e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Koşulsuz Sevgi

Kalpteki Nokta Adlı Bir Ders’den

23 Aralık 2004

İlk olarak, sevgi nedir? Herkes bunun bizim dünyamızda var olduğuna inanır. Bizlerde bunu hissetmek isteriz ve muhtemelen de birilerini sevmeye hazırızdır. Peki, ama sevgi kavramı ne anlama geliyor?

Bilim insanları henüz bunu çözebilmiş değiller ama artık genlerin her şeyi belirlediğini görmeye başladılar. Örneğin, genler bir insanı hırsızlık veya cinayete meyilli hale getirebilir.

Belki sevgi içinde bir gen vardır. Eğer bir insan bu gene sahip değilse, o zaman o kişiyi sevmeyi başaramamakla sorumlu tutabilir miyiz? Eğer her şey genlere dayanıyorsa?

Sevgi nedir? Birini veya bir şeyi seviyorum demek ne anlama gelir? Seviyorum demek bize zevk, keyif veriyor demektir. Bu oldukça açık. Eğer bir şey bize acı çektiriyorsa, acının kaynağından nefret ederiz. Sevdiğimiz kişiye yakın oluruz, o kişiyle bir bağlantı kurmayı, beraber olmayı arzularız. Ama ne zaman başka olasılığı fark ederiz, o zaman bizim için o kadar da iyi olmadığını düşünürüz ve soğuyup uzaklaşmaya başlarız.

Sevgi, bize keyif veren bir şeyden alınan zevk duygusudur. Eğer bunu hissetme arzumuz varsa, o zaman mutlaka bize keyif veren birini aramaya başlamalıyız.

Sevgi nasıl iki insan arasında meydana gelebilir? Baal HaSulam bunun olması için insanların özelliklerinde benzer olması gerektiği şeklinde açıklıyor. Evrensel kural bütün evreni etkiler, bütün dünyalar da ki buna bizim ki de dâhil, bu form eşitliği kanunudur.

Bu kanuna göre, bizler sadece inceleyip, algılayıp ve gözlemlediğimiz şeylerin kendimizle olan benzer kısımlarını hissedip, anlayıp, idrak edebiliriz. Eğer bu şey ile aramızda hiçbir benzerlik bulunmuyorsa, bizlerde hissedemeyiz. Eğer düşüncede bile olsa; ‘’biraz ya da kısmen’’ başka bir insanla benzerliğimiz yoksa o zaman o kişiyi anlamamız mümkün değildir.

Biriyle bir bağlantı kurduğumuz zaman, arzularımızda ve düşüncelerimizde eşitlik olduğu kadar o insanı anlayabiliriz (bunun hem kalbimizde hem de aklımızda olması gerekir). Ayrıca kendimizi uzaklaştırdığımız halde hala aramızda bir bağlantı bulunan kişileri de anlamamız mümkündür. Form eşitliği, bir kişiyle veya hangi bir şeyle bağlantı kurabilmemiz için gereken koşuldur.

Peki, ama iki egoistin birbirini sevmesi, bu nasıl mümkün oluyor? Böyle bir durumda birbirlerinin özelliklerine benzemek zorundadırlar. Mesela eğer karşımdaki bir şeyi seviyorsa bende sevmek zorundayımdır ya da nefret ediyorsa da nefret etmek zorundayımdır. Ancak bu şekilde bağlantı kurabiliriz.

Ortaya çıkıyor ki bizler iki şey arasındaki sevgiden bahsetmiyoruz. Biz onların formdaki eşitliklerinden bahsediyoruz, arzularındaki ve düşüncelerindeki benzerliklerden, ölçülebilen yeni bir durumdan bahsediyoruz. Kendi düşüncelerimizi ve arzularımızı başka insanlar ile karşılaştırabiliriz ve onlarla benzerliklerimizin ölçüsü aramızdaki bağlantıyı belirleyecektir.

Ama eğer arzularımız zevk ya da egomuz için olursa, sürekli değişir. Bu sürecin aynısı başka bir insan içinde geçerlidir ve bu devam eden süreçte bir sonraki adımın ne olacağını, birbirimize daha mı yaklaşacağımızı yoksa birbirimizden daha mı uzaklaşacağımızı bilemeyiz.

Bugünlerde, egoist arzularımız o kadar gelişti ki artık içimizi yakıyorlar. Zevk için büyüyen arzularımızın kapsamı daha önceki yıllarda ve nesillerde görünmezdi. Geçen her yılda bizler daha egoist hale geliyoruz ki bu durum insanlığın bu tip değişimler geçirmediği son yüz ve iki yüz yılda konu bile değildi.

Ve eğer zevk için olan arzularımız bu kadar hızlı artıyorsa, bugün insanların birbirini anlamaması büyük bir sürpriz olmaz. Boşanma artık hayatlarımızda kolaylıkla kabul edilebilir hale geldi. Bazıları, insanların 70 yıl boyunca nasıl hiç boşanmadan veya birkaç kez evlenmeden yaşadığını güçlükle anlıyor ve bir boşanmadan diğerine geçerken aile hayatına dayanmak çok zor oluyor.

Aynı şey kişinin kendi içindeki durum için de geçerli. Bugün bir şeyi anladığımda aynı şeyi dün anladığım şekilde anlamıyorum ve sürekli kafam karışıyor. Bütün bunlar zevk için olan çok hızlı gelişimimizin sonucu. Bir birimize yakın kalıp kalmadığımızı veya hala benzerliklerimiz olup olmadığını anlayabilmek için duraklayamayız.

Bu da, bu dünyada da sevmeyi başarmak için ne kadar arzulasakta başarılı olamayacağımızın sebebidir. Sevginin bu dünyada var olmadığını söyleyerek daha iyi hissedebiliriz.

(Dinleyiciler arasında gülme ve hareketlilik oluşur)

Soru: Öyleyse şimdi eve gidebilir miyiz?

Neden? Belki başka bir şeyler daha vardır (Gülerek). Evde ne var? Orada biri seni mi bekliyor, seni seven biri? Ama bekle sana nasıl seveceğini öğreteceğim (Güler).

Bir çözüm var aksi takdirde ben burada olmazdım. Mesela sizlere kendimizi de sevmediğimize dair bir örnek: Bizler sürekli kendimizle, ilişkilerimizi başkalarıyla konuşmamak için  tartışır ve tezat oluştururuz.

Herkes sorunu anlıyor. Her durumda da soru aynı; insanlarla sevgi diye adlandırılan tam bir sistem oluşturabilir miyiz ya da en azından anlayışlı tam bir ilişki? Bizler sevginin tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Sevginin tanımı, sevginin konseptinden tamamen farklı anlamlar içerebilir.

Bir annenin çocuğunu sevdiğini söyleyebilir miyiz? Çocuklar ailelerini sever mi? Eğer bu kategorileri derinlemesine inceler ve araştırırsak sonuçta ortaya çıkacak olan kavramın sevgi olacağından emin değilim.

Aslında, Maneviyat’ta oldukça kolay bir şekilde açıklanmış olan basit bir çözüm var. Şöyle yazıyor: “Erkek ve Kadın (eşler) – Şehina (Kutsallık) – aralarında.”  Bireyler eğer eşler arasındaki Şehina adı verilen tamamen bağlayıcı bir element takdim edebilirlerse, işte o zaman gerçekten karı koca olup birbirlerine bağlanırlar.

Peki, bu bağlayıcı element neyi temsil ediyor? Her iki eş de egolarının, zevk için olan arzularının ötesine geçtikleri zaman bu oluşur. Bunu yaparak aynı zamanda Şehina’ta tek bir Kli olurlar. Bu ortak Kli’deki hisleri ise sevgidir.

Basitçe açıklamak gerekirse, sevgi Yaradan’ın birleşmiş hissidir. Ortak bir Kli’nin içini dikkatlice araştırırsak, birbirini seven iki kişi vardır ve bu durum kendini başka hiç bir formda açıkça gösteremez.

Bizler çok özel bir zamanda yaşıyoruz, bulunduğumuz bu zaman bizleri düzelme sürecine başlamaya itiyor. Her kişi kendi düzelmesine başlamalı ve bu durumu da dünyanın genel olarak düzelmesi takip edecektir. Tıpkı Baal HaSulam’ın bizlere açıkladığı gibi, bizler 6000 yıldır süren dünyanın manevi gelişim sürecinin sonundayız. Bu süreç, her ne kadar insanlık daha önceden var olmuşta olsa Adam ha Rişon (İlk Adam) ile başladı. Bu durum insanlığın gelişim sürecini ifade eder ki bu süreç 6000 yılın sonunda bitmelidir ve bizler şuanda 5764 yılındayız.

İşte bu yüzden bütün bu düzelmelerimizi şimdi yapmalıyız. Yukarıdan yardım alıyoruz ve ileri doğru itiliyoruz. Bu yardım nasıl belirecek? Egomuz bizlere bütün formlarında açıklandı, bu formlara ekonomik, psikolojik, eğitimsel vb. sorunlarla baş etmeyi başaramadığımız da dâhil. Yaşamlarımızın her alanında krizlerle karşı karşıya kaldık, bilimde, toplumda ve hatta ailede.

Bunların hepsi kötü doğamızı ifşa etme ve ümitsizliğin dışında insanların kendilerini düzeltmesi niyetiyledir. Bizi ilerlemeye iten bu motivasyonların en güçlülerinden biri de sevgidir. Gerçekte bir insanın içindeki sevgi arayışı o insanı farkında olmadığı halde ileri iter, çünkü bizim eninde sonunda ulaşmak istediğimiz  genel amacımız ebedi sevgi olarak tanımlanır.

Bizim gelişimimizi sağlayan yükseldiğimiz her aşama, kendimizi düzeltmelerimiz ve manevi ideale yaklaşmamız, hep sevgiyi fark etmemize doğru olan adımlardır. Bu göründüğü kadar kolay ve önemsiz değil. Aksine, bu bize sevginin bizim dünyamızda, bizim düzeyimizde olmadığını gösteriyor. Sevgiye gerçekten erişebilmek için kendi dünyamızın ötesine Atsilut’un dünyasına gitmeliyiz.

Ne zaman ki bir insan kendini tamamlama yeteneğine sahip olmadığını anlamaya başlar ve bu dünya da hiç bir tatmin elde edemezse, o zaman kişi yaşamının köklerini aramaya başlar ve tabii genel olarak gelecekte ne olacağını. Yavaş yavaş insan kendisini düzeltme ihtiyacı hissedeceği bir duruma gelir ve insan doğasının üzerine yükselir, ondan sonra kişi gruba gelir.

Grubun özü insanın içinde sevgiyi yetiştirmektir; dostlar için olan sevgi ki bu temelde Kli’nin ebediyet ve kusursuzluğa ulaşması ve üst dünyaları hissetmesidir. İnsan sadece egoist, bencil olmayı bıraktığı zaman üst dünyaları hissedebilmeye başlayabilir.

İşte bu sebepten dolayı “Komşunu kendin gibi sev” diye yazılmıştır, bu maneviyat’ın temel kuralıdır. Bu, bize göründüğü gibi, sevgi hatırına sevmeliyiz anlamına gelmiyor, çünkü kendi içinde bu durum hiç kimseye başvurmaz. Buna karşın, bu şartlandırma bize yükselme olanağı sağlıyor. Bu kendi doğamızın ötesine geçebilmek için olan bir parola, bir koşul oluşturuyor.

Burada da birkaç bireyin daha yardımına ihtiyaç duymuş oluyoruz, yani gruba ihtiyacımız oluyor. Kabalist grupları nesillerdir devam ediyor. İlk Kabalist Hz. İbrahim, Yaradan’ı idrakten sonra hemen kendi çevresinde bir topluluk oluşturmaya başladı. Bir çadırın girişine oturdu ve içtenlikle insanların gelip çalışma niyetiyle yaklaşmasını diledi ve bu şekilde kendine bir grup oluşturdu. Bu grup dostlar için sevgi kurallarından çok önce var oldu.

Bizler bütün bu kuralları, Kabalistler tarafından yazılmış olan çeşitli kitaplarda bulabiliriz. Kitaplar Kabalistler tarafından daha önceden kendileri için tanımlanmış olan çok sayıda açıklama ve koşulları kapsar, bunlar bir birlik oluşturmanın gereksinimleri olarak ta tanımlanabilir. Kitapların içlerinde yer alanlarla, birlik halinde, Şehina’ın mekânında bir Kli oluşturulabilir, bu şekilde manevi ve ebedi hayatta Yaradan’ı hissedebiliriz.

Bunu içinde hissedemeyen kişi, Kli olamaz. Kişi insan olarak sadece tek bir noktayı temsil edebilir ve bu nokta da onun diğer ruhlara bağlanmasını istemeye karar verdiği noktadır. Kli sadece diğer ruhlarında arasındayken gelişebilir ve bu içinde olmak anlamında değildir, aradaki bağlantıda olmak anlamındadır, bu da maneviyatı hissettiğimiz her yerde vardır.

Hepimizin de bildiği gibi, insanlar bedensel hayattan sadece bir saniyeliğine bile olsa koptuklarında hemen yükselmeyi, ışığı ve ebediyeti hissederler.

Bir grup insana maneviyatı hissetmesinde yardımcı olur. Günümüzde biliniyor ki Hz. Musa maneviyat’ı aldıktan sonra tıpkı Kabalist Akiva’nın da yaptığı gibi öğrenci grupları oluşturdu. Kabalist Şimon meşhur on kişilik grubuyla beraber Zohar’ı yazdı. Bütün Kabalistler aynı şeyi yaptılar. Maneviyata ulaşmak isteyen her kim olursa olsun sevmeyi başarmak zorunda, başka seçeneği yok. Bu Kli’nin sonsuzluk algısını diğerlerine bağlanarak kazanmasıdır.

Ve ne zaman ki insanlar egolarının ötesine gitmeye karar verirler, ancak o zaman birbirlerine bağlanabilirler ve çalışmalar sırasında onlar ışığa ulaşır, Kaynak’a geri getirirler. En sonunda, bütün bu sonsuz ışığa Maneviyat deniyor. Sonra da sevgiye erişiyoruz.

Çalışmalarımız sırasında aldığımız ışık bizleri düzeltiyor. Ondan sonra ‘Ödül ve Ceza’ denilen seviyelere yükseliyoruz. Ödül ve ceza aynı zamanda bir insanın düzelmesi ve Yaradan’ı fark ettikçe hissetmeye başladığı sevgi olarak ta tanımlayabiliriz. Bizler Yaradan’ın ifşasını bütün Kli’mizde iyilik ve zevk ile duyumsarız ve bütün arzularımızda hissederiz.

Sonrasında ise insan ödül ve cezanın kademelerinde yükseldikçe, Kli’sini koşulsuz/mutlak sevgiye doğru düzeltmeye başlar (bu hiç bir şeye bağlı değildir). Ve böylece kişi ödül ve cezanın  ötesine gider ki ödül ve ceza Yaradan ile olan ilişkidir ve O’ndan  iyi veya kötü hissedilenlerle göre ayarlanır.

Bunun ötesinde, bir sevgi düzeyi vardır, Yaradan bize her nasıl davranırsa davransın O’nu severiz. Bunun anlamı O bize nahoş duygular yollamasına rağmen O’nu seviyorum değildir. Tam tersine, O’ndan gelen kötü şeyleri hissetmiyorum çünkü bunları hissetmeyeceğim bir düzelme seviyesine yükselmişimdir. Çünkü Kli’mde düzeliyorum ve bu sebepten dolayı da O’ndan sadece iyi şeyler hissediyorum.

Daha sonra sorun ile yüzleşirim. O’nu, O’ndan aldığım zevkler yüzünden değil de, şuanda mevcut olan ve temelini formun eşitliğinden, sonsuzluktan, kusursuzluktan ve gerçekten alan aramızdaki bağlantı yüzünden sevdiğim bir durumda mıyım?

Bu bir insanın kendisini geçmişine karşı sınamasıdır. Kişi, bundan önceki bütün reankarnasyonlarında yaşanılan bütün korkunç olayları fark etmesine rağmen, hiçbir seferinde Yaradan’ın kendisine zarar vermediğini fark eder. Sevgi, geçmişte yaşanan bütün kötü tecrübelerin ötesinde kendisini açığa vurur; Geçmişte yaşanmışlar, şimdi yaşananlar ve gelecekte yaşanacak olanlar için sevgi. Gelecek için sevgi; insan devam eder gelişir ve Son Düzelmesine ulaşır demektir.

Bu kişinin mutlak sevgi seviyesine, kendi bireysel Son Düzelmesine ulaşmasına dair bir işarettir. Son Düzelme sevebilmeyi başarmaktır.

Ancak insanın Yaradan ile ilişkisini hissetmesi yeterli değildir. Hâla insanın Yaradan için olan sevgisinde eksiklik vardır. Belki Yaradan sadece benimle ilişkisinde iyidir, diğer ruhlara karşı değil. Veya belki de bugün onlara iyi davranıyordur ama yarın davranmayacaktır.

Ve sonra insan, özünde, bütün eksikliğini benimsemek, bütün arzuları ve iç doygunluğu alabilmek için bütün ruhlarla bağlanmalıdır ve bunu kendisine dâhil etmelidir. Ve yaratılışın en başından başlayıp sonuna kadar süren bu kendi ruhunu düzeltme ve Yaradan ile ilişkisini sınamasındaki şeylerin aynılarını diğer bütün ruhlara da yapmalıdır. Bu şuanda size gerçek dışı ve çok uzun bir süreç gibi gözükebilir ama mesele bu değil. Aslında bu aşamaları geçmek, bu dünyadan çıkıp manevi hayatı ilk fark etmemize kadar başardıklarımızdan çok daha kolay.

Ne zaman bir insan bütün diğer ruhlarla beraber bu işi tamamlarsa, o zaman Yaradan’ın hiçbir varlığa zarar vermediğine ikna olabilir ve bu farkındalıkla Yaradan’ın sonsuz sevgisine ulaşır. İşte ulaşmamız gereken budur, “Şima, İsrael (Duy, Ey İsrail): ‘‘Ve Tanrı’nı Sevmelisin’’ duasında da söylendiği gibi. Bizim amacımız budur. Bu sayede hepimiz tek bir Kli’ye bağlanırız. Sadece bizler değil, bütün insanlık bu aşamaya ulaşmalı ve bu tek Kli’nin bir parçası olmalı. Kusursuz, mükemmel sevginin ve kusurlu sevginin bütün üst derecelerinin de dayandığı fikir budur.

Eğer insanoğlu Yaradan’ın sevgisine kadar gelişebilir ve ulaşırsa, buna ek olarakta kişinin birlikte aynı şekilde çalışabileceği bir eşide varsa, sonuç olarak elbette gelişirler ve birbirlerinin içinde Kelim’in sistemini, aralarında bulunan ışığı hissedebildikleri bir bağlantı oluştururlar.

Ama eğer aralarındaki bağlantı egolarının ötesine geçemezse (ikisininde Yaradan için çalıştığını bir koşulda), aralarında başka hiçbir bağlantı gerçekleşmez. İhtiyaç yüzünden, birbirlerine yardım etme, çocuk yetiştirme ve benzeri şeyler sonucu ortaya bir bağ çıkacaktır ama bu sevgi olmayacaktır…

Biz dünyamızda sevginin ne olduğuna dair bir fikre sahip değiliz. Birkaç istisnai çift hakkında hikâyeler var; Kabalist Akiva ve eşi gibi – eşlerin her ikisinin de manevi seviyede var olduğu –. Onların yaşadıkları ve hissettikleri ile ilgili bizim zamanımıza kadar gelebilen sadece birkaç kayıt var.

Açıkçası, Son Düzelme durumunda, insanlar kendi egolarının üstüne yükselirler (söylendiği gibi: “dünya değişemeyen kurallara göre davranır”, şimdi olduğu gibi her şey aynı kalır; hayat devam eder), insanlar arasındaki bağlantı ve özellikle eşler arasındaki bağlantı maneviyatı fark etmek ile başlar. Ancak ondan sonra, şüphesiz ki, aralarında sevgi olacaktır.

Bu bir tanıtmaydı.

Dikkat: Sanırım şuanda 200 kişinin hepsi umutsuzlukta. Ne yapabiliriz?

Ulaşın.

Soru: Bu ne demektir?

Söylediğim şeyler şu anda çok zor gözükebilir, ancak kesinlikle olay bu değil özellikle bizim zamanımızda. Kendi öğretmenim ile beş yıl boyunca süren kurs çalışmalarımı, bugün kendi öğrencilerime 6 ay veya biraz daha fazla sürede verebiliyorum. Bu da zamanın daha farklı olduğunu gösteriyor ve geçirilen bir düzelme kişinin egosunun üzerine yükseliyor, daha farklı bir şekilde gerçekleşiyor.

Bu düzelmeler olmadan sevmek imkânsız, tıpkı bir egoistin sevememesi gibi. Bir egoist ancak kendini iyi hissettiren bir şeyi sever. Ve bu sevgi değildir, bu birinin komşusunu istismar etmesidir ve biz buna basitçe sevgi diyoruz.

İşte bu yüzden sevgiyi hissedebilmek için kendimizi düzeltmeliyiz. Egoist olarak birini sevmekten bile korkarız. Sevdiğimiz kişinin bizden faydalanmasından korkarız, sanki bir şekilde biz onun için çalışacakmışız gibi hissederiz.

Bu maneviyatta tam tersidir. Egoistliğin yukarısına yükselmek sevgi göstermekle ilgilenmeye başlamaktır, onu kendisinden mümkün olduğunca uzaklaştırmaktır. Baal HaSulam’ın yazdığı gibi; eğer doğru gelişirsek, birkaç yıllık (iki veya üç) bir çalışma sonrası Yaradan için ve yaratılmış diğer varlıklar için olan sevgiyi hissetmeye başlayacağımız aşamaya gelebiliriz.

Seven bir insan, sonsuzluk seviyesinde tamamlanmayı elde eder. Seven kişi, sevilen değil, tamamlamayı elde eder. Bu nedenden dolayı bu düzelme hepimiz için bu kadar istenilir.

Ben umutsuzluk için bir neden olduğunu düşünmüyorum. Bizler bu dünyadaki hayatımızın kolaylaşmayacağını anlamalıyız, gittikçe daha da zorlaşacak, çünkü bizler düzelmek için geç kaldık. Her seferinde, bu eksik düzelme bize geri gelecek ve bizi kendimizi geliştirmeye zorlayacak.

Bu nedenden dolayı egolarımızdan daha hızlı yükseliyoruz, daha çabuk sınırsız dünyayı, sonsuz hayatı ve sevgiyi hissediyoruz. Özünde Hohma’nın ışığı, sevginin ışığı.

 

Soru: Dünyada yaşayan yedi milyar insan var ve sadece bir avuç Kabalist mi sevginin anlamını öğrendi? Geriye kalan herkes sadece sevdiklerini mi düşünüyor?

Bu çok basit. Daha öncede söylediğim gibi egosuyla beraber olan insanlar sevgiyi hissedemez. Seviyorum demek, birini seviyorum anlamındadır. Ama ben birini sevmiyorum. Ben birini, “Balık seviyorum” dediğim zaman bahsettiğim sevgideki gibi seviyorum. Üzücü bir durum ama bizler işte bu şekilde seviyoruz.

Bu sebepten dolayı bir anda eşimi sevmekten vazgeçiyorum veya başka bir kadının bana daha fazla keyif vereceğine inanıp karımdan ayrılıyorum ve başka biriyle beraber oluyorum. Bütün bunlar sadece kendi tatmin seviyeme ilgi gösterdiğim için oluyor.

Ama eğer benim tatminim, tamamlanmamın kaynağı Yaradan olsaydı ve eğer karımla olan ilişkim formun uygunluğu ile tanımlansaydı, bu tamamen farklı bir şey olurdu ve tamamen kalıcı.

Daha önce zaten formun uygunluğu hakkında konuştuk. Daha çok insan birbirinin niteliklerine benzerse, daha çok birbirlerini anlayıp daha çok bağlanırlar ve sevginin ortak hissini daha çok tecrübe ederler.

Bizler bunu anlayamayız. Sevginin seviyesi Mahsom’un ve ödül ile cezanın ötesinde başlar. Bu seviyeler güvenilir sevgi olarak karakterize edilir ve hala koşulsuz, mutlak sevgi değildir.

Bunu takiben de, Mahsom’u geçmemiş olan bir kişi Kabala’nın sevgi ile ne demek istediğini bile anlayamaz, hatta genel olarak sevginin ne demek olduğunu kavrayamaz.

 

Soru: Yukarı güç için sevgi ne demektir? Ben Yaradan’ı görmüyorum. Bu sadece hayal ettiğimiz bir şey mi? Bunu pratikte nasıl göreceğim ya da yaşantımda?

Burada bir sorun yok. Şimdi bile, bedensel hayatta bizi tamamlanma getiren bir şeylerle bağlantıya geçiyoruz. Mesela bir objeyi seviyorsun diyelim. Bu arada, sen gerçekten bizzat onu sevmiyorsun, onun sana verdiği her ne ise aldığın şeyi seviyorsun ve bu da manevi bir şey. Bu nedenle zevk, sonsuzluk, kusursuzluk ve doğru gibi sana tamamlanma getiren nitelikler hissediyorsun ve onları seviyorsun. Onlar, sen fikrin kendisini yakaladığın için, belli bir formda ortaya çıkmak zorunda değiller.

 

Soru: O zaman hala egoist oluyorum? Yaradan’ı bencilce seviyorum?

Hayır. Bu kesinlikle imkânsız, çünkü kişi kendisini düzeltene kadar Yaradan ve bütün bu nitelikler kişiden gizlidir. Biz bedensel dünyamızda bir şey deneyebiliriz ve bu denediğimiz şeyin tadından aldığımız zevkten dolayı bu şeye bağımlı olabilir ve onun için uğraşıp durabiliriz. Maneviyatta, bu durum tamamen imkânsız. Bizler maneviyata sadece düzelen Kelim’imiz ile doğru orantılı ulaşabiliriz; ancak bundan sonra maneviyatı algılayabiliriz.

İşte bu nedenden dolayı maneviyattı kendi kişisel çıkarlarımız için sevmemiz imkânsızdır. Birçok insan bunu denedi ama başaramadılar. Bu tamamen imkânsız! Siz maneviyatı sadece, kendi Kelim’inizi sakladığınız ve düzelttiğiniz oranda, açığa vurabilir ve saklayabilirsiniz. Maneviyat, kendini açığa vurmaz ve saklamaz.

Bununla beraber, bir bireyin kendini düzelttiği oranda manevi dünyaya açılacağını söyleyebiliriz. Veya başka bir seçenek olarak, birey gizlilik aşamasında kalabilir, bizim bugünkü durumumuz gibi. Burada, bir perdenin arkasındaki biri perdeyi açıp bizi manevi dünyaya davet edecek değil, hiç kimse sizi korumuyor. Sizin kendi içinizdeki düzelme, arzularınızdaki düzelme derecesi veya oranları; bunlar sizin ifşanızın gizliliğinin seviyesini tanımlıyor; bu her şey.

Bir birey her şeye kendi karar verir. Bütün dünyalar insanın içinde bulunur, insanın etrafında mutlak ki geriye kalan tek şey Üst Işıktır, durağan ve değişmezdir. Yaradan ki Üst Işık ile aynıdır, Kendini gizlemez. Bir birey, bozulmuşlukla beraber, karşıt özelliklerle ve formun uygunsuzluğu ile Yaradan’ı gizler. Onlar farklı bir frekansta işlerler.

Ve tersine, bir birey Yaradan’ı formun uygunluğuna ulaştığı oranda hissetmeye başlar, bu minimal düzeyde olsa bile. Bu ölçüde, kişi aralarında mevcut olan her kanaldan sevgiyi hissetmeye başlar.

Eğer kişinin dostları ve eşi, bu kişiye Yaradan ile olan işinde katılırlarsa, bu insanlar kendilerinin birleşik Kelim’ini oluşturmaya başlarlar. Gruptaki dostlarla kurulan Kelim ve birinin eşi ile beraber kurduğu Kelim arasında bir fark vardır.

Bu fark, çok büyük ve esaslı. Bir Kabalistin eşi ile beraber oluşturduğu Kelim çeşidi Yüce bağa (Zivug) benzer. Yüce bağ; Yaradan ile yaratılan arasındaki, Yaradan ile Adam ha Rişon’un ruhları arasında ki veya Yaradan ile bütün ruhlar arasındaki bağdır. Bu Kelim’de, bu bağda, ilişkinin eşsiz açığa vurumu ve bağlantı yer alıyor. Yaradan ile bütün varlıklar arasındaki bağlantı ve ilişkide aynı böyle bir  bağda hissediliyor.

Bu arada, bu durum dostlar arasındaki bağlantıda açığa çıkmıyor. Bunlar boş yere söylenmedi: “Erkek ve Kadın – Aralarında Şehina.” Açıkçası, Son Düzelmede aile olan çiftler kendi aralarında düzgün bir bağlantı oluşturacaklar. Üzülmeyin, bizler o zamanda da reankarne olacağız. (Gülüşmeler)

 

Soru: Mahsom nasıl geçilir, bu kırıp geçme nasıl olur?

Mahsom bu dünyayı maneviyattan ayırır. Mahsom’u geçmek oldukça kolay. Mahsom’um altında insan yüzde yüz egoist, bencil. Mahsom’un üzerinde ise insan yüzde bir özgecil. Bir insan Mahsom’u nasıl geçer? Sınırlayarak, kişisel zevk için olan tek bir arzuyu kullanmayı reddederek.

Başka bir deyişle, birey İlk sınırlamasını sergiler. Manevi dünyaya girmeyi arzular. Kişi hiçbir şey yapmaz ve bu arada, hiç bir şey yapmak için arzusu olmaz, sadece kendi egosunu sınırlamak ister, hepsi bu. Bunu takiben, kişi Mahsom’u geçer ve bir embriyo olarak bütün manevi dünyaya geçer, bir annenin rahmine girip kendini orada aşılayan meni gibi.

İnsan, bedensel dünyada kalır ancak aynı zamanda maneviyata geçer. Maneviyatta, birey anne rahmindeki embriyo gibi gelişir, tamamen aynı oluşumdan geçer. Bu oluşum zaman içinde gelişir ve sonradan gerçek manevi doğum gerçekleşir.

Soru: Bu hazırlık süreci ne kadar uzun? Birinin sınırlamayı ve Mahsom’a geçmeyi başarması ne kadar sürüyor?

Birkaç yıl sürüyor ve tabii kişinin kendisi ile parçası olduğu gruba da bağlı.

Soru: Peki ya bir annenin çocuğu için olan sevgisi?

Anne ile çocuk arasındaki sevgi doğadan geliyor; hayvanlarda da bu sevgi var ve doğal bir sevgi bu. Bir annenin çocuğunu sevmesi için belli düzelmelerden geçmesi gerekmiyor. Anne çocuğunu seviyor, çünkü bu onun doğasında var. Eğer onun beynindeki belli bir sistemi kapatırsak, anne çocuğunu sevmeyi durdurur ve çocuğuyla da herhangi biri gibi ilişki kurar. Anne ile çocuk arasındaki ilişki sevgi değil.

Anlayabildiğimiz şeylere göre, bütün ilişkilerimiz; ‘’anne ile çocuğu arasındaki ilişki gibi ve genel olarak dünyadaki bütün insanlar arasındaki’’ sevgi değil. Ya genlerimiz tarafından belirlenmiş doğal bir içgüdü, doğamız bizi birbirimize belli bir şekilde davranmaya zorluyor; ya da egomuzdan kökünü alıyor, keyif alıyorum böylece birine bağlanıyorum.

Ne zaman genç bir erkek genç bir kadına: “Seni seviyorum!” derse, aklından geçen genç kadından aldığı zevk değilse, ne? Pardon, romantikleri yıkmak istememiştim (Gülüşmeler).

Soru: Eğer kendimizden başka hiç kimseyi sevemiyorsak, öyleyse çalışmalarımızın özü nedir?

Bizim anladığımız anlamdaki sevgi ile maneviyattaki; gerçek sevgi arasındaki ayırımı yapabilmek önemlidir. Kabala’da, eğer bir insana bakarsak, bu kişinin doğasının üstüne yükselmesi demektir.

Ben, ne şekilde yapıldığıma, ne şekilde tanımlandığıma veya özüme neyin telkin edildiğine bağlı olmak istemiyorum. Ben içimde her türlü eğilimi, arzuyu ve alışkanlığı barındırarak doğdum ve ben belirli bir eğitim aldım. Partnerlerimi veya doğdum yer gibi şeylerden hiç birini ben seçmedim. Bunların hepsi benim içimde varlar. Varsayalım ki, ben şuanda otuz yaşındayım ve hayatımı nasıl yaşayacağıma karar veriyorum.

Eğer gerçekten özgür olmak ve kendi kararlarımı vermek istiyorsam o zaman beni şuanda tanımlayan her şeyin üzerine yükselmeyim, sonra da içimde var olan arzu ve seçimlerimi umursamayarak hiçbir bağlantı kurmadan kararlar almaya başlamalıyım.

Özünde, Kabala’nın bir insandan talep ettiği budur. Özgür bir insan olup, gerçek hayatı olmasını hayal ettiğin şekilde yaşamak mı istiyorsun? Sorun değil! Kendi doğanın – çocuk bahçesinin, okulun, içinde var olan her şeyin ve hatta bundan önceki renkarnelerinde kazandığın her şeyin – üzerine yüksel ve bir yetişkin olarak sıfırdan başla.

Bence bu oldukça ciddi ve makul bir yaklaşım. Aksi halde, içimizde var olan her şey genlerimiz tarafından belirlenir. Mesela, ben hırsızlıktan yakalansaydım? Şunu sorardım; ’Lütfen, beni çıkarın; bu genlerimde var, benim suçum mu?’. Günümüzde olan durum da bu ve bu gerçekten doğru.

Soru: Ama bir insanın davranışları genleri tarafından belirlenmiyor, insan nasıl davranacağını kendi mi karar veriyor?

Neyi seçtiğine bağlı olarak? Neyi seçebileceğimize bağlı olarak. Aklım bana verilmiş herhangi bir zamanda neyi temsil ediyor; Ne düşünceleri, ne arzuları, ne alışkanlıkları ve aklımda hangi kararlar var? Bütün yaptıklarımın temelini ne oluşturuyor? Temeli oluşturan içimdekiler ve geçmişte yaşadıklarımın sonucu değil mi? Sizin söylediğinize göre: insanoğlu seçer! İnsan kimdir, kim seçim yapar? İnsan içinde konan ne ise odur.

Şunu anlamanız gerekiyor, ne zaman ki Kabala bir insandan kendini, o anda kendini oluşturan her şeyi aşmasını ister bu demektir ki ancak o zaman kişi kendi iradesi ile özgür yaşamaya başlar.

Ondan sonra sevgi ve nefretten – her şeyden konuşabiliriz. Ama bunlar benim hislerim ve eğilimlerim olacaktır, dışarıdan bana öğretilen şeyler değil. İçimizdeki şeylerin ne kadarı eğitimimizden geliyor? Bunun bile farkında değiliz!

Soru: Bununla olan bağlantımızı nasıl kopartabiliriz?

Güzel bir soru! Bu gerçekten problem olacak. Kendim olmak istiyorum. Bu şekilde olmak benim suçum mu? Gerçekten, on üç yaşında, birden bire bu kadar çeşitli kalıplarla, eğitimle dolu olduğumu fark ediyorum. Ben bu şekilde olmak istemiyorum. Bunun içinden çıkmak zor.

Bu sadece Işık olarak da tanımladığımız, bizi kaynağa geri getiren Üst Işık’ın yardımı ile mümkündür. Problemimiz sadece egomuzdan çıkıp kurtulmak değil (önemli olan bu değil ve aslına bakarsanız, sonradan, egomuzdan yararlanacağız). Problemimiz, kendimizi bizlere tanımlanmış olan her şeyden ayırmak, koparmak.

Soru: Bizler bugüne kadar daha önce hiç hissetmediğimiz duygusal ve manevi boyuta yükselmek istiyoruz, bu genlerimizde yok. Oraya robotlar gibi gelişerek mi veya programlama teknikleriyle mi varacağız?

Ben kimsenin beni programlamasına izin vermeyeceğim. Ben kendimi bundan kurtarmak istiyorum, bir programdan bir başka programa geçmek değil. Aksine, şimdi özgür olmak istiyorum ve kendimi kendi seçimim olan bir program, huylar, düşünceler ve hayat tavrı ile doldurmak istiyorum, yeni olan her şey ile.

Dikkat: Böyle bir şey yok!

Bende sana katılıyorum: bu dünyada bu mevcut değil. Ama bu dünyanın üzerinde – evet! Bugünlerdeki yaşantımız zaten bizi onu düşünmeye yöneltiyor. Bu arada bilim adamları bunu çoktan buldular. Bugün, konuştuğum şeyler bilimle çakışmıyor.

Not: Sizin öğrencileriniz sizin gibi öğretmene sahip oldukları için çok başarılılar.

Teşekkürler.

Soru: Eğer sevgi çok acı veriyorsa öyle ki; işkence edip bir insanı hayal kırıklığına uğratıyorsa, o zaman bu kesinlikle mutlak sevgidir, çünkü acı çekmesine rağmen hala sevmeye devam eder. Eğer sizi sevmeyen birini seviyorsanız ve hayal kırıklığına uğruyorsanız, bu koşulsuz sevgi değil midir? Çünkü karşınızdaki insan sizi görmemezlikten geldiği halde onu seversiniz.

Hayır. Kabala Mahsom’un altında olan şeyleri ele almaz. Ne zaman size Kabala sizi daha sağlıklı veya bu dünyada daha başarılı yapar derseler, bunun çok sınırlı bir garantisi vardır. Bu gerçekten doğru, ama bu manevi gelişimin sonucu olarak ortaya çıkar, direk olarak onun yüzünden değil.

Eğer bana bu dünyada ki sevgiyi soruyorsan, sana anlatacak hiçbir şeyim yok. Gidip bir psikologla görüş, ayrıca bununda yardımı olacağından pek emin değilim. Çevremizde gördüklerimize bakılırsa bunun için bir reçete yok.

Gerçek şu ki böyle sınamalara şahit oldum. Günümüzde, boşanma normal bir şey haline gelmeye başladı. Bizim ülkemizde boşanma çok yayılmış değil ama batı ülkelerinde sıradan bir hale geldi.

Şunu söyleyebilirim; Doğru, gerçek, sonsuz ve manevi sevginin özünü mümkün olduğu kadar çabuk fark etmeye çalışın, sadece onun var olduğunu anlayın. Bunun dışındaki her şeyi zevk, ego, bedensel tatmine olan arzuya bağlayın, böylece ilk olarak daha az hayal kırıklığına uğrarsınız.

Gerçekten! Her şeyi gerçek bir perspektiften inceleyin. Sevgiye ilgi göstermeyi bırakın, çünkü bizim dünyamızda bulunmuyor! Kesin ve sürdürmesi zor ilişkiler var ancak bu sevgi değil. Sevgi, ancak kişi kendi egosunun yukarısına yükselmeye başladığı zaman var olur. Tanım olarak, eğer kişi kendi egosunun içinde ise, sevebilmeyi beceremez.

Eğer egomun içinde var oluyorsam, hayata karşı olan bütün tutumumu egom belirler, bende zevk aldığım şeyi severim. Ve başka bir şeyden, başka bir yerde daha fazla zevk alacağımı hissedersem, o ana kadar bana zevk veren objeyi terk edip, egom, zevk için olan arzum, yüzünden aceleyle diğer tarafa koşarım, Kli’m bir radar gibi beni daha büyük bir zevke döndürür.

Bizler sürekli nasıl ve nerede zevk bulabiliriz diye bakıyoruz. Bunun yanında, arzularımız da sürekli gelişiyor, karakter değiştiriyor ve işte bu nedenle sürekli arayış içindeyiz.

Soru: Ama bütün insanlar, her zaman aramıyorlar?

Hepsi değil, çünkü ötekiler zaten şimdiye kadar hayal kırıklığına uğradı (Gülüşler). Dünyanın yarısı depresyon yüzünden haplar yutarken bazı insanlar da kendilerini uyuşturucuya verdi. Bugün karşımıza çıkan tablo bu.

Biz istesek de, istemesek de hayatımız bizi sevginin gerçek tanımına doğru itiyor, sevgi için Kli’mizi doldurabileceğimiz yerin farkındalığına doğru. Sevgi için olan Kli ihsan etmede, Yansıyan Işık’ta.

Eğer sevgiyi arıyorsanız, bu ne demek? Hoş, keyifli ve güzel bir tamamlama arıyorsunuz demektir. Bu Kli’nizde ki, egonuzdaki bir eksiklik ve dolayısıyla sizde bunu doldurmak istiyorsunuz. Belirli bir tamamlanmaya sevgi adını veriyorsunuz. Ama bu şekilde gerçekten tamamlanmayı alamazsınız. Bu sadece zaman kaybı!

Soru: Diyelim ki, egomu yatıştırdım ve yarından itibaren herkesi sevmeye karar verdim. Asansörde komşuma “Bugün harika gözüküyorsun!” dedim, ama o bana cevap vermedi (Gülüşler). Ondan bir sonraki günde bana cevap vermedi. Eğer üçüncü günde ona aynı şeyi söylersem tam bir aptal olur muyum? (Gülüşler)

Sorun çok doğru. Basitçe cevap vereceğim: Yeni bir eğitime ihtiyacın var. Sevgiyi kazanmak için bir insana nasıl yaklaşmamız gerektiğini bize öğreten bir metot var. Bu metodun adı Kabala İlmi. Buna çalış ve getireceği cevapları kendin gör! (Gülüşmeler)

Soru: Eğer bir insan Mahsom’u geçtikten sonra Mahsom’un altıdaki birini, bir egoisti severse, bu durum ikinci kişiye kendini düzeltmesinde yardım eder mi?

Kişi manevi sevgiyi hissederken bir egoisti sevemez. Daha önce söylediğim gibi maneviyattaki sevgi formun uygunluğundan doğar. Eğer ihsanın bazı genel özelliklerini taşıyorsak; diyelim ki sen yüzde yirmini düzelttin ve bende yüzde on ve biz beraberiz – eşiniz aynı dünyada, birbirimizi bu yüzde on ile ihsan ediyoruz, ancak böyle bir durumda birbirimizi sevebiliriz.

Ama eğer iki kişiden biri Mahsom’un altında diğeri de üzerinde ise bu iki kişi arasında sevgi olamaz. Bir öğretmen, Mahsom’un üzerinde olan, tabii ki Mahsom’un altındaki bir öğrencisini sevebilir, ama bu sevgi bir bebek gibi yardıma muhtaç biri için olan sevgi gibidir. Başka bir şekilde söylemek gerekirse; bir öğretmen öğrencisine eşit davranmaz ama onunla beraber çalışıp onu yukarı çekmeye, yakına getirmeye çalışır.

Soru: Bir insan kendi egosuna bağlı olmadan bu dünyada var olabilir mi?

Harika bir soru! Bizler zavallı yaratıklarız, beş tane girişi, duyusu; görme, duyma, koklama, tatma, dokunma, bulunan bir “kutu”yuz. Bu beş duyu sayesinde etrafımızda olan her şeyi algılıyoruz ve bizler kendimizi de bu beş duyu sayesinde hissediyoruz.

Bununla birlikte, gerçekleri bu şekilde okumak doğru değil, çünkü içimize geçen bütün dalga titreşimleri sonradan ego mekanizmamız ile oluşuyor; zevk arzusu. Öyleyse etrafımızda olup da bizim hissettiğimiz her ne varsa sadece içimizdeki programa bağlı şekilde görünüyor, sadece ona görünüyor.

Bu iç mekanizmadan çıkan insanlar, kendilerinin dışına çıkarlar, ‘kutu’nun sınırlarının ötesine. Çevremizde ki esas gerçeklik ihsan üzerine kurulu diyelim, o zaman tümüyle özgecil olur ve özgecillik tamamen onun bütünlüğündedir, başka türlü olamaz. Bizler – konuşan seviye – tıpkı durağan, bitki ve hayvan seviyelerinin de olduğu gibi aynı zamanda özgeciliz ama basitçe bizler bunu göremiyoruz.

Bundan dolayı, sadece bedenimizdeki her hücrenin tek bir elementi değil, vücudumuzun her organı da kendi çıkarına göre hareket eder; her şey ihsan edilmek uğruna çalışır. Aksi takdirde, organizmanın bütünü kendini koruyamazdı. Bir hücre sunmak yerine, tüketmeye başlarsa o hücre kanser olur.

Aynısı bütün evren için de geçerlidir. Bütün elementler ihsan uğruna işlerler; ‘’yüzde yüz olan tam ihsan’’. Sadece kendi varlıklarını sürdürebilmek için enerji alırlar. Burada yalnız bir istisna var; İçimize yüklenmiş olan program (bu tamamen psikolojik) egoist, bencildir. Bu öyle bir haldedir ki içerideki şeytanı farkına varırız ve kendi çabamızı kullanırız, kendimizi yeniden programlarız ve Yaradan ile formda uygunluğa ulaşırız.

Ancak bundan sonra özgür olabiliriz. Ben kendimi Yaradan kadar iyi yaptım, ben bunu başardım, ben kendimi oluşturdum ve işte bu yüzden bütün kazanç benim. İşte bu nedenden dolayı, bozulmuş bu gerçekliği algımız dışında, her şey manevi doğayla beraber çizgidedir. Sadece bir birey, kendi içinde, buna karşıdır.

Ne zaman bir insan Mahsom’u geçerse, bunu yüzde yüz bırakır ve asla hata yapmaz. Maneviyatın çevrisindeki her şeyin nedeni olduğunu görür, buna kendide dâhildir.

Bunun aksine, insan egoist ve bedensel kurallara dayanarak var olamaz. Eğer herkes kendi uğruna tüketirse, o zaman var olmaya hakları olmaz. Bundan dolayı, yanılsamamız dışında her şey, buna dünyamızın doğası da dâhil, özgecildir.

Günümüzde bilimsel buluşlarla aynı çizgide olan şeylerden bahsediyorum. Biliminsanları bunları hücrelerin kademelerinde, kanunlarda, ilişkilerde ve bizim evrenimizde görüyorlar. Bunların din ile veya herhangi bir sistem ile alakası yok, oldukça dikkatli bir şekilde bilimle ilgileniyoruz.

Soru: Eğer eşlerden biri Kabala çalışıyor ve diğeri çalışmıyor ise sevgi nasıl korunur?

Bence, Kabala çalışmayan eş çalışanın ilerlediğini anlamalı. Er geç ikinci kişi umutsuzca buna ulaşacaktır. Ama eğer Kabala çalışmayan eş diğerinin bulunduğu yolun, içinde bulunduğu gelişimin ortasındayken durmasını isterse, özünde, bu kişi en egoist davranışı sergiler, yani diğerini insan olma ve gelişme yolundan ayırmaya çalışırsa. Bundan daha alçak ve egoist bir davranış olamaz.

Böyle bir durumda ben birbirini anlamayan iki insan görüyorum. Ama bir şekilde anlaşmaya varmak zorundalar. Ben çözümü göremiyorum ve bir noktada kalbinde tamamen açılmış olan bir insanın bundan vazgeçmeye karar vereceğini de düşünmüyorum. Bu kesinlikle imkânsız! Bu ölmekten daha beter. Eğer ölürsem, bu kadardır, ölmüşüdür. Ama eğer bu dünyada hiç bir tamamlanma yaşamadan hayatıma devam ediyorsam, ne için? Çünkü bu eşime daha uygun geldiği için mi? Çünkü benim boğazımdan mı alıyor? Anlamıyorum, bu nasıl bir yaşam?

Üzgünüm ki, bizler daha sürecin başındayız. Her nasılsa, yıldan yıla ve hatta aydan aya, dünyanın ne kadar daha fazlasının var oluşun doğru yolunu ve bu yolun algısını tanıyıp anladığını görüyoruz. Bizler, çok farklı yerlerdeki insanlarla yakınlaştık, bu yaşantımızda oralardaki uyanışı görebileceğimizi düşünemezdik. Bugün, bilimde bizim yanımızda; onlarda bilim ve maneviyat arasındaki sınır çizgisindeki yapıyı çözmeye çalışıyorlar.

İşte bu nedenle eşinizi hoş bir şekilde, doğru bir yolda ikna edemeyeceğinizi düşünemiyorum. Ayrıca, bu gelişim sürecine bir şekilde katılma konusunda anlaşırsa daha çok kazancı olacaktır. Ama eğer karşı çıkarsa, bence bu insanların doğal olarak boşanmasına neden olan, kural olarak, oldukça büyük bir sorun bu.

Bu çok doğal! Ben gerçekten ruhumu satabilir miyim, onu fırlatıp atabilir miyim? Onun içinde sonsuzluğu hissediyorum; içinde bütün yaratılışı barındıran bir şey kazanacağımı hissediyorum. Ve birden bunların hepsini bırakmak zorunda mıyım? İnsan böyle bir şey ile hem fikir olamaz!

Bu nedenden dolayı, bu tip sorunlarla karşılaşan ailelerin, çiftlerin sabırlı bir şekilde bunu çözümlemesi gerektiğini düşünüyorum, ama tabii daha gelişmiş bir insanın her zaman kazanacağını da anlayarak. Bu doğal bir oluşum.

Soru: Bir insanın Mahsom’u geçebilmesi için eşi ile beraber tek bir Kli olması şart mı?

Hayır. Tek bir Kli olması gerekmiyor. Bir ailedeki karı veya kocadan biri Kabala ile ilgileniyorsa, bu şekilde oluşumlarını gerçekleştirebilirler. Daha öncede söylediğim gibi, kaynaşmış manevi gelişimin formu, karı ile kocanın bu dünyada hala belirtilmeyen maneviyata ulaşmak için beraber yükselmesi, bu daha ileri aşamalarda var olacaktır.

Bugün, çift olmayan veya birbirinin eşi olmayan bekâr bir erkek veya kadın Kabala çalışmak ile ilgili hiç bir problemi yok. Bu zamanlar artık her şeyin bireyin eksikliklerine, manevi gelişimi için olan ihtiyacına göre gerçekleştiği dönem.

Eğer bir kişi yeni bir Kli’nin kendisini onun içinde açığa vurduğunu hissederse ve bu dünyada para, şöhret, bilgi veya hayvansal zevkler için hiçbir şeyde tamamlanma yoksa. Ve eğer kişi yukarıdan gelen tamamlanmayı çok istiyorsa, işte o zaman o kişi Kabala çalışmalıdır.

Bizler sadece arzu ile inceler, sınarız başka hiçbir şeyle değil. Sadece Kli ve Işık vardır. Eğer bir insanın arzusu varsa, gelişmek, düzelmek ve amacına ulaşmak için Işığı kendi üzerine çekecektir.

Soru: Zevk için olan arzumuzu azaltacak olan bir hap var mı? Belki bu süreci hızlandırıp Mahsom’a daha çabuk geçebilirim? (Gülüşler)

Zevk ve egomuz için olan arzumuzu azaltacak haplar var mı? Maneviyat için olan arzumuzu arttıracak veya hassasiyet eşiğimizi daha arttıracak haplar var mı? Hayır. Burada korunma yok. Burada şans veya kısmet dışında hiçbir etki yok. Şans yukarıdan aşağıya gelen  parlaklıktır, damlalar halinde düşer (Mazal kelimesi Nozel kelimesinden gelir – damlar). Bu parlaklık kişinin maneviyatı yükseltmesiyle orantılı olarak gelir.

Soru: Maneviyata ulaşmada doğru yolda, doğru yerde olduğumuzu nasıl bilebiliriz?

Bu harika bir soru! Doğru yerde olduğumu nasıl bilebilirim?

Eğer manevi olarak gelişmek istiyorsam ve Hindistan’a doğru çekildiğimi hissediyorsam, oraya giderim. Eğer başka bir tarafa doğru çekildiğimi hissediyorsam, mesela Japonya, o zaman Japonya’ya giderim.

Eğer kendimi Kabala İlmine bağlayacak bir yol bulmak istiyorsam, o zaman sanırım gidip bir Kabalist ile görüşmem çünkü bana garip bakıyorlar, onun yerine bir kitap açarım.

Kitap açacaksanız, bizim zamanımıza yakın bir Kabalistin kitabını açmalısınız, çünkü onun yazım şekli daha uygun, bugün dünyamıza alçalan ruhlar için elverişli. Onun yazılarını okuyarak başka bir Kabalistin yazılarından aldığımdan daha fazlasını anlarım. Belki daha önceki Kabalistler daha yüksek seviyelere ulaştılar ama o kendi ilerlemesi ile bana daha yakındır.

Baal HaSulam, Kabalist Yehuda Ashlag, son Kabalistlerin en büyüklerindendir. Onun kitaplarına bakarım, hatta “On Sefirot’u Öğretmenin Önsözü”, şuanda çalıştığımız kitap. Orada Baal HaSulam insanın maneviyata ulaşması için ne yapması gerektiğini anlatıyor. Baal HaSulam’a göre, gruba katılmalıyım ve sonra çeşitli öğretmenleri değerlendirmeliyim ve ondan sonra kendi hislerim doğrultusunda öğretmenimi seçmeliyim. Aksi takdirde kime güvenebilirim?

Soru: Belki bu bir yanılsamadır?

Hayır! Hislerim dışında hiçbir şeye sahip değilim, anladığım şeylere eklenecek bir şey yok. Aksine kimseye inanmamalıyım, gözlerim kapalı kimsenin peşinden gitmemeliyim. Kimseye inanma! Bu benim hayatım! Yaradan’dan aldığım hislerin yardımı ile inanıyorum.

Baal HaSulam kişinin bir grup, Öğretmen ve kitaplar bulması gerektiğini yazmıştır. Bizim kitaplarımız var. Şimdi, bana öğretecek bir öğretmene ihtiyacım var ve onun tarafından yönlendirilen bir gruba. Gruptaki herkesin şunu anlaması önemli; kişi kendini egosundan kurtarmalı ve karşılıklı sevgiye ulaşmalı ve söylendiği gibi “Komşunu kendin kadar sev – bu Maneviyat’ın en büyük kuralıdır.” Böyle yaparak, maneviyat’ın ve Üst Işık’ın ortaya çıktığı Kli’yi oluştururuz. İşte bu sebeple içinde bulunan herkesin buna hazır olduğu bir gruba bağlanmalıyım.

Ne zaman ki birbirimize bağlanırız; mesela on kişi diyelim ve on kişinin her birinin bağlanması gerektiği şeyin bu olduğunu kendi ölçüsünde fark edeceğinin garantisi vardır; o zaman çalışmaya başlarız. Bizler gerçek kaynaklarla çalışmalıyız. Baal HaSulam On Sefirot Kitaba Önsöz’ün 155. konusunda; Ne zaman Üst Işık’ın dikkatini çekme, kaynağa geri dönme, kendimizi düzeltme, Mahsom’un üzerine yükselme niyeti ile çalışırsak, eğer doğru kitaplardan doğru arzu ile çalışırsak, Işık yavaş yavaş bize doğru harekete geçer. Peki, bu ne kadar sürer? Baal HaSulam’ın yazdığına göre, bu ışığın insan üzerinde etkili olması üç yıllık eğitim ile oluyor.

Bu gereksinimleri temel alarak, doğru yerde olup olmadığımı sınarım. Kimseye inanmam! Dört yıl boyunca pek çok Kabalist ile görüştükten sonra kendi Hoca’ma geldiğimde, sözde dindar olmuştum, ama basitçe söylemek gerekirse Kabala İlmi çalışabileceğim bir yer arıyordum; o yüzden ona sordum: “Bu kadar arayıştan sonra sonunda doğru yeri bulduğumu nasıl bileceğim?’’, o da bana şöyle dedi: “Bunu sana ben söyleyemem. Git başka bir yer dene’’.

Birkaç hafta sonra ona Holon’da bir Kabalist olduğunu ve herkesin gidip onunla çalıştığını söyledim. O da bana “Git!” dedi. Bende bu nedenle bakmak için gittim. Bunun anlamı: kimseye güvenmeyin! Gidin, deneyin ve karar verin.

Kişi Kabala İlmi’nin neyi temsil ettiğini, amacını bilmeli. Burada kimse size tılsımlar veya hayattaki başarınızı arttıracak şeyler satmıyor.

Eğer satılmış herhangi bir şey varsa bu sizin Mahsom’un altındaki hayatınızı geliştirme anlamındadır, Kabala İlmi değildir. Kabala İlmi sizi Mahsom’dan çekmek demektir. Hepsi bu! Bunun dışındaki her şey – psikolojik ya da herhangi bir şey – bir fark oluşturmaz, içindeki ne ise belirlidir. Size bazı durumlarda yardım edebilir ama bu Kabala İlmi değildir.

Soru: Bunların hepsinin anlamı bir insanın içinde var olan şeylere birinin güveneceği mi?

Biz kendimizi olduğumuz her şeyden serbest bırakmak istiyoruz, ama bu serbest bırakma sürecinde daha var olamayan şeylere güveniyoruz. Kişi Mahsom’u geçene kadar, kendi kontrolünde olan şeyler ile çalışır.

Aksi takdirde ne ile çalışabiliriz ki – başka birinin aklı ile mi? Sen bana gelip şöyle mi diyeceksin: “Harika bir yer buldum, hadi benimle gel!’’ Bende seni gözlerim kapalı takip mi etmeliyim? (Gülüşmeler) Yoksa kendi yargılarıma dayalı mı ilerlemeliyim? Sen kendi aklını (Roş) kullanarak Mahsom’u geçiyorsun, ama sonradan onu terk ediyorsun ve yeni bir tane buluyorsun, buna Partsuf’un Roş’u (kafa) diyoruz, Direk Işık’ı, Yansıyan Işık’ı ve Perde’yi kapsıyor. Düşünceleriniz, programlarınız farklı olacaktır, bunlar Perde ve Aviut’u temel alarak hesaplayan Partsuf’taki çalışmalarımıza benzerlik gösterir.

Soru: Bir Kabalist neyi sever? Bu insanlarla olan ilişkinizde ne hissediyorsunuz, bu dünya ve öğrencilerinizle?

Yemeği, içmeyi ve dinlenmeyi seviyorum. Vücudumun talep ettiği her şeyi seviyorum. Neden olmasın ki? Ayrıca sigara içmeyi de seviyorum ama bana bırakmam gerektiği söylendi bu yüzden bir haftadır içmiyorum (Gülüşler).

Bizler vücudumuzun ihtiyaç duyduğu hiçbir şeyden uzak duramayız. Bence bu soru birazdan söyleyeceğim şekilde cevaplanmalı. Kabala İlmi’nin yardımı ile gelişmek demek, bir insanın kendini dünyevi her şeyden zevkten ve işten soyutlaması, oruçta olması veya herhangi bir şeyden kendini engellemesi anlamına gelmiyor, bunların hiç biri gerekli değil.

Kısıtlamalar ve sınırlamalar amaçla bağlantılı olarak sadece insanın içinde gerçekleşiyor. Bir insan ışığı alabilmek, Kaynağa geri getirebilmek için kendini doğru yönlendirmeli. Manevi ama Üst Işığa ulaşmak başka hiçbir anlama gelmiyor. Kli’yi bu oluşturuyor, doğruluyor ve dolduruyor. Sadece Üst Işık!

Bunun dışında her şey çalışır gibi gözükür. Kırmızı ipler veya belirli okumalar, hiç biri yardım etmeyecektir! Bir kişinin çalışırken keskin, tam bir niyeti olmalıdır, arzulanan şeyi sizinle aynı derecede isteyen dostlarla beraber doğru ışığı almaya yönlenmiş olan bir niyet (dost burada eşit olanlar anlamındadır). Eğer grubun bütün üyeleri bunu çok isterse, herkes grubun gücünü alır. Her birey, söz gelimi kendi başına çekebileceği ışığın on katını alır.

Umarım bu düzelme metodunu, bütün dünyaya taşımayı başarabilirim (hem bireysel hem de bütün insanlık olarak), bu metodu uygulama noktasına getirip, her insan tarafından anlaşılabilecek bir formda sunabilirim. Ondan sonra insanlık anlayıp kabul edecektir.

Ben bunun olmaya başladığına ikna olmuş durumdayım ve yakın gelecekte başaracağımızı da. Benim gördüğüm kadarıyla konu bu. Ve şüphesiz ki, yukarıdan yardım aldığımızı da görüyoruz; İsrail’in insanları, insanlığa karşı olan görevini tamamlayacak ve kendilerini düzeltecekler ve “diğer insanlar için meşale” olacaklar ve sonra bütün insanlık da Mahsom’un üzerine yükselecek ve böylece hepimiz tek bir toplumda bağlanmış olacağız.

Bu bizim görevimiz ve dünyadaki bütün sorunlar bizler düzelmede geç kaldığımız için artıyor. Umarım bunu zamanında dışarı taşıyacağız ve sonra hiç şüphesiz bütün kazançlar bizim olacak.

Soru: Zamanı azaltıp düzeltmeye daha çabuk ulaşmak mümkün mü?

Zaman sadece daha çok çabalayarak kısaltılabilir, genellikle, çabanın kalitesi ile. Bunların hepsi  “On Sefirot’u Öğretmeye Giriş” açıklanmıştır. Sitemiz olan http://www.kabala.info.tr web sitesini ziyaret ederseniz, bu başlangıcın birkaç versiyonunu bulabilirsiniz, ben şimdiye kadar birkaç kez bunları öğrencilerimle çalışmışımdır. “On Sefirot’u Öğretmeye Giriş” oldukça zordur ve derindir ama her şeyi kapsar.

Soru: Eşlerden biri maneviyatı çok ister ama diğeri istemez ise ne yapılabilinir?

Üzücü olarak, sizlere uzlaşma dışında hiçbir şey öneremiyorum. Eğer mümkünse, uzlaşmaya varmalısınız. Eğer mümkün değilse insanlar boşanıyor; böyle birçok boşanmaya şahit oldum.

Ne yapılabilinir?  Bu insanlar zaten iki ayrı dünyaya aittirler; Biri maneviyatı arzuluyordur, diğeri ise hala bedensel dünyaya saplanmıştır. Bunlar birbirlerini anlayamazlar. Bu bizim dünyamızda ki gibi kocası maça gitmek isterken eşinin kafeye gitmek istemesi gibi, stadyuma giderken yolları üzerindeki kafeye gitmeleri gibi bir şey değildir. Böyle bir durumda imkânsızdır, çünkü ortak hiçbir noktaları yoktur.

Bu nedenden dolayı bu probleme bir çözüm öneremiyorum. Birçok çift bana geldi… Eğer eşlerden bayan olan taraf Kabala çalışıyorsa, sonucunda genellikle bir uzlaşmaya ulaşıyorlar. Çünkü kadın çocuklarına ve ailesine bağlanmıştır… Ben öğrencilerimi her hafta eşlerine çiçek götürmeye zorluyorum; haftada bir kere eşleriyle bir kafeye gitmeli veya biraz yürüyüşe çıkmalılar.

Kısacası, eş anlamak ve yardım etmek için bir telafi almak zorunda (ve bu gerçekten doğru). Eğer bir egoistseniz ve maneviyatı istiyorsanız, karşınızdakinin bir egoist olduğunu anlamalısınız ve ona bir telafi sunmalısınız, böylece onun sizinle kalması için bir nedeni olur. Bu dünyadaki her şey için bir bedel ödemek zorundasınız.

Ama bunu yaparken, özünde sizde maneviyat için ödüyorsunuzdur. Eforların bu kısmı gerçekten yapmaya değenidir.

Soru: Eğer eşlerden her ikisi de bu yoldaysa, manevi sevgiye ulaşmak için bir metot var mı?

Hayır. Ben Hocam’la çalıştığım zamanlar, ailelerimizde karı ve kocanın beraber çalışması geleneksel, alışılmış bir durumdu. Ondan sonra ben Tel Aviv’den daha genç dostlar getirdim, onları evlendirdik ve karı ile kocanın bir makaleyi beraber çalışma geleneği vardı. Bu onları çok yakınlaştırdı, aslına bakarsınız onlar güçlü aileler oldular.

Karı ve kocanın ortak bir çalışmada birleşmesi çok faydalı bir durumdur. Ama Mahsom’u geçene kadar çok zordur, sürekli gelişen egolarının ışığında birbirine bağlı kalmak ikisi de maneviyatı istediği halde çok zordur. Eğer ikisinden biri yükselme durumundayken diğeri inişte ise her ikisinde de iç patlama olabilir. Ama ne zaman ki Mahsom’a ulaşır ve geçeriz, o zaman her şey yerine doğru düşer.

Bu sonunu getiremeyeceğimiz çok geniş bir konu. Bir sürü başka şey hakkında daha konuşacaktım ama onları daha sonra inceleme fırsatı buluruz.

Sevgi – Yaradan ile bütün ruhlar arasındaki bağda hissedilen en son mükemmel duygu. Bu duyguyu çok farklı açılardan tanımlayıp, yaklaşabiliriz. Umuyorum ki yakında ona ulaşabiliriz, kendimizi bütün dertlerden sıyırabiliriz.

Hepinize bol şans!

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,160