e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

52. Mektup

1928, Londra

…’ya, mumu sonsuza kadar yansın,

Mektubunu aldım. …, “O’nu bulabiliyorken ara; O’na yakınken O’nu çağır,” ayetini benim için yorumlamış. Bu kafa karıştırır. Eğer Yaradan zaten kişiyle beraber ve ona yakınsa, neden O’nu arama ve seslenme ihtiyacı olsun ki? Ayetin Yaradan’la zaten daimi yakınlıkla ödüllendirilenlerden bahsettiğini söylemiş. Onlar için artık aranacak ya da çağıracak bir şey yokmuş gibi göründe de, atalarımız asla bu şekilde düşünmemeleri gerektiği konusunda onları uyarır çünkü bu ekilmiş olanı kesmek gibidir. Tersine kişi daha çok aramalı ve daha yüce edinimler için Yaradan’a yakarmalıdır.

İstersen bunu bizim açımızdan yorumlayayım. Şüphesiz, O’nun yakınlığıyla ödüllendirilmiş birinin bütün dileklerini Yaradan yerine getirir tıpkı birbirlerinin ihtiyaçlarını becerileri ölçüsünde gideren dostlar ve sevgililer gibi. Yaradan’la dostlukla ile ödüllendirilen kişi mutlaka bir ruh ve bedenden oluşur. Dolayısıyla kişi onlarla Yaradan’ın huzurunda olur.

Yine de, “Sevgi tüm günahları örter” ve özellikle O’nun önünde ne günah ne de aykırılık yoktur, tıpkı şöyle yazıldığı gibi, “Hiçbir pislik Sen’i lekelemez; ateş yaratan ateş Sen’i yakamaz.” Dolayısıyla, kişi ve Yaradan arasındaki benzersiz sevgiyle şu açıktır ki, insan aynı zamanda O’nun önünde bedensel arzuları da ifşa eder.

Açıkça, Yaradan’ın yapabilirliği O’nun arzusuna bağlı olduğundan, Yaradan, Sevdiklerinin doğru veya yanlış her arzusunu yerine getirmede başarısız olmaz. Fakat Yaradan kişinin arzusunu doyurduğunda, görünüşte kişinin kendisi Yaradan önünde aşırı arzusundan dolayı üzüntü duyar ve bundan anlarız ki Yaradan zaten onun kutsamış olduğundan alma değil verme vardır.

Dolayısıyla kişi yukarıda bahsedilen yanlışı şu nedenlerle onarmak zorundadır: 1) kralın önünde bedensel arzuları sergilediği ve Yaradan’ın onurunu düşürdüğü için 2) büyük ya da küçük Kralların Kralının hediyesini takdir etmede dikkatli olmadığı için.

Bu böyledir çünkü her hediyenin iki önemi vardır. İlk önem hediyedir—büyük ya da küçük. İkinci önem verendir—önemli ya da önemsiz.

Doğal olarak, önemli bir insan küçük bir şey verse bile, verenin önemine bağlı olarak hediyenin büyük değeri vardır. Bu atalarımızın, kişinin kralın sarayında ıslah olmaya gelmesi gerektiği ile ilgili söylediği şeydir. Kişi sarayın dışına çıktığında, edinimle ödüllendirilmiş olduğu tüm edinimlerini kaybeder çünkü Yaradan’ın hediyeleri “dünya, yıl, ruh” içinde birleşmiştir. Bu demektir ki, seçilmiş bir “ruh”, seçilmiş bir “zaman” ve seçilmiş bir “yer” olmak zorundadır. Ve kişi yerini, yılını değiştirdiğinden, ruhu da değişir ve sonra kişi büyük bir şaşkınlık yaşar.

Bununla ilgili atalarımız bizi uyarır: “Bulabiliyorken Yaradan’ı ara,” yani geri dön ve maneviyatta edindiğin her şeyi edinmeye devam et çünkü yalnızca ruhu ilgilendiren konularda Yaradan bulunabilir. Bununla ilgili yazılmıştır: O’nu bulduğunda, “O, yakınken O’na seslen.”

Atalarımız der ki, bedensel arzular için yakarmak yasaktır çünkü bedensel arzularla O’na gelmek kralı aşağılamaktır. Daha ziyade kişi O’nu sadece “o adla” “çağırabilir.” Bu demektir ki, kişi Yaradan’a duayla geldiğinde, O’nun, kişinin bedensel arzularını yerine getirerek, cömertlikle verdiklerini duasında dile getirdiğinde ruhunu da doyurmuş olur.

Atalarımızın şu söylediğinin anlamı budur: “Benim ve senin arasındaki cennet, yakarışın için bir yol olacak.” Bu sözler çok anlamlıdır. Bu sözlerde Haftanah’ın (her bir Tora kısmının son bölümü) geri kalanı açıklanmıştır—bu söz yabancının bedensel meselelerle, hadım olanın ruhun meseleleriyle ilgilendiğini anlatır, zeki olanlar bunu anlayacaktır.

Yukarıdaki yorum son derece derindir; bunu kim anlar? Dolayısıyla bunu “Tora’nın yetmiş yüzüyle” açıklayacağım: Kişi iç-gözlem yapıp kendi berbat aşamasını hissettiğinde, Yaradan’a geri dönmek ve O’na tutunmak için büyük bir özlemle duasını eder. Tüm bu duaların ve uyanışların kendi gücüyle olduğunu düşünür ve oturup büyük ya da küçük Yaradan’ın onu kurtarışını bekler. Zaman geçtikçe ve Yaradan’dan bir işaret almadıkça çaresizliğe düşer çünkü tüm bu özlemden sonra Yaradan onu istemediğini düşünür. O’na asla dönmez.

Bununla ilgili şöyle yazılıdır: Yaradan Kendini sana sunduğunda, “Bulabiliyorken, Yaradan’ı ara.” Sonra sen de O’nu mutlaka ara çünkü önce hareket etmek insanın yoludur. Diğer bir deyişle, Yaradan önce senin O’nu araman için sana kalp verir. Bunu bildiğinde, kral seni çağırdığından kesinlikle talebin ölçüsünde güçlenirsin.

Bu nedenle şöyle der, “O yakınken O’nu çağır.” Bu demektir ki, Yaradan seni O’na yakınlaştırması için çağırdığında, bil ki O zaten sana yakın çünkü başka türlü O’nu çağırıyor olmazsın. Bu ayrıca şu ayetin anlamıdır, “Onlar çağırmadan, Ben cevap vereceğim,” yani eğer O’nu çağırırsan o zaman bu demektir ki O, senin O’nu çağırman için zaten sana uyandırılış vermiştir.

Onlar konuşurken, Ben dinlerim,” yani Yaradan’ın dinlemesinin ölçüsü tamamen dua sırasında açığa çıkan özlemin ölçüsüne bağlıdır. Kişi aşırı özlem duyduğunda bilmelidir ki, o sırada Yaradan onu dikkatle dinlemektedir.

Açıkça bunu bildiğinde, ona dikkat kesilen dünyanın Kralı’ndan daha yüce bir öncelik olmadığından, kalbini daha güçlü açar. Bu atalarımızın şu söylediğine benzer: “Yaradan erdemlinin duasının özlemi içindedir” çünkü Yaradan, kişinin O’na yaklaşmasını ve O’na özlem duymasını ister, tıpkı “Yüz yüze bakar gibi, kalp kalbe karşıdır.”

Öyle anlaşılıyor ki, dua ve duanın duyulması birikene ve kişi her şeyi talep edene kadar el ele gider. Bu “öz özü çeker, ve özü oluşturur,” sözünün anlamıdır. Bu sözleri not al çünkü onlar Yaradan’ın yolundaki ilk temel şeydir.

Seni öğrenci olarak kabul edip etmeyeceğimi sormuşsun. Yeteri kadar öğrencim olduğu için senin talebinden hoşnut olmadığımdan şüphe duymuşsun. Fakat gerçeği söylemek gerekirse, seçkin bir soya sahip olduğundan senle olmak benim için diğerlerinden daha zor. Rabbi Elimech’in seçkin soydan olanları öğrenci olarak kabul etmediğini ve Rufshitz ravının ona yalvardığını ve ağladığını fakat onun bu üzüntüsünün seçkin soyunun izini kaybedene kadar boşa olduğunu duymuşsundur. Bu onun Rabbi’ye söylediği şeydir, “Babamın seçkin olması neden benim suçum?” Rabbi onun sözlerinin içtenliğini duyduğunda onu kabul etti.

Babasının iyi amellerini gençliğinden beri gördüğü ve çocukluğunda edindikleri kalbine iyice yerleştiğinden, ev sahiplerinin gözünde seçkin birinin Yaradan’a sıradan bir insandan daha yakın olmasına şaşırma.

Konu şudur ki, daha önceki mektuplarımda belirttiğim gibi, O’nun çalışmasında her bir eylem için aynı konuda iki karşıtlık vardır çünkü alıcı iki zıtlık, beden ve ruhtan oluşur. Dolayısıyla, büyük ya da küçük her edinimde O, iki zıt form yaratır.

Yaradan çalışmasında iki anlayış vardır: 1) “dua ve yakarış” 2) “şükür ve övgü.” Doğal olarak, her ikisi de en yüksek seviyede olmalıdır. Duayı tamamlanması için kişi Yaradan’ın ona yakınlığını mecburiyet olarak hissetmelidir çünkü sonra yakarır ve kalbini O’na açar.

Fakat tam bir şükür ve övgünün aksine, kişi Yaradan’ın ona yakınlığını artık ona ait olmayan bir ek, bütünleyici bir şey olarak hissetmelidir, çünkü “Sen’in bilmen gereken ve düşündüğün insanoğlu kim?” Sonra kişi kesinlikle Yaradan’a hizmet etmeye hazır olanların arasından onu seçtiği için bütünlük içinde O’nun yüce adına övgülerini ve şükranlarını gönderir.

Karmaşık insan için bu iki zıtlığı yerine getirmek büyük iştir, bu nedenle onlar kalbe sonsuza kadar tek seferde yerleşir. İkinci anlayış olan kendini bayağı ve uzak ve Yaradan’ın hoşnutluğunu ilave olarak hissetmek, ilkinden daha zor bir anlayıştır. Büyük ölçüde başarısız olanlar bu ikinci anlayışta bozguna uğrarlar.

Bununla bilirsin ki, seçkin soydan gelen biri, ikinci anlayıştan sıradan bir insandan daha fazla uzaktır çünkü Yaradan’ın ona olan hoşnutluğunu mecburiyet olarak düşünür.

Sonuç olarak, benim böyle bir şüphem yok çünkü zaten kendimi elimden geldiğince hizmet edebilmek için Yaradan’a adadım. O’nun adına yaptığım hiçbir şey benim için yük değil. Tersine, O’na memnuniyet verecek çalışmayı daima sevdim ve hoşlandım ve bunun delili de SAM’ın hükmünün en yüksek olduğu İsrail topraklarını çalışma alanım olarak seçmemdir. Sadece onu değil, yüce ARI’nin bile kurs açmaya korktuğu Kudüs’ü de seçtim. Ayrıca kursuma Kudüs’ün seçkinlerini de topladım, bununla çalışmadan korkmadığımı anlayabilirsin. Bu nedenle her şey sadece sana bağlı; bunu daima hatırla.

Zaman kısa ve iyi günler yaklaşıyor, bu nedenle seni bundan alıkoyamam. Fakat inan bana beni daha iyi anlamakla ödüllendirileceksin.

Yehuda Leib

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,494