e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Üç Dua – 1

Makale No. 30, Tav-Şin-Mem-Hey, 1984-85

Zohar, Balak’ta (madde 187) şöyle yazılmıştır: Şu üçüne ‘dua’ denir: ‘Musa için dua, Davud için dua ve yoksul için dua’. Bu üçünden hangisi daha önemlidir? Yoksul için olan dua, daha önemlidir. Bu dua, Musa’nın duasından ve Davud’un duasından önce gelir. Sebebi nedir? Çünkü yoksulun kalbi kırıktır, şöyle yazıldığı gibi, ‘Yaradan, kalbi kırık olanın yakınındadır’. Yoksul, her zaman, Yaradan’la kavgalıdır ve Yaradan, onun sözünü dinler ve duyar, ‘zayıf olduğu zaman (ayrıca sardığı zaman), yoksul için bir dua.’ ‘Sarıldığı zaman’ demiş olmalıydı; ‘sardığı zaman’ nedir? Bu, kişinin bir gecikme yarattığı, kendi duası girene dek, dünyadaki bütün duaları geciktirdiği anlamına gelir. Bu üzüntülerle yalnız Yaradan birleşir, yazıldığı üzere, “Bu şikayetler yalnız Yaradan’la birleştirilir; yazıldığı gibi ‘ve onun sözleri, Yaradan’ın önünde dökülür.’ Cennet’in bütün sakinleri birbirlerine şunu sorar: ‘Yaradan ne yapıyor? Ne için çaba gösteriyor? Şöyle dediler: ‘Yaradan, Kelim’iyle, yani kalbi kırık olanla, tutkulu bir şekilde birleşiyor. Bu dua, gecikmeye, dünyadaki bütün duaların ertelenmesine sebep olur’.

Bu üç dua ile ilgili olarak, Musa’nın, Davud’un ve yoksulun duaları arasındaki farkı anlamalıyız. Yaradan’dan şikâyetleri olan ve bütün duaları erteleyen, yoksulun duasının önemi nedir? Bunun, dünyadaki bütün duaları ertelemesinin, ne anlama geldiğini de anlamalıyız. Yaradan, bütün duaları bir kerede cevaplayamaz mıydı? Yaradan’ın, onların, sanki birer birer sırada durmaları gerekliymiş gibi, zaman vermesine gerek var mıydı?

Bütün bu dualar, tek bir kişi için geçerli olduğundan, bunu çalışmada yorumlamalıyız. Bunlar, çalışma sırasının birbirini takip eden safhalardır. Kişinin, ondan memnun olması için, Yaradan’dan istemesi gereken üç eksiklik olduğunu görüyoruz: 1) ‘Musa’ denilen Tora 2) Cennet’in Krallığı 3) Kelim’i ile ilgili olarak kalbi kırık olan bir yoksul.

Neden, ‘Yaradan, kalbi kırık olanın yanındadır’ dediğini anlamalıyız ki bu duruma ‘yakın’ denir. ‘Yakın’ ifadesinin, form eşitliği anlamına geldiğini öğrendik. Ancak, kişinin kalbi kırıksa, Yaradan’la form eşitliğinden nasıl bahsedebiliriz? Öğrendiğimiz ‘Yaradan, O’nu içtenlikle çağıran herkesin yanındadır’ koşulunu da anlamalıyız. Şöyle ki, ‘yakın’ nedir? ‘Hakikat’, ‘yakın’ demektir ve kalbi kırık olana ‘yakın’ denmez. Yoksulun, Yaradan sanki onun haklı olduğunu söylüyormuş gibi, Yaradan’a karşı şikâyetlerinin olmasını da anlamalıyız, çünkü görüyoruz ki, şikayetleri yüzünden, Yaradan, onu diğerlerinden daha fazla dinliyor, Kutsal Zohar’ın yukarıdaki sözlerinde olduğu gibi.

Ancak Zohar’da (‘Zohar Kitabı’na Giriş’, madde 174) şöyle yazar: ‘Rabbi Şimon şöyle başladı: ‘Bayramlardan sevinç duyan ve payını Yaradan’a vermeyen kişi”. Zohar’da (madde 175) Yaradan’ın payının ne olduğunu açıklar: ‘Yaradan’ın payı, yoksulu, sevindirebildiği kadar sevindirmektir, çünkü Yaradan, bayramlarda, kırık Kelim’ini görmeye gelir’.

Dünyanın yaratılışından önce, kapların kırılmasıyla ilgili olarak, Yaradan’ın payının neden yoksul için olduğunu, şöyle yorumlar (Zohar’a Merdiven yorumu). Onun sözleriyle: ‘Keduşa’nın (kutsallık) Kelim’inin kırılması ve ayrı BYA dünyalarına düşmeleriyle, Keduşa’nın kıvılcımları Klipot’a (kabuklar) düştü. Onlardan, her tür haz ve heves, Klipot’un alanına girer, çünkü kıvılcımlar, onları, insanın alma kaplarına ve hazzına aktarır. Böylece, hırsızlık, soygun ve cinayet gibi bütün günahlara, onlar sebep olurlar.

Buna göre, yoksulun şikâyet ederek yakınmasının ne anlama geldiğini yorumlamalıyız. Der ki, ‘Beni, kırık kaplarla yaratması, bütün kötü arzuların ve kötü düşüncelerin içimde olması, neden benim suçum olsun ki? Bütün bunlar bana, yalnızca kapların kırılmasından uzanıyor, bu, onların üst bolluktan, ihsan etme niyeti ile değil de, almak için alma niyeti ile alma kaplarına uzatmak istediği, ilk yerdir. Bu yüzden, içime, kendini-sevmeyi yerleştirdi ve bu sebeple manevi olan her şeyden uzağım ve ihsan etme niyetine sahip kaplar üzerine kurulmuş olan Keduşa’da, sadece bu sebeple, yer almıyorum. Dolayısıyla, Keduşa’ya erişimimin olmamasındaki bütün acımın ve kalbimdeki asıl düşman olan kendini-sevmenin sonucu olarak sahip olduğum, form eşitsizliği yüzünden, senden uzak olduğumu görmemin, bütün kötü safhalarımın sorumlusu, O’dur. Bütün bunlar, beni bu şekilde yarattığı için oldu!’

Bu yüzden, şikayetlerle gelir ve şöyle der: ‘Doğamı ki beni Sen yarattın, değiştiremem, ama tıpkı beni, kendini-sevmek ile yarattığın gibi, ikinci bir doğa, yani ihsan etme arzusunu verebilirsin. Çünkü içime damgaladığın doğama karşı savaşamam. Üstelik üstesinden gelme gücümün olmamasının, senin suçun olduğuna dair, kanıtım var. Bilgelerimiz şöyle der (Kidushin 30): ‘Rabbi Şimon Ben Levi dedi ki, ‘İnsanın eğilimi, onu, her gün yener ve öldürmeye çalışır, şöyle söylendiği gibi, ‘Günahkâr, erdemliyi gözler ve onu öldürmeye çalışır’. Yaradan’ın yardımı olmasaydı, kişi bunun üstesinden gelemezdi, şöyle söylendiği gibi, ‘Tanrı, kişiyi onun ellerine bırakmayacak”.

Dolayısıyla, yoksul şikâyetlerinde haklıdır. Şöyle ki, bilgelerimizin söylediği gibi, Yaradan, ona yardım etmezse kişinin, bunun üstesinden gelme gücü yoktur. Bu yüzden, Yaradan’ın bunu kasıtlı olarak böyle yaptığını söyleyen bilgelerimizin sözlerinde ima edildiği gibi, kişi, Yaradan’a başka kimsenin değil yalnızca O’nun yardım edebileceği şikâyeti ile gelir, böylece duaya ihtiyaç olur, zira  ‘Yaradan erdemlinin duasını bekler’, yani erdemli olmayı istedikleri için dua edenleri. Bunun sebebi, Baal HaSulam’ın önceki makalelerinde, denemelerinde açıklandı.

Bu sebeple, onu böyle bir alçaklıkta yarattığı için, Yaradan’a şikâyetlerinde haklıdır, yani Yaradan’ın kendisi onu böyle yaratmıştır ki böylece o Yaradan’dan başka kimseden yardım beklemesin. Yoksulun duasına ‘kalbi kırık’ denmesinin sebebi budur, yani bu, kapların kırılmasından gelir. Bunu, kalbi kırık olanın şikâyetinin, gerçek bir şikâyet olması izler ve gerçek, ‘yakın’ olarak adlandırılır, çünkü gerçek, Yaradan’la form eşitliğindedir. İşte bu yüzden bu dua, ilk olarak cevaplandırılır, zira çalışmanın sırası, buradan başlar.

Bu şekilde, sorduğumuz soruyu anlayacağız, burada ‘yakın’ sözcüğünün, kalbi kırık anlamına geldiğini ve orada, ‘yanında’ ifadesinin, gerçek, olduğunu öğrendik, şöyle yazıldığı gibi, ‘Yaradan, O’nu içtenlikle çağıran herkesin yanındadır’. Cevap, kalbi kırık olanın şikâyetinin gerçek bir şikâyet olmasıdır. Dolayısıyla, ikisi aynıdır, yani Yaradan’a dua etmek için geldiğimizde, gerçeğin sözüyle, Onunla konuşmamız gerektiğini bilmemiz gerekir.

Önceki makalede (29, Tav-Şin-Mem-Hey) açıkladığımız şey de budur. Yaradan’a dua etmek için geldiğinde, kişinin, Yaradan’dan kendisine yardım etmesini istemesi gerekir: ‘Gerçekten de bu dünyadaki en kötü durumdayım, hem Tora’da, hem de çalışmada, benden daha düşük seviyede insanlar olabilir, ancak onlar benim kendi durumumu gördüğüm gibi, gerçeği hissetmiyorlar. Bu yüzden, benim sahip olduğum eksikliğe henüz sahip değiller ve bu sebeple yardımına o kadar da ihtiyaçları yok. Ama ben, verdiğim tüm çabam ve tüm bu zamandan sonra, gerçek durumumu, maneviyattan tamamen kopuk olduğumu görüyorum. Ve yine, şimdi görüyorum ki ‘geçmiş günler, bunlardan daha iyiydi’ ve ileri gitmeye çalıştıkça, geriye doğru gittiğimi hissediyorum’. Buna, ‘gerçek itiraz,’ denir ve kişinin, Yaradan’la form eşitliğine gelmesi ancak gerçek bir itiraz yapmasıyla mümkündür.

Bununla, şu soruları anlayacağız: ‘Neden yoksulun duası, bütün duaları geciktirir? Yaradan, bütün duaları tek bir seferde cevaplayamaz mı?’ Aynı bedendeki bu üç duanın hepsini öğrenmeliyiz. Bunun anlamı şudur; sıradaki edinebileceği derece dışında, kişinin istediği her şeyin cevaplanması mümkün değildir. Şöyle ki,  eğer kişi bunu alırsa bu, onun için en iyisi olacaktır. Ama eğer istediği şeyden alırsa bu ona zarar verecekse bu arzusu kesinlikle yerine getirilmez, çünkü Yaradan, kişiye zarar vermek değil, fayda sağlamak ister.

Bundan dolayı, aşağıda olan, yukarıdan, gerçekten ihtiyacı olanı almalıdır. Bu yüzden kişi, yoksulluğu için dua etmelidir, Yaradan onu alma arzusu ile yarattığı için şikâyette bulunmalıdır, zira kişi içindeki tüm kötülüğe ve tüm sıkıntılara bunun neden olduğunu hisseder. Daha sonra, Cennet Krallığı’nın verilmesini isteyebilir, çünkü halen ona ihsan etme kapları verilmiştir ve ‘Cennet Krallığı’ olarak adlandırılan inancı edinmiştir.

Şöyle ki, kişi, ‘inanç’ denilen Cennet Krallığı’nın yükünü, ihsan etme kaplarına sahip olmadan önce edinemez. Sulam’da (Zohar Kitabı’na Giriş) söylediği gibi: ‘Şu yasadır, Yaratılanlar açıkça O’ndan zarar göremez, çünkü yaratılanların, O’nu, sanki zarar veriyormuş gibi algılaması, O’nun ihtişamını lekeler, bu mükemmel bir Operatör için uygun değildir. Bu nedenle, kişi, kötü hissettiği zaman, o ölçüde Yaradan’ın kendi üzerindeki rehberliğini inkâr eder ve Operatör kişiden gizlenir.

Bu sebeple, kişinin, öncelikle, ihsan etme arzusu olarak adlandırılan, ikinci bir doğaya sahip olmak için, yukarıdan güç alması gerekir. Daha sonra, kişi, Davud denilen, bir diğer dereceyi, yani Cennet Krallığı’nı isteyebilir. Akabinde, yoksulun duası, diğer bütün duaları erteler, yani yoksul, dileğine kavuşmadan önce, kişi daha yüksek bir dereceyi edinemez. Bu yüzden şöyle yazılmıştır: ‘Zayıf olduğunda yoksul için bir dua’.

Daha sonra, kişi, bütün dünyayı rehberliğiyle yöneten Operatörü hissetmek için, inanca sahip olmak istediğinde, Davud için dua, ikinci dua, Cennet Krallığı’nda olma duası gelir. Bu böyledir, çünkü şimdi kişi, Sulam’da yazıldığı gibi, Yaradan’ı zaten iyilik yapan olarak algılayabilir, zira ihsan etme kaplarına artık sahiptir. Böylece kişi, Yaradan’ın nasıl iyilik yaptığını görebilir.

Bu yüzden, almak için almaya değil ama ihsan etmeye her an hazır olmak için niteliklerini ıslah etmeden önce, kişinin inancı, yani Cennet Krallığını edinmesi imkânsızdır. Yoksa kişinin inancı edinmesine, yukarıdan izin verilmez. Bu, yoksulun duasının, bütün duaları ertelemesi olarak kabul edilir. Şöyledir, kişi kendi eksikliğini, kendini-sevmeye batmış olduğunu görmeden ve buradan çıkmak istemeden önce başka şeyler talep etmenin anlamı yoktur.

Daha sonra, Tora olarak kabul edilen Musa için dua zamanı gelir. Bu böyledir, çünkü kişinin, inancı edinmeden önce, Tora ile ödüllendirilmesi imkânsızdır, zira ‘Putperestlere Tora’yı öğretmek yasaklanmıştır.’ Şöyle denildiği gibi: ‘Bu, İsrail’in çocuklarına, Musa’nın koyduğu yasadır’. Ve Zohar’da şöyle yazılmıştır: ‘Tora’yı putperestlere öğretmek yasaklanmıştır’ ve ‘Kendini sünnet eden ama Tora’nın emirlerini yerine getirmeyen kişi, sünnet olmamış gibidir, şöyle yazıldığı gibi (Yitro): ‘Eğer benim için taştan bir sunak yaparsan, onu kesilmiş taşlardan yapmayacaksın, çünkü eğer onda kılıcını kullanırsan, ona saygısızlık edersin’. Kılıcını onda kullanmana, yani kendini sünnet etmene rağmen, ona saygısızlık edersin, bu da sünnete saygısızlık ettiğin anlamına gelir’.

Bu, sünnetli olan ve Yahudi ana babaya sahip olan birinin bile, halen Tora’ya göre, ‘İsrail’ olarak kabul edilmediği anlamına gelir, yani, kişi, Tora’nın emirlerini yerine getirmiyorsa bile gene de Tora öğrenmesine izin verilmiştir. Zohar’ın yukarıdaki sözleriyle kastedilen de budur.

Zohar’da (Pinhas, madde 68) şöyle yazılmıştır: ‘Ve şarap insanın kalbini mutlu eder’. Bu, Tora’nın şarabıdır, çünkü şarap ile Sod (sır) aynı sayıdır. Şarap, gizlenmiş ve mühürlenmiş olmalı, böylece, putpereste akmaz, dökülmez ve Tora da öyle; gizlenmiş ve mühürlenmiştir ve onun tüm sırları, yalnızca O’ndan korkanlara akar, dökülür’.

Böylece, Tora olan, Musa için dua, korku denen, Cennet Krallığı’ndan sonra gelen derecedir. Tora’nın özellikle, O’ndan korkanlara verilmiş olmasının anlamı, budur. Bu, bilgelerimizin ‘Tefillin eli, Tefillin başından önce gelir’ sözlerinin de anlamıdır, zira şöyle yazılmıştır: ‘Onları, ellerinizdeki bir işaret gibi bağlayacaksınız ve onlar gözleriniz arasındaki alın bağı gibi olacaklar’.

Kutsal Zohar, Tefillin elini, Malhut ve Tefillin başını, ZA olarak yorumlar. Tefillin eli, örtülmelidir, çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Ve o, sizin için ellerinizdeki bir işaret gibi olacak’, ve şöyle açıkladılar ‘Sizin için bir işarettir, diğerleri için bir işaret değildir’. Baal HaSulam, Malhut’a ‘inanç’ dendiğini söylemişti. Bu sebeple gizlenmiş olmalı, bu demektir ki, Malhut, mantık ötesi inanç olduğu için, buna, ‘gizleme’ denir. Bu nedenle, kişi, ‘Cennet Krallığı’ olarak adlandırılan inancı edinir edinmez, ZA olarak adlandırılan, zaten Tora’nın ifşa olduğu yerde, Tefillin başı anlamına gelen Tora ile ödüllendirilebilir. Bilgelerimiz bu yüzden, ayet hakkında şöyle demiştir: ‘Ve yeryüzünün tüm insanları, senin Efendi’nin adıyla çağrıldığını görecekler ve senden korkacaklar’, bu, görmenin olduğu yerdir, Tefillin başıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,302