e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kabala'ya Giriş Dersleri > 9-Manevi Çalışma (İçsel Çaba)

9-Manevi Çalışma (İçsel Çaba)

Ders – 9 Ruhani Çalışma (İç Efor)

Bir önceki ders de insanın etrafındaki gerçeği kullanarak çabuk ve bağımsız olarak dengeli bir şekilde büyüyüp gerçeği edinmesi gerektiğini gördük – insanın kendi içinde gerçeği yansıtan yasaların işleyişini ve gerçeği edinmeyi. Bu ders de insanın hayatı boyunca izlediği yolları ve içinde bulunduğu hallere değineceğiz.

Bilincin Sınırları adlı makaleden, “Kabala denilen tecrübe”, Kabalist Michael Laitman:

Ruhaniliği anlamak için sadece mantıklı bir yaklaşım yeterlimi?

“Ruhaniliği anlamaya hiç bir mantık yardımcı olamaz, çünkü tümüyle mantığımızın ve aklımızın ötesinde – bu yüzden ruhaniliği hissedemiyoruz. Duyularımız ve mantıkla işleyen beynimizle sadece algılayabileceğimiz şeyleri araştırabiliriz – bu bilginin tümüne bu dünya” denir.

Üst dünyaları hissedebilmek için, yeni duyulara sahip olmamız lazım – perde diye adlandırdığımız. Sadece bir perdeyle üstümüzde olanları, şu anki kalıbımızın daha üzerindeki gerçeği ve doğal hislerimizin algılayamadıklarını hissedebiliriz. Üst dünyaları algıladıkça, mantığımız da değişecek – farklı bir mantık ve farklı bir zekâ edineceğiz. Başlangıçta, üst dünyalarla ilgili bilgi ve mantık ediniriz – edindiğimiz bu bilgi ve mantık kadar da üst dünyaları hissederiz. Perdeyi kabala’nın erdemini kullanarak edinebiliriz.

Dünyamızda olan her şey üst dünyalardan (üst köklerden) yansıdığı için, bu dünyanın sınırlı bilgisiyle var olup tam olarak olayların neden olduğunu anlamak mümkün değildir. Kurulan bu sistemin çoğu bu dünyayı araştıranların dışında. Dolayısıyla birisine davranışlarının sonucunu bilmeden, herhangi bir konuda tavsiye vermek mümkün değildir.

Kişi belli bir metodu uyguladıkça, zamanla kontak kurduğu objelerin derin bilgisine ulaşır. Dünyamızda olan her şey keşif ederek bilmek, alışkanlık olarak edinmek ve bu şekilde anlamak üzerine kuruludur. İlk etapta Yaratan’la aramızda büyük farklar olup çevremizi anlamak imkânsız gibi gelse de gelişim bu şekilde devam eder.

Etrafımızdaki objeleri kendimizden ayrı olarak hissederiz. Yani obje algılanan bir cisimdir ve anladığımız şey anlaşılan objedir. Algılama esnasında, algılanan objeyle algılayan arasında bir bağ olmalıdır, bu bağ insana çevresiyle olan bağın hissini verir. Duyularının verdiği bilgileri ve hisleri öznel olarak kabul eder, ancak bu bilgileri öznel ve doğru kabul etmek bir hatadır. Kabalaya göre yaratılan ve Yaratan’dan başka hiç bir şey yok, dolayısıyla diyebiliriz ki gördüğümüz ve hissettiğimiz her şey Yaratan’ın bizim gözlerimizde ve hislerimizdeki hali. Her ruhani seviyede, O’na daha yakın bir görüntü elde ederiz, ancak gerçek görüntü en üst seviyeye ulaşınca ortaya çıkar – tüm dünyalar, dışımızda hissettiğimiz tüm objeler bizi çevremizdeki dünyayla bağlayacak iç hisler olur, kendi yegâne halimizde.

İki Hal –  Kendi ruhani halini geliştirmeye çalışan ve gerçek çabasıyla iç hislerini değiştirmeye çalışan bir kabalist sürekli iki hal içerisindedir – ruhani inişte ya da ruhani yükselişte. Ya tüm dünya kaos ve karmaşık olarak her zaman ki haliyle belirsiz ve düzensiz gibi gelir ya da her şey bir bütünmüş ve Yaratan’ın arzuları dahilinde gelişiyormuş gibi algılanır. İnsan bu duyguları hissederse neden bu hali yaşadığını ve neden durum içerisinde olduğunu anlar.

Öteki tarafta bu gelişimden geçmeyen bir insan etrafında olanların nedenini bile anlamadan ve çevresindekileri fark etmeden yaşar.

Amaç – ruhanilikte amaç insanın bir seviyeye ulaşmasıdır, bu yolda kişi için her saniye çok değerlidir ve geriye dönüşü olmayan bir haldir. Kararlılık sürekli insana bu iki uç hissi verir ve daha da uç noktaya ulaştıkça bir halimizden diğer bir hal hakkında bilgi ediniriz: – bu dünyada olduğu gibi, gece ne kadar karanlık olursa gündüz sanki o kadar aydınlık ve tersidir. Bu çelişkilerle insan bulunmak istediği hali tanımlar, daha yüce olan üst güce kenetlenmiş hali.

İnsan bu yoldayken rahatsızlıklar gönderilir, bu insanı yavaşlatır ve ayrıca neden bir bütünlük hissi içerisinde olmadığının bir göstergesidir. Ancak bu rahatsızlıkları aşarsa, yani bunların zaten tek bir düşünceden kaynaklandığını görüp, kendisinin sadece bu hisse uzak olduğunu görmesi, kişinin iç halinin kabala kitaplarında yazdığı safhalardan geçtiğini gösterir.    

Bahsedilen bu haller neler? – Gelişimini gözlemleyen bir insanın algıladığı gerçekler neler?

İlk hale “ızdırap” denir.

İkince hale “Kutsal Şehina” denir; İnsan ya Yaratan’ı tüm dünyaların (ruhani ve materyal) mutlak yöneticisi olarak kabul eder, ya da ızdırap çeker. Izdırap nedir? Izdırap kişiyle gerçeğin hissi (bütünlük hissi) arasındaki mesafedir. Peki, ızdıraba neden gerek var?

Izdırabın Kullanılışı –  İnsan gerçeğe olan tavırlarını egoistlikten özgecilliğe geçmek için değiştirmeden önce, yani tek gücü edinmeden (tüm gerçeği içeren tek yasa denilen – Şihina), kendi dünyasını egoistliğinin içinde acı dolu olarak hisseder çünkü tatminkâr değildir. Aslında acı ve üzüntü insanı ilerleten pozitif bir güç, hala düzeltilmemiş Kelim’in de karanlık ve sırtı dönük denilen kavram.

İnsan içindeki kötülüğün hissini kullanarak neyin düzeltilmesi gerektiğini anlar, bu anlayış insanı gelişmeye iter. Bedendeki ağrı gibi, eğer sinir bağlarımın beynime olan bağını kopartırsam acı hissini öldürürüm, o zaman kendime zarar verdiğimi hiç hissetmem – mesela elimi ateşe koyarsam bunu hissetmem. Acı insan için faydalı, insanın kendisine zarar vermeden ilerlemesini ve dolayısıyla doğru davranmasını sağlar. Bu mekanizmanın aynısı ruhanilikte de vardır.

İnsan fiziksel acıya karşı kendisini korumaya zorlayan davranışlarının, daha üst seviyelerde mevcut olduğundan habersizdir – zihinsel ve ruhani hisler de aynı şekilde yaratıldılar. Acı insanın kendisini nasıl yönlendireceğini fark etmesi için var, kendisine daha fazla zarar vermesini önlemek ve daha iyi yaşayabilmesini sağlamak için. Acı zarara gelmeden önceki sınır noktasıdır, bu noktaya kadar gelmemize izin verilir. Zihnimin bu durumun farkında olması kendimi iyiye yönlendirmeme yardımcı olur. Aslında her şeyi hislerim tayin eder ve her şeye hislerim yön verir.

İnsanın hissi gerçeği belirler – Evet, eğer insan altıncı hissini açarsa, ruhunu ve gerçeğimizin arkasındaki gerçeği görürse, işleyen güçleri, mekanizmaları işleten düşünceyi – o zaman görür ki sadece bir tek düşünce var “Yaratan”. Anlar ki her şeyin yöneticisi O ve çelişkiler, zıt kutuplarda yer alan hisler bile o bütünlüğün içerisinde – tek bir parça olarak.

Şu an bile hepimiz o bütünlük halindeyiz, ışıkla dolu bir halde, mükemmel ve sonsuz. Ancak insanın hayatı ne kadar hissettiğiyle sınırlı, gerçekte ne olduğuyla değil.

Bu ne demek? Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, her şeyimiz olabilir: para, saygınlık, aile, çocuklar vs ve hala ızdırap çekiyor olabiliriz – sanki bu hayat ölümden betermiş gibi. Hiç bir şeyi olmayanlar – mutlu ve sakin, her şeyi olanlar ise endişe dolu ve mutsuz, şikâyetçi ve huzursuz. İnsanın neye sahip olduğu aslında hiç öneli değil, önemli olan sahip olduğu şeyden aldığı hisler. Neyi görüp neyi göremediği. Her şeye sahip olup hala hiç bir şeyi olmadığına kanaat getirebilir, gerçek istediği – onu tatmin edip doyuracak olan şeye sahip değildir.

Aynı şey ruhanilikte de geçerlidir, tek fark ruhanilik daha elle tutulabilir, çünkü belirlenen bir hal gerçek anlamıyla görülür, insanın içinde gerçekten hissettikleridir. Bu dünyada insanın evi, ailesi, parası olup hiç bir şeyi olmadığı hissini yaşayabilir. Bunun nedeni aslında fiziksel her şeye sahip olduğudur ama hislerinde hiç bir kıpırdama yoktur. O zaman insan sahip olduklarını görür ve neye sahip olduğunu anlar, algıları o cisimle olan ilişkisi dâhilindedir, gördükler dâhilinde. Bu yüzden sadece gördüklerimizi düzeltmemiz gerekiyor. 

İnsan hislerini arındırdıktan sonra tüm insanlığın, dostlarının, ailesinin ne kadar mükemmel bir durum içinde olduğunu görür – hatalı hiç bir şey yoktur. Ancak bu durumu kendisini düzeltebildiği dereceye kadar görür. Bu yüzden “Her kim eleştiri yaparsa kendi hatalarıyla yapar” derler.

Peki, düzeltme yaptığım zaman geçmişin bıraktığı acı hala kalır mı?

Baal HaSulam’ın şimdiki zaman ve hissedilen ile ilgili gizli bir hikâye olarak açıklaması var. Baal HaSulam, sanki üzgün bir melodi gibi diyor, tüm melodiler bir dil gibi ve melodi söylenilmesi  gerekenin yerini alıyor. Peki, neden bazen insanlar kendilerini ağlatan ve üzüntü hissettiren melodileri severek dinlerler? Çünkü melodi şimdiki zamandaki acıyı yansıtmaz, ama insan her zaman şimdiki anda yaşar – melodi sadece geçmişte yaşamış olduğu ve zamanla tatlanıp  boşluğu kapatılmış olan bir üzüntüyü hatırlatır.    

Bu ne demek? Eğer insan geçmişte üzüntü çektiyse ve bu halini düzeltip şimdi daha iyi bir haldeyse, geçmişteki acısını hatırlamaya değer. Hatırası içindeki Kli’yi uyandırır; eksikliklerini, üzüntülerini ve bu halleri atlattıktan sonra beraberinde gelen doyumu. Böylelikle hatıraları ona bir doyum verir. Gözyaşlarını tebessüme çeviren bu doyum (iyi his) nereden gelir? Kli’nin doyumla birlikte uyanmasıyla gelir – içinde önceden hissettiği ışıktan. İnsanlar bu hisleri yakalayabilmek için çok para harcarlar; sinema, tiyatro vs. Ruhanilikte hiç bir şey kayıp olmaz, önceki Kliler bile. Unutulan hiç bir şey yoktur, her şey Kliyle bütünleşir ve giderek kli büyür. Tüm acılar ve tüm doyumlar birbirine eklenir, böylelikle insan giderek daha fazla izlenim sahibi ve daha fazla düşünce içerisinde olur.

İnsan bu izlenimleri nasıl biriktirir?

İnsan yaşadıkça hiç bir şeyin tesadüfî olmadığını görür, “şans eseri”, “kısmete bak” gibi tabirler, olan olaylar karşısında ne kadar bilgisiz ve has bel kader yönlendirildiğimiz hissini verir. Sadece insanın gücüyle Yaratan’ın gücü arasındaki bu benzer ve eşsiz çelişki insanın tesadüf ve yetersiz bilgi sahibi olduğu hissini verir. 

Işık yarattığı Kli’nin içerisinde bir izlenim bırakır, yani Kendisini (Yaratan) Kliye tam tersi olarak kopyalar – tıpkı bir damganın ters olup kâğıt üzerinde anlaşılır olması gibi. İşte insanı uyanmaya iten tüm huzursuzluk, düşünceler buradan kaynaklanıyor, insanın içinde uyanan her şey gerçeğin tam tersi. Bu durumun avantajı ve niyeti şöyle, insan bu ters noktadan, ışıkla ilgili edindiği her izlenim ve düşünce sayesinde ruhaniliğe ve sonsuzluğa doğru ilerler.

Bu incelemelerden sonra insan tüm arzularını ve düşüncelerini çabalayarak daha faydalı hale çevirdikten sonra Yaratan’ı anlamaya başlar ve Yaratan’ın izlenimlerini edinir. İnsan ters yönde ilerler, önce izlenimleri kendisine aittir, sonra Yaratan’ın bilgeliğine ulaşır, davranışlarına ve O’na benzemeye başlar.

Dolayısıyla insan elementler arasındaki bu bağıları, negatif ve pozitif uçları, etken ve etki, “ödül ve ceza”yı birbiriyle ilişkilendirmek için çaba sarf etmeli. Bu çabasının sonunda, aslında bir kanunun olduğunu ve bu kanunu uygulayan bir güç olduğunu görür. Uçurumdan atlamak gibi, sonucun ne olacağını bilebilsekte bilemesekte fark etmez, çünkü doğa kanunu olan yerçekimi sevsekte sevmesekte üzerimizde işler – bu duruma kanun ve o kanunun yöneticisi var denir. Demektir ki, kanunlar var ve bu kanunların arkasında bir düşünce var, kanunların işleyiş şekillerinin arkasında bir neden var.  

Aslında tüm kanunların arkasında tek bir genel kanun var; “O’nun yarattığı canlılara karşı özgecil olmak arzusu”, ve O’nun bu isteği, insandaki arzulamak duygusunu bütünleştirip mükemmel bir hale getirmek ister. Bunun dışındaki her şeye ise “var oluşun düşüncesi” denir. Var olan güçler bu düşüncenin sonucu olarak ortaya çıkar ve amaç arzulamak duygusunu tekrar bu düşünceye geri getirmektir. Var olan bu güçlerin hareketine “bir yasa var ve bu yasanın bir de yöneticisi var” denir. 

Ödül ve Ceza – insan genel olan bu kanuna uymaya başladıkça ödüllendirilir – O’na yakınlaşmaktadır ve Kli’sinin doyumunu hisseder. Bu yasadan uzaklaştıkça cezalandırılır. CEZA kavramı bizlerin bu dünyadaki ceza kavramı değildir. Ruhanilikteki cezayı şöyle örnekleyebiliriz – sanki elimi ateşe uzatıyorum ve elim yanıyor ve bu acı hemen elimi ateşten geri çekmeme neden oluyor. Ceza kavramı budur. İnsanın içinde hissettiği acıdır ve bu acı insana nedenini bilmeksizin verilir, insan bunun bir ceza olduğu kararına varır. Aslında bu his bir ceza değildir, ruhi bir düzeltmedir. Zira içimizde hissettiğimiz acılar bizi daha güçlü kılar ve davranışlarımızda daha düzgün hale gelir. Bizleri problem olan kötülükten (egoizm) korur ve uzak tutar.

Bu düzeltmeler cehaletimiz yüzünden, bizim dünyamızda ceza olarak düşünülür. Ceza çektiğimiz acı değil, “elimizi ateşe uzatmak”. Ceza ben acıyı hissetmeden gelmiş oluyor. Dolayısıyla acının gelmemesi için neyi yapıp neyi yapmamayı bilmem faydalı olur. 

“İki Hal” adlı makaleden / Prof. M Laitman

Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi, insan her şeye sahip olabilir: para, saygınlık, aile, sağlıklı çocuklar vs ve hala ızdırap çekiyor ve ağlamaklı olabilir. Sanki hayat ölümün kendisinden daha betermiş gibi. Gerçekten mutsuz sayılan insanlar ise hiç bir maddi varlıkları olmayıp mutlu olanlar, ne kadar çok şeye sahip olan insan ise o kadar çok sıkıntılı. Bu demektir ki insanın neye sahip olduğu önemli değil, önemli olan sahip olduğu şeyleri nasıl hissettiği ve aldığı. Gördükleri ve görmedikleri. Her şeye sahip olup hala hiş bir şeye sahip olmadığı kanaatine varabilir, gerçekten kendisini tatmin edecek şeye sahip değildir.   

Aynı şey ruhanilikte de geçerlidir. Ancak ruhanilikte biraz farklı, her şey somut, çünkü belirlenen şey görülen, içimizde hissedilen. Bu dünya da insan ev sahibi, aile sahibi, para sahibi olabilir ve hala hiç bir şeye sahip olmadığını hissedebilir. Materyal olarak sahiptir ama sahip olduğu şeylerin hissine sahip değildir. Ruhanilikte ise, materyal olan hiç bir şey yok, sadece arzu ve niyet gerçeği var. O zaman insan sahip olduğu şeyleri dar görüşüyle görür ve anlar. Hiç kimse onu rahata erdiremez. Demek ki görüşümüzü düzeltmemiz lazım.

Baal HaSulam, insanın özgecil olma noktasına ulaştığı zaman, tüm Klilerin Yaratan gibi ışıkla dolu olacağını anlatır. Ve insan görür ki tüm gerçek, tüm insanoğlu, dostları, herkes haktan yana ve düzeltilmiş bir durumdalar, kötü olan hiç bir şey yoktur. Ancak dünyayı kendisinin düzeltilmiş seviyesi dâhilinde görebilir. Bu yüzde “Her kim eleştiri yaparsa kendi hatalarıyla yapar” tabiri kullanılır. Kanunu bilmek ve anlayabilmek için insan gizli olan her şeyin ötesini aramalı, hayatında ne olursa olsun insan bu yasayı edinmek için çabalamalı. Buna gerçeğe yönelik doğru tavır edinmek denir, “O’ndan başka hiç bir şey yok” ve bu tavır vasıtasıyla insan gelişir. İçinde oluşan tüm sorgularını ve arzularını mükemmelliğe ulaşabilmek için kullandığı zaman büyümeye başlar ve dua denilen noktaya gelir, kalbinde oluşan gerçek arzuya ulaşır. Dua denilen bu gerçek arzu insanı yücelten kapıyı aralar. Bununla insan gerçeğin tümüyle kaynağa bağlanır, köküne, özüne ve buradan gerçekte mevcut olan en güçlü enerjiyi üzerine çeker. Bu güç insanı daha yüksek bir seviyeye yüceltir.  

Peki, şimdi, burada ve bu halimde ne yapmalıyım?

Denemeliyim, tüm hissettiğim karışıklıklara rağmen, hislerimle içinde bulunduğum her halimi O’nunla bir bağ yaratmak için kullanmalıyım. Etrafımda gelişen her durumu ve her hissimi O’na ulaşabilmek ve O’nu edinebilmek için kullanmalıyım. 

Başıma gelen her mutluluğu ve üzüntüyü, hislerimde yaşadığım her şeyi O’nunla bir bağ kurmak için kullanırsam duayı (Klimi) yaratmış olurum. Kli’yi yarattıktan sonra ışığın dolduracağı bir kap oluşmuş olur ve ruhaniliği (ışığı) bilinçaltı halimizle hissetmeye başlarız.  

Bu noktada “O’ndan başkası yok” adlı makaleyi sitemizden okumanızı öneririz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,120