e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Niyet

“Yaradan Uğruna” Niyet

Alma arzusunu ihsan etme arzusu olarak değerlendirebiliriz. Eğer senin hediyeni almam gerçeğinin sana haz vereceğini bilirsem, onu alırım. İçimdeki alıcı (alan), senin hediyeni almakla sana haz vererek bir vericiye (veren) dönüşür. Böylelikle kendi alma arzumu kullanıyorum ama başka bir doğrultuda. Doğal alma arzumun bu yeni kullanımına “ıslah” denir. Kendi arzumdan özgür kalırım, sanki ondan uzakmış ve ona tabi değilmiş gibi. Arzuma köle olmaktansa hiçbir şey almamayı tercih ederim.

Senin hediyeni alırken çok büyük zevk göstermeliyim ki sonrasında bu hazzı sana verebileyim. Bu yolla arzumun kendisi değişmez; değişim sadece onun kullanımındadır.

Arzular her zaman kullanımlarına göre, ortaya çıkan hazza göre ve almayı vermeye çevirme olasılığına göre daha hafif ya da ağır olarak ayrılırlar. Bir arzuyu giysilerinden ayırmak, onu saf koşulunda görmek çok önemlidir. Bu arzuyu en hafifinden en ağırına kadar kullanma fırsatı doğurur. Ancak her parça kendini ifşa ettikçe öncelikle onun üzerinde, “Evet, işte haz bu, ancak bunu kullanmayı durdurabilirim ve ona karşı koyabilirim,” diyerek bir kısıtlama gerçekleştirmeliyiz. İşte bu şekilde ev sahibi, haz ve kendim arasında bir paralel çizebilirim.

Ondan sonra, bu sadece bir oyun meselesi. Belli bir arzu bana gelir. Onu tamamen reddettikten sonra ev sahibinin hatırı için alabildiğim kadar alırım. Bu nedenden dolayı çalışmamıza “çarparak bütünleşmek” denir, çünkü hazzımızı bir perde vasıtasıyla durdurup uzaklaştırırız ve sonra ev sahibine vermek için alabildiğimiz kadar kabul ederiz. Elimdeki tüm araçları doğru kullanmalıyım. Ancak öncelikle, en azından bir dakikalığına, kendimi bana gelen her şeyden ayırmalıyım.

Daha sonra, yaratılışın amacını ele alırken, Yaradan’la bağ kurmak, her bir hareketimi Yaradan’a yönlendirmeliyim. Tüm arzularımı bu şekilde değerlendirmeliyim. O zaman onlardan aldığım haz çoğalır. Ve bu, haz alma kabımı büyütüyorum demektir. Sadece arzuları doğru kullanmak gerekiyor, yani ortaya çıkan şeyleri sürekli olarak her dakika analiz etmek gerekiyor. Bu süreçte Baal HaSulam ve Rabaş’ın makale ve mektupları çok büyük yardım sağlıyor.

İlerleme neler olduğunu anlamaktan oluşuyor. Arzularımın ve hazlarımın efendisi değilim. Sadece olayların sürekli analizi bizi tüm arzularımızın doğru kullanımına götürür. Düşüncemizi bize neden böyle bir arzu verildiğine yönlendirmeliyiz; ne için, nasıl tepki vermeliyiz ve neden bunu yapmaya değer. Ve bir bakıma buna dışardan bakmalıyız. Bütün bu örneklerle insan Yaradan’ın neden bunları kendisine yaptığını öğrenir. Bazen insana öyle arzular verilir ki karşı koyamaz ve bazen doyurulması mümkün olmayan arzulardır.

Sadece her şeyi kontrol altında tutup sürekli izlemek gerekiyor. Çoğu zaman belli bir olay ele alındığında insanın olaya verdiği reaksiyon değildir önemli olan, sadece o olay sırasındaki deneyimdir. Ancak olanları doğru değerlendiremeyiz. Bizim gözümüzde bir günah ya da haddi aşma gibi görünmesi sorun değildir. Gerçekten de böyle bir eylem bizim için faydalı ve istenilmiş olabilir. Yaradan bize belli bir deneyim ve bilgi edinmek için böyle bir sürü hisler verir.

Sonuç olarak insan Yaradan’la herhangi bir bağ olmamasına rağmen haz aldığını anlar. Bu anlayış onu kendi egoizminin kötülüğünü kavradığı korkunç bir koşula sokar ve bu o kadar güçlüdür ki o zaman kendi kişisel hazzını hemen ve sonsuza dek feda etmeyi, ondan feragat etmeyi arzular.

Ancak Yaradan bizim zevk almamızı istiyor, bu Yaratılışın Amacı olarak beklenilendir ve haz gerçek olmalıdır – hayvansal, bencil seviyede değil, Yaradan’a vermek niyetiyle. Zevk almaya karşı yaklaşım özünde değişecektir.

Tüm yaratılış alma arzusunu temsil eder. Yani, dişi temel verme arzusu olan Yaradan’a, erkek temele karşıdır. Yaratılış da kendi içinde dişi ve erkek kısımlara bölünmüştür. Eğer yaratılış Işığa benzerse ve formu alırsa, o zaman erkek kısım olarak adlandırılır. Ve eğer Işığın dışında kalırsa, bir hayvan gibi alırsa, o zaman dişil kısım diye adlandırılır. Yaratılışın ıslahı açısından arzuların sınıflandırılması bu şekildedir. Ancak ıslahın dışında doğal bir bölünme daha vardır ki erkek kısım ilk dokuz Sefirot ve dişi kısım da Malhut’dur.

Dünyamızda her şey Âdem’in ruhunun manevi dünyada 600.000 ruha bölünmesinin sonucudur. Bu parçalar ıslahın değişik derecelerindedir ve her seferinde ya dişi ya da erkek fonksiyonlar gerçekleştirmek zorundadırlar, yani bazen sağ çizgiyi (veren, erkek) ve bazen de sol çizgiyi (alan, dişi) izlerler. Tora’daki tüm İsimler yükselme merdiveninde manevi edinimlerdir. Ancak her İsmin edinilmesi için sağ ve sol çizgiyi temsil eden dişi ve erkek parçaların aralıklı olarak oynanması gerekmektedir. Örneğin, Firavun, Musa, İsrail, Dünya Milletleri seviyelerinde hem dişi hem erkek taraflar vardır, ancak her bir İsim belli bir seviyede ancak bir kez edinilir.

Bir kadın ve bir erkek birlikte, Atzilut dünyasının Zer Anpin ve Malhut arasndaki bir Zivug’u (çiftleşmeyi) temsil eder, onların özü ve bağlarının derecesi her seferinde daha yüksek bir seviyeye belli bir isim verir. Erkek ve dişi durumlar tüm 125 manevi derecede sabit durumlardır.

Öyleyse, nasıl davranmalıyız: erkek olarak doğan ben ve kadın olarak doğan eşim? Hepimiz sunulan herhangi bir durumda bize gelen fırsatlara göre davranmalıyız.

Hepimiz egoistler olmamıza ve her şeyde sadece kendi çıkarımızı görmemize rağmen öncelikle pek hoş olmasa da, kendimiz hakkındaki gerçekleri görme fırsatı verdiği için Yaradan’a teşekkür etmeliyiz.

Bir kadın için, evde ya da işte, olaylarla baş edebilmek için hisleri yerine aklıyla içsel kuvvet bulması, gerçi bazı şeyler kalbini etkileyip onda vahşi bir tepkiyi ateşleyebilmesine rağmen, bir erkeğe göre daha kolaydır. Her şeyi hafiften almayı ve her şeye dışardan bakmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Tüm çalışmamız bu: her durumun ev sahibi olmak, hislerini kontrol etmek. Elbette, kişi patlayabilir, ancak kişi bunun neden olduğunu ve daha sonra ne yapılması gerektiğini analiz etmelidir. Bu şekilde, adım adım beyni kalpten, aklı hislerden ayırırız.

Zohar Kitabı’na Girişte şöyle der: “Ve dünyalar, zevk alma arzusunun beden şeklini edindiği yer olan bizim fiziksel dünyamızın realitesine lütfetti. Ve bedeni doyuran şey bir ruh oldu. Ve bu bozulma ve ıslah süreciydi.”

“Beden” kişinin kendisi için bencilce alma arzusu demektir. Yaratılış düşüncesinin kökünden çoğaldı, saf olmayan dünyalar sisteminin tümünden geçerek daha ve daha da kabalaştı ve on üç yıl etki altındaydı. Bu sürece “bozulma süreci” denir.

Ve sonra, emirler aracılığıyla Yaradan’a vermeye doğru yönlendirildiğinde, beden kendisini ilk içine gömüldüğü bencilce alma arzusundan arındırmaya başlar ve yavaş yavaş ihsan etme arzusunu edinir. Bu, bedenin Yaradan’ın ışığını, yaratılış düşüncesinin kökünden aşağı inen ruhu almasını sağlar. Ruh aynı zamanda tüm saf olmayan dünyalar sisteminden geçer ve bedenle giyinir. Bu sürece “ıslah süreci” denir.

Yaratılış düşüncesine göre insan, ebediyet dünyasından aşağı inen manevi adımlar merdiveniyle karşı karşıyadır. Bu merdiven onun tüm eylemleri tamamen ihsan edici olana dek, “Yaradan için” niyetini edinmekte yukarı çıkması için kullanılır (yani insanın kendisi için değil sadece Yaradan’a vermek için almasında). Bunu yaparak insan kendi özelliklerinin Yaradan’ın özellikleriyle tamamen bütünlüğüne ulaşır, O’nunla birleşir, çünkü vermek için almak, katıksız vermeye eşdeğerdir. Böylece, insan Yaratılış Düşüncesinde ona Yaradan tarafından bahşedilen muazzam ve sonsuz hazzı almakla onurlandırılır.

Alma arzusunu verme arzusuna dönüştürmek mümkün değildir; alma arzusu insanın “ben”ini temsil eden ve onunla kalan bir şeydir. Gerekli olan şey sadece bu arzuya niyeti eklemektir, yani insanın hazzının yönünü değiştirmesi. O zaman insanın bedeni (arzuları) gelişmeye (örneğin, 10 gramlık) başlar, arınır ve Yaradan’ın ışığı ile doyurulmayı kabul etmeye hazır hale gelir, ışık da bedene girebilmek için kendisini yukarıdan aşağı inerken ıslah olmuş bedenin 10 gramına indirger. Dünyaların iki sistemi – kutsal ve saf olmayan – eşzamanlı çalışırlar ve insanı ıslah etmekte bir birlerine yardım ederler. İnsan tarafından edinilen her manevi adım diğerine tırmanmaya yardım eder ve sonunda insan sonsuzluğu, mükemmelliği ve doğum ve ölümün yeni bir bakış açısını edinerek son adıma ulaşır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,311