e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Yehuda Halevi Aşlag (Baal HaSulam) > Şamati (Duydum) Makaleleri > 5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

Behinat Lişma edinmek ve anlamak kişinin elinde değildir, zira böyle bir şeyin dünyada var olabileceğini anlamak insan kapasitesinin üzerindedir. Zira kişinin anlayabilmesi için maneviyat ve sevapla ilgilenmesi gerekir ki bir şey edinebilsin. Burada kişisel mutluluk olmalı, yoksa kişi hiç bir şey yapamaz.

Aslında, Yukarı’dan gelen ışığın bir yansımasıdır ve sadece bunun tadına bakan ve bilen anlayabilir. Bununla ilgili şöyle yazar, “Tat ve gör ki Allah iyi.”

Dolayısıyla, Lişma’ya ulaşabilmek için kişinin neden tavsiye ve yönlendirme araması gerektiğini anlamalıyız. Her şeyin sonunda, kişiye hiç bir şey yardımcı olamaz, zira Yaradan kişiye bu ikinci doğa olan “ihsan etme arzusu” vermezse, kişinin Lişma yolunda sarf ettiği hat safhadaki çaba bile kişiye yardımcı olamaz.

Bunun cevabı, hocalarımızın yazdıkları gibi; “Çalışmayı tamamlamak senin işin değil ve bu işte tembellik yapmakta da özgür değilsin.” Bu şu demektir ki, kişi aşağıdan bir uyanış sağlamalıdır, zira bu bir dua olarak algılanır.

Dua bir ihtiyaç olarak sayılır ve bir ihtiyaç olmaz ise doyum da olmaz. Dolayısıyla kişinin Lişma’ya ihtiyacı olunca, doyumu Yukarı’dan gelir, yani kişi ihtiyacını karşılayacak şeyi alır. Şöyle ki kişinin çalışması Yaratan’dan Lişma’yı alabilmesi için sadece bir eksiklik ve Kli (Kab) oluşturması için gereklidir. Ancak, kişi asla bu eksikliğin karşılığını kendisi dolduramaz, doğrusu bu Yaratan’dan bir armağandır.

Ancak, dua bütün olmalıdır, kalbin derinliğinden. Şöyle ki kişi yüzde yüz bilir ki kendisine dünyada Yaratan’dan başka hiç kimse yardımcı olamaz.

Peki, kişi, Yaratan’dan başka hiç kimsenin yardımcı olamayacağını nasıl bilebilir? Kişi bunu ancak elindeki tüm gücü harcadıktan sonra kendisine hiç bir şeyin yardımcı olmadığını görünce anlayabilir. Dolayısıyla, “Yaradan adına” koşulunu edinmek için kişi dünyada elinden mümkün olduğunca gelecek her şeyi yapmalıdır. O zaman kişi tüm kalbiyle dua edebilir ve Yaratan duasını duyar.

Ancak, kişi bilmelidir ki Lişma edinmek için çaba sarf ederken, sadece tümüyle ihsan etmek için çalışmayı üstlenmelidir, yani sadece ihsan etmek için ve hiç bir şey almama koşuluyla. Kişi ancak o zaman organlarının bu fikre karşı olduğunu görebilir.

Bu koşuldan kişi berrak bir bilince ulaşabilir ve şikâyetini Yaratan’a aktarabilir ki Yaratan kendisine yardım etsin ve yardımıyla bedeni sadece Yaratan adına koşulsuz çalışma koşuluna gelebilsin, zira görür ki kendisi bedenini tümüyle Yaratan’a karşı ilga edememektedir. Böylelikle kişi bedeninin bu koşul altında Yaratan için çalışmaya razı olacağını ümit etmekten vazgeçer, o zaman bu dua kalbinin derinliklerinden olabilir ve böyle bir dua kabul görür.

Bilmeliyiz ki Lişma edinerek, kişi kötü eğilimi ölüme mahkûm eder. Kötü eğilim kişinin kendi için alma arzusudur ve ihsan etmeyi edinmek alma arzusunu her hangi bir şey yapmaktan tümüyle engeller. Bu koşula ölüme koymak denir. Zira makamından kovulmuştur ve artık kullanılmadığı için yapacağı hiç bir şey yoktur ve fonksiyonunu artık yerine getirmediği için ölüme koyuldu denir.

Kişi “İnsanın kızgın güneşin altında çalışmasıyla edineceği kar nedir?” diye düşündüğü zaman, kişi iki nedenden dolayı kendisini O’nun adına çalışmaya koymakta zorlanmaz:

  1. Her halükarda, isteyerek ya da istemeyerek, kişi bu dünyada çaba sarf etmek durumundadır ve tüm bu çabasının karşılığında elinde ne kaldı?
  2. Öteki taraftan da, eğer kişi Lişma çalışmak istiyorsa, kişi çalışmasında da mutludur, Dubna’lı Sayer’in atasözünde olduğu gibi, “Sen Yakup, beni çağırmadın, ne de benimle ilgili kendini yormadın.”

Şöyle anlatıyor, küçük bir çantayla trenden yolculuğunun sonunda inmiş bir adam. Tüm tüccarların hamalların alıp otele getirmesi için çantalarını koyduğu yere küçük çantasını koyar. Hamal tüccarın böyle küçük bir çantayı kendisinin taşıyacağını düşünür ve bunun için bir hamala gerek yoktur, bu yüzden büyük bir paketi alır.

Tüccar ona her zamanki ödediği gibi küçük bir bahşiş vermek ister, ama hamal almak istemez ve şöyle der: “Otel’in lobisine büyük bir paket getirdim, beni çok yordu ve sizin küçük çantanızı zorlukla taşıdım ve siz bana bu az bahşişi vermek istiyorsunuz?

Alınacak ders kişinin gelip manevi ve sevabın yolunda ilerlerken çok çaba harcadım demesine karşın, Yaratan şöyle karşılık verir: “Sen Yakup, beni çağırmadın.” Başka bir deyişle, aldığın benim çantam değildi, bu çanta bir başkasına ait. Bana manevi ve sevap yolunda çok çaba sarf ettim diyorsun, başka birisi için çalışıyor olmalısın, ona git ve ödemeni sana o yapsın.

“Ne de Benimle ilgili kendini yormadın” cümlesinin anlamı budur. Bu şu demektir, her kim Yaratan için çalışır ise zahmeti yoktur, aksine, mutluluk ve manen yükseliş vardır.

Ancak, başka sebepler için çalışan bir kişi Yaratan’a gelip çalışmasında Yaratan’ın kendisine canlılık vermediği için şikâyette bulunamaz, zira Yaratan için çalışmamıştır ki ödemesini Yaratan yapsın. Aksine, kişi çalıştığı diğer şeylerden zevk ve canlılık alması için şikâyette bulunabilir.

LoLişma’da birçok maksat olduğundan, kişi amaçtan çalıştığı ödülü talep etmeli, yani canlılık ve memnuniyet. Onlarla ilgili şöyle yazar; “Bunu yapanlar onlar gibi olurlar ve onlara güvenen herkeste.”

Ancak, bu yazılanlar biraz akıl karıştırıcıdır. Zira görüyoruz ki kişi kendi üstüne cennetin yükünü başka hiç bir niyeti olmadan bile alacak olsa, bu yükü hala üstlenecek hiç bir canlılık kendisini ilerletemez, kişinin üstüne bu yükü almasının tek sebebi mantık üstü inançtır.

Başka bir deyişle, kişi kendisini zorlayarak ve rızasına karşı çıkarak yapar. Dolayısıyla şöyle sorabiliriz; Neden kişi bu çalışmada yoğun çaba hisseder ve beden her an bu işten kaçabilmek için bir neden arar ve manevi çalışmasında hiç hayat hissetmez? Yukarıda yazılanlara göre, kişi alçakgönüllülükle çalıştığı zaman ve sadece ihsan edebilmek için çalıştığında, neden Yaratan kişiye bu işte tat ve canlılık bağışlamıyor?

Bunun cevabı şudur, bilmeliyiz ki bu çok büyük bir ıslahtır. Bu koşul olmasaydı, yani eğer Işık ve canlılık aynı anda kişiye manevi yolda cennetin yükünü üstlenip çalışırken yansısaydı, kişi çalışmasında hayat hissederdi. Başka bir deyişle, kişisel alma arzusu bu çalışmaya razı ve gönüllü olurdu.

Böyle bir koşulda elbette hem fikir olur zira arzusunu doldurmak ister, yani kişisel menfaati için çalışır olur. Eğer koşul böyle olsaydı, asla Lişma’ya (O’nun adına) ulaşabilecek bir imkân olmazdı.

Bunun nedeni insanın kendisi için çalışmaya eğilimli olduğudur, kişi manevi yolda çalışmaktan dünyevi arzularına nazaran daha fazla haz duyar. Dolayısıyla kişi LoLişma (O’nun adına değil) koşulunda kalmak zorunda kalırdı, zira bu koşulda çalışmasından zevk duyardı. Kişisel tatminliğin olduğu yerde kişi hiç bir şey yapamaz, zira karın olmadığı yerde kişi çalışmaz. Şöyle ki, eğer kişi manevi çalışmada tatminlik duysaydı, kişinin o hal içerisinde kalması gerekirdi.

Bu anlatılan şu hikâyeye benzer; insanlar bir hırsızın peşinde koşarak kovalayıp “yakalayın” diye bağırırken, hırsızında en önde koşup “hırsızı yakalayın” diye bağırması gibidir. Bu şekilde gerçek hırsızın kim olduğunu tahmin edip çaldığını elinden almak zordur.

Ancak, hırsız, yani kişinin kendisi için alma arzusu, Cennetin Yükünü üstlenmekten hiç hayat ve tat duymadığı zaman, kişi bu koşulda mantık ötesi çalıştığı zaman, kendisini zorlayarak, o zaman beden arzusuna karşı bu çalışmayı yapmaya alışır ve o zaman kişi Yaratan’ına mutluluk verecek bir çalışmaya başlayabilir.

Bu böyledir, zira kişiden istenilen yegâne şey, manevi çalışmasıyla Yaratan ile Dvekut’a (Bütünlüğe) gelmektir ve bu kişiye form eşitliği olarak ifşa olur, kişinin tüm yaptıkları, sadece ihsan etmek için olur.

Şöyle yazdığı gibi; “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin.” “O zaman” kelimesi ilk başta, kişinin çalışmaya başladığı zaman, zevk duymadığı zaman. Yani, kişinin çabası kendisini zorlayarak olduğu zaman.

Ancak, sonradan, kişi kendisini incelemektense ihsan etmek için çalışmaya alıştırdıktan sonra, eğer kişi manevi çalışmasından tat alıyorsa, Yaratan’ına yaptığı çalışmayla haz verdiğine inanıyorsa, kişi Yaratan’ın yaptığı çalışmayı her ne kadar olursa olsun, kabul ediyor demektir. Her şeyde Yaratan, memnunluk getirecek niyeti inceler ve bu durumda kişide “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin” koşulu oluşur.

Yaratan adına çalıştığı zamanda bile kendisini mutlu ve canlı hisseder, sanki gerçekten Yaratan için çalışıyormuş gibidir, zira kişinin kendisini zorlayarak yaptığı çalışmada kişiyi ağırbaşlılıkla çalışmaya hak kazandırır. Görürüz ki, o zamanda kişinin aldığı memnuniyetlik Yaratan’la alakalıdır, yani özellikle Yaratan içindir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,277