e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

45. Mektup

1927, Londra

Değerli öğrencilerime, Yaradan onlarla olsun,

Eve dönmeye kendimi hazırlarken, sizi Yaradan’ın sözlerini doğru şekilde duymaya istekli ve hazır bulma özlemi içindeyim.

Dostların en yüceleri ve iyileri arasında olan, … ve …. için utanç duyuyorum ve şimdi öyleler mi, kim bilir? Belki de, mumu sonsuza kadar yansın …, onlardan daha çok bana yakınlaşıyordur, eğer tam inançla ödüllendirilirse yükselir ve parlar, tıpkı şöyle yazdığı gibi, “İçsel ve kapalı olan gerçeği bilmeme izin ver.” Bu demektir ki, inanç vasıtasıyla, aşağıda ve yukarıda, tüm dünyaların ilmi bir araya toplanır ve ifşa olur ve bu edinim için gereken tek şey, kendini-sevmeye isteksiz ve kendini tamamen O’nun adına adamış saf bir kalptir.

Dolayısıyla, … ve ….’nın, onu çok yönlülük eksikliğinden dolayı küçümsemesinden kesinlikle etkilenmeyerek iyi yaptı. Tersine, bırakalım kalbi Yaradan yolunda gururlansın, büyük ve küçük ordadır.

Bu yükümlülükten (çalışma) tamamen hoşnutsuz, kör ve bilgisiz insanlardan daha iyi ve akıllı olduğundan emin ve çirkin yüzlü kardeşinden daha da çirkin olması meselesi haricinde benden her şeyi öğrenmek isteyen … için başka ne yapabilirim? Bana yazmaktan utanmadığı halde benim de ona teşekkür edeceğimden çok emin. Bana öyle geliyor ki, kendi faydası için bu yükümlülüğe yeterli zaman ayırmak zorunda.

Ama yine de, benim niyetim bayağının en bayağısı gibi değil, yani taşın taş olduğuna yemin ederek kibrin kendisinden daha kötü olan biri olduğu için bayağılığı arayan bayağı gibi değil. Onun altın olduğunu düşünen asıl kendisi. Ancak, bilmeli ve inanmalı ki, tüm yaratılanlar, “Çömlekçinin elindeki kil gibidir—O dilediğinde uzatır ve dilediğinde kısaltır.”

Ayrıca kötülere kızmamalı, tersine kendine merhamet ettiğinden daha fazla onlara merhamet etmeli. Yüce merhametle ödüllendirilmediği sürece neye öfkeleneceğini nerden bilecek? Tersine, onların üzerindeki merhamet daha da artar çünkü acılarını hafifletecek bir şeyleri yoktur.

Tıpkı hasta olan iki oğlundan birinin ilaç alacak parası varken diğerinin olmadığı bir baba gibi. Şüphesiz babanın kalbi ilaç alacak parası olmayan oğlu için merhametle doludur çünkü diğeri isterse iyileşebilir, istemezse iyileşmez. Oysa babanın ve onu gören herkesin merhameti diğerinin kalbine akar.

Dolayısıyla, neden çirkin yüzlü kardeşini küçümsüyor ve kendisinden daha fazla ona merhamet eden dünyaya öfkeleniyor? Benim fikrime göre, o saf olduğu için ondan daha çok saygıyı hak ediyor. Bu dünyanın doğasıdır, hala göremediyse kaderinde yaşar, bunu anlamak zor değil.

Geçen hafta …’dan öğrendiğime göre, ona çok şey yüklediğim için benden vazgeçmeye ve benim iznimi almadan Londra’ya gelmeye karar vermiş. Bunun benimle ilgisi ne? Ayrıca, okuldan kaçan küçük bir çocuk bile bilir ki, Tora ve yüce sırlarla kendini oyalayıp büyük bir memnuniyetle hocanın yanında oturmak, bayağı meselelerde hocanın yoluna bağlanmaktan daha kabul edilebilir bir şeydir. Bu şekilde kişi bir ahmak olarak bile dua etme eksikliğinde olduğundan, büyük zorluklarla karşılaşabilir.

Kuşkusuz, özlem ve susuzluk duyarak benimle beraber olan kişiyi cevaplandırır ve onu faydalandırırım. Dahası onu Kutsallığın kanatları altına getirmekle ödüllendirildiğimde, bırakalım iyi amelleri benimle olsun çünkü sonra şöyle düşünebilir, Yaradan sadece Musa’yla mı konuştu? Yaradan benimle de konuşur. Ben de üst dünyalarla donatarak masa kurdum, hocamın bedensel yükümlülükleri önünde kendimi neden iptal edeyim?

Yaradan’la eşit olmanın onuru ve korkusu, öncelikle kişinin kalbinin içinde sonsuza kadar var olan Kutsallıkla ödüllendirildiği zamana bağlı olduğundan, hocanızın dünyevi meselelerinin gerçekten ruhun yükümlülükleri olduğuna inanmak zorundasınız. Bu sebeple atalarımız şöyle der, “Hizmet etmenin öğrenmekten daha yüce olduğunu belirtmek için ‘çalıştı’ değil, ‘akıttı’ denir.”

Bir öğrenci kelimenin tam anlamıyla hocasına karşı gerçek bir iptal içinde olmalıdır, sonrasında onunla birleşir ve kendi adına kurtuluşu ifşa eder. Bir öğrenci hocasının ruhuna ediniminin üzerinde olduğundan, tutunamaz, şöyle yazdığı gibi, “Benim Tanrı’m.”

, mumu sonsuza kadar yansın, erdemlinin bedeninin herhangi birinin ruhu kadar yüce olduğuna inandığını yazmış. Ne dediğini kendisi de duymadığından, mektubunu Amerika yolculuğumla hemfikir olduğunu yazarak bitirmiş. Eğer dediği şeyi duymuş olsaydı, bu kadar kolay razı olmazdı. Ancak, doğrudur ki gerçek bir erdemlinin bedeni, Üst Olanın azizlerinin ruhuyla ödüllendirilen erdemlinin ruhu kadar yücedir. Dolayısıyla, benim bedenime tutunmakla ödüllendirildiğinde, kesinlikle bu yaşamda üst dünyayı görür. Bu nedenle atalarımız, öğrencinin hocasına olan bağı Dvekut’a (birleşme) yakın olduğu için hizmeti över.

Onun adına yaşadığım onca sıkıntıdan sonra— Yüzün Işığı kitabımı onun için yaptığım çeşitli süslerle ince kağıda, belirgin bir yazıyla, giriş, önsöz, indeks ve kısaltma listesiyle beraber düzgün ve şık bir kompozisyonla derlemiş olmam—bunun nasıl olduğunu anlamakta zorlanıyorum. Bunlar doğru şekilde aydınlatan ve açıklayan iki büyük ışık oldu.

Ayrıca hemen hemen her hafta, bazen aynı hafta iki defa parmaklarım el verdiğince ona uzun ve detaylı mektuplar yazdım. İyi bir misafir olduğuna şüphe duyduğumdan, şöyle diyemeyecektir, “Ev sahibi yalnızca benim için kendini sıkıntıya soktu.” Ama yine de onu kutsal duvarla çevrilmiş bir halde otururken buldum, duvarın dışında hiç oturmadığından, kendini kesinlikle bu kuru geleneği yürüten eğilimiyle eşitlemeyecektir.

Korkarım ki, bu davranışının yanı sıra, tüm dostlardan daha fazla bana bağlı ve yapışık olduğunu kendine söylüyor oysa kalbin niyeti sözü izler ve Yaradan kalbi arar. Kalpteki noktası bana tutunduğundan, eylemleri tekrarlamaktan başka bir şeye ihtiyacı yok. Diğer yapılanlar başka bir yolu olmayan az bilgi sahibi olanlar için gerekli ve uygundur. Onun gibi yakışıklı bir Yahudi için iyi bir kalp her şeyi yener, bu nedenle bundan böyle niteliksel veya getirisi olan hiçbir eylem ortaya koymaya ihtiyacı yok.

Şu bir gerçek ki, Yüzün Işığı kitabımla ilgili gönderdiğim her bölümde kalbinin derinliklerinden bana övgü ve takdirlerini gönderen … hariç, dostların hiçbirinden henüz bir yorum duymadım. Dolayısıyla, inanıyorum ki kitabım …’na yardımcı olacak, az veya çok insanın ve onun çalışmasının değerini hissedecek. Bu nedenle onun kalbi en azından etkilenen bir insan kalbi, tıpkı ayetin yorumunda yazmış olduğum gibi, “Sevgili oğlum, Efraim.” Yakir (sevgili) Yaccir (bilmek/tanımak) gibidir ve Yaccir, Yakir gibidir yani onlar birbirine bağlı ve birdir.

Bana utanmadan Yakir ve Yaccir konusu haricinde mektubumu iyi anladığını yazan …’ını hatırla, o iğne deliğinden fil geçirmek zorunda (çok çalışmak). Erdemlinin bilgisine ve önsözüne daha çok ihtiyacı olduğuna atıfta bulunmuş. Bu sebeple son mektubunda bana kitaplarımda bilmediği ve anlamadığı gizli bir kilit olduğunu yazmış.

Ona ne cevap verebilirim ki? Dolayısıyla aklın yapmadığını zamanın yapacağına karar verdim, zamanla bilmenin değer vermeye bağlı olduğu onun için netleşecek. Bu demektir ki, gerçek iyilikten ilham alarak kendini iptal etmelidir. Kıymeti ve yüceliği koruyan ve yükselten budur, sonra kıymetin yükselmesiyle farkındalık onun içinde birikir. Böylece eksikliğin giderilmesi ve yanlışın düzeltilmesi ile ödüllendirilene kadar, gerçek ve tam bir birleşme için kutsallık merdiveninde yükselir.

O mektupta Yaccir veYakir’in bir ve aynı olduğunu yazdım, tıpkı şöyle yazıldığı gibi, “Ve onlar Tanrı’ya ve O’nun hizmetkarı Musa’ya inandılar.” Üst irade (arzu), değer verilen ve hakikate dayanan konularda aynı olduğundan, şöyle yazılmıştır, “Hocasından şüphe duymak, Kutsallıktan şüphe duymak gibidir.”

Benim uzaklarda, sizin de İsrail topraklarında olduğuna inananlara ne diyebilirim?

Kutsal Tora benim adıma Musa’nın Masa’ey (Seyahat) bölümünde emrettiği şeye tanıklık eder: “İsrail oğullarına kumanda et… çünkü o topraklara geldin.” Bu ayetlerde Musa İsrail topraklarına gelen hiç kimsenin şüphe etmeyeceği şekilde İsrail toprakların sınırlarını açıkça gösterir ve işaret eder.

Şöyle der, “Negev tarafı sizin için olacak.” “Negev” kelimesi Negiva (temizlemek/süpürmek) kelimesinden gelir çünkü “Tanrı’nın kurtuluşu ıslak bir bahçe gibidir.” Dolayısıyla, O’nun ışığından ayrılmaya “Negev” denir. “Olacak” Yaradan’ın selametini belirterek, coşkuyu ima eder. “Negev tarafı sizin için olacak,” demek, Negev’in geçerli bir yön ve sınır olduğunu biliyorlardı demektir.

Şöyle yazılıdır “Ve sen yakında yok olacaksın” yani Edom tarafından Zin çölünden yok olacaksın. “Zin” Tzinim ve Pachim kelimelerinden gelir çünkü Edom karışır karışmaz Yaradan “Ben ve o bu dünyada bir arada olamaz” der.

Bu nedenle şöyle der, “Negev sınırı sizin için olacak.” “Sınır” yukarıda bahsedilen temizliğin bittiği yerdir, “Ölü Denizin sonundan doğuya doğru” demek, cennet krallığına dokunmaya başlar başlamaz demektir. “Doğuya doğru” tıpkı “önceden olduğu gibi” dir. (İbranicede her iki dünya içinde aynı harfler kullanılır), ıslah biter ve O’nun gücünün bereketi senin önünde görünmeye başlar.

Şunu da ekler “Ve senin sınırın Negev’den dönecek.” Bu demektir ki, güneşin doğuşunun başlangıcı, “silme/ıslah” ve “sınırlarının içinde” den sonradır, sınırlı olan dışarıya doğru döner ve çapraz olarak kuzeye kıvrılır, tıpkı RASHI’nin yorumladığı gibi, Akrabim’in Yükselişi’ne (akrepler) yönelir. Diğer bir deyişle, akreplerin senin önünde olmasının sebebi budur.

Ve Tzina (Tzin) boyunca ilerle.” Berbat Tzina (soğuk) Zin çölünden çıkarak doğuya doğru kemiklere yayılır çünkü o (erkek)Tzin ve o (dişi) Tzina’dır. Şöyle tercüme edilir, Akrabim’in “güneyden yükselişe doğru.”

Ve Tzin’e ilerle,” atalarımızın dediği gibi, “Bir yılan bacağından bağlansa bile, durmayacaktır.” Oysa herkes bilir ki, akrep durur. Dolayısıyla “Ve onun elde ettikleri güneyden Rekam Ge’ah’a (Kadesh-Barnea) kadar olacak,” çünkü kişi Rekam Ge’ah olan Kadesh-Barnea’ya gelene kadar, haset akreplerin önündeki ateş gibi onu yakıp kül eder.

Diğer bir deyişle, düşünceleri olağanüstü bir kibir örtüsüyle kılıflanır ta ki “Ve ileriye Hatzar-Addar’a gidecek,” kadar, bu örtüyle övünmesine ve krallıktaki ilkler gibi günaha sebebiyet vermemesine rağmen yine de kendini dışarıda mahkemede duruyormuş gibi hisseder. Bu sebeple bu yere Hatzar Addar (mahkeme) denir, yani onlar birbirlerine zıttır.

Ve Atzmonah’a ilet,” Atzm-on-ah. O (erkek), Etzem ve Atzmon ve o (dişi) Atzmonah’tır, bu nedenle o sertleşir ve kırılmayan Etzem (kemik) olur. Benzer şekilde, filin kemiklerinde eklem olmadığı için başını arkaya çeviremez. Hayvanların doğasını bilenlerin aşina olduğu gibi, fil arkaya bakmak istediğinde bedenini tamamen döndürmek zorundadır.

O sonuca varır ve şöyle der “Ve sınır (senin için) Aztmon’dan, Mısır nehrine doğru dönecek,” yani Atzmonah, Atzmon olmaya geri döner. Bu nedenle Yaradan şöyle dediği için, “Bundan böyle sen o yöne dönmeyeceksin,” için Mısır nehrine doğru döner. Ancak, bu fiili bir Mısır sürgünü değildir, daha ziyade sürgünün kıyısıdır.

Ve o denize akacak.” Bu demektir ki, Mısır nehrine döndürüldüğünde, ilmin ileri çıkmasıyla ilim denizinde dolaşmakla ödüllendirilecek. RASHİ bunu şöyle yorumlar: “Kuzeye çıkan bu sınır Kadesh-Barnea’dan Atzmon’a kadardır ve oradan Mısır nehrine doğru kısalır.”

Onun bu sözlerinin yorumu: ARI’nin Semanın Parlaklığı ve Girişe Kapı kitabında da yazıldığı gibi, dünya başlangıçta Bet harfiyle yaratıldı. Bilinir ki Bet harfinin ortasında bir nokta vardır ve buna Hohma (bilgelik) denir ve harfin kuzeyi açıktır. Sonrasında Bet harfindeki bu Hohma Vav gibi yayılır ve Bet’in kuzeyine geri döner ve harf kapanarak, Mem gibi olur.

Atalarımızın şu dediğinin anlamı budur, “Fakat o tek sesle yaratılabilirdi,” çünkü Mem tek sestir.

Ancak, Hohma yayılmaya muktedir değildir çünkü Mem her yönden kapalı bir harftir, bu nedenle Hohma ve Vav bir kez daha Bet’in ortasındaki nokta olarak kısıtlanmış olur.

Bu sırada Hohma, erdemli olana bir ödül olarak verilmek için yayılır ki bu nedenle “On seste yaratılmış olan dünyaya zarar veren kötülerden öç almak için dünya on sesle yaratılmıştır,” denir.

Sınır Atzmon’dan Mısır nehrine döndüğü için, şöyle yazılmıştır, “Kötülerin gömüldüğünü gördüm” ve ayrıca “Ben huzurluydum ama O beni mahvetti. Ve O, beni boynumdan yakaladı ve parçalara ayırdı. Ve O Hedefi olarak beni seçti.”

Bunların hepsi, Yod’un, Vav’ın içine Bet’in kuzeyine doğru yayılması nedeniyledir ve sınır Mısır nehri için zorunlu olarak kısaltılır. Bu nedenle İsrail’in tüm düşmanları burada kaybolur ve İsrail oğulları ilmin (Hohma) çeşmelerini önceden olduğu gibi dünyayı yenilemek için denize akıtır, bunun anlamı şudur, “On seste yaratılan dünyayı inşa eden erdemliye iyi bir ödül ver.”

Yazı şöyle sona erer, “Batı sınırında Büyük Denize ulaşacaksın.” “Büyük Deniz” denilen yüce Hohma’yla ödüllendirilmenin temel kaynağı budur. Buradan Yaradan’ın bize vermeye söz verdiği İsrail toprakları başlar.

Buna doğru gitmemiz için metin şöyle tekrarlar, “Bu sınır sizin batı sınırınız olacak.” Bu demektir ki, ilim denizden gelen her şey buradadır yani burası İsrail topraklarının denizi, Büyük Deniz, Mohin de Gadlut’tur!!! Tüm bu on sınırı katletmedikçe onlarla ödüllendirilmek imkânsızdır. Bu “ve kazancımı on kez değiştirdi,” sözünün anlamıdır ki sonrasında kişi bal ve süt akan güzel, geniş ve bereketli İsrail topraklarına yerleşmekle ödüllendirilir.

Bekle, size atlar verdim. Eğer onların üzerine sürücü koyarsanız sonsuza kadar güzel, geniş ve bereketli topraklarda yaşarsınız. O zamana kadar İsrail topraklarına seyahat ettim diyemezsiniz. Tersine bunda ihmalcisiniz ve benimle beraber burada olmaya özlem duymuyorsunuz.

Size şu bölümü yazıyorum; “Bir ağaca ‘Sen benim babamsın’ ve bir taşa ‘beni sen doğurdun,’ diyen, Yakup’un evi ve İsrail evinin tüm aileleri, ‘Bana arkalarını döndüler, …kendiniz için yaptığınız tanrılar nerede? Zorluklardan sizi kurtarabiliyorlarsa hadi kalkıp, yapsınlar,’ diyen Tanrı’nın sözünü duyun.”

Tapınak zamanında, ağaca ve taşa “Baba ve Anne” diyen kutsal babalarımızın aptal olduğu düşüne bilinir mi? Sadece başkalarına aptal diyen aptallar babalarımızla ilgili böyle düşünebilir.

Gerçekte, ağaç yaşam ağacı, taş bilgi ağacıdır. Bu demektir ki, kişiye ifşa olan şey Yaradan’ın niyeti olarak test edilmiş ve sınanmıştır çünkü bu ağaç ve niyetle kişi “yaşam ağacı” denilen üst yaşamın ışığını artırır. İnsan aklından ve taktiklerinden—O’nun tarafından kabul görmek için, Efendisi’nin gözünde iyi bir ağaç olup olmadığından hala şüphe duyan—gizli olana “İyi ve kötünün bilgi ağacı” ya da Even (taş) kelimesinden gelen Avin (anlayacağım) denir yani iyi bir niyet olup olmadığını anlayacak ve göreceğim.

Uzun zamandır oturan ve pişman olana Meducha (havan/durum) denir, tıpkı atalarımızın dediği gibi, “Peygamber Hagai, Meducha’nın üstüne oturdu.” Ona Meducha denir çünkü aptalların kemiklerini kırması ve ezmesi için hazır bekler, şöyle yazdığı gibi, “Eğer bir aptalı havanda döversen, aptallığı ondan ayrılmaz.”

Sormalıyız, “Bir aptal havan tokmağının altına yerleştirildiği halde, aptallığından neden vazgeçmez?” Aptalın böcek gibi ezildiğini kendi gözleriyle görmesine rağmen, neden kendi kötülüğünden ayrılamaz? Çünkü aptal havanın içindeyken bile kendisi için bir sebep bulur ve memnuniyet içindeymiş gibi görünür.

Buna şaşırmamamız gerekir, çünkü bu konularla ilgili “Onun ayakkabılarını giyene kadar dostunu yargılama” yazılıdır. Bu nedenle bu tanrıya “taştan tanrı” ya da “figüratif tanrı” denir, çünkü o, kendine adanmışlıkla tapanları ödüllendiremez ve ona tapanları sıkıntılı zamanlarında kurtaramaz.

Taştan tanrıların karşısında, kendileri için kurtarıcı olacak zayıf ışığa tutunan ağaca tapanlar vardır. Sıkıntılı zamanlarında Yaradan’ın eli onları kurtarmaya yetmediğinden, gördükleri ağaçtan ayrılmazlar, ağacı zaten yaşamın babası olarak test edip denedikleri için onlara ev sahibi de kendi kaplarını oradan kurtaramamış gibi görünür. Bu nedenle kutsallığın azaldığını değil, arttığını ya unuturlar ya da unutmuş görünürler.

Bu kutsama ve kutsallığın işaretidir, şöyle yazdığı gibi, “‘İlk günler bunlardan daha iyiydi’ deme, çünkü o bilgelikten gelmez,” başka tanrıya hizmet edenler bereketsizdir, meyve vermez ve festival meyvesi gibi yok olur giderler. İlim olmadan ölecek ve daima “ilk günler bunlardan daha iyiydi,” diyecekler.

Onlar bir ağaca ‘sen benim babamsın’ diyorlar” diyen hırsızın ayıbı gibi, tüm yukarıda söylenen tuhaflıklara ilgilendikleri için, Peygamber onlarla ilgili şikâyet eder. Bu demektir ki, o ağaç onlar için yaşamın babası olduğundan, sanki ateşten kurtulmuşlar gibi kendi paylarından hoşnutturlar.

Kendi paylarını aldıktan sonra, peygamber onları havanla tokmak arasındaki insanlarla kıyaslar. Şöyle sorar, “Kendiniz için yaptığınız tanrılar nerede? Hadi kalkıp sıkıntı zamanında sizi kurtarsınlar.” Bu demektir ki, “Size verilen bu tanrıların sayısını ve sizi zorluklardan ne kadar kurtardıklarını bir düşün.”

Şöyle devam eder ve sorar, “Şehirlerinizin sayısı kadar tanrınız var.” Bu demektir ki, her uyanışta, ağacın ya da taşın tarafında olanlara kıyasla bu yakaranlar direnç gösterir. Sonunda, doğunun ve batının tüm kralları senin çalışmana engel olmaz ve her şehir sana Tanrı sözü gibi Tanrısal gelir.

Bana yazın ve bu uzun mektuptan ne kadarını anladığınızı, ne kadarını anlamadığınızı açıklayın. Özellikle, kısa ve öz olarak anlatmaya çalıştığım tüm on sınırlamayı detaylandırarak, yorumlayın.

Ve en önemlisi anlamadıklarınızı ve yorumlarınızı bilmemden utanmayın çünkü sonra “buğdaya, şaraba ve yağa,” cevap vereceğim, hiçbir sözünüz eli boş dönmez.

Yehuda

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,137