geldiğinde, Yaradan tarafından bir uyanış gelir ve onun sayesinde halk tövbe eder. “Zohar Kitabı’na Giriş”te dendiği gibi, seçim zaman açısındandır.

Bütün yukarıda bahsedilenlerden çıkan sonuç şudur ki, kişi kurtuluş zamanını düşünmemelidir – ondan önce duaları kabul edilmez, yazılıdır – çünkü bu, ıstırap çekişin nicelik ve nitelik açısından zamanına ilişkindir, ıstırabın tamamlanacağı belli bir zaman vardır. Ancak, zamanı kısaltabiliriz. Niceliğin ve niteliğin tamamı tüm ıstırapların kısa bir süre içinde gelmesi şekilde kısaltılabilir fakat tüm ıstıraplar açığa çıkmalıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,128