e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Mektup 36

Sukkot Akşamı 9 Ekim 1957, Manchester

Kutsal topraklardaki dostlara, ömürleri uzun olsun

Bu hafta …’dan iki mektup aldım, sorularını özel olarak cevaplayacağım.

Atalarımız der ki, “Bilgeyi (Maneviyatı) övmekte aylaklık eden kişi yaşarken gömülmelidir.” Sormalıyız, “Neden bu kadar zalim bir ceza aldı?” Bilmeliyiz ki aylaklık, eksikliğin yokluğundan doğar. Orada yalnızca aylaklık vardır. Fakat eksiklik olduğu yerde, bu yokluğun nasıl doyurulacağının tavsiyesini aramak için daima eylem vardır. Bu sebeple özellikle maneviyatın ayrılışından dolayı eksiklik hissetmeyen kişi maneviyatı övmede aylaklık etmiş olur.

Soru şudur, “Maneviyatın ayrılışında neden eksiklik hissetmez?” Şunu diyebiliriz, yaşamı boyunca maneviyattan hiçbir şey almamıştır ve bu nedenle onun ayrılışından dolayı eksiklik hissetmez.

Bu nedenle yaşarken gömülmelidir. Bu şimdi iyi hissetmediği için değil, daha ziyade eskiden de iyi olmadığı içindir. Bu sebeple kişi “yaşarken gömüldü” olur.

Ancak tüm bunlar için bir çare vardır. Tersine “Bilge bir öğrenciyi küçültenin düştüğü duruma bir çare yoktur.” Diğer bir deyişle sadece bilgenin övgüsünde aylaklık içinde olmakla kalmayıp, kendisinin bilgeyle aynı derecede durduğunu söylerse, bilge öğrenci için bundan daha büyük bir küçüklük yoktur, atalarımızın söylediği gibi, “Onun kötü durumu için hiçbir çare yok.” Tersine kendi gerçek formunu herkese gösterene kadar aşağılara düşmeye devam eder, yani Tora’sı ona ölüm iksiri olur.

Sukkot bayramı tüm bu soruları cevaplar, en zor ve kötü olanları da, çünkü bilinir ki, Sukkah “inancın gölgesidir” ve yargıya göre onun gölgesi, güneşinden daha büyük olmalıdır.

Ayrıca bilinir ki, güneş bilmeyi, ay inancı işaret eder. Bu atalarımızın dediği gibidir, “Ay İsrail’e atfedilirken, güneş dünya uluslarına atfedilir.” Bu demektir ki güneşi gördüğümüz her an, gölgenin güneşten daha fazla olması için daha çok örtünmeliyiz.

Eğer kişi ödüllendirilirse ve kendi kendine gölge ilave edemezse, yukarıdan ona merhamet edilir ve güneş onun için kapatılır. Fakat kişi bunun tersini bildiği için öfkelenir. İnsan aklına göre eğer kişinin güneşi varsa, daha çok güneşi olsun ister, fakat “Ben’im düşüncelerim senin düşüncelerin değil,” olduğundan, ona daha çok gölge verilir.

Eğer kişi gölgenin üstesinden gelirse, ona “bir güneş” verilir ve sonra o buna gölge ilave etmelidir. Eğer ekleyemezse, ona yukarıdan gölge verilir ve bu ebedi Dvekut ile ödüllendirilene kadar böyle devam eder.

Ancak kişi gölgeyi almak için yoğun çaba sarf etmeli, bunun kutsal bir gölge olduğunu, tüm bu gölgenin Sitra Ahra’dan değil yukarıdan geldiğini ve inanca tutunması için verildiğini söylemelidir. Buna “inancın gölgesi” denir ve o kutsaldır, tıpkı, “Tanrı’nın yolları düzdür, erdemli ve bayağı orda yürür,” sözündeki gibi.

Bu ambar ve şaraphane israfından dam yapmanın anlamıdır. Baal HaSulam’ın açıkladığına göre, Goren kelimesi Ger Anohi (Ben bir yabancıyım), Yekev (şaraphane) ve Nokev Şem Haşem (Tanrı’nın adını boşa çıkarmak) kelimelerinden gelir. Baal HaSulam’ın sözlerini yorumlarsak, sazdan dam “mantık ötesi inanç” denilen inancın gölgesidir. Bu mantığın tersidir, çünkü mantık kişiyi boşluğa, ambara ve şaraphaneye getirir.

Bu demektir ki, mantık ve dünyasal gözün gördüğü açıdan şaraphane ve ambar israfı için yer vardır. Bu kendi içinde gölge yapar ve kişi bunun altında oturur. Bu demektir ki, o kendisi için en bayağı ve en kötü şeylerden bir yer yapar ve israf vasıtasıyla Sukkah’ın Mitzva’sını yerine getirir.

En önemlisi, bu Mitzva’dan sevinç elde eder, çünkü mantık ötesi inanca “Mitzva sevinci” denir. Öyle anlaşılıyor ki, realitede var olan tüm sorular ve kuşkular Sukkah’da ıslah edilir, çünkü onlar olmadan samandan dam yapmak mümkün değildir.

Bu bakımdan kişi iyi bir misafir olmalı ve “Ev sahibinin yaptığı her şey yalnızca benim için,” demelidir. Bu demektir ki, insan, dünyada olan her şey yalnızca benim için ve bu nedenle iyi olanı alabilirim, yani inancı yerine getirebilirim demelidir. İnsanlarda kötülük görsem de bu cennet krallığının yükünü üstlenmem içindir.

Dahası başkalarının acı çekmesi sadece benim alabilmem içindir diyebilir. Gerçekte bunu söylemek zordur. Fakat insan özellikle onu yapana memnuniyet ihsan etmek için çalıştığında, kendisini tamamen önemsizleştirir. Tersine her şey sadece Yaradan içindir. Kişi “Ev sahibi sadece benim için kendini zora sokar,” yani kendim için değil, Yaradan için inanç çalışmaya devam edeceğim, der.

Kişi hazla meşgul olduğunda, tüm dünyanın onun için yaratıldığını söylemesi zordur. Fakat insanın benliği tamamen önemsiz olduğundan, Yaradan çalışmasıyla ilgilenirse, buna inanması o kadar da zor değildir.

Gölge” denilen sazdan dam özellikle şaraphane ve ambar israfından yapılır. Bu Sukkah sırasında söylediğimiz duanın anlamıdır, “Selden ve akıntıdan korunmak için.” Bu demektir ki, inanç kişiyi kötüden— yabancı düşünceler ve fikirler— korur ve israfın üzerine inşa edilir. Sadece bu yolla selden ve akıntıdan korunur; aksi takdirde kişi dünyanın akıntısına kapılıp gider.

Cansız (cansız seviyedeki) insanlar yalnızca akılla beslediğinden ve yaşamlarını sürdürdüğünden, sel yeryüzünü devam ettiren bir şeydir. Onlar aklın erişemediği yerde tutunamazlar ve bu akıl onları cansız tutar.

Fakat gerçeğin yolundan yürümek isteyen kişi için sel uygun olmadığından, destek olarak aklı kabul etmemelidir. Eğer insan başarısız olur ve akıldan destek alırsa, düşüş nedeniyle derhal ızdırap çeker ve cehennemin dibine düşer.

Ancak, cansızlık onu korur ve düşüşten ızdırap çekmesini engeller. Çalışmasına destek için daima akıl aramasının sebebi budur. “Sel” denilen aklın içine düşmemek için yukarıda bahsedilen sazdan, damdan güç almalıdır, şöyle denildiği gibi, “sel ve akıntıdan korunmak için.” Bu insanın sorularını yatıştırır ve o inancın gölgesiyle ödüllendirilir.

Konuyu daha iyi anlamak için Baal HaSulam’ın, kaleme aldığı bir mektubunu buraya kopyalayacağım. Bunlar onun sözleri: “Şimdi yoksula yardımın anlamını açıklığa kavuşturacağım; atalarımız der ki; İnsanın içinde çalışması yasaklanmış bir organ vardır. Eğer kişinin içinde küçüğün en küçüğü kadar onunla çalışma arzusu varsa, bu organ acı ve ızdırap çeken olarak kalır. Buna “yoksul” denir, çünkü onun tüm devamlılığı onun için çalışan ve ona acıyanlar tarafından sağlanır.

“‘İsrail’den tek bir ruhu destekleyen kişi tüm dünyaya destek olur,’ sözünün anlamı budur. Organ başkalarına bağımlı olduğundan, onda kendi varlığını sürdürmekten fazlası yoktur. Ama yine de Yaradan onu tüm dünyayı destekleyen olarak görür, yani diğer organların çalışmasıyla desteklenen o yoksul organı dünyanın ve içindeki her şeyin iyilik sebebiymiş gibi görür.

“‘Ve O, onu dışarı aldı ve dedi ki, ‘Şimdi cennetlere doğru bak… Ve o Tanrı’ya inandı ve erdemli olarak addedildi,’ sözünün anlamı budur. Bu demektir ki, onun dışarı alınması, bu organla çalışma arzusu yarattı; bu sebeple O, kişinin çalışmasını yasakladı. Bu nedenle şöyle denir, ‘Şimdi cennetlere doğru bak.’ Aynı zamanda ona tohumun kutsanması sözü verilir.

Kişinin kutsanması gereken tüm tohumu genel olarak bu organdan geldiğinden, bunlar aynı konudaki iki zıtlığı eşit kılar. Dolayısıyla çalışmadığı zaman tohum nereden bulacak?

Bu ‘ve o Tanrı’ya inandı’ sözünün anlamıdır, yani kişi bu iki alışı, hem çalışma yasağını hem de tohumun kutsanması sözünü olduğu gibi kabul eder. Peki, onları nasıl aldı? Bunu ‘Ve onu erdemli olarak addetti,’ olarak, yani başkalarının yardımıyla yaşamını sürdüren yoksula yardım formunda (Tzedakah kelimesi hem yardım, hem erdemlik anlamı taşır) aldı.

Bu atalarımızın şu iki söyleminin anlamıdır: Kişi Yaradan’ın ona erdemlikle davranacağını, yani çalışma olmasa da onu koruyacağı düşünürken, bir diğeri İbrahim’in Yaradan’a karşı erdemlik içinde olduğunu düşünür. Her ikisi de Tanrı’nın sözleridir, çünkü ıslahtan önce o organ cennettedir ve yardım aşağıda olanlar içindir. Kişinin ıslahı sonunda bu elde edilebilir ve sonra Tzedakah üst olana atfedilir. Bunun gerçek olduğunu bilin ve kutsayın.” Bunlar onun sözleridir.

Her birinizin Baal HaSulam’ın bu sözlerinin anlamını bana yazmasını istiyorum, çünkü mükemmel bir makale.

Ve şimdi kış çalışmasını, uzun kış geceleri boyunca yapacağımız çalışma düzenini ayarlayalım. Buraya kadar “sol reddeder,” denilen sol çizgi perspektifinden bahsettim. Bu pek çok çalışma, tüm engelleri ve yabancı düşüncelerin üstesinden gelme çabası gerektirir. Ancak, aynı zamanda sağ çizgiye de bağlanmalıyız, atalarımızın dediği gibi, “Tora’nı kalıcı, çalışmanı geçici kıl.” Tora bütünlük olan sağ olarak kabul edilir. Kişi kendini faziletlerle ve soylu niteliklerle dolu mükemmel biri olarak görmelidir. Tora ve Mitzva çalışmasını elinden geldiğince bütün bir insan için uygun olacak şekilde düzenlemelidir.

Ancak, kişi arzusunu tamamlayamadığında bundan pişman olmamalıdır. Bu demektir ki, kişi iyi amel yerine getirmeyi ve Tora çalışmayı arzulayıp da yapamıyorsa bundan pişmanlık duymamalı bilakis sağ çizgide çalıştığı için mutlu olmalıdır. Yapabildiklerinden tatmin olmalı, O’nun adını kutsamalı ve şükretmelidir. Günde bir dakika çalışması bile onun için büyük bir hazine bulmuş gibi olmalıdır.

Bu basit bir amel bile olsa yine de mutlu olmaya çalışmalı ve Kral’a hizmet etmesine izin verilmiş olmasından canlılık almalıdır. Çalışma sırasında olması gereken budur. Bu sağ çizgi Tora olarak kabul edilir, şöyle yazdığı gibi, “O’nun sağında ateşten bir yasa var.” Her fırsat için Yaradan’a şükretmelidir.

Baal HaSulam’dan duyduğuma göre, övgü ve şükranla kişi Yaradan’a yakınlaşır ve aşağıdan O’nun kutsallığını çeker. Kişi kendini bütün hissetmelidir ve sonra kutsanmış olarak kabul edilir çünkü kutsanmış kutsanmışa tutunur. Eğer kişi kendini lanetlenmiş olarak görürse, lanetli lanetliye tutunamaz.

Dolayısıyla, kendinizi Tora ve Mitzvot yerine getirirken bütün olarak görmelisiniz. Bu sırada içinizde hiç kusur bulmamalısınız, şöyle yazdığı gibi, “İçinde kusur olan yaklaşamayacak.” Buna bütünlük “Tora” denir.

Fakat tek başına Tora yeterli değildir, atalarımızın dediği gibi, “Yalnızca Tora’ya bağlananın Tanrı’sı yok gibidir” ve “Gerçek bir Tanrı’ları olmadan İsrail için pek çok gün.”

Günler” bütünlük olarak, yani Tora olarak kabul edilir. “Pek çok” demek kişi sadece Tora’ya bağlanıyor demektir ve sonra o “Gerçek bir Tanrı’sı olmadan,” olur. Bu böyledir, çünkü soldayken özellikle bu çalışma gerçeğin yoluna rehberlik eder. Bu “Tora’yı iki anlayışla çalışmak iyidir çünkü her ikisinde birden çabalamak günahı azaltır” ve “Çalışma olmadan Tora sonunda iptal edilir ve günaha sebep olur,” sözlerinin anlamıdır.

Şunu sorabilirsiniz, “Nasıl olur da Tora bir taraftan günahları hafifletirken diğer taraftan günaha sebep olur?” Bunun sebebi şudur ki, eğer gerçeğin yolunda yürümezsek, “Eğer ödüllendirilmezlerse bu onlara ölüm iksiri olur,” olarak kalırız. Ve bu çalışma cennet krallığı olarak idrak edilir, sadece bu anlayış çalışma ve çaba olarak kabul edilir. Bu sebeple atalarımız her ikisiyle çabalamanın günahı hafiflettiğini söyler. Fakat “Az iş, çok çalışma yap; Tora’nı daim kıl, çalışmanı geçici kıl,” çünkü günün çoğunluğunda kişi sağ çizgide yürümeli ve günün çok azında kalpte ve akılda arınmışlık çalışmasında olmalıdır.

Ebedi Dvekut ile ödüllendirilmemiz umuduyla mektubuma son veriyorum.

Baruh Şalom

Baal HaSulam’ın oğlu

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,121