e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ödül ve Ceza

Kişi ne zaman gerçekten ödül hak ettiğini ve ne zaman ceza hak ettiğini söyleyebilir mi? Örneğin, balkonun bir kısmı düşer ve geçmekte olan bir adamı öldürür; doğal bir afet olur, vs. Suçlayabileceğimiz ya da cezalandırabileceğimiz biri var mı? Ya da diyelim bir çocuk bir şey kırdı. Onu cezalandırabilir ya da dövebiliriz, ancak çocuğu ödül ve cezayı hayvansal algımıza göre disipline ederiz, yani algımızı ve yaklaşımımızı çocuğa geçiririz. Rusya’da böyle oldu. Biri komünistleri onaylamıyorsa onu öldürebiliyorlardı. Kendi yasalarını, kendi adaletlerini ve kendi iyi ve kötü anlayışlarını oluşturdular. Ancak gerçekten de, doğrudan objektif ödül ve ceza sistemi olmak zorunda; bu, sistemin yazarlarının faydası için değil gözlemcilerinin faydası içindir.

Ödül ve ceza olgularının kesin ve tam bir açıklamasını vermek mümkün değildir. Salt böyle bir sistemin mevcudiyetinin yanı sıra, doğru sistem insana bir şey öğretmeli. Ancak ne olursa olsun insan objektif olamaz; insan tüm eylemlerinin arkasında gerçekten ne yattığını bilemez. Kaplarımız ıslah olmadığından, eylemlerimiz yaratılış amacına ters gitmektedir. Yaradan’ın bakış açısından, ortada ne ödül ne ceza vardır. O’nun insan şöyle ya da böyle hareket etsin gibi bir arzusu yoktur. Yaradan’ın insanı özel içsel bir duruma getirmek görevi vardır ki insan, yaratılışın amacını gerçekleştirmenin sonucu olarak kendisine ayrılmış tüm iyilik ve hazları Yaradan’dan alabilsin. Yaradan kişiyi geçmiş olayları için cezalandırma ya da teşvik etmeyi hedeflemez; O sürekli olarak kişiyi yaratılışın amacına doğru yönlendirir.

Kim ödüle ve cezaya tabidir; çocuk ya da yetişkin? Hangi bilinç noktasından başlamalı? Bu dünyada büyüyen bir kişi bu dünyanın niteliklerini ve özelliklerini edinir, yasalarını uygular. Eğer bir kişiyi Yaradan kadar bilseydik onun her durumdaki davranışını tahmin edebilirdik. Ve sonra, insanın özgür seçimi nerede ve neyden özgür? Yaradan’ın onun içine katıştırdığı doğal nitelikten mi ve çevresinden mi özgür? Eğer bunu bilseydik o zaman kişinin özgür arzusunun belli göstergeleri için ödül ya da cezayı tayin etmek mümkün olurdu. Bu olabilirdi çünkü attığı tüm adımlar kendi özgür seçimi üzerine temellenmiş kendi kişisel adımları olurdu; hem doğadan hem de dış etkenlerden özgür olurdu.

Kişi şunu anlamalı; adımlarının her birinde, eylemlerinin her birinde, Yaradan kişiye öğretir, algısını keskinleştirir ve kişiyi yaratılış amacına doğru, yola yönlendirir. Kişi bunu görmeye başlarsa o zaman bahsedilen amaca göre, ödül ve cezalandırma özel bir yön ve anlam kazanacaktır. Kişi ona olan ya da gelen her şeyi, iyi ya da kötü, bir ödül olarak nitelendirecektir. Ve “kötü” acı ve ızdırap olarak değil de bir öğreti işareti olarak algılanacaktır. Tüm algılar sadece pozitif olacaktır. Dolayısıyla, ödül ve ceza gibi bir sınıflandırma mevcut değildir; her şey Yaradan’ın yaratılışlara davrandığı pozitif ve faydalı yolları gözler önüne serer.

Ancak, kişi Yaradan’ı hemen anlayıp hissedemez, sadece Yaradan’ın çeşitli gizliliklerinden geçer. İlk olarak çift gizlilikten, sonra tek gizlilikten ve sonra Yaradan’ın ifşasına gelir. Sonunda, insana ve tüm insanlığın tamamına sürekli sevgi ve en yüksek hazzı verme arzusuyla davranan Yaradan için, her zaman ebediyetin, mükemmelliğin ve sonsuz sevginin anlayışı vardır.

Gelin Yom Kipur’dan bahsedelim. Bu, manevi kabın inşasının tamamlandığı gündür. Tüm realitenin sadece Işık ve kabı ihtiva ettiğini biliyoruz. Işık Yaradan’dır ve kap bir yaratılış, bir ruh, Malhut’dur. Işık tamamen hareketsizdir ve değişmez. Işığın tek niyeti haz vermektir, yani, kişiyi ebedi ve sonsuz hazza getirmektir.

Şu an kendimizi içinde bulduğumuz en alt seviyesinden, en üst, yüce, sonsuz ve mükemmel durumuna kadar manevi kabın inşası sürecinin tümüne bir bakın. Tüm bu süreç On Tövbe Günü ile ifade edilmiştir. Bu on gün boyunca, ilk gün olan Roş ha-Şana’dan başlayarak Yom Kipur’a kadar, haz alma arzusu dışında hiçbir şeye sahip olmayan bir ruh, yavaş yavaş Işığın özelliklerini edinmeye başlar. Haz alma arzusu on değişiklik, on Sefirot alır ki bunlar ruhların ıslahının temelini oluşturur.

Bu on gün sürecince, ruh tamamen ıslah olur ve Işığı almaya hazır olur. Tövbenin onuncu gününde, Yom Kipur’da, herhangi bir alma ve zevk arzusu göstermeye izin verilmez ve bu dünyamızda yiyecek, içecek ve başka sınırlamaların oruç gününde yasaklanması olarak ifade edilir.

Yom Kipur’dan sonra tamamen ıslah olmuş olan ruh, Işığı alma hazırlığına başlar. Işığın alımı Sukot günlerine tekabül eder ki bu emirlerin dört tür ile doyumunu kapsar ve bu Işığı kaba çekmek için gerekli olan Lulay, Etrog ve diğer şeylerdir. Ve sonunda, Yaradan’ın Işığı hazır olan kabı tamamen doldurduğunda tüm bu süreç güzel Simkhat Torah tatili ile taçlandırılır. TorahTorah Işığını temsil eder ve Simkha, Işığı Yaradan’ın hatırı için almak anlamındadır.

Maneviyatta, böyle bir ıslahın bu belirli dönemde gerçekleşmesi gerekmez; gerekli olan herhangi bir zamanda olabilir. Ancak biz dünyamızda takvim tarihlerini izleriz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,110