e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Daimî İnancın Önemi

Makale No. 6, 1987

Zohar sorar (Vayetz, Madde 75), “Rabbi Yehuda dedi ki ‘Yaradan ona söz verdi, ‘Bak gör, ben seninleyim ve nereye gidersen git seni bırakmayacağım,’ o neden inanmadı ve ‘Eğer Tanrı benimleyse?’ dedi? O cevap verir, ‘Yakup dedi ki, ‘Rüyanın rüyasını gördüm.’ Ve rüyalar konusunda, onların bazıları gerçektir, bazıları gerçek değildir.’ Bu yüzden o dedi ki, rüyasını gördüğüm gibi, ‘Eğer Tanrı benimleyse,’ ve ‘O zaman Efendi bana Tanrı olur.’”

Yukarıdaki soruyu, bizi ilgilendirdiği ölçüde, çalışmada anlamamız gerekli, cevabını da. Ayrıca, rüya nedir ve Yaradan’ın verdiği söz nedir ve Yakup’un bahsettiği şu koşul nedir, “Eğer Tanrı benimleyse, Efendi bana Tanrı olur,” yani o zaman o sözünü tutacaktır.

Bütün bunları çalışmada açıklamak için, yaratışın amacından başlamalıyız; Yaradan yarattıklarına iyilik yapmak için yarattı. Yaradan’ın yarattıklarına bolluk vereceğine dair söz verdiği kabul edilir. Bunu kesinlikle anlamalıyız, O yarattıklarına bolluk sözü verdi ve bu kesinlikle şu anlama gelir; O, insanlara ancak onlara uygun olan bolluğu verecektir.

Örneğin, kediler için iyi olanı görüyoruz: onlar fare yakalayıp yediklerinde, onların bolluğu budur. O’nun haşarat ve böceklere verdiği bu bolluğu, kişilere de vermesi gerekirdi diyemeyiz. Aynı şey, “insan,” denen, konuşan derece için de geçerlidir. Onların içinde de durağan, bitkisel ve hayvansal seviyenin iyilik olarak addettiğinden daha fazlasını bilmeyenler vardır. Elbette ki, örneğin, hayvanlara onlar için iyi olan bolluk verildi. Eğer onlara başka türlü bir bolluk verirsek, bu kötü olur, çünkü tadını alacak Kelim’e [kaplar] sahip değiller. Aynı şey, durağan ve bitkisel seviye için de geçerlidir. Şöyle ki, konuşanlar arasında da durağan, bitkisel ve hayvansalın farkını anlamalıyız.

“Zohar’a Giriş” (Madde 33) kitabında yazıldığı gibi: “Ve bilmelisin ki, Yaratan’ın yarattıklarına ihsan etmekten duyduğu memnuniyet, ancak yarattıklarının O’nun veren olduğunu ve haz verdiğini hissettiği ölçüdedir. O zaman onlardan memnun olur, tıpkı babanın sevgili oğlu ile oynaması gibi, oğlun babasının yüceliğini ve ihtişamını takdir etmesi, babanın oğluna hazırladığı hazineleri göstermesi gibi.”

Buna göre, yaratılışın amacının O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu görebilmemiz, onların Tanrısallığı ifşa etmesiyledir. Dünyevi hazlara ilişkin bir niyet yoktu, çünkü ihsan etme kaplarını elde etmeden önce yaratılanların beslendiği bütün hazlar, Zohar’da yazıldığı üzere, Klipot’un [kabuklar] üzerine düşen Keduşa’nın [kutsallık] çok zayıf ışık kıvılcımlarıydı. Bütün canlılıkları bundan ibaretti. Fakat esas haz ve zevk, Tora ve Mitzvot [emirler/ iyi işler] ile kıyafetlenmiştir.

Fakat Yaradan’ın yarattıklarına vermek istediği hazzın tamamlanması için, Tzimtzum [kısıtlama] ıslahı gereklidir, başka bir deyişle bu kısıtlama Tora ve Mitzvot’da bulunan haz ve zevkin kısıtlamasıdır. (Böylelikle, haz ve zevk duymaları için dünya var olur, bu zaman zarfında, dünyanın beslendiği Klipot üzerine düşen zayıf yansımadan beslenirler.)

Kısıtlama aracılığıyla, kişinin yaptığı her şeyin Yaradan için olması alışkanlığını edinmesi için bir alan açılır, zira bir karşılık almadan Kral’a hizmet etmek istemektedir, zira Tora ve Mitzvot’u hiçbir ışık görmeden yerine getirmektedir ve buna “gerçek haz ve zevk” denir.

Bir kere, yalnız ihsan etmek için niyet etmeye alıştığı zaman, haz ve zevk aldığında, bu haz ve keyfi kendi menfaati için almadığı için, burada hiçbir utanç ekmeği yoktur. Kişi kendisi için, keyif almaktan vaz geçmeyi istemektedir. Ancak Yaradan’ı memnun etmek istediği için ve Yaradan’ın eksiğinin tek bir şey olduğunu, bunun da O’nun amacını gerçekleştirmesi, yani yarattıklarının O’ndan alması olduğu için, kişi Yaradan’ı memnun etmek amacıyla bu bolluğu O’ndan alır. Çünkü Yaradan aşağısındakilerden ancak bunu alabilir: Onlar Yaradan’dan haz ve zevk alırlar. Ve Yaradan yarattıklarına haz ve zevk vermek istediğinden, yarattıkları da Yaradan’a haz vermelidirler. Buna “form eşitliği” denir.

Fakat form eşitliğini elde etmek çok büyük bir çaba gerektirir, bu şu demektir, bütün eylemler Yaradan için yapılmalıdır, ancak bu doğaya aykırıdır. Zira, kişi, “kendi için alma arzusu” denen, kendi için haz almak üzere yaratılmıştır ve kişiye bu alma arzusunu iptal etmesi ve “ihsan etme arzusu” denen, yeni bir Kli [kap] edinmesi söylenir, bu nedenle, herkes yukarıdan gelen ışığı alabilecek bu Kelim’i edinebilmekle ödüllenemez.

Kişinin ihsan etme arzusunda sahip olabilmesi için, atalarımız dedi ki (Keduşin 30): “Ben kötü eğilimi yarattım; buna şifa olsun diye Tora’yı yarattım.” Bu nedenle, kişi, ancak Tora ile ihsan etme kaplarını elde edebilir.

Ayrıca, atalarımızın bir sözü var (Sukkah 52): “Rabbi Şimon Ben Levi dedi ki, ‘Kişinin eğilimi her gün onu yener ve onu öldürmeyi hedefler. Şöyle söylendiği gibi, ‘Günahkâr, erdemli olanı gözler ve onu öldürme fırsatını kollar, Yaradan’ın yardımı olmasaydı, kişi bunun üstesinden gelemezdi.’ Şöyle söylendiği gibi, ‘Efendi kişiyi onun ellerine bırakmaz’, burada sözü edilen alma arzusudur ve bu Yaradan’dan ayırır, bilindiği üzere, form ayrılığı maneviyatta ayrılığa yol açar ve ikilik yaratır.”

“Zohar’a Girişte” (Madde 10) bahsedildiği üzere: “Gerçekten de öncelikle Tuma’anın [saf olmayan] ve Klipot’un anlamını anlamalıyız. Bilin ki bu, büyük alma arzusudur ve biz bundan bahsettik. Yaradan saf olmayan ABYA dünyalarından oluşan sisteme bunu (alma arzusunu) yerleştirdi. Bu yüzden, onlar, Yaradan’dan ve Keduşa’nın [kutsallık] tüm dünyalarından ayrı düştüler. Bu nedenle, Klipot’a ‘ölü’ denir, yazıldığı üzere ‘ölünün kurbanları’. Ve kötüler onları takip etti, atalarımızın dediği gibi: ‘Kötüler, hayatlarında, ‘ölü’ olarak nitelendirilir, çünkü onlara işlenmiş olan alma arzusu O’nun Kutsal formuna zıttır, Hayatların Hayatından onları ayrı kılar ve onlar bir uçtan diğer uca kadar Yaradan’dan ayrıdırlar. Böyledir, çünkü O alma arzusu ile ilgilenmez, sadece ihsan etme ile ilgilenir, Klipot ihsan etmeyi hiç istemez ve kendi için, kendi hazları için almak ister ve bundan daha büyük bir zıtlık olamaz.”

Buna göre, kişinin Yaradan’dan haz ve zevk alabilmesi için gereken form eşitliğine sahip olabilmesi için, çok büyük çaba sarf etmesi gereklidir ve içindeki kötüyü, yani alma arzusunu yenebilmek ve ihsan etmeyi hedefleyebilmek için yukarıdan pek çok yardım almaya ihtiyacı vardır. Bununla ödüllendirilmeyen pek çok kişi vardır ve bununla ödüllenenler için ise bu gerçek bir mucizedir.

Şimdi, Yakup hakkında yazılanlar için sorduklarımızı açıklayabiliriz, bize Yaradan’ın yolları hakkında öğrettiklerinde, Tora, onun rüyasından ve ettiği yeminden bahseder ve yeminin şartı onun “Eğer Tanrı benimleyse” demesiydi.

Şöyle yazılmıştır: “Ve Yakup uykusundan uyandı… ve başının altına yerleştirmiş olduğu taşı aldı.” Bilinir ki, taşa Malhut denir, Malhut “inançtır.” Şöyledir, kişi anlamak istediğinde ve anlamaya “baş” [zihin] denilir, bu anlayışı zihnine alır ve başının altına yerleştirir. Bunun anlamı şudur, inancı başının içine yerleştirir, anlamayı ve bilgiyi başının altına yerleştirir. Buna göre, daha sonra, inanç yukarıda ve mantık aşağıda yer alır.

Buna “mantık ötesi inanç” denir. Buna göre, şu yazılanı açıklayabiliriz: “Ve yerde bulunan taşlardan birini aldı ve başının altına koydu.” Şöyle yazılmıştır: “ve [Yakup] bunu, temel taşı yaptı,” yani kendi durumunu, mantık ötesi inanç yaptı. Matzeva, [temel taşı] Matzaw [durum] kelimesinden türetilmiştir, yani Keduşa’nın yapısını inşa etmek istediği durum, mantık ötesindedir. Şu sözlerin anlamı budur: “Sonra Yakup bir söz verdi, dedi ki ‘Eğer Tanrı benimleyse… o zaman Efendi benim Tanrım olur.”

Zohar bunun hakkında sordu: “Neden inanmadı ve dedi ki, “Eğer tanrı benimleyse”? Cevabı şudur; Yakup dedi ki, “Rüyanın rüyasını gördüm. Ve rüyaların, bazıları gerçektir, bazıları gerçek değildir. Eğer gerçekleşirse, rüyanın gerçek olduğunu bileceğim.”

Çalışmada, bu dünyanın ve sonraki dünyanın anlamını açıklamalıyız. Bu dünya rüya gibidir. Şöyle ki, nasıl yorumlarsak, öyle var olur. Atalarımızın dediği gibi (Berakhot 55), “Bütün rüyalar ağzı takip eder,” denildiği üzere, “O bizim için yorumlandığı gibi, öyle oldu.” Kelime anlamıyla bakıldığında, bunun anlaşılması zordur, kişiler nasıl yorumlarsa, öyle gerçek olur. Buna göre, kötü bir rüya için kendime neden eziyet edeyim ki? Basit bir tavsiye vardır: Kişi dostu olan birilerine gidebilir ve onlar muhakkak, bu rüyayı kişinin lehine yorumlarlar, atalarımızın dediği üzere, “Bütün rüyalar ağzı takip eder,” ve kuşkusuz bunun kelime anlamının açıklamaları vardır.

Bunu çalışmada yorumlayacağız. Yaradan dünyayı yarattıklarına iyilik yapmak için yarattı. Haz ve zevkten utanç duymamak için, kişi bu dünyadadır, burası her şeyi, ihsan etmek üzere alabilmek için ihsan etme kaplarını edinme çalışmasının yapıldığı yerdir. Bu nedenle, burada utanca yer yoktur, çünkü burada kişi her şeyi Mitzva [emir] için alır.

Zohar’ın söylediğinin anlamı budur, “Yaradan, Yakup’a bolluk sözü verdi.” Fakat, onunla bir rüya yoluyla konuştu, yani bu dünyada ve bir rüya gibi.  Bu kişinin yorumuna göredir, eğer Tora’nın görüşünü takip ederse (Makale No. 5 Tav-Şin-Mem-Zayin’de yazıldığı üzere), bu ona, Yaradan’ın söz verdiğine iyi bir yorum verir ve bu şöyledir, O yarattıklarına iyilik yapma niyetiyle dünyayı yarattı. Fakat bu söz bir rüyadır, yani kişinin iyilik yapmak üzere bu sözü yorumlaması halinde, ki bu Yaradan’ın ihsan etmek istediğidir, ona şu çözümleme verilir: Yaradan verendir ve aynı şekilde, kişi de yalnız ihsan etmek için çalışmalıdır.

Eğer kişi de iyilik yapma yorumunu sunarsa, bu Yaradan’ın verdiği, iyilik yapma, sözü olarak nitelendirilir.  Bu, atalarımızın dediği üzere, “O merhametlidir, sen de merhametli olacaksın.”

Ancak, bu rüyayı, Yaradan’ın söz verdiği şey yani yarattıklarına iyilik yapmak, olarak yorumlamazsa, kişi bunun tam tersini yapmak, yani almak için almak ister, böylece bu rüyayı olumsuz yorumlar. Şöyle ki, Yaradan’ın vermek istediği iyiliği destekleyemez, çünkü haz ve zevkin ona gelmesi için gerekli Kelim’i hazırlamamıştır, yani aralarında ayrılık olmamalıdır, zira bilindiği üzere form ayrılığı manevi olanı ikiye böler.

Şimdi rüyanın neden yorumu takip ettiğini anlayabiliriz. Bunun anlamı şudur, Yaradan’ın yarattıklarına iyilik yapma sözü, kişinin bu dünyadaki çalışmasına bağlıdır, bu dünya bir rüya gibidir ve her şey kişinin yorumuna, nasıl yorumladığına bağlıdır. Şöyle ki, bu dünyadaki yorum iyi içinse, yani kişinin bütün eylemleri iyilik yapmak için, başka bir deyişle ihsan etmek içinse, o zaman Yaradan’ın verdiği söz, ki bu iyilik yapmaktır, gerçek olur. Eğer çözüm kötü eğilimi takip ederse, o zaman rüya, yani bu dünyadaki çalışma, Yaradan’ın bolluk vereceği sözü, gerçekleşmez.

Buna göre, atalarımızın dediğini anlayabiliriz, “Bütün rüyalar ağzı takip eder.” Bunun anlamı şudur: eğer kişi iyi sözler söylerse, yani hep iyi şeyler yapmamızı, her şeyin Yaradan için olduğunu ve kendimiz için olmadığını söylerse, o zaman iyi rüya gerçek olur. Kişi şununla ödüllendirilir, atalarımızın dediği gibi (Berachot 17), “Dünyanı hayattayken göreceksin ve sonun bir sonraki dünyadadır.”

Fakat eğer ağzı, (rüyayı) kötü yorumlarsa ve kendi menfaatine önem vermesi gerektiğini söylerse, bu kötü bir rüyadır, çünkü o bu rüyayı olumsuz yorumladı. Buna göre, Yaradan haz ve zevki rüya olarak vermeye söz vermiştir, yani bir rüya gibi olan bu dünyanın içinde.

Şimdi şartı ve yemini ve yeminin önemini, yeminde bulunan yüceliği anlayabiliriz. Şöyle denilmiştir: “Şayet Efendi bana verdiği sözleri tutarsa,” o zaman ne kadar da yüce bir şey yapar.  Yazıldığı üzere, “Bu taş, temel taşı yaptığım bu taş, Tanrı’nın evi olur.”

Buna göre, “O yerin taşlarından aldı,” ayetinin anlamı şudur, taşları aldı, yani bu yerin anlayışını, kavramlarını ve görüşlerini aldı, orada herkesin kendi görüşü vardır. Herkes kendi anlayışına göre, yalnız aklın emrettiği gibi Yaradan’ın yolundan yürümelidir ve mantık ötesine geçmemelidir, mantık bize bu nedenle verildi ki böylece ne yaptığımızı anlayalım diye. Ancak o şunu gördü, her ne kadar herkes farklı bir akla sahip olsa da Yaradan’ın yarattıklarını alma arzusu ile yarattığı için, burada aslında tek bir görüşün açısı vardır ve bu kendini sevmektir, tek fark, herkesin kendini sevmeyi özel mantığıyla ortaya çıkarır. Fakat onlar eşitler, çünkü alma arzusudurlar, daha fazlası değil. Ve yazıldığı gibi, “Ve taşı aldı”, tek bir taşı.

Şöyle ki, “taş,” denen mantığı başının altına yerleştirdi ve mantığı başına koydu, mantık inancın altındadır. Yemin şuydu: “Eğer Tanrı benimleyse,” yani Şehina’yı [kutsallık] karşılamak ile ödüllendirilirse, yazıldığı üzere, “O zaman Efendi üzerimde olur.” Ve ben yine de bunu temel olarak almam, fakat Tanrı’nın evine ilişkin bütün yapım, mantık ötesi inanca dayalı olur. “Temel taşı olarak yerleştirdiğim bu taş, Tanrı’nın evi olur.”

Şimdi ettiği yeminin anlamını anlayabiliriz: “Eğer Tanrı olumlu yorumlamama yardım ederse,” bunun anlamı şudur; kişi yukarıdaki bolluğun kıyafetlendiği, ihsan etmeye uygun kapları edinir, buna “Şehina’yı karşılama” denir. Fakat sadece başlangıçta almış olduğu ve temel taşı yaptığı taşı, kullanmak ister, yani başının altındaki taşı kullanmak ister. Ve yemini de şuydu: Her ne kadar “Tanrı benimledir ve Efendi benim üzerimde Tanrı olur” ile ödüllendirilse de o taş, ki ben onu temel taşı yaptım, Tanrı’nın evi olacaktır. Şöyle ki, her ne kadar bütün her şey ona ifşa olmuşsa da kişi inançta kalmayı ister. Böylece, inanç hem Katnut (küçüklük) hem de Gadlut’da [büyüklük/erişkinlik] uygulanır. Buradan inancın önemini anlıyoruz, yemini şudur; o, Gadlut’da bile inançtan uzaklaşmayacaktır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,267