e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Kabala İlmi ve Felsefe

Maneviyat Nedir?

Felsefe; maneviyatın, fizikselliğin ürünü olduğunu ve ruhun, bedeni yarattığını kanıtlamak için çok uğraştı. Onların sözleri hâlâ hiçbir şekilde kalp tarafından kabul edilemez. İlk hataları, maneviyatı yalan yanlış algılamalarıdır: Onlar maneviyatın fizikselliği yarattığına karar verdiler ki bu elbette uydurmadır.

Her ebeveyn bir şekilde kendi nesline benzer. Bu ilişki, ebeveynin devamının uzandığı yol ve rotadır. İlaveten; her işlemci (eylemi yapan), eylemi ile irtibata geçeceği bir ilişki noktasına sahip olmalıdır. Zira söylediğinize göre; maneviyat herhangi bir fiziksel olaydan reddedilmektedir, o zaman böyle bir yol ya da manevi kişinin ilişki kurabileceği ve bir şekilde harekete geçirebileceği bir ilişki mevcut değildir.

Bununla beraber, “maneviyat” kelimesinin anlamını kavramanın felsefeyle bir ilgisi yoktur. Bunun nedeni şudur; maneviyatı çalışanlar asla görmedikleri ya da hissetmedikleri bir şeyi nasıl tartışabilirler ki? İlkeleri neye dayanmaktadır?

Eğer maneviyatı fiziksellikten ayırabilen herhangi bir tanım varsa bu, sadece manevi bir şeyi edinmiş ya da hissetmiş kişilere aittir. Bunlar gerçek Kabalistlerdir; bu yüzden ihtiyacımız olan şey Kabala ilmidir.

“O’nun Özü”ne İlişkin Felsefe

Felsefe; kendisini O’nun Özü ile ilişkilendirmeye ve hangi kuralların O’na uymadığını ispatlamaya bayılır. Ancak, Kabala’nın bunlarla bir ilgisi yoktur; çünkü edinilemeyen ve algılanamayan bir şey nasıl tanımlanabilir ki? Aslında negatif bir tanım, pozitif bir tanım kadar geçerlidir. Zira bir nesneyi uzaktan gördüğünüzde ve onun negatifliklerini, yani onun olmadığı şeyleri de tanıdığınızda, bu durum da görme ve bir dereceye kadar tanıma olarak kabul edilir. Eğer bir nesne gerçekten gözden uzak ise onun negatif özellikleri de belirgin değildir.

Örneğin; uzaktan siyah bir görüntü algılar, ancak insan mı kuş mu olduğunu yine de belirleyemezsek bu görüntü olarak kabul edilir. Eğer daha da uzak ise onun bir insan olmadığını da belirleyemezdik.

Onların şaşkınlığının ve geçersizliğinin başlangıcı budur. Felsefe; “O’nun Özü”yle ilgili tüm negatiflikleri anlamakla gurur duyar. Ancak Kabala bilgeleri bu noktada bir şey söylemez ve O’na basit bir isim bile vermezler, zira edinmediğimiz şeyi bir isim ya da sözcük ile tanımlamayız. Bunun nedeni bir sözcüğün bir takım dereceleri belirtmesindendir. Bununla beraber, Kabalistler O’nun realitedeki yansımasından bir hayli bahsederler ki bu da somut edinimler kadar geçerli olan ve gerçekten edindikleri yansımalardır.

Maneviyat Bedensiz Bir Güçtür

Bu, Kabalistlerin “maneviyat” olarak tanımladıkları ve bahsettikleri şeydir. Resmi, yeri, zamanı ya da her hangi bir fiziksel değeri yoktur. (Bana göre felsefe genellikle kendisine ait olmayan bir giysi giymiştir, zira Kabala ilminden tanımlar çalmış ve insan aklıyla ayrıntılar yaratmıştır. Böyle olmasaydı asla bu tarz bir kavrayış üretmeyi düşünemezlerdi.) Ancak bu sadece potansiyel bir güçtür; yani sıradan, dünyevi bir bedene bürünmüş bir güç değil, bedensiz bir güçtür.

Manevi Bir Kap “Güç” Olarak Adlandırılır

Maneviyatın bahsettiği gücün, manevi Işık’ın kendisi olmadığına dikkat çekmenin yeri burasıdır. O manevi Işık doğrudan O’nun özünden uzanır ve dolayısıyla O’nun özü ile aynıdır. Bu, bizim manevi Işık’ta hiçbir algımız ya da edinimimiz olmadığı anlamına gelir. “Işık” ismi bile ödünç alınmıştır ve gerçek değildir. Bu yüzden, bedensiz “Güç” isminin özellikle “manevi kap”tan bahsettiğini bilmemiz lazım.

Işıklar ve Kaplar

Dolayısıyla, iç görüleriyle tüm ilmi dolduran Kabala bilgelerinin çeşitli Işıklar arasında nasıl ayrım yaptıklarını araştırmamalıyız. Bunun nedeni, bu gözlemler Işıkların kendilerine göre değil, Işıkla karşılaşmak yoluyla etkilenen yukarıda bahsetmiş olduğumuz güç olan kabın izlenimlerine göredir.

Işıklar ve Kaplar (kelimelerin anlamları)

Hediye ile onun yarattığı sevginin arasındaki çizginin çizilmesi gerektiği yer burasıdır. Işıklar, yani edinilebilen, kaplar üzerindeki izlenimler “form ve madde birlikte” olarak adlandırılır. İzlenim formdur ve yukarıdaki güç ise maddedir.

Ancak yaratılan sevgi “maddesi olmayan form” olarak kabul edilir. Bu, sanki hiçbir hediyeyi örtmemiş gibi sevgiyi hediyenin kendisinden ayırırsak ancak sadece “Yaradan sevgisi” soyut isminde, o zaman form olarak kabul edildiği anlamına gelir. Bu durumda bunu uygulamak “Pratik Kabala” olarak görülür. Ancak, yine de Pratik Felsefe’ye hiçbir benzerlik olmaksızın gerçek olarak görülür, zira bu sevginin ruhu hediyeden tümüyle ayrılmış, Işığın kendisi olarak edinimde kalır.

Kabala’da Madde ve Form

Bunun nedeni şudur; bu sevgi sadece hediyenin bir sonucu olmasına rağmen yine de hediyenin kendisinden çok daha önemlidir. Bu; sanki büyük bir kralın birine önemsiz bir hediye vermesi gibidir. Hediye değersiz olmasına rağmen, sevgi ve kralın ilgisi onu paha biçilmez ve değerli kılar. Bu yüzden Işık ve hediye, maddeden tümüyle ayrıdır; bir bakıma hediyenin kalpten görünürde unutulmuş olsa da çaba ve ayrımın edinimde sadece sevgi ile oyulmuş olarak kalması gibi. Dolayısıyla, ilmin bu tarafı “Kabala’nın Pratik İlmi” olarak adlandırılır. Aslında bu kısım, ilmin en önemli kısmıdır.

ABYA

Bu sevgi aşağı yukarı insan sevgisine benzeyen dört kısımdan oluşur: hediyeyi ilk aldığımızda, hâlâ hediyeyi verene bizi seven olarak bakmıyoruz; hele ki bu durum hediyeyi veren önemli ve alan da ona eşit değilse daha da barizdir.

Bununla beraber, tekrarlanan verme ve ısrar en önemli insanı bile gerçek, eşit sevgili gibi gösterir. Bunun nedeni, sevgi yasasının büyük ve küçük arasında geçerli olmamasıdır; zira iki gerçek sevgili eşit hissetmelidir.

Bu yüzden, burada sevginin dört derecesini ölçebilirsiniz. Bu duruma Asiya denir, hediyelerin verilmesinin tekrarına Yetzira ve sevginin kendisinin ortaya çıkışına Beria denir.

Kabala’nın Pratik İlmi’nin çalışılmasının başladığı yer burasıdır; zira sevgi bu derecede hediyelerden ayrılır. “…ve karanlığı yarat.” sözlerinin anlamı budur, yani Işık Yetzira’dan ayrılmıştır ve sevgi ve Işık olmaksızın, hediyesiz kalır.

Sonra Atzilut gelir. Formu maddeden tümüyle ayırıp tattığında, “…ve karanlığı yarat.” sözlerinde olduğu gibi, formun maddeyi bir kez daha kıyafetlendirdiği, yani Işık ve sevgi birlikte, Atzilut derecesine yükselmeye layık olur.

Ruhun Kökeni

Manevi her şey bedenden ayrı bir güç gibi algılanır; çünkü fiziksel bir görüntüsü yoktur. Tam olarak da bu yüzden fiziksellikten münferit ve tümüyle ayrı kalır. Böyle bir koşulda, fiziksellik ile temas kurabileceği bir ilişkisi yok iken, fiziksel bir şeyi yaratmak bir yana fiziksel herhangi bir şeyi nasıl harekete geçirebilir?

Asidik Unsur

Ancak gerçek şu ki gücün kendisi de gerçek bir madde kabul edilir; tıpkı somut dünyadaki her hangi bir fiziksel madde gibi ve insan duyularının algılayabileceği bir görüntü olmaması gerçeği “güç” olan maddenin değerini düşürmez.

Bir miktar havayı örnek alın: İçerisinde pek çok maddeyi barındırır. Ancak başka hiçbir madde ile karıştırılmamış, saf oksijen dolu bir şişe alırsanız şişeyi sanki tümüyle boşmuş gibi görürsünüz. Oksijenle ilgili hiçbir şey fark edemezsiniz; tamamen hava gibi soyut ve gözle görülmez olacaktır.

Eğer kapağı açar ve koklarsak koku keşfedemeyeceğiz; tadına bakarsak tat bulamayacağız ve eğer tattığımızda ise boş bir şişeden fazlası olmayacak. Aynı şey tatsız ve kokusuz olan hidrojen için de geçerlidir.

Bununla beraber, bu iki elementi bir araya getirdiğimizde anında sıvıya – tadı ve ağırlığı olan suyuna dönüşeceklerdir. Eğer suyu çimento ile karıştırırsak anında çimento ile tepkimeye girer ve birlikte katı bir form alırlar.

Bu yüzden, içinde somut algı olmayan oksijen ve hidrojen elementleri katı bir form alırlar. Dolayısıyla sırf duyularımız onları algılayacak şekilde düzenlenmediler diye doğal güçlerin fiziksel bir madde olmadıklarına nasıl karar verebiliriz? Dahası, dünyamızdaki somut maddelerin çoğunun öncelikle insan duyularının algılayıp hissedemediği oksijen elementinden oluştuğunu biliyoruz!

Dahası, somut realitede bile somut dünyamızda canlı biçimde algıladığımız katı ve sıvı belli bir derecede hava ve dumana dönüşebilir. Benzer şekilde buhar da sıcaklık düştüğünde katıya dönüşebilir; yani çevremizdeki her madde, uygun koşullarda fiziksel ve kimyasal bir dönüşüm içerisinde.

Bu durumda şunu merak etmeliyiz, kişi sahip olmadığı şeyi nasıl verebilir? Açıkça görüyoruz ki tüm somut görüntüler başlı başına soyut elementlerden gelirler ve kendi başlarına madde olarak var olmazlar. Benzer şekilde, maddeleri tanımlamak için bildiğimiz ve kullandığımız tüm imajlar tutarsız ve kendi başlarına var olmamaktadırlar. Tersine, bunlar formları sadece artan ya da düşen sıcaklık gibi koşulların etkisi altında kıyafetlendiriyor ya da soyuyor.

Maddenin öncelikli parçası onun içindeki “güç”tür ki henüz onları moleküllerde yaptığımız gibi parçalarına ayıramıyoruz. Belki gelecekte, bunların da arı formların keşfedilirler, tıpkı elementleri yakın zamanda keşfettiğimiz gibi.

Maneviyatta ve Fiziksellikte Eşit Güç

Tek kelimeyle: maddelere atfettiğimiz tüm isimler tamamıyla uydurmadır, yani beş duyumuzdaki somut algımızdan kaynaklanmaktadır. Kendi başlarına mevcut değillerdir. Diğer taraftan, güce onu maddeden ayıran herhangi bir tanım atfettiğimizde bu da uydurmadır. Bilim en üst gelişimine ulaştığında bile yine de sadece somut realiteyi dikkate almalıyız. Bu, “Herhangi bir maddesel işlemde işlemin kendisi gibi, kendisi de madde olan işlemcisini görüp hissetmeliyiz.” anlamına gelir. Yani eylemin kendisi ve eylemi yapan arasında bir ilişki vardır; aksi takdirde eylem gerçekleşmezdi.

İşlemciyi işlemden ayırma hatasının, manevi aksiyonun fiziksel işlemi etkilediğini ispatlamakta ısrar eden Pratik Felsefe’den geldiğini bilmemiz lazım. Bu, yukarıdaki gibi gerçekten sapmış çıkarımlarda bulunmayla sonuçlandı ki Kabala’nın buna ihtiyacı yoktur.

 

Üst Derecelerde Beden ve Ruh

Bu konuda Kabala’nın görüşü her türlü felsefi karışımı dışarıda bırakacak şekilde son derece açıktır. Bunun nedeni Kabalistlerin aklında, felsefenin her hangi bir fizikselliğe sahip olduğunu inkâr ettiği ve aslında manevi, daha yüce ve soyut olmalarına rağmen tümüyle kavramsal unsurlar olarak sergilediği manevi, ayrık, kavramsal varlıklar bile tıpkı fiziksel insan gibi beden ve ruhtan oluşmuştur.

Dolayısıyla, ikisinin ödülü nasıl kazanacağını merak etmenize ve bunların çok karışık olduğunu söylemenize gerek yok. Dahası, felsefe karmaşık olan her şeyin sonunda parçalanacağına ve yok olacağına yani öleceğine inanır. Bu yüzden, kişi bunların karmaşık ve ebedi olduğunu nasıl iddia edebilir?

Işıklar ve Kaplar

Aslında, onların düşünceleri bizim düşüncelerimiz değildir. Zira Kabala bilgelerinin yolu; edinimin akılla düşünerek hükümsüz kılmayı imkânsız yapan, asıl ispatı bulmaktır. Ancak, bu konuları herkesin anlaması için açık hale getirmeme izin verin.

Öncelikle, Işıklar ve kaplar arasındaki farkın Eyn Sof’dan (Sonu olmayan) doğan ilk varlıkta anında yaratıldığını bilmelisiniz. Doğal olarak, ilk varlık da en bütün ve ondan sonra gelen her şeyden en arı olandır. Bu varlığın hoşluğunu ve bütünlüğünü ona her memnuniyetliği ve hazzı bahşetmek isteyen, O’nun özünden aldığı kesindir.

Hazzın ölçüsünün aslında alma arzusu olduğu biliniyor. Bunun nedeni en çok almak istediğimiz şeyin en çok haz veren olarak hissedilmesidir. Bu sebeple bu ilk varlıkta iki gözlemin farkına varmalıyız: Öz’ü alan “alma arzusu” ve alınan Öz’ün kendisi.

Ayrıca şunu da bilmeliyiz ki, alma arzusu varlığın “bedeni” olarak algıladığımız şeydir; yani O’nun iyiliğini alma kabı olan alma arzusunun başlangıçtaki özü. İkincisi ise O’nun Işığı olan, alınan iyiliğin özüdür ki bu yaratılan varlığa ebediyen uzanır.

Bundan, kalbin idrak edebileceği en yüce manevi varlıkta bile birbirini kıyafetlendiren iki izlenimin ayrımına varmak zorunda olduğumuz sonucu çıkar. Bu, ayrı varlıkların karmaşık unsurlar olmadığını uyduran felsefenin görüşüne terstir. Yaratılan varlıkta zorunlu olarak var olan “alma arzusunun” (ki bu olmasa haz yerine zorlama olurdu ve haz hissi olmazdı) O’nun Özü’nde bulunmaması gerekir. “Yaratılan varlık” isminin nedeni budur, zira artık O’nun özü değildir, zira O kimden alabilir ki?

Bununla beraber, yaratılan varlığın aldığı bolluk ister istemez O’nun özünün bir parçasıdır; çünkü burada her hangi bir yeniliğe gerek yoktur. Bu yüzden, meydana getirilmiş beden ile O’nun özü kabul edilen, alınan bolluk arasında büyük fark görüyoruz.

Manevi Bir Varlık Nasıl Fiziksel Bir Varlık Yaratabilir?

Manevi varlığın her hangi bir fiziksel şeyi nasıl yaratabileceğini anlamak görünüşte zordur. Bu soru çok eski zamanlardan beri çözüme ulaştırma girişimleri fazlaca mürekkep tüketmiş felsefi bir sorudur.

Gerçek şu ki bu soru sadece kişi onların öğretilerini izlerse zor bir sorudur. Bunun nedeni, onların maneviyatın formunu fiziksel hiçbir şeyle bağı olmaksızın göstermeleridir. Bu, zor bir soruyu türetir: Manevi bir şey nasıl fiziksel bir şeyi yaratabilir ya da neden olabilir?

Ancak Kabala bilgelerinin görüşü bunun hiç de zor olmadığıdır, çünkü onların ifadeleri filozoflarınkine tamamen terstir. Kabala bilgeleri her hangi bir manevi niteliğin fiziksel nitelik ile göldeki iki damla gibi eşitlendiğini savunurlar. Bu nedenle, ilişkiler son derece benzemektedir ve aralarında madde hariç ayrılık yoktur: Manevi varlık, manevi maddeden oluşmuştur ve fiziksel varlık fiziksel maddeden oluşmuştur.

Bununla beraber, manevi maddelerdeki tüm nitelikler fiziksel maddelerde de bulunmaktadır, “Kabala İlminin Özü” makalesinde açıklandığı gibi.

Eski felsefe benim açıklamamın önünde üç görüş sunar: İlki onların insan zekâsının gücünün ebedi ruh, insanın özü olduğu kararıdır. İkincisi, bedenin ruhun neticesi olduğu varsayımlarıdır. Üçüncüsü, manevi varlıkların karmaşık değil basit nesneler olduğu deyişleridir.

Materyalist Psikoloji

Onların uydurma varsayımları hakkında tartışmanın yeri burası değildir. Kaldı ki bu tarz görüşlerin destekleyicilerinin dönemi geçti ve onların otoritesi hükümsüz kılındı. Bizler bunun için; kaidesini öncekilerin yıkımı üzerine inşa ederek halkın sempatisini kazanan materyalist psikoloji uzmanlarına da teşekkür etmeliyiz. Şimdi herkes felsefenin geçersizliğini itiraf ediyor, çünkü felsefe somut temeller üzerine oturmamıştır.

Bu eski kuram Kabala bilgelerine atılan bir taş ve ölümcül bir diken haline geldi; çünkü Kabala bilgelerinin önünde boyun eğmeleri ve bilgeler onların gözü önünde maneviyattan küçücük bir şey bile ifşa etmeden önce kaçınma, tedbirlilik, kutsallık ve arınmayı üslenmeleri gereken yerde, onlar pratik felsefeden almak istediklerini kolaylıkla aldılar. Onlar; bir bedel ödemeden, bilgelik kaynağından beslendiler ve bu ilim halkın arasında neredeyse unutulana dek Kabala ilmine dalmaktan kaçındılar. Bu nedenle, materyalist felsefeye buna ölümcül bir darbe verdikleri için memnunuz.

Ben Süleyman’ım

Yukarıda yazılanlar bilgelerimizin anlattığı bir hikâyeye benzer: Asmodeus (şeytan) Kral Süleyman’ı (Hz. Süleyman) Kudüs’ten dört yüz parsa (uzunluk birimi; 1 parsa yaklaşık 6,5 km’ye eşittir.) uzağa götürdü ve onu parasız ve yiyeceksiz bıraktı. Sonra, Süleyman kapılarda dilenirken o Hz. Süleyman’ın tahtına oturdu. Her gittiği yerde “Ben Hatip’im!” dedi ancak ona kimse inanmadı ve böylece kasaba kasaba dolaştı ve “Ben Süleyman’ım!” diye iddia etti. Ancak manevi öğretinin bilgeleri geldiğinde onlar şöyle dediler: “Bir aptal ‘Bir zamanlar kraldım.’ diyerek her zaman aynı yalanı söylemez.”

Sanki isim değil de ismin sahibi kişinin özü gibi görünüyor. Dolayısıyla, Süleyman gibi akıllı bir adam gerçekten ismin sahibi ise nasıl tanınmaz? Dahası, ismi yücelten sahibidir ve kişi ilmini gözler önüne sermelidir!

Üç Engel

Bir ismin sahibini tanımamızı engelleyen üç neden vardır:

1. Doğruluğundan dolayı ilim sadece tüm detayları birlikte ifşa olduğunda berrak hale gelir. Bu yüzden, kişi tüm ilmi bilmeden onun bir parçasını görmesi bile mümkün değildir. Dolayısıyla, büyük çaba gösterecek yeterli ön inanca sahip olmak için ilmin doğruluğunun aleniyetine (açıkça görmeye) ihtiyacımız var.

2. Tıpkı şeytan Asmodeus’un Hz. Süleyman’ın kıyafetlerini giymesi ve tahtını devralması gibi felsefe de Kabala’nın tahtına algılaması kolay kavramlarla oturdu; çünkü yalan çabucak kabul edilir. Dolayısıyla, burada iki kat sorun var: ilki, gerçeğin ilmi derindir ve çaba gerektirir, felsefe ise yanlış ve kolayca kavranabilir ve ikincisi, ilim gereksizdir çünkü felsefe gayet doyurucudur.

3. Şeytan’ın Hz. Süleyman’ın deli olduğunu iddia ettiği gibi felsefe de Kabala ile dalga geçer ve reddeder.

Bununla beraber, ilim yüce olduğu sürece halktan yükseltilir ve ayrılır. En akıllı insan olduğundan herkesten de üstündü. Bu yüzden, günler ve yıllar boyunca her gün bu ilmi öğrettiği arkadaşları yani Sanhedrin hariç en iyi bilim insanları onu anlayamadılar. Hz. Süleyman’ı anlayanlar onlardı ve tüm dünyada onun ismini duyurdular.

Bunun nedeni önemsiz bir ilmin beş dakikada algılanabilmesi ve bu yüzden herkes tarafından edinilebilir ve kolaylıkla duyurulabilir olmasıdır. Ancak, ağır bir kavram birkaç saatten önce anlaşılamaz. Hatta bu zekâya bağlı olarak günler ve yıllar sürebilir. Benzer şekilde büyük bilim insanları, nesildeki seçilmiş birkaç kişi tarafından anlaşılır; çünkü derin kavramlar oldukça fazla ön bilgiye dayanır.

Dolayısıyla, insanlar onun isminin sahibi olduğuna inanmadan önce tanınmadığı bir yere sürgün edilen tüm insanların en akıllısının, ilmini tanıtamaması ya da hatta ilminin küçük bir ipucunu gösterememesi hiç şaşırtıcı değildir.

Günümüzde Kabala ilmi için de böyledir; üzerimize gelen sorunlar ve sürgün bizi onu unutmaya getirdi ve eğer ilmi uygulayan insanlar var ise bu, ilmin yararına değil tersine ilme zarar vermektedir, çünkü onu Kabalist bir bilgeden almamışlardır. Dolayısıyla, bu nesilde Hz. Süleyman sürgünde ve “İlim benim ve dinlerin tüm tatları ve Işık benim içimdedir” diyor gibidir.

Ancak bu kafa karıştırıcıdır; çünkü eğer gerçek bir ilimse tüm diğer ilimler gibi kendisini tanıtamaz mı? Yapamaz. Kral Süleyman’ın kendisini sürgünde bulunduğu yerde bilim insanlarına gösterememesi ve Kudüs’e, çalışan ve Hz. Süleyman’ı bilen ve onun ilminin derinliğine tanıklık eden erdemlilerin yerine gelmesi gerektiği gibi Kabala için de aynı şey söz konusudur: Kabala; çalışmak için yirmi, otuz sene kalplerini sorgulayan büyük bilgeler gerektirir. Sadece o zaman Kabala’ya tanıklık edebilirler.

Hz. Süleyman’ın, Kudüs’e varana dek oymuş gibi davranan Asmodeus’un tahtına oturmasını engelleyemediği gibi Kabala bilgeleri de felsefi teolojiyi gözlemleyip, Plato ve onun Yunan öncülerinin, peygamberlerin öğrencileriyle çalışırken edindikleri ilmin üst kabuğunu çalmalarından şikâyette bulunurlar. Onlar manevi ilimden temel unsurları çalmış ve kendilerinin olmayan bir kıyafet giymişlerdir. Bu güne dek felsefi tanrıbilim hanımına varis olan Kabala’nın tahtında oturmaktadır.

Ve başkaları onların tahtında otururken Kabala bilgelerine kim inanır ki? Bu tıpkı sürgündeyken Hz. Süleyman’a inanılmaması gibidir; çünkü tahtında zebani Asmodeus otururken Hz. Süleyman hâlâ tahtında sanılır ve Hz. Süleyman’la ise gerçeğin ortaya çıkması ümitsizdir çünkü ilim derindir ve kendilerini kalp ve ruhlarıyla adayan inançlılar hariç tanıklık ve deneylerle ifşa edilemez.

Erdemlilerin, Asmodeus’un yalancılığı ortaya çıkmadığı sürece Hz. Süleyman’ı tanımayacağı gibi Kabala da doğası ve gerçekliğini ispatlayamaz ve onun tahtına oturan teolojik felsefenin gereksizliği ve yanlışlığı açık hale gelmeden dünyanın bunu bilmesinde hiçbir ifşa yeterli olmayacaktır.

Dolayısıyla materyalist psikoloji ortaya çıkıp teolojik felsefenin kafasına ölümcül bir darbe indirdiğinde, halk için böyle bir kurtuluş söz konusu değildi. Şimdi Yaradan’ı arayan her kişi Kabala’yı tahtına geri getirmeli ve geçmiş şanını yeniden canlandırmalıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,288