e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Hezekiah Yüzünü Duvara Döndü

15.Makale

Zohar’da yazılıdır, “Rabbi Yehuda dedi ki, ‘Hezekiah yüzünü duvara döndü ve Tanrı’ya dua etti.’” Bunlar onun sözleridir: “Kişi yalnızca duvara karşı dua etmeli ve kendisi ile duvar arasında bir şey olmamalıdır, şöyle yazdığı gibi, ‘Hezekiah yüzünü duvara döndü.’”

Karşısında dua edeceğimiz “duvar” ne demek anlamalıyız. Zohar şöyle açıklar: “Duvar tüm toprakların Efendisi ve Şehina’dır (Kutsallık).”

Buna göre duvara, yani Şehina’ya doğru dua etmemiz gerekir. Ancak, burada duvara yakınlık ölçüsü bilinmez. Duvarla kişi arasında bir şey olmaması gerektiğini söyler. Bu sebeple kişinin arzusu sadece Yaradan’a ihsan etmek olmalıdır—Şehina’nın aşağıda olanlara ihsan etmesine karşılık, insan da alma güçlerini bırakmalıdır. Bu duvara yaklaşma olarak kabul edilir.

Ancak öncelikle küçük aklımızın elverdiğince ne için dua edeceğimizi, yani hangi eksikliğimizi hesaba katmamız gerektiğini, neyin gereksinimi içinde olduğumuzu bilmek ve bu eksikliği doyurduğumuzda başka hiçbir şeye ihtiyacımız kalmayacağını anlamaya çalışmak, bizim görevimizdir.

Bilinir ki, duanın özü, sürgündeki Şehina içindir. Ancak, bu da açıklama gerektirir. Pek çok yerde yazıldığı gibi dua Şehina’yı tozdan yükseltmektir. Kişinin üzerine alması gereken budur—yani ödül karşılığı olmadan krala hizmet etmenin dışında kişinin başka bir amacının olmaması. Bununla insan Yaradan’la Dvekut ile ödüllendirilir. Böylece Yarattıklarına iyilik yapmak olan yaratılış amacına uygun hale gelir.

Ancak “Yaradan’a memnuniyet vermek,” yaratılanlardan uzak bir anlayıştır, çünkü onlar alma arzusuyla doğmuştur. Bu sebeple ihsan kavramını idrak etmekten uzaktırlar. Bu tozun içinde kalmış bir nesneyi kimsenin fark etmeyip, yerden almamasına benzer. Buna “Tozun içindeki Şehina” denir. Şöyle yazlıdır, “Ne zaman bir şehrin yüksek temeller üzerine kurulurken, Tanrı’nın şehrinin en dibe indirildiğini görsem, O’nu hatırlar ve O’na özlem duyarım.”

Yazılıdır ki, “içinde çok az insanın olduğu küçük bir şehir.” Eben Ezra bunu şöyle yorumlar, “‘Küçük bir şehir,’ insan bedenidir ve ‘içinde birkaç iyi adam,’ ruhun hizmetkârları demektir.

Dolayısıyla, “Tanrı’nın şehri,” bedenin Tanrı’ya bağlanmak istemesine karşılık, organların buna direnmesi demektir. İhsan çalışması, yani Yaradan için çalışma, mutlak alçak gönüllülükle olmalıdır, bu çalışmada tozun tadı vardır. İblisin laneti şudur, “Tüm mahlûkattan, yeryüzündeki her hayvandan daha fazla lanetlendin; karnının üzerinde yürüyecek ve hayatın boyunca toz yiyeceksin.” Bu demektir ki, onun yiyeceği her şey toz tadında olacaktır.

Burada da benzer durum vardır: Kişi Yaradan çalışmasına başladığında, kendini sevmenin bu çalışmada kendisine yardım etmediğini görmezse, çalışmasının değeri düşer ve tattığı her şey toz gibi olur. Buna “Tanrı’nın şehri en dibe indi,” denir. Bu demektir ki, eğer kişiyle Şehina arasında ayrılık varsa, yani çalışması kendini sevme temeli üzerine kuruluysa, kendini mükemmelliğin en tepesinde olarak görür.

Fakat duvarla kendi arasındaki bu ayrılığı ortadan kaldırmak ve ihsan etmeyi çalışmak istediğinde, alma arzusu için hiçbir şey alamayacağını gördüğünden, en dipte olduğunu anlar.

Şimdi ne için dua etmemiz gerektiğini anlayabiliriz. Dua öncelikle Şehina için olmalıdır. Bu demektir ki, Yaradan’ın gözlerimizi açması ve karanlığı aralaması için dua etmeliyiz.

Yazıldığı gibi, “O yoksulu tozdan yükseltir, düşkünü çöpten çıkarır.” Bilinir ki, kutsal Şehina’ya yoksul denir, Zohar’da yazdığı gibi, “o toza yerleştirilmiştir.” “O düşkünü çöpten çıkarır,” sözü Şehina’ya tutunmak isteyenleri ima eder, fakat onlar aşağıda olduklarını hissedip, bu çamurdan nasıl çıkacaklarını bilemezler. Bu nedenle Yaradan’ın onları çıkarması için dua ederler.

Onların bedenleri çalışmayla hemfikirken, ihsan ile ilgili hiçbir fikirleri olmadığı için alma arzusu temeline dayanan çalışmaları gösteriş doludur, yani diğerleri mutlak bayağılık içindeyken, onlar Yaradan’ın hizmetkârı olmaktan gururlanırlar ve daima diğerlerinin hatalarını görürler.

Oysa ihsanı başarmak ve gerçeğin yolunda yürümek isteyenler mütevazidir, çünkü onlar “Yaradan’ın yardımı olmazsa, onun üstesinden gelemez” idrakindedir. Bu nedenle kendilerinde başkalarına üstünlük taslayacak özel bir nitelik bulamazlar. Bu insanlara “mütevazi” denir, çünkü onlar, ihsana bağlanmak ister.

Şöyle derler, “Tanrı yüce ve ulu.” O, kibirliyi yere indirir, mütevaziyi cennetlere yükseltir,” önceden aşağıdayken şimdi onlar yüce ve uludur. Şimdi önceki çalışmalarının, kendini-sevmenin kibrinden dolayı utanç hissederler.

Fakat kim onlara bunu hissetme kuvveti verir? Bunu onlara veren Yaradan’dır. Bu sebeple kişi şöyle der, “Kibirliyi yere indirir,” böylece ihsan çalışması onun için en yüce erdem haline gelir. Peki, ona bunu kim yapar? Sadece Yaradan. Bu sırada kişi şöyle der “Ve mütevazi olanı cennete yükseltir.”

Sürgündeki Şehina, kişi sürgünde olduğunu hissetmelidir demektir. Bu demektir ki, insana içinde yetmiş ülkeyi barındırdığı için “küçük bir dünya” denildiği ve içindeki İsrail sürgünde olduğundan, İsrail halkına Yaşar- El (Yaradan’a doğru) denir, onlar Yaradan’a ihsan etmek isterler.

Buna göre “Sürgündeki İsrail” sözünü yorumlayabiliriz, eğer İsrail sürgündeyse ve Yaradan’a doğru hiçbir şey yapamıyorsa, Şehina onlarladır. Şehina da onlarla beraber sanki o onlara değil de onlar ona hükmediyormuş gibi sürgündedir. Bu Kral Davut’un söylediği şeydir, “Bizim için değil Tanrı’m, bizim için değil, fakat Sen’in adının ihtişamı, merhameti ve gerçeği için. Neden uluslar ‘Onların Tanrı’sı nerede?’ diye sorar, bizim Tanrı’mız cennette ve O, ne isterse onu yapar.”

Buna göre Yaradan’ın sürgünden çıkmamıza yardım etmesi için yakarırız. Bu “bizim için değil,” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki düşüncelerimiz, arzularımız ve amellerimiz alma arzusu için olmasın.

Daha ziyade “Sen’in adının ihtişamı için,” böylece Şehina sürgünde olmaz, toz olarak görülmez ve “O’nun yüce adı büyüsün ve kutsansın,” denilen cennetin ihtişamı ifşa olur. Peki, insandaki dünya ulusları ne der? “Onların Tanrı’sı nerede?” yani daima mantık dâhilinde çalışan uluslar, İsrail inancına karşı çıkarlar.

“Bizim Tanrı’mız cennette,” demek “cennet” denilen mantık ötesi gitmek demektir. Neden Yaradan çalışmamızı mantık ötesi yaptı? O’nun başka türlü yapamadığını söyleyemeyiz. Daha ziyade “O, neyi dilerse onu yapar” ve O, mantık ötesi çalışmanın amacı yerine getirmede, haz ve mutluluk almada iyi bir yol olduğunu bilir.

“Sen’in merhametin ve Sen’in gerçeğin için,” sözünü yorumlayabiliriz. “Sen’in merhametin,” merhamet niteliği, “ihsan etme kaplarıdır.”

Sonuç olarak “gerçeğin niteliği” denilen haz ve mutluluğu alabiliriz. On Sefirot çalışmasında yorumlandığı gibi: “O’nun rehberliğinin ifşasına ‘gerçek’ denir, çünkü bu O’nun arzusudur. Yarattıklarına iyilik yapmak olan bu gerçeği bizler O’nun rehberliğinde keşfederiz ve bu sebeple ZA’deki ıslaha ‘gerçek’ denir.”

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,336