e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

10. Mektup

1925, Varşova

Öğrencilerime, Yaradan onlarla olsun,

Dışsal koşulların dostların size katılmasını engellemesinden dolayı çok üzgünüm. Dileyelim ki Yaradan, bize katılmaları için onlara güç versin ve onlarla olsun.

Görüyorum ki, olmanızı istediğim gibi aklın ve kalbin birleşmesiyle meşgul değilsiniz. Yine de elinizden geleni yapın, Yaradan’ın selameti bir göz kırpması gibidir. Bugün önünüzdeki en önemli şey dostların birliğidir. Tüm yanlışları telafi edeceğinden buna her geçen gün daha çok bağlanın.

Şöyle denir, “Öğrenci sürgün edildiğinde, hocası da onla beraber sürgün edilir.” Özellikle kişi bir kez gerçek bir hocaya tutunduğunda orada Tora’ya ve Yaradan’ın alanından öğrenciyi kovma noktasında çalışmasına kara çalma mümkün olamayacağı için bu konu atalarımız için kafa karıştırıcıdır. Bunu şöyle açıklarlar, öğrenci düştüğü zaman, ona hocası da düşmüş gibi gelir. Ve bu böyle olduğundan ki gerçekten de böyledir yani hocasını sadece kalbinde tuttuğu sürece sever. Dolayısıyla şimdi sahip olduğu şey ölçebildiği kadarıyla aşağı derecedeki bir hocadır.

Mısır’daki kölelik ve sürgün şu sözlerle başlar, “Ve Mısır’da Yusuf’u bilmeyen yeni bir kral doğdu.” Bu demektir ki, bir önceki derecelerinden düştükleri için şimdi her birinin aklında yeni bir yönetim belirdi. Açık olarak şunu söylemiştik, “Öğrenci sürgün edildiğinde, hocası da onla beraber sürgün edilir” onlar Yusuf’u bilmedi. Diğer bir deyişle, kalplerindeki ölçüye göre onu edindiler.

Dolayısıyla, Yusuf’un imgesini kendileri gibi tanımladılar. Bu nedenle Yusuf’u bilmediler ve kölelik başladı. Aksi takdirde erdemlik kesinlikle onları koruyacak, sürgün ya da kölelik onlara asla yaklaşmayacaktı.

Kölelikleri Homer(harç/alçı) ve Levenim’de (“kiremit” ve aynı zamanda “beyaz”) açıklanmıştır: Mortar (alçı), kişinin düşünceye mahkum edildiği Hamor’un (eşek) günahıdır. Kiremitler (beyaz) tövbedir, üst merhametle ödüllendirilip, geçici olarak kutsal babaların inancından üst ışıkları aldıklarında günahlarından arınırlar. Ancak bu sürekli değildir, bu nedenle geri kalan Mitzvot’larıyla (emirler/ıslah) ilgili zorlu çalışmalarının devamlılığı için her türlü çalışmayı yapar ve enkarne olurlar.

Atalarımız şöyle der, “Ortadaki, her ikisi de onları yargılar.” Bu nedenle Klipa’ya, Pe, Hey, Reyş ve Ayin (Pe Ra’nın (kötü ağız) baş harfleri) kelimelerinden oluşan Firavun denir. Bu demektir ki, Mohin’deki Malhut’a Pe (ağız) denir, bu O’nun sözünü kırmamak ve Ağzından çıkan her şeyin yerine getirileceğinin kararlılığı içinde olmaktır.

Mısır’daki sürgünde yukarıda bahsedilen bu kötü ağızdı ve hepsi kötülüğe geri döndü. Bu nedenle, ilk dokuzki üst aydınlanmayla ödüllendirilmelerine rağmen, “Keduşa’nın (kutsallık) Pe’nin” tersi olan kötü ağız nedeniyle, bu üst aydınlanma Guf’a (beden) işlememiştir. Bu demektir ki, boynun arkası, Roş’dan (baş) aşağıya inen bereketi engeller ve İsrail’e gelmeye başlayan tüm bereketi geri püskürtür. Bu sebeple atalarımızın dediği gibi, Firavun Mısır’ın tüm çıkışlarına büyüler yerleştirdi ve hiçbir köle Mısır’dan kaçamadı.

Böylece şu ayeti anlayabiliriz, “Biliyorum ki, buna muktedir bir elin yardımı olmaksızın, Mısır kralı gitmene izin vermeyecek.” Hizmetkârı Musa vasıtasıyla Yaradan, dünyada hiçbir elin ya da gücün bu kötü Klipa’ya yardım etmeyeceğini duyurdu çünkü o sadece Yaradan’a teslim olur. “Elçi değil, Ben” sözünün ve “Ve Ben elimi öne getirecek ve Mısır’a vuracağım … Ve Ben Mısırlıların gözü önünde bu insanlara iyilik vereceğim…” sözlerinin anlamı budur.

Şimdi kurtuluşun ilanı ve Musa’nın misyonunu yorumlayabiliriz. Şöyle yazılmıştır, “Ve Musa şöyle dedi, ‘Tanrı sana görünmedi’ diyerek, ’Bana inanmazlar.’” Yorum: Kedusha’nın ağzı “Ben yavaş sözlü ve yavaş dilliyim” de olduğu gibi sürgünde olduğundan, Musa, inançlı çoban, Yaradan’la tartıştı, “Fakat onlar bana inanmaz. İsrail’i kendime bağlasam ve onlara ihsanı indirsem bile, Firavun’un Klipa’sı onu geri püskürtür, bana bağlansalar bile yine de beni dinlemezler.” Bu demektir ki, Firavunun Klipa’sının hükmü altında ve ağız ve söz sürgündeyken, yine de inançlı çobana inanırlarsa, ağzın ve sözün üzerindeki İsrail oğulları Musa’yı dinleyebilir. Eğer kendilerini bunda güçlendirirlerse, kesinlikle Firavun’un Klipa’sından kurtarılırlar.

Musa’nın Yaradan’a şikayet ettiği budur, “Onlar ‘Tanrı sana görünmedi’ diyecek” tıpkı yukarıda açıklandığı gibi “Ve Mısır’da Yusuf’u bilmeyen yeni bir kral doğdu.” Maddeye düştüklerinden Musa’nın, inançlı çobanın yüceliğini de inkâr edecekler, öyleyse Musa’nın bu kötülükten ve güçlü Klipa’dan onları kurtarması nasıl mümkün olacak?

Dolayısıyla, Yaradan Musa’ya İsrail oğullarına göstermesi için üç işaret gönderdi ve bu işaretleri onlara her seferinde bir tane olmak üzere nasıl göstereceğini öğretti. Yaradan ayrıca ona cennetten yardım etme sözü de verdi ki böylece Musa bu işaretleri gösterdiğinde İsrail oğulları onları kabul edecek, Musa’yı dinleyecek ve sonra o, bu acı sürgünden onları kurtarabilecekti.

Şimdi bu üç işareti açıklayacağım. İlk işaret asanın yılana, yılanın asaya dönüşmesidir. İkinci işaret, göğsünden ayırmadan tuttuğunda elinin bembeyaz olması ve göğsünden ayırdığında normal rengine dönmesidir. Üçüncü işaret Nil nehrinin suyunu toprağa serptiğinde toprağın kana dönmesidir.

Şimdi bunları İsrail’e nasıl gösterdiğini yorumlayacağım. İnançlı çobanın, kurtarıcının elinde asa vardı. Asayı İsrail’in beyazını cennetteki babalarına yöneltmek için tutuyordu. Eğer onu toprağın üzerine (Artza (yere), Ratzon (arzu) gibidir) atarsa, bu demekti ki İsrail oğulları O’nun asasını diledikleri şeyi yapmak için alır. “Ve o yılana dönüştü” demek günahları onlara hayvan gibi göründü demektir.

Onun asasına yaklaşmadan önce günahlarının durağan olduğu kabul edilir. Kendilerini onun asasına yaklaştırdıklarında, asa gerçek bir yılan haline geldi ta ki “Ve Musa ondan kaçtı” (“Yusuf’u bilmeyenler” sözünde olduğu gibi, İsrail’in kendinde ölçtüğü şeye göre).

Akabinde Musa yılanın ısırığından onları kurtarmak için geldiğinde, yılanı başından değil kuyruğundan tuttu çünkü sahte bir kurtarıcı İsrail için geldiğinde, başını koparmak için yılanı başından tutar, tıpkı tüm yılan yakalayanların yaptığı gibi.

Fakat gerçek bir kurtarıcı onu kuyruğundan yakalar (yılanın başını eğip, kuyruğuyla vurması gizemine göre ki bunu zaten yorumlamıştım) ve “o elinde bir asa olur” çünkü bu kalplerinin erdemlik ölçüsüne dönmelerini sağlar. Ve bir kez İsrail oğulları bu işareti aldığında, Yaradan Musa’ya ikinci işareti göstermesi için izin ve yetki verir.

Atalarımızın şu sözlerini sizin için daha önce yorumlamıştım, “onu, O’nun arzusuna kurban edecek.” Nasıl? “O’nun arzusunu ‘kabul ediyorum’ diyene kadar zorlanacak” Bu böyledir çünkü düşünce ile ilgili konuştuğumuzda, yılanın kirliliği düşünceyi telafi eden adak vasıtasıyla ıslah olur.

Yine de, adak sevgi ve korkuyla yapılmalıdır ve bir kurbana ihtiyaç duyan kişi sevgiden dolayı değil, korkudan dolayı çalışır ki böylece adak sevginin eksikliği nedeniyle elenir. Atalarımız bununla ilgili olarak derler ki, korkudan dolayı çalışan birinin Zivug’una “zorla” dendiği için, O, Yaradan zorlanır, tıpkı “Oğullarım Ben’i yendi” sözünde olduğu gibi. Sonunda Yaradan, O’nun arzusunu ve niyetini ona ifşa eder ve çalışmada “İstiyorum” der ve bariz bir şekilde ortaya çıkar ki, başlangıçta zorlama değil fakat sevgi ve dostlukla yapılan gerçek bir Zivug vardır.

Ağzını bilgelikle açar ve iyiliğin öğretileri onun dilindedir.” sözünün anlamı budur. Ağzın açılmasında o zamandan dolayı üst Hohma belirir, “kötü ağzın” Klipa’sı, Keduşa’dan ayrıldığında, “Keduşa’nın ağzı” ortaya çıkar. Bu ağzı kocaman açmanın anlamıdır ve orada onun sözlerini bozacak kötü bir şey yoktur çünkü “Gizemleri bilen, onun aptallığa düşmeyeceğine tanıklık eder.” Ve hemen üst Hohma ile ödüllendirilir çünkü yasanın (Tora) ve yargının ifşası daima beraber yürür. “Ağzını bilgelikle açar” sözünün anlamı budur.

Ve kişi önceki mecburi Zivugim’indeki (çiftleşme) çalışması nedeniyle ödüllendirilmesiyle birlikte bir kez Hochma’nın ifşasına ulaştığında, öyle olur ki içinde çalışmanın niteliği olan Nukva’yla ödüllendirilmezse başka hiçbir şeyle ödüllendirilmeyecek. Bu nedenle, başlangıçta bu aşikar hale gelir, mecburi Zivugim bile sevginin ve kucaklamanın gerçek Zivugim’i olur. “İyiliğin öğretisi onun (Malhut) dilindedir” özellikle “onun dilinde” başkasının değil.

Musa’nın yılanı asaya çevirmesiyle ilgili konumuza tekrar geri dönelim. “Korkudan tövbe” sözünün anlamı budur, tıpkı “O (Malhut) ağzını bilgelikle açar” sözünde olduğu gibi yani aşağıda oluşturulduğu andan itibaren—Klipa gönderilir ve geri dönmezüst Hohma’nın ifşasının kökü başlar.

İkinci işaretin anlamı sevgiden tövbenin köküdür. Elini üst inançla göğsüne getirdiğinde, Hesed yasası başkasının dilinde değil, onun (Malhut’un) dilinde belirir.

Bu sözleri iyi özümseyin çünkü gerçekten de elini göğsünden çekmek zorundaydı çünkü “göğüs” “Ben, ve senin sahip olmadığın” dır. Eli çekmek bilginin (Daat) yayılımıdır. Eğer—Tora’nın aromaların (aynı zamanda hikmet) ve sırlarının yayılımı için elini çektiğinde — aromasını (aynı zamanda hikmet) değiştirmemek için kökünü iyi hatırlarsa, elini göğsünden çekmenin yararını da bilir.

Öyle anlaşılıyor ki, yasa (Tora) ve yargı birbirine ayrılmaz iki dost gibi bağlanır. Bu sırada yayılım doğru bir şekilde kendi yolunda akar. Bununla yasanın kabulü olan “elini göğsünün içine koydu” sözlerinin anlamını idrak ederiz “ve çıkardı” dendiğinde bu demektir ki, göğüs olan köke yapışmış olmayı güçlendirmeden Daat’ın yayılımını genişletme aşamasına geldi. Sonra “Eli kar kadar beyazdı.” Yonatan Ben Uziel’in çevirisi şöyledir, “Elleri kapalıydı” yani bolluk çeşmesi kapalıydı ve bir kez daha güçlenmenin haricinde orada ıslah yoktu. Yasayı kabullenerek “Ve ellerini göğsüne geri koydu” ve sonra “elini göğsünden çektiğinde, eli teninin rengine geri döndü.” Bu demektir ki, yasa el çekmeye eşlik eder ve bağlar ve böylece yasa ve yargı bağlanır. Bu sırada yaşam akışı ve bereket yerine geri döner.

Ve eğer inanmazlarsa… ilk işaretin sesine” sözünün anlamı budur, elini göğsünden çekmeyecek. Elini göğsünden çektiğinde elinin sağlığına kavuştuğunu göreceğinden, “Ve onlar sonraki işaretin sesine inanacak.”

Üçüncü işaret derin bir konu. Nil Mısır’ın kralı gibidir ve Firavun Nil’in tanrısıdır, şöyle dediği gibi, “Benim Nil’im ve onu ben yaptım” Daha önce Firavun ’un İsrail’in Roş’u için inen tüm bereketi kendine aldığını söylemiştik.

Ancak, çaldığı bereketin özünü İsrail’e verir ve Firavun tarafından verilen bu öze “Nil” denir. Bu Mısır’da yaşayan sulardır. Buna “aylaklığın ekmeği” denir çünkü çalışma gerektirmez. Bu nedenle İsrail oğullarının Mısır’ın kurtuluşundan sonra kadir sahibinin ekmeğiyle cezalandırılacağı korkusu vardır, tıpkı şöyle dediklerinde çölde olanlar gibi, “Mısır’da yediğimiz bedava balığı hatırlıyoruz.” Bu ıslahtır, “Ve su … kuru toprak üzerinde kan haline geldi” çünkü herkes görecek ki hepsi İsrail’in içeceğinden mahrum edildi. Sonrasında Hamursuzun ve sünnetin kanı onlara bundan gelir.

Bu aynı zamanda “O evinin işlerine iyi bakar” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, Nil’in suyu toprağın üzerinde kan oldu ve sonra “aylaklık ekmeğini yemez.” Bu kesinlikle başka bir yerde ayrıntılı incelenecek olan çok derin bir konu.

Yehuda Leib

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,280