e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Etimden Tanrı’yı Göreceğim

RUHUN İYİLEŞMESİ İÇİN KISITLAMA

Dünyasal doğayla ilgili belli bir miktar bilgi edinmeden insan bedeninin devamlılığı imkânsızdır, örneğin dostunun kalbinde olanı, hangi ilaçların ölümcül, hangilerinin yararlı olduğunu bilmeden, devamlılık mümkün değildir.

Aynı şekilde insan ruhu manevi dünyalar sisteminin doğasını belli bir ölçüde elde edene kadar gelecek dünyada var olamaz.

Bedende üç dönem algılarız: İlki kişinin hiçbir şekilde bilgisinin olmadığı, ona gereken şeyin bir baba ve anne olduğu doğum aşaması. Bu aşama ilk Katnut’tur (bakım).

İkincisi kişinin büyüyüp biraz bilgi edindiği aşamadır. Bu dönemde kişi bedene zarar verecek şeylerden ortak koruma vasıtasıyla —anne babası ve kendi— uzak durur. Bu ikinci Katnut’tur.

Üçüncüsü kişinin yaşam bilgisini edindiği, kendine bakmayı öğrendiği Gadlut (yetişkin) aşamasıdır. Bu aşamada anne ve babasının otoritesinden çıkıp, kendi kendini yönetir.

Benzer şekilde ruh da kişi tam anlamıyla gerçeğin ilmini elde edene kadar reenkarnasyondan geçer. Reenkarnasyon olmadan ruh tam seviyesine ulaşamaz. Fakat ruhun seviyesini yükselten edindiği bilgi değildir. Daha ziyade ruhun seviyesini yükselten, ruhun manevi doğanın bilgisini edinmeden önce miras aldığı kendi doğasıdır. Büyümesi bu bilginin ölçüsüne bağlıdır.

Bunun sebebi eğer bilgi olmadan büyüyor olsaydı hiçbir şeyden haberi olmayan ve yürüyemeyen bir bebek gibi zarar görecek olmasıydı… Böyle biri kendini ateşe bile atar.

Ancak, gerçeğin ilmini edinime bağlı olan büyüme özellikle iyi ameller vasıtasıyla gerçekleşir. Ve her ikisi de —bilgi ve iyi ameller— gerçeğin ilminin edinimine bağlıdır. Yukarıdaki sebepten dolayı her ikisi beraber çalışır. “Eğer bilmiyorsan…ilerle,” “ilerle ve gör,” sözlerinin anlamı budur.

Dolayısıyla, her bütün ruh Adam HaRishon’dan başlayıp ıslahın sonuna kadarki tüm ruhları edinir, tıpkı kişinin komşularını, meslektaşlarını algılaması ve onların bilgisine göre kendini onlardan koruması ya da onlara bağlanıp onlarla yaşaması gibi. Maneviyat zamana ve yere bağlı olmadığından ve orada ölüm olmadığından, kişinin tüm ruhları edinmesi sürpriz değildir.

BEDEN VE RUH

Her beden sabırsız ve huysuzdur çünkü yaşamı yedi yıl bolluk, yedi yıl kıtlıkla geçen reenkarnasyonla doludur. Değiştirilemez yasa şudur ki, kıtlık yılları bolluk yıllarının unutulmasına sebep olur ve beden onların arasında suyla aşınan bir taş gibidir. Her seferinde başka bir zorluk onu bekler.

Bu olur çünkü temelinde ruh iyi eğilim ve kötü eğilim arasındadır. Zaman zaman iyi eğilimle olmanın rahatlığı hissi, zaman zaman da kötü eğilimin ıstırap hissi arasında gider gelir.

MANEVİYATTA VE MADDESELLİKTE BİLGİ ELDE ETMEK

Beden ve ruh arasındaki bağda her şey eskiden doğal ve kendiliğinden olurken, sonrasında çalışma vasıtasıyla maneviyat ve maddesellik arasındaki ilişki açığa çıkar.

Maneviyatın maddesellik üzerindeki avantajı şudur, maddesellikte edinim olmadan bir realite vardır. Fakat maneviyatta olaylar ve onların sonuçlarını bilmeden önce realite edinilemez. Kişinin kendi yüceliğinin ve etrafındaki manevi realitenin edinimi bilgi derecesine bağlıdır.

YARADAN ÇALIŞMASININ İFŞASI — GİZLİLİKTE

Şabat’ın erdemliği içinde tüm günleri ıslah edecek iyilik ve kutsallığı barındırmasıdır. Islah, tatil günlerine değil, çalışma günlerine bağlıymış gibi görünse de, bu böyle değildir. Daha ziyade Şabat’ın iyilik ve kutsallığı çalışma günlerini ıslah eder.

Görünüşte her ıslah çalışma gerektirir. Ama gerçekte Yaradan’ın gücü tam anlamıyla sadece gizlilikte belirir çünkü gizlilik gücü dünyadan kaybolduğunda, mükemmellik kendiliğinden ortaya çıkar. Sopasını gökyüzüne atan birini ele aldığımızda, sopanın onun gücü vasıtasıyla yükseldiğini görürüz. Dolayısıyla yükselme süresi, atan kişinin gücüne bağlıdır. Bu şekilde atanın kuvveti de açığa çıkmış olur.

Sopanın yeryüzüne doğru dönüşünde ise, atan kişinin gücünün düşüşle ilgisi yoktur. Daha ziyade sopa hiç yardım almadan köküne kendi kendine döner.

Bu “Ve Tanrı yedinci günde dinlendi…O tüm O’nun çalışmasını bıraktı.” sözünün anlamı budur. Bu demektir ki, çalışma günleri boyunca dünyayı şimdiki formuna ulaştırmak için çalıştıktan sonra o gün Yaradan’ın çalışma gücü dünyadan ayrıldı. Yedinci gün hiçbir güç çalışmaz, o gün yalnız bırakılır, şöyle yazdığı gibi: “Ve ben elimi çekeceğim.” Bu nedenle gizliliğin gücü çalışmasın diye mükemmellik gücü özellikle o güne işlenmiştir.

MANEVİ FORMU EDİNMEK

Manevi formu edinmede de bu böyledir. Edinimde iki çeşit hata vardır: 1) Hiçbir şekilde hâyâli olmayacak; 2) kişinin kendi varlığından şüphe duymaması gibi edinim de hiçbir şüpheye yer bırakmayacak.

Manevi” sözü rüzgârla (İbranicede Ruach, hem “ruh” hem “rüzgar” demektir) benzerlik gösterir, rüzgârın bir görüntüsü, şekli, sureti olmasa da hiç kimse onun varlığından şüphe etmez. Fakat rüzgar ölüme sebep olabilir. Dolayısıyla varlığı yaşam açısından aşikardır.

Bizler maddesellikten maneviyatı anlayabiliriz: Aklın özü, “her etin ruhu” denilen bedenin içselliğine benzer ve HaVaYaH’ tan mahrum olduğu kabul edilir.

Benzer şekilde “entelektüel ruh” denilen aklın içselliği de HaVaYaH’ tan mahrumdur.

Bu böyledir, çünkü kendi varlığını hisseden böyle bir varlık, eksikliğini de hisseder. Bu algı noksanlığı, entelektüel ruh ve onun içselliğinden mahrum hayvanlarda böyle değildir.

Bu nedenle onlar bu eksikliği fiziksel varlıklarının talebi ölçüsünde hisseder. Canlılıkları, eksiklik hissiyatının yoğunluğuyla ölçülür. Eğer eksiklik hissetmezse, kendini besleyemez ve varlığını devam ettiremez ve ölür. Dahası bedeni ve sağlığı eksikliğin hissiyatına bağlıdır tıpkı sağlıklı olanın daha fazla iştaha sahip olması, dolayısıyla daha fazla yiyip, daha sağlıklı olması gibi.

YARADAN’I EDİNMENİN GEREKSİNİMİ

Bizler entelektüel ruhun hissettiği eksikliği bilmeliyiz. İzin verin bunun onu Yarad’anı edinme ihtiyacı olduğunu söyleyeyim, çünkü yaratılanın doğasında kendi varlığını hissetmeye başladığı andan itibaren yaratıcısını bilme özlemi kazınmıştır. Bu demektir ki, yukarıda olanı araştırmaya hükmen hazırlanmıştır.

Bu eksikliğin tam olarak onu yaratanı edinmek olduğunu söyleyemeyiz, daha ziyade buna tüm sırları, doğaüstü şeyleri ve dostunun kalbindekileri bilme arzusu diyebiliriz.

Eğer böyle olmasaydı eksiklik sadece onu yaratanla tanımlanırdı. Fakat şu açıktır ki, bu içsel bir eksikliktir. Yaratılanlardaki arzu başkalarına doğrudur, eğer dünyada başka varlıklar olmasaydı onları hiçbir şekilde edinme arayışında olmayacaktı.

YARADAN’I EDİNME

Şöyle yazılıdır: “Sen hiçbir imge görmediğin için.” Bu yorum gerektirir, çünkü hangi aptal Yaradan’ın dünyasal bir benzeri olduğunu düşünür? İşte tam bu nedenle dünyada Yaradan’ı edinim vardır çünkü realitede var olmayan için arzu uyanmaz.

Daha ziyade bunu maneviyat ve onun hükümleri açısından tartışabiliriz. Bu doğruyu ve yanlışı fark etmede insanın hissiyatını etkileyen aklın anlamıdır. Bu idrake insan algısına göre aklın bedeni” denir. Bu sebeple bu idrak hiçbir benzeri olmayan fakat sadece duyularda algılanan ve “irade,” ya da “realite” ya da “realitenin yokluğu” denilen “yukarıdaki Tanrı’nın parçası” olarak tanımlanır. Bu ayete “aklın bedeni ve onun imgesi” denir. Bununla ilgili şunu söyleyebiliriz, bu ayet Tanrı’nın parçasıdır çünkü bu imge insana, insanın kendi algısına ve varlığına dâhildir.

Bu “Ben, ve sen sahip olmayacaksın, bunları Kudretli Olan’dan duyduk,” sözünün anlamıdır. “Ben” kelimesi ayrıca “Sen sahip olmayacaksın,” sözünü de içine alır, yani eğer Yaradan ille de onlara ifşa olacaksa, hiçbir uyarı yapılmayacak fakat onlara kendi arzusuyla ifşa olacak ve bu zorunlu bir durum olmayacak.

Bu sahip olduğu zenginliğini dostuna gösterip ona, “Sana gösterirdim ama şimdi sen benim zenginliğimi takdir etmezsin. O yüzden bu formu hatırlamak için kendini zorla, hafızanda bu formu sakladığın sürece zenginliğimi görmene izin verecek ve ondan sana bir parça vereceğim. Bu demektir ki, bu karar sana ait değil. Daha ziyade karar verici benim çünkü tüm yeryüzü benim.” Tüm görme O’nun arzusuyladır. Ve ben istersem ne gördüğünü bile hatırlamazsın. İstersem daima beni görürüsün. Dahası sana tüm unutulmuş şeyleri de hatırlatırım. Bunlar akılla idrak edilemeyecek olan Yaradan’ın mucizeleridir.

EDİNİMİN FARKINA VARMAK: SADECE TORA VASITASIYLA

Bilinen ve kanıt gerektirmeyeni ispatlamak ve gizli olanı reddetmek için çabalayan tüm Tanrısallık araştırmacılarını hayretle karşılıyorum.

Gerçek şudur ki, nereye dönersek dönelim ilk algının herhangi bir felsefi kanıta ihtiyacı yoktur. Bu bir insana “Kim yazdı bu muhteşem ilmin kitabını?” sorusunu sormaya benzer. Şöyle cevap verir: Dünyada böyle bir bilge yoktur, daha ziyade bu küçük bir çocuğun elindeki mürekkebi ilmin muhteşem sözcüklerini yaratan harfleri oluşturacak şekilde parşömenin üzerine döküvermesiyle olmuştur.

Aslında tüm gizlilik O’nun ilahiliğinden gelir ve onların inkarı dünyasal sınırlardan kaynaklanır. Fakat bununla ilgili kesinlikle sessiz kalırlar çünkü bu gerçekten yalnızca Tora ve Mitzvot’lar vasıtasıyla elde edilir.

Ayrıca bilmelisiniz ki, realitenin varlığı İlahiliğin hissiyatından yayılmalıdır. Buna beraberinde O’nun sevgisini ve O’nun bereketini getiren “tam farkındalık” denir. Oysa yavan, entelektüel akıldan yayılan böyle değildir.

Öyle anlaşılıyor ki, İsrail’in tüm ruhları Sina Dağı eteklerindedir çünkü buradan nesiller boyunca tüm İsrail ruhları yayılır. Dediğimiz gibi buHaVaYaH olan ve onun eksikliği içindeki bedenin ruhuyla ilgilidir. Canlılığı eksiklik kararına bağlıdır çünkü gören pozitif olmasa, entelektüel ruh yok olur. Bu nedenle doygunluğa erişemez ve dolayısıyla toptan iptal olur.

Fakat görmekle ilgili kural şudur ki, arzu hiç zorlama olmadan derhâl ona eşlik eder ve bu arzuyu inşa etmek için onu besler. Şöyle yazdığı gibi: “Günlerin çoğalacak,” bu Tora ve onun yasalarını yerine getirmek demektir. Dolayısıyla sanki onu bugün Sina Dağı’nda almışlar gibi görmekle ilgili yasa açıktır ve her gün onlar için yeni bir gündür. Fakat Tora’nın herhangi bir yasasını çiğnediklerinde, ışığı hiç görmeyen kör insanlar gibi derhâl karanlıkta kalırlar.

ENTELEKTÜEL ALGININ ÖZÜ

Bildiğiniz gibi bedene sahip entelektüeller yaratıcılarını hiçbir şekilde bilmez, tıpkı onlar gibi olan dostlarını bilmedikleri gibi. Bu böyledir çünkü kardeş gibi olan bir dost, akıl kıyafetlenmiş olduğundan, kıyafetlenme olmadan onun özünü ve içselliğini anlayamaz.

Ve kişi manevi bir form hayal edemediği için tüm bunlar ona görünmezdir. Ama yine de gözü daima dışsallığa kayar, yani dostunun bedenine ve fiziksel hareketlerine. Sebat ettiğinde ise tüm manevi dereceleri anlayabilir çünkü bu bilmek istediği şeydir.

Onun aklını ve gerçek manevi formunun derecelerini bilmiyor olmaktan dolayı eksiklik ve üzüntü duymaz çünkü dostunu kendinden daha fazla bilmeye mecbur değildir. Kendi içselliğini bile edinmemiştir.

Bu sebeple yaratılan doğanın tüm maddesel yasalarını iyi anladığında, şu denilebilir ki, Yaradan’ı yüz yüze biliyor. Bu tıpkı insanın dostuyla konuşması gibidir.

Becerimiz dâhilinde aklın özünü araştırdığımızda şunu buluruz ki, bu manevi varlıkları bir araya getirmekle olur ve bu birikimden onun “idaresi” yayılır. Bu demektir ki, hayvanlar üzerinde insanın tüm avantajı insanda manevi varlıkları içinde bir araya getiren bir organ olmasıdır.

Benzer şekilde insanın bir diğer insan üzerindeki avantajı yukarıda bahsedilen yayılımın gücünün miktarı ve varlıkların formudur çünkü biri önemli varlıkları büyütür bir başkası önemli olmayanları.

Manevi bir varlıkla, olmayan arasındaki fark şudur ki varlık entelektüel imgeyle sınırlıdır ve bu değişmeden kalır, yani zaman içerinde meydana gelen olaylarla değişmez.

Ve manevi olmayan zaman ve mekân etkisindedir. Bu tıpkı doğal olarak cimri olan birinin zaman ya da mekâna bağlı olarak hayatında bir kez büyük bir bağış yapması gibidir.

İNSANIN AKLINDA BİRARAYA GELEN YAYILIM

Bilin ki yukarıda bahsedilen hazırlık “insan aklı” denilen maddesel bedenin niteliklerinin ve organlarının bir damla özütü gibidir. Bir araya gelen ilk yayılıma tutunur ve insan aklına uzanır.

Örneğin, hâlâ bir çocukken insan dünyanın ve onun Yaratıcı’sının idaresini seyreder. Bazıları bilgiye, bazıları zenginliğe, bazıları da güce tutunur. Eğer sevdiği için bilgi niteliğini seçerse, kendini iyi amellerin yayılacağı iyiliğe çekmiş olur. Fakat eğer zenginliğe tutunursa, aklına bayağı bir manevi varlığı çekmiş olur.

Daha sonra, büyüdüğünde, daha çok değer görür. Örneğin; Biri maddesel iyeliğini bırakıp kendini öğrenmeye adayabilir. Eğer çocuk bunu yaparsa o zaman aklında iyi bir varlık yaratır. Fakat bunu yapmazsa, kendine aşağı bir varlığı çekmiş olur.

Sonrasında öğrenme şekli gelir —Yaradan’dan ya da yaratılanlardan— ve sonrasında ödül alıp, almadığını kontrol eder. Tüm bu imgeler yaratılan varlıklardır ve bu birikimden “akıl” denilen tek bir madde ortaya çıkar.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,327