e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

İhsan Etmeye Dair

Makale No.16, 1984

İhsan etme konusuyla ilgili olarak, kişi dünyanın önemli olarak gördüğü birisine hizmet ettiğinde, bu kişinin onu hizmeti için ödüllendirmesi gerekmez. Aksine, önemli kişiye hizmet ettiğinde kendini önemli kişi tarafından ödüllendirilmiş olarak kabul eder. Bu demektir ki eğer kişi onun önemli biri olduğunu bilirse, hizmet etmekten keyif alır ve hizmeti için başka bir ödüle ihtiyaç duymaz. Onun yerine, hizmetin kendisi ona keyif verir.

Fakat sıradan bir insana hizmet ediyorsa, hizmet etmekten haz almaz ve hizmet için ödül bekler. Bu demektir ki, aynı hizmeti önemli birisi için yapmış olsaydı, hiçbir ödüle ihtiyaç duymazdı.

Örneğin, önemli bir kişi küçük bir bavul taşıyarak uçakla gelse, birçok kişi onun gelişini bekler. Ve bu kişi, onu eve götürecek arabaya taşıması için bavulunu birine verir. Bu hizmet için, diyelim ki ona yüz dolar vermek ister. Kişi ondan para almayı kesinlikle reddedecektir çünkü hizmet edişinden alacağı haz, o kişinin ona vereceği yüz dolardan daha fazladır.

Oysa o sıradan bir kişi olsaydı, ona para karşılığında bile hizmet etmek istemeyecek, bunun yerine, ona şöyle diyecekti: “Burada taşıyıcılar var, onlar senin bavulunu arabaya taşırlar. Bana gelince, sana hizmet etmek benim için aşağı bir durumdur. Fakat bu taşıyıcıların işi olduğu için eğer onlara ödeme yaparsan, sana hizmet etmekten memnun olacaklardır.”

Bundan çıkan sonuç şudur ki, kişi için eylem değil fakat eylemi kimin için –onu önemli biri için yapıyorsa- yaptığının önemi ve farklılığı vardır. Bu sadece kişinin kendi gözünde o kişiye verdiği öneme bağlıdır; yani o kişinin yüceliğine dair ne hissettiğine. Onun önemli bir kişi olduğunu anlaması ya da etrafında olan başka kişilerin onun önemli bir kişi olduğunu söylemesi fark etmez… Bu ona, zaten ödül almaya ihtiyaç duymadan o kişiye hizmet etme gücü verir.

Yukarıda bahsedilene göre, önemli kişiye hizmet eden kişinin gerçek niyetini anlamalıyız. Niyeti, bunu büyük bir ayrıcalık olarak düşündüğü için hizmet etmekten zevk almak mı, yoksa ona hizmet etmekten büyük zevk aldığı için midir? Önemli kişiye hizmet etmenin zevki ona hangi kaynaktan gelmektedir? Kişi bunu bilmez. Ancak, bunu doğal görerek – burada büyük bir haz vardır- ona hizmet etmek ister.

Diğer bir deyişle, bu kişi önemli biri olduğu için mi onun haz almasını amaçlıyor? Yoksa o kişiye haz verdiği için mi ona hizmet etmek istiyor? Yani, eğer ona hizmet etmekten aldığı hazzı başka şeyler vasıtasıyla alabilecek olsaydı, bu hizmeti bırakacak mıydı? Zira, sadece burada iyi bir his bulabildiğini hissettiği için ona hizmet etmek istemektedir, ona hizmet etmesinin nedeni budur.

Soru hizmetin önemli kişinin kendini iyi hissedip hissetmediğiyle ilgili olup olmadığıdır. Ona hizmet etmekten aldığı haz sadece bir sonuçtur, fakat onun amacı kendisi için değil, sadece önemli kişinin kendini iyi hissetmesi içindir. Yoksa önemli kişiyi dikkâte almayıp, tüm hesaplamaları bundan ne kadar zevk alacağı ile mi ilgilidir?

Ve eğer sorsaydık, “Kişinin ne niyetle çalıştığı fark eder mi?” Cevap şudur; ihsan etme kapları ne demektir bilmeliyiz.

İhsan etme eyleminde bulduğumuz üç anlayış vardır:

1) Kişi, ödüllendirilmek için başkalarına ihsan etmekle – ister bedeniyle olsun ister parasıyla olsun – ilgilenir. Diğer bir deyişle, hizmetin kendisi ona haz vermek için yeterli değildir. Bunun yerine, karşılığında bir şeyler verilmesini ister. Örneğin, ihsan etmeye dair çalışmasının karşılığında onurlandırılmak ister. Bu onur için çalışacak gücü vardır. Ama çalışmasının karşılığında onurlandırılacağından emin olmasaydı, başkaları için yaptıklarını yapmayacaktı.

2) Kişi, başkalarına ihsan etmeye bağlanır ve çalışması için hiçbir ödül verilmesini istemez. Aksine, ihsan etme eylemlerini gerçekleştirmekle yetinir. Başkalarına iyilik yapmaktan keyif almak onun doğasındadır ve bu onun tüm zevkidir. Elbette, bu birinci seviyeden daha büyük bir seviyedir. Çünkü burada görürüz ki kişi başkalarına iyilik yapmak amacıyla her şeyi yapmaktadır. Buna, “İhsan etmek üzere ihsan etmek” demeliyiz.

Ancak, biraz daha derine bakıp başkalarına vermedeki gerçek niyetini irdelediğimizde, tüm bu iyi eylemleri haz almayı istediği için mi, yoksa başkalarının iyi şeylere sahip olmasından haz almayı amaçladığı için mi yaptığını görürüz.

Diğer bir deyişle, başkalarının iyi bir ruh haline sahip olmasından haz alıp, keyifleri yerinde olsun ve yaşamlarından haz alsınlar diye mi başkalarına iyilik yapmak istiyor? Ve eğer şans eseri orada başka bir kişi olduğunu görürse ve kendisinin o şehrin insanları için yapmayı dilediği şeyleri yapmakta o kişi daha başarılı olursa, ihsan etme eylemlerini yapmaktan aldığı hazzı bırakıp, diğer kişinin bunu yapmasına izin verecek mi?

Aslında, eğer bu kişi – çalışması için hiçbir ödül istemeden ihsan etme eylemine bağlanan– diğer kişinin daha becerikli olduğunu bilse bile, o kişinin bu şeyleri şehrinin insanları için yapmasına izin verme konusunda ödünde bulunamıyorsa, buna henüz “ihsan etmek üzere ihsan etmek” diyemeyiz, çünkü günün sonunda, o kişinin belirleyici unsuru kendini sevmektir.

3) Kişi, hiçbir ödül almamak üzere çalışır. Ve orada daha becerikli bir kişinin olduğunu görse bile, başkalarına vermekten aldığı hazzı bırakır ve sadece başkasının iyiliğini önemser. Buna, “ihsan etmek üzere ihsan etmek” denir.

Dolayısıyla, kişinin gerçek niyetine dair burada geniş bir irdeleme yapılmalıdır: Kendisi için haz almak ve ona hizmet etmek mi istiyor, yoksa önemli kişiye haz vermeyi mi amaçlıyor.

Yukarıdaki ayrımı anlamak için, kendisi için önemli birinin olduğunu resmeden biri sayesinde konuyu daha iyi anlayabiliriz. Önemli biri olduğu için onu memnun etmek ve ona hizmet etmek ister. Ona verdiği hizmet sırasında, kendisinin keyfi yerindedir ve kendini mutlu hisseder. Yaşamında hissedeceği tüm hazların şu an hissettiğine kıyasla hiçbir şey olduğunu hisseder çünkü dünyadaki en önemli kişiye hizmet etmektedir ve o önemli kişinin keyfinin yerinde olmasını istemekten dolayı edindiği memnuniyeti tarif edecek hiçbir sözü yoktur.

Şimdi kişi kendini irdeleyebilir, yani önemli kişiye memnuniyet vermeyi istemekteki amacı nedir – kendi iyiliğini mi önemsiyor, yani onu memnun etmek mi istiyor çünkü bu kendi keyfini yükseltecektir – yoksa sadece önemli kişinin haz almasını mı amaçlıyor?

Dolayısıyla, kişi hizmetten kaynaklanan büyük hazzı hisseder. Yine de, önemli kişiye hizmet ettiğinde ona daha fazla memnuniyet verecek başka biri olduğunu bilirse, kendi memnuniyetini bırakır. Bunun yerine, tüm kalbiyle diğer kişinin bu hizmeti yapmasını diler çünkü bu o kişiye kendisinin hizmet etmesinden daha fazla memnuniyet verecektir.

Bundan dolayı çıkan sonuç şudur ki eğer kişi hizmetini bırakmaya hemfikir olursa – gerçi hizmetten büyük haz alıyor olsa da, önemli kişiye fayda sağlamak ve onu daha fazla memnun etmek için bunu bırakır çünkü kendini düşünmemektedir, sadece önemli kişinin menfaatini düşünmektedir – kendi menfaatine dair hiçbir niyeti olmadığı kabul edilir. Bunun yerine, her şey ihsan etmek üzeredir ve kişinin kendine dair hiçbir düşüncesi yoktur. O anda, kişi tam bir farkındalığa sahiptir, çünkü kendisini aldatamaz ve buna, “tam olarak ihsan etme” denir.

Ancak, bilmeliyiz ki kişi bunu kendi başına başaramaz. Aksine, buna dair denir ki, “İnsanın eğilimi onu her gün mağlup eder ve onu öldürmeye çabalar. Şöyle yazdığı gibi: ‘Kötü olan, Hak’tan yana olanı izler ve onu katletmeye çabalar.’

Ve eğer Yaradan ona yardım etmeseydi, kişi onun üstesinden gelemeyecekti. Şöyle yazdığı gibi: “Yaradan, kişiyi onun eline bırakmayacak.”

Bu demektir ki, kişi önce Yaradan’a memnuniyet vermek, ihsan etmek amacıyla hareket etme gücüne sahip olup olmadığını görmelidir. Sonra, bunu kendi başına başaramayacağını fark ettiğinde, maneviyat ve ıslahları “İçindeki ışık kişiyi ıslah eder” noktasına odaklar ve bu manevi çalışma ve ıslahından istediği tek ödüldür. Diğer bir deyişle, çalışması için ödül, Yaradan’ın ona “ihsan etme gücü” denilen o gücü vermesi olacaktır.

Kişinin çaba sarf etmesine dair bir kural vardır; yani kişi dinlenmeyi bırakır çünkü çaba olmadan bir şey verilmeyeceğini bildiğinden, istediği şey için çabalamak zorundadır. Bu nedenle, maneviyat ve ıslahları yerine getirmek için çaba sarf eden kişi mutlaka bir şeyin eksikliğini hissetmelidir ve bunun için de maneviyat ve ıslah vasıtasıyla arzuladığı şeyi elde etmek için çabalar.

Buna göre, kişi dikkât etmeli ve Yaradan’a hizmet etme çalışmasına başlamadan önce, ne istediğine dair kafa yormalıdır. Çalışması için istediği ödül nedir ya da, basitçe söylersek, maneviyat ve ıslah ile uğraşmaya onu zorlayan neden nedir? Sonra, kişi neye ihtiyacı olduğunu, ne için çalışması gerektiğini belirlediği zaman, gerçekten ne istediğini bilmesi zorlaşana kadar kafa yormaya başlar.

Bu nedenle insanlar çalışmanın amacı üzerine düşünmeye başladığı zaman, gerçek amacı belirleyemez. Bu yüzden derler ki, “Neden irdeleme ile kendimizi yoralım?” Bunun yerine, hiçbir amaç olmadan çalışıp şöyle derler: “Bir sonraki dünya için çalışıyoruz.”

Bir sonraki dünya nedir? “Neden onun hakkında düşünmeliyiz? Biz sadece inanıyoruz ki o iyidir ve bununla yetiniyoruz. Bir sonraki dünyanın ödülünü aldığımızda, o zaman onun ne olduğunu bileceğiz. Neden irdelemelere girelim ki?”

Sadece birkaçı Yaradan ile Dvekut (tutunmak) konusu olduğunu ve Dvekut’u başarmak için form eşitliğine ulaşmak gerektiğini söyler; yani “O’nun merhametli olması gibi, sen de merhametlisin.” Ve sonra kişi form eşitliğini – tüm hareketlerinin ihsan etme içinde olacağını – elde etmeye çalışmaya başlar çünkü sadece o zaman dünyada mevcut olan kısıtlama ve gizlenme ondan kaldırılır ve kişi Keduşa’yı (kutsallık) hissetmeye başlar.

Fakat kişi çalışmada ihsan etme seviyesine erişmeye başladığı zaman, görür ki bundan çok uzaktadır, ihsan etme amacına yönelik ne bir düşünce, söz veya iş için hiçbir arzusu yoktur. Ve sonra ihsan etme gücünü elde etmek için ne yapacağını bilmez. Ve çaba eklediği her seferinde görür ki tüm bu konu ondan uzaktadır. Sonunda, insani olarak ona erişmesinin asla mümkün olmadığını fark eder.

O anda, sadece Yaradan’ın ona yardım edebileceğini fark eder ve ancak o zaman, ödül almak üzere maneviyat ve ıslah ile uğraşması gerektiğini anlar. Ve çalışması için ödül, Yaradan’ın ona ihsan etme gücünü vermesi olacaktır. Ümit ettiği ödül budur, çünkü Yaradan ile Dvekut’a erişmeyi ister ki, bu form eşitliğidir; yani ihsan etmektir.

Ve kişinin ümit ettiği tek ödül budur . Maneviyat ve ıslah ile çalışması sayesinde, kendi başına elde edemeyeceği ve başkasının ona vermesine ihtiyaç duyduğu şey ona verilecektir. Dünyevi hayattaki çalışma gibidir: Kişi kendi başına para kazanamadığı için çalışır ve karşılığında ona para ödenir. Benzer şekilde, maneviyatta da, kendi başına elde edemediği şeyi ona başkasının vermesine ihtiyaç duyar. Dolayısıyla “ödül” dediğimiz şey budur.

Dolayısıyla, kişi Yaradan ile Dvekut’a erişmek istediği için ihsan etme niteliğini elde etmeyi dilediği, fakat bu niteliği elde edemeyip, Yaradan’ın ona bunu vermesine ihtiyaç duyduğunda, ona verilmesini istediği şeye “ödül” denir. Kişi ödül istiyorsa, çaba sarf etmeli kuralı gereği, “ihsan etme gücü” denen bu ödülün ona verilmesi için, yani kendini sevmekten kurtulmak ve sadece dost sevgisine bağlanma arzusunu almak için maneviyat ve ıslahları yerine getirir.

“Kişi her zaman maneviyat ve ıslah ile Lo Lişma’da (O’nun adına değil) uğraşmalıdır, içindeki ışık ıslah ettiğinden, kişi Lo Lişma’dan Lişma’ya (O’nun adına) gelir,” sözlerinin anlamı budur. Dolayısıyla, maneviyat ve ıslah ile çalışmasıyla, Lişma derecesini edinir. Böylece kişi Lişma’nın içindeki “ıslah eden ışık” ile ödüllendirilir ve yukarıdan ona ihsan etme gücünün verildiği kabul edilir.

Ancak, sormalıyız, “Neden önce kendisinin çaba sarf etmesi gerekir ve sonra ona manevi çalışmanın ışığı verilir? Neden ona ilmin ışığı hemen verilmez ki böylece onu anında ıslah etsin? Ayrıca, her şey için çaba sarf etmek, çalışmak ve zaman kaybetmek neden? Eğer ışık ona tam çalışmasının başlangıcında verilseydi, yani hemen ışığı alsaydı ve hemen Lişma’da çalışmasına başlasaydı daha iyi olmaz mıydı?

Olan şu ki Kli (kap) olmadan hiç ışık yoktur ve Kli, arzu demektir. Diğer bir deyişle, kişinin bir ihtiyacı olduğu ve bu ihtiyacı tatmin etmeyi arzuladığı zaman, buna “Kli” denir. Ancak o zaman, kişi Kli’ye – yani biraz tatmin olmaya dair bir arzuya – sahip olduğu zaman, kişiye doyum verildiği ve arzu ettiği şey bu olduğu için, ona verilen doyumla memnun olduğu söylenebilir. Arzu aldığı zaman, tatmin olmanın ödül olduğu kabul edilir. Daha da ötesi, tatmin olmanın öneminin ölçüsü, arzunun ölçüsüne bağlıdır. Ve kişi ıstırabının ölçüsü dâhilinde, o ölçüde tatmin olmaktan keyif alır.

Bu yüzden, kişi bunun için hiçbir arzuya sahip olmadığında, o kişiye onu ıslah edecek bir ışık vermek mümkün değildir. Çünkü onun ıslah olması, kendini sevme gücünü kaybedecek ve başkalarını sevme gücünü alacak demektir.

Eğer kişinin kendini sevme koşulundan çıkmak için hiçbir arzusu yoksa ve ona, “Biraz çalışma yap ve karşılığında, kendini sevmeye dair hiçbir arzun olmayacak” dense, kişi bunu ödül olarak saymaz. Aksine, çalışması karşılığında işin sahibi tarafından ödüllendirileceğini düşünür. Fakat karşılık olarak, ona çok kötü olan bir şey vermektedir ve hatta o kadar ki kendine olan sevgisinin tümünü bir anda kaybedecektir. Kim buna hemfikir olur ki?

Bu yüzden, kişi önce Lo Lişma’da çalışmalıdır, böylece onun aracılığıyla, beden kişiye yardımcı olur. Çünkü kişi büyük bir zevk almak için küçük bir zevkten vazgeçmeye gönüllüdür. Fakat doğası gereği kişi kendini sevmeye dayanmayan hazzı hayal etmeyi beceremez. Dolayısıyla, ona maneviyat ve ıslah ile uğraştığı için ödül verileceği söylenir. Bu yalan değildir, çünkü kişi mutlaka ödüllendirilecektir. Diğer bir deyişle, maneviyat ve ıslahtaki çabası için ödüllendirileceği söylenir ve gerçekten de ödüllendirildiğinden bu gerçektir, fakat ödül değişir.

Örneğin, bir baba çocuğuna şöyle der: “Eğer iyi bir çocuk olursan, sana oyuncak bir araba alacağım.” Daha sonra, baba yurt dışına gider ve birkaç yıl sonra geri döner. Oğlu çoktan büyümüştür ve babasına gelerek der ki: “Baba, yurt dışına gitmeden önce, bana plastik bir araba sözü vermiştin.” Böylece babası gider ve ona gerçek bir araba, büyük mesafeler gidebilen bir araba alır.

Oğlu zekidir ve şimdi plastik bir arabanın değil, gerçek bir arabanın zamanı olduğunu bilir. Bu babasının aldatması olarak düşünülür mü? Tabii ki düşünülmez! Tersine, şimdi artık çocukluğunda olduğu gibi küçük bir ödülle ilgilenmemektedir.

Burada da kişi, Lo Lişma denen küçük ödülle başlar, yani alacağı gerçek ödüle kıyasla değersiz bir şey ile ödüllendirilmeyi; Yaradan’ın vermek istediği haz ve mutluluğu alabileceği Kli, Lişma ile ödüllendirilmeyi bekler.

Öyle anlaşılıyor ki, kişiye Lo Lişma’da çalışmasını; yani bir ödül almak için çalışmasını söylemek doğrudur. Yani ihsan etmek üzere çalışmayı amaçladığında da ödüllendirilecektir. Tek yalan, gerçek ödüle dairdir. Kişi Lo Lişma’da iken, ona farklı bir ödül verileceğini, bu ödülü alacak Kli’ye “kendini sevmek” dendiğini düşünür.

Fakat daha sonra, kişi büyüdüğü zaman, gerçekten ödülü alan Kelim’in (kaplar) ihsan etme Kelim’i olduğunu, tam da bu Kelim aracılığıyla gerçek haz ve mutluluğun alındığını anlamaya başlar. O anda, yeryüzündeki en mutlu insan olduğunu hisseder. Oysa Lo Lişma’dayken almayı arzuladığı ödül, ancak küçük bir çocuk için uygun olacaktı.

Dolayısıyla, kişiye Lo Lişma’daki çalışması için ödül ve haz alması öğretilirken, kişi ödülünün daha büyük bir ödülle değiştirilmiş olmasından dolayı bir şey kaybetmediğinden, bu bir yalan sayılmaz. Sadece Lo Lişma’nın yani bu ödülün, onun düşündüğü gibi gerçek isim olmadığını açıklamalıyız. Bunun yerine, ödülün kişinin düşündüğünden farklı bir ismi vardır. Ancak ödül, ödül olarak kalır ve ödül değiştirilmez; sadece ödülün ismi – sahte ve hâyâli bir ödülden gerçek ödüle doğru – değişir.

Yukarıda bahsedilenlerden çıkan sonuç şudur ki; “Kişinin Maneviyat ve Islah’taki çalışması karşılığında ihtiyaç duyduğu esas şey, Yaradan’ın ona ihsan etme kaplarını vermesidir.” Kişi bu kapları kendi başına elde edemez çünkü onlar doğaya karşıttır. Ancak, bu yukarıdan bir hediyedir . Ödülü, Yaradan’a memnuniyet verebileceği zamanı daima beklemektir. Ve beklediği ödül bu olduğu için, buna; “Onun ödülü” denir.

Yukarıda bahsedileni anlamak için, “Yaşam Ağacına Genel Giriş” kitabındaki “Karanlığın kökü, Malhut’un Kli’sindeki Masah’tır ve ödülün kökü, Zivug de Hakaa aracılığıyla ortaya çıkan Yansıyan Işık’ta köklenmişti,” sözüne bakmalıyız.

Orada bize bu dünyada ne görüyorsak onun kökünü sunar. Bu dünyada gördüğümüz her şey, köklerden, üst dünyalardan uzanan dallardır. Orada der ki: “Kişinin bu dünyada hissettiği çalışmanın kökü, Malhut’un Kli’sindeki Masah’ın kökünden uzanır.”

Bu demektir ki insanların sahip olduğu Kli’ye “zevk alma arzusu” denir. Bunu Yaradan yaratmıştır çünkü O’nun arzusu, insanlarını sevindirmektir. Bu yüzden, O, insanlarda haz alma arzusunu yarattı. Buna, üst Sefirot’ta, Malhut denir.

Daha sonra, orada Tsimtsum (kısıtlama) olduğunu öğreniriz. Bu demektir ki kişi alıcı olmak istemez çünkü Yaradan ile form eşitliği istemektedir, bu yüzden, Keduşa’da (kutsallık) ihsan etme amacı olmadığı sürece hiçbir şey alınamaz kuralı vardır.

Masah’ın (perde) ıslahının anlamı budur. Üst ışıklardan bahsettiğimiz için, ışığı almayı istememeye “Masah” denir. Bu, Güneş çok parladığında, Güneş ışığının evin içine girmesini istemeyen kişinin pencereye bir perde ya da bir örtü yerleştirmesi gibidir.

Bu nedenle, üst ışıklardan bahsederken, her ne kadar Malhut,haz ışığını almak için büyük bir arzu ve özlem duysa da, hazzı almayarak ondan vazgeçer, çünkü form eşitliğine gelmek ister. Buna, “çaba” denir; yani arzusuna karşı olan bir şey yapmak, kendini haz almaktan alıkoymaktır.

Dünyamızda da, kişi bazı hazları bırakması gerektiğini bildiğinde, bu bir çaba olarak kabul edilir. Örneğin, eğer kişi dinlenmekten keyif alıyorsa ve herhangi bir nedenle dinlenmesinden vazgeçmesi ve başka bir şey yapması gerekiyorsa, buna “çaba” denir.

Bu bize aynı zamanda, dünyevi dalın nasıl ve ne zaman ödül aldığını, üst dünyalarda nerede köklendiğini gösterir. Bize, ödülün kökünün Yansıyan Işık’tan uzandığını gösterir. Üst ışık, Masah ve Aviut (bayağılık) arasında meydan gelen Zivug de Hakaa’dan ortaya çıkan ihsan etme arzusu… Şöyle yazar: “Yansıyan ışığın kıyafetlenmesi, iki gücün sonucu olarak ortaya çıkar.”

Maneviyatta, Zivug de Hakaa şu demektir; eğer iki şey birbirine zıt ise, bu Hakaa (çarpma/vurma) olarak kabul edilir. Bu demektir ki bir taraftan kişi ona büyük bir haz vereceğini düşündüğü o şeyi gerçekten istemekte, diğer taraftan form eşitliği istediği için bunun üstesinden gelip ve onu almamaktadır.

Aslında, burada iki arzu vardır: 1) Kişinin haz alma arzusu ve 2) kişinin form eşitliği için duyduğu arzu. Ve bu iki arzudan, “Yansıyan ışığın kıyafetlenmesi” denen yeni bir şey doğar. Kişi, bu güç ile üst bolluğu daha sonra elde edebilir çünkü bu Yansıyan Işık, bolluğun alınması için uygun olan Kli’dir.

Diğer bir deyişle, bu Kli ile kişi iki şeye sahiptir: 1) Kişi, yarattıklarına iyilik yapmak olan yaratılış düşüncesinden gelen üst bereketin hazzını alır. 2) Aynı zamanda, kişi kendini bereketin alınmasında ikinci anlayış olan form eşitliğinde bulur.

Yukarıda bahsedilenlerden görürüz ki tüm ödül, sadece Yansıyan Işıktır. Bu, aşağıda olanın yukarıda olandan aldığı ihsan etme gücüdür. Kişi buna, “Yansıyan Işık” der, aşağıda olanın yukarıda olana verdiği şey anlamındadır. Bu demektir ki, Yaradan’dan ilk başta gelen bolluğa, “Direkt Işık” denir. Tıpkı şöyle yazdığı gibi: “Yaradan insanı doğrudan yarattı.” Öğrendiğimiz gibi, yaratılış düşüncesi O’nun yarattıklarına iyilik yapmaktır; yani tüm bunlar aşağıda olanın bereketi alması içindir ve buna “doğrudan” denir.

Fakat bereketin alıcıları, form eşitliğini arzular. Bu nedenle “Yansıyan Işık” denen ıslaha sahibiz. Bu demektir ki, bereketin alıcısı haz almayı arzuladığı için değil, yukarıda olana vermeyi arzuladığı için bereketi almaz. Diğer bir deyişle, yukarıda olanın alıcının haz almasını arzulaması gibi, bereketin alıcısı da verene haz vermeyi amaçlar; yani yukarıda olan O’nun düşüncesinin tatmin edilişinden keyif alsın diye vermeyi amaçlar. Öyle anlaşılıyor ki, ödül, öncelikle Yansıyan Işıktır; yani aşağıda olanın yukarıda olandan aldığı ihsan etme gücüdür.

Fakat yine de neden “ihsan etme gücü” denen Kli tüm ödüldür, dediğimizi anlamalıyız. Sonuçta, “ödül” alınan bir şeyi işaret eder. “Maaş için çalışıyorum,” ya da yaratılışın amacı O’nun insanlarına iyilik yapmaktır deriz; yani ödül alacağımızı söyleriz. Oysa burada diyoruz ki, “verme gücüne” ödül denir. Bundan ne anlıyoruz? Ödülün kişiye kutsallığın ve manevi ilmin sırlarının edinimi için verilmelidir. Peki neden verme gücünü, yani ihsan etme gücünü elde etmek ödüldür diye söyler? Dahası, bize bunun “Yansıyan Işık” denen üst kökten uzandığını söylemektedir.

Bilinir ki inek, buzağının emmeyi istediğinden daha fazlasını vermek ister. Dolayısıyla öyle görünüyor ki, Yaradan insanlara, onların almayı istediğinden daha fazlasını vermeyi arzular. Peki, o zaman kim kısıtlıyor? Tsimtsum’un, insanlar form eşitliğine sahip olsun diye meydana geldiğini hatırlamalıyız. Bu, utanç ekmeğini engellemek için bir ıslahtır. Utanç ekmeği bizim kökümüzden uzanır çünkü Yaradan, almayla değil ihsan etmekle ilgilidir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve O’nun alması gibi bir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla, bizim doğamızda var olan kurala göre – her dal kendi köküne benzemeyi arzular – aşağıda olan, kökte mevcut olmayan bir hareketi gerçekleştirmek zorunda olduğu zaman, hoşnutsuzluk hisseder.

Bundan şu sonuç çıkar ki, ışık ve haz olan bolluğu almak için, kişinin hiçbir şey yapması gerekmez. Çünkü Yaradan, insanın almak istediğinden daha fazlasını insana vermeyi ister. Ancak, utanç sebebiyle ona verilen hazlardan keyif alacağı Kli’si yoktur. Öyle görünüyor ki, ihtiyacımız olan tek ödül, “ihsan etme gücü” denen Kli’dir. Dolayısıyla, ihtiyacımız olan şey ışıklar değil, kelim’dir (kaplar) ve bu yüzden ödül öncelikle ihsan etme gücüdür.

Ancak, “ihsan etme arzusu” denen bu Kli’yi elde etmek için bir arzuya, yani bu Kli’ye ihtiyaç duyduğumuzu hissetmeye ihtiyacımız vardır. Bu yüzden maneviyat ve ıslah ile önce Lo Lişma’da uğraşmalıyız ve yaptığımız her şeyin kendi çıkarımız için olduğunu, ihsan etme niyetini taşımadığını görmeliyiz.

Ve sonra görürüz ki ihsan etme gücüne ihtiyacımız var ve çalışmamız için bir ödül, Yaradan’ın bize ihsan etme arzusunu vermesini istiyoruz. Ve bu güce sahip olduğumuz zaman, zaten mevcut olan, almak için çalışmak zorunda olmadığımız haz ve mutluluğu alabileceğiz. Fakat kişinin seviyeden seviyeye yükselmesi için, ihsan etme gücünü her defasında edinmesi gerekir ve o zaman hiçbir şey eksik olmaz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,187