e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır?

Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır?

Makale 30, 1987-88

Atlarımız şöyle der: “Kendine bir hoca bul, dost satın al ve herkesi olumlu yargıla.”

“Kendine bir dost satın al” sözünün “Herkesi olumlu yargıla” sözüyle bağını anlamalıyız. Matan Tora’da yazılıdır ki, “Dostunu kendin gibi sev” prensibi Yaradan sevgisine ulaşmak içindir ki, bu O’nla Dvekut’tur (birleşme). Şöyle yazar: “Maneviyatın kişinin dostuyla ilişkisiyle ilgili kısmının, kişiyi arzulanan hedefe getirmeye daha çok muktedir olduğunu düşünmek mantıklıdır. Bu böyledir çünkü Yaradan ve insan arasındaki eylemler çalışması sabittir, belirlenmiştir ve zahmetli değildir. Kişi buna kolayca alışır ve alışkanlıkla yapılan şeyler fayda getirmez. Fakat insan ve insan arasındaki eylemler değişken ve düzensizdir ve talepleri nereye dönerse dönsün kişinin etrafını sarar. Bu nedenle onların çözümü çok daha nettir ve amaçları yakındır.” Bu onun sözleridir.

Bu demektir ki, kişi form eşitliğiyle ödüllendirilmeye gelmek zorundadır, yani bütün düşüncesi ve arzusu kendisi için değil, sadece Yaradan için olmalıdır. Bu Tzimtzum’un (kısıtlama) ıslahından gelir. Bu demektir ki, Yaradan açısından baktığımızda, O, yarattıklarına iyilik yapmak niyetiyle tüm dünyaları yarattı.

Atalarımızın açıkladığı gibi, Yaradan koruyucu meleklerine dedi ki, tüm dünya zenginliği olan ama misafirsiz bir kral gibidir.

Diğer bir deyişle, O misafirleri O’nun sarayında yemek yediğinde hoşnut olur fakat utançtan kaçmak için bir ıslah vardır, Yaradan’ı hoşnut etmek amacıyla haz ve memnuniyet almak zorundadırlar fakat ilk derece ihsan etmek için ihsan etmektir. Kişi ihsan ederken tıpkı Yaradan gibi memnun olmalıdır. Atalarımızın söylediği gibi, “Dünya yaratıldığı günden bu yana Yaradan’ın nezdinde, O’nun erdemli olana sevindiği kadar başka bir neşe hiç daha olmamıştır.”

Görüyoruz ki dünyanın yaratıldığı gün, Yaradan nezdinde büyük bir sevinç söz konusuydu. Diğer bir deyişle, O ihsan etmek istediğinde, büyük bir neşe hissetti. Öyle anlaşılıyor ki, eğer kişi ihsan etme eylemini yerine getirdiğinde, büyük sevinç hissetmezse burada form eşitliği söz konusu değildir. İhsan etme eylemi yerine getirmede ve başkalarını sevmeye bağlanmada, Yaradan’ın sevincine benzer bir coşkuyla hareket edilmelidir. Aksi takdirde burada sevinç eşitliliği yoktur.

Bu nedenle yapılması gereken iki şey vardır.

1) Beden ihsan etme formunda çalışmayı istemese bile, zorlanmalıdır. Ancak, kişi eylemleri yerine getirmeye zorlanmadığında daha mutlu olacağı için, kural gereği baskıyla hareket ettiğinde mutlu olamaz. Yine de kişi baskıyla çalışmalıdır. Buna “içindeki kötülüğü baskılamak ve boyun eğdirmek” denir.

Ancak, yukarıda söylediğimiz gibi, ihsan etme eyleminde olması gereken sevinç burada yoktur ve sevinç söz konusu olduğunda kişi baskının olduğu yerde kendini mutlu olmaya zorlayamaz. Sevinç kişinin memnuniyetinin bir sonucudur ve hazzın olduğu yerde “baskı” söz konusu değildir. Bu nedenle baskıyla haz ve memnuniyet elde edilemez.

2) Biz diyoruz ki, Yaradan çalışması için coşkuya ihtiyacımız var, daha önce söylediğimiz gibi, coşku kişinin hoşnutluğunun bir sonucudur. Bu nedenle insan sadece baskının eylemini icra eder, buna “bir eylem” denir. Eylem, aklın hemfikir olmadığı bir şeydir. Kişi kendini baskılamaya başladığında, “Arınmaya gelen kişi” aşamasına geldiği düşünülür.

Burada başka ne eksiktir? Sadece onun memnuniyetini uyandıracak şey. Bunun ona yukarıdan verildiğini söylemeliyiz. Buna “Ona yardım edilmiş” denir. Yardım neydedir? Zohar der ki: “Kutsal ruhun içinde.” Kişi bununla ödüllendirildiğinde, mutlu olur. Öyle anlaşılıyor ki, kişi coşkuyla çalışmalıdır dediğimizde, bu kişi eylemleri vasıtasıyla yukarıdan uyandırılış almalıdır, ihsan etme eylemlerine bağlandığında sadece yukarısının yardımıyla memnuniyete gelir demektir.

Aslında, burada bir soru doğar: “Neden ihsan etme eylemlerini coşkuyla yerine getirmek gereklidir?” Sebep basittir: Burada form eşitliği yoktur çünkü Yaradan verdiği zaman sevinç hisseder fakat kişi verdiğinde ve coşku hissetmediğinde, form eşitliği söz konusu olmaz.

Ancak, form eşitliğinden daha büyük bir konu vardır. Kişi mutsuzluk aşamasında olduğunda, nereye baksa yaşamın anlamsızlığını, sadece karanlığı gördüğünden -maneviyatla ilgili olduğu kadar maddesellikte de- siyah gözlükler takmış biri gibidir. Nereye bakarsa baksın sadece siyah görür.

Bu aşamada kişinin Yaradan’ın rehberliğine karşıt olduğu düşünülür çünkü Yaradan’ın dünyayı bereketle yönettiğini söyleyemez.

Bu aşamada, inançsız olarak görünür. Bu nedenle burada form eşitsizliği meselesinden ziyade, dalalet içinde olduğu için inançsızlık meselesi söz konusudur. Öyle görünüyor ki, insan daima memnuniyet içinde olmalı ve mantık ötesi inanmalıdır ki Yaradan yaptığı her şeyi sadece iyilikle yapar. Aynı zamanda inanmalıyız ki, ihtiyacımız olan şey mantık ötesi inançtır.

Mantığımızla Yaradan bize açık olarak davransa daha iyi olur gibi gelir fakat Baal HaSulam der ki: Yaradan her şeyi “mantık dahilinde” denilen, alma kaplarının içine veremez dememeliyiz, yani maddesel beden dahi, Yaradan’ın tüm dünyayı iyilikle yönettiğini anlayacaktır.

Neden O, özellikle mantık ötesinin Kelim’ini (kaplar) seçer? Yaradan bu Kelim’leri seçer çünkü gerçekten de onlar en iyisidir, onlar vasıtasıyla gerçek bütünlüğü başarırız ve şu söz gerçek olur: “Ve sen, senin Efendin Tanrı’nı tüm kalbinle seveceksin.” Atalarımız şöyle der: “ Her ikisiyle beraber, iyi eğilim, kötü eğilim.”

Bu sırada bedende Yaradan’ın yarattıklarına verdiği hazzı ve memnuniyeti hisseder ve sonra mantık ötesi inanca gerek kalmaz. Öyle anlaşılıyor ki, insan için temel gereksinim ihsan etme çalışması yaparken memnuniyet içinde olmaktır aksi takdirde dalalet aşamasında olur.

Öyle görünüyor ki, kişi kutsal çalışmayı mantık ötesi yapmalıdır çünkü orada kişiyi bütünlüğe getirmeye uygun Kelim’ler vardır. Daha önce söylediğimiz gibi, sadece mantık ötesinde iyiliksever Yaradan’ın rehberliğinden haz alabiliriz. Ve buna “sağ” denir.

Baal HaSulam’ın dediği gibi, kişi “mantık ötesi inanç” denilen sağ çizgide yürümeye çalışmalıdır ve Yaradan’ın tam inancıyla ödüllendirildiğini resmetmelidir, öyle ki organları Yaradan’ın tüm dünyayı iyilikseverlikle yönettiğini hissedebilsin.

Bu nedenle şunu sormalıyız: “Eğer sağ çizgi bu kadar önemliyse, neden sol çizgiden de gitmek zorundayız? Sol çizginin amacı nedir?” Cevap şudur ki, bu mantık dahilinde aşamamızı bilmek içindir. İnancımızın ölçüsü, ne kadar Işık edindik ve dua sırasında Yaradan’ı nasıl hissediyoruz, gibi.

Sonra en düşük seviyede olduğumuzu hissederiz. Bu neden sağ çizgiye geçtiğimizde mantık ötesi çalışmamız gerektiğini görmemiz içindir. Diğer bir deyişle, sol çizgi mantık dahilinde bize aşamamızı gösterdiği zaman, burada mantık ötesi gitmek için bir yer açılmış olur. Oysa daima sağ çizgide olursak, bu sağ olarak değil tek çizgi olarak kabul edilir.

Diğer bir deyişle, asıl olmamız gereken yerin bu olduğunu, mantık dahilinde ve mükemmel Gadlut’ta (büyüklük/yetişkinlik) olduğumuzu düşünürüz. Ama gerçekte sadece mantık ötesi bütünlük içinde oluruz. Bu nedenle iki çizgimiz olduğunda, sağ çizgi dediğimiz mantık ötesi meselesinden bahsedebiliriz.

Öyle anlaşılıyor ki, sağ çizgi, sol çizgiye yardım eder çünkü kişi memnuniyet içinde olduğunu resmederse, çalışmasının mükemmelliğinden hoşnut olur ve sol çizgiye geçtiğinde tamamen karanlık bir dünya görür. Yani hâlen daha kendini sevmeye batmış olduğunu hisseder ve bundan çıkmak için umudu kalmaz.

Sonra kalbinin derinliklerinden dua etmek için bir sebebi olur. Sağ çizgi aşaması, çalışmanın mükemmelliğini gördüğü bir aşamada olduğunu imgelediği zamandır. Diğer bir deyişle, mantığı ona “olabilecek en düşük seviyede olduğunu biliyorken, tam inançla ödüllendirilmiş bir insanın durumuyla neden kendini kıyaslıyorsun?” demesine rağmen, bu aşamada ilerlemesini söyleyen hocasının inanç emrine mantık ötesi inanır. Yaradan’ın hizmetkârı olmak isteyen bir kişi olamayacak kadar, düşük bir seviyede olduğunu hisseder.

Sonrasında sağ çizgiye ilerler ve sol ona sağ çizgide çalışması için yer açar. Ancak, şunu hatırlamalıyız ki, gerçeğin yolunda çaba sarf etmeden yürümek zordur. Dolayısıyla, bu iki çizgiden sonra “Yaradan ona ruh verir” denilen orta çizgiye gelir. Ve Yaradan’ın yardımıyla tam bir inanca gelir. Fakat doğası gereği insan bunu kendi başına başaramaz.

Yukarıda söylenenlerle, dostlar meclisi meselesini anlayabiliriz. Bir araya geldiklerinde, ne tartışırlar? Önce amaç herkes için net olmalıdır, bu toplanma dost sevgisi sonucuna yol açmalıdır, her biri “başkalarını sevmek” denilen dost sevgisine gelmelidir. Öyleyse bu tek sonuçtur. Bu sevgiye yol açacak eylemler yapılmalıdır.

Sevgiyle ilgili olarak, iki şekil vardır: 1) Kişinin çaba sarf etmediği doğal sevgi. Burada sadece kişi bunu bozmamaya dikkât etmelidir. 2) Kişinin başkalarına iyi şeyler yaparak buna gelmesi. Başkasına hediye vermesi sevilmesine neden olduğundan, bunda da doğa vardır. Bu nedenle birkaç kişi bir araya gelip dost sevgisi üzerinde çalışmak istediğinde, yapabildikleri kadar birbirlerine yardım etmelidirler.

Herkes aynı olmadığından bununla ilgili pek çok anlayış vardır, yani birisinin ihtiyaç duyduğuna diğeri ihtiyaç duymayabilir. Ancak, hepsinin eşit olduğu tek bir şey vardır: Dostların her birisi yüksek morale ihtiyaç duyar. Bu demektir ki dostlar iyi bir ruh hâlinde olmadığı zaman gereksinimleri açısından aynı değillerdir. Daha ziyade her birinin mutsuz olmak için kendi sebebi vardır.

Dolayısıyla, herkes diğerine nasıl moral vereceğini düşünüp taşınmalıdır. Bu nedenle, dikkâtli olmalı ve başkalarının kötü hissetmesine sebep olacağı için gruba üzüntü verecek şeyleri konuşmaktan kaçınmalıdır. Ve sonra eve gittiğinde kendine şunu sorar, “Gruba giderek ne elde ettim? Düşük aşamada olduğumdan dolayı üzülmeli miyim? Bu bir gruba girdiğimde onların bana üzüntü vermesi gibi, tamamen zaman kaybı. Gitmesem belki daha iyi olur.” Sonra muhtemelen şunu da diyecektir, “Gelecek sefer, onlara katılmamak için bahaneler uyduracağım.”

Öyle anlaşılıyor ki her biri gruba yaşam ruhu ve umut verip, enerji aşılamalıdır. Bu nedenle, her bir dost kendine şunu söyleyebilmelidir, “Şimdi çalışmada temiz bir sayfa açıyorum.” Diğer bir deyişle gruba gelmeden önce Tanrı çalışmasının gelişiminde hâyâl kırıklığına uğramıştır fakat şimdi grup onu yaşam ve umutla doldurmaktadır.

Bu nedenle grup vasıtasıyla güven kazanır ve üstesinden gelme gücü edinir çünkü artık bütünlüğü elde edeceğini hisseder. Tüm düşüncelerinin -fethedilemeyecek yüksek bir dağla karşı karşıya ve bunun gerçekten de ürkütücü bir engel olduğu- şimdi önemli olmadığını görür. Tüm bunu grubun gücünden almıştır çünkü her biri guruba cesaret ve yeni bir atmosfer ruhu aşılamıştır.

Fakat mutsuzluk aşamasında olduğunu hissettiğinde -hem maddesel hem de manevi aşamada- ve gruba gitmesi gerektiğinde ne yapacak? Atalarımızın dediği gibi, “Kalbindeki endişe… Bırakın bunu başkalarıyla konuşsun.” Diğer bir deyişle, dostlarına bunu söylemelidir, belki onlar yardım edebilirler.

Eğer böyle ise, neden herkesin eğer kendisinde olmasa bile gruba yüksek moral vermesi gerektiğini söylüyoruz? Dahası, kişi sahip olmadığı bir şeyi başkasına veremez kuralı söz konusudur. Dolayısıyla, kişi gruba yüksek moral vermek için ne yapması gerekir?

Aslında kişinin sağ çizgiden gitmesinden başka bir yol yoktur. Bu nedenle kişi, dost sevgisinden önce, mantık ötesinin anlamını, sağ çizginin ne olduğunu açıklığa kavuşturan Baal HaSulam’ın makalesini okumalıdır. Buradan güç çekmelidir ki böylece gruba geldiğinde, her bir dost az veya çok yaşam ruhu alabilsin, bu şekilde tüm grup sevinç ve büyük bir güven hissi içinde olur.

Toplanma sırasında sol çizgiyi uyandırmak yasaklanmıştır. Sadece kişinin yarım saatten fazla olmayacak şekilde sol çizgiyi kullanmasına izin verilmiştir. Fakat insanın çalışmasının özü özellikle sağ çizgiden gitmektir. İki kişi bir araya gelip soldan bahsetmemelidir, sadece gruptan yardım alabilirler.

Şimdi “Kendine bir dost satın al” ve “Her insanı olumlu yargıla” sözleriyle ilgili bize sorulanı anlayabiliriz. Yukarıda yazılanlarla şunu anlayabiliriz ki, kişi gruptan bir şey almak istediğinde herkesi olumlu yargılamalıdır. Sonra çalışmada ona yardım etmeleri için dostlardan alabilir fakat tüm gruptan çok uzak olduğunu gördüğünde kimden alacak? Atalarımız bununla ilgili şöyle der: “Herkesi olumlu yargıla.”

Öyle anlaşılıyor ki, insanın dost satın almak ve dost sevgisinde çalışmaya ihtiyaç duymasının temel sebebi Yaradan sevgisiyle ödüllendirilmesidir. Fakat dostlar öncelikle birbiriyle Yaradan’ın yüceliği hakkında konuşmalıdır çünkü kişi Yaradan’ın yüceliğini hissettiği ölçüde, doğal olarak kendini O’nun önünde iptal eder. Tıpkı doğada olduğu gibi küçük olan büyüğün önünde kendini iptal eder, bunun maneviyatla ilgisi yoktur. Daha ziyade bu dünyevi insanlar arasında geçerlidir.

Diğer bir deyişle, Yaradan doğayı bu şekilde yaratmıştır. Bu nedenle dostların Yaradan’ın yüceliğini konuşması bir arzu uyandırır ve Yaradan önünde kendini iptal etme özlemi doğurur çünkü Yaradan’la bağ kurma özlemi ve arzusu hisseder. Ayrıca şunu da hatırlamalıyız ki, dostların Yaradan’ın önemini ve yüceliğini takdir etmesi kadarıyla mantık ötesi gitmeliyiz yani Yaradan’ın insanın hâyâl edebileceğinden çok daha yüce olduğunu anlamalıyız.

Şunu söylemeliyiz ki, mantık ötesi inanırız ki O dünyayı iyilikseverlikle yönetir ve eğer kişi Yaradan’ın sadece insanın iyiliğini dilediğine inanırsa, bu kişinin “Ve sen, senin Efendin, Tanrın’ı tüm kalbinle ve ruhunla seveceksin,” koşuluyla ödüllendirilene kadar Yaradan’ı sevmesine sebep olur. Ve bu insanın dostlardan almaya ihtiyaç duyduğu şeydir.

Ve yücelik edinme, özellikle grup vasıtasıyla elde edilir. Matan Tora’da öğretmen ve öğrencilerle ilgili yazıldığı gibi. Şöyle yazar: “Yüceliği edinmek tamamen çevreye bağlıdır ve insan tek başına bununla ilgili bir şey yapamaz.

“Yine de, yüceliği edinmenin iki koşulu vardır:

1- Yücelikle ilgili olarak daima çevrenin takdirini kabul et ve dinle.

2- Çevre yüce olmalıdır, şöyle yazdığı gibi: ‘Kral’ın ihtişamı insan çoğunluğundadır.’

“İlk koşulu edinmek için, her bir öğrenci tüm dostlar içinde kendini en küçük hissetmelidir. Bu aşamada, yüce olan küçükten alamayacağı, onun sözlerinden etkilenemeyeceği için, kişi yüceliğin değerini herkesten alabilir.

“İkinci koşulla ilgili olarak, her öğrenci her bir dostunun erdemliği övmeli ve onu neslin en yücesi gibi görmelidir. Sonrasında nitelik, nicelikten daha önemli olduğundan, bu yüce çevre onu etkiler.”

Ancak, kişi dostlarının yardımına ihtiyaç duyarsa ne yapmalıdır? Daha önce söylediğimiz gibi, dost meclisinde üzüntü getirecek kötü şeyler konuşmak yasaklanmıştır. Sorunun cevabı şudur, kişi yakın bir dostuna söyleyebilir ve bu dost gruba söyleyebilir ama toplandıkları zaman değil. Diğer bir deyişle, tüm gruba konuşabilir ama düzenli yapılan toplantı sırasında değil. Onun yerine yardıma ihtiyaç duyan dostunun yararına özel bir toplantı yapabilir.

“Kendine bir dost satın al,” sözüyle ilgili olarak şunu söyleyebiliriz ki, “satın almak” demek ödeme yapmak demektir ve bu ödeme vasıtasıyla kişi dostunu satın alır. Ona ne ödeyecek? Ödeme çabanın karşılığında alınır. Diğer bir deyişle, bazen kişi bir şey satın almak ister, örneğin, 2000 dolarlık yeni bir dolap. Satıcıya şöyle der: “Duyduğuma göre iki haftalık bir işçi arıyorsunuz, benim param olmadığından, dolabın fiyatı karşılığında sizin için çalışabilirim” ve satıcı muhtemelen bunu kabul eder. Dolayısıyla ödeme karşılıklı mübadele ile gerçekleşmektedir.

Dost sevgisinde de bu aynıdır. Kişinin dostlarını olumlu yargılaması büyük çaba gerektirir ve herkes bunun için hazır değildir.

Bazen, daha da kötü olur. Bazı zamanlar, kişi görür ki dostu ona karşı saygısız. Daha da kötüsü karalayıcı bir dedikodu duyar, yani şu veya bu denilen dostu onunla ilgili dostların birbirlerine söylememesi gereken şeyleri söylemiş olduğunu duyar. Şimdi kendini zorlamalı ve onu olumlu yargılamalıdır. Bu aslında büyük bir çabadır. Öyle anlaşılıyor ki, çaba vasıtasıyla, paradan çok daha önemli olan bir ödeme yapmaktadır.

Ancak, eğer bu insan onu kötülüyorsa, onu sevmek için gücü nerede bulacak? Kesinlikle bilir ki, dostu ondan nefret ediyor aksi takdirde onu kötülemezdi, öyleyse onun karşısında eğilmenin ve onu olumlu yargılamanın ne anlamı var?

Bunun cevabı şudur ki, başkalarını sevmeye dayanan dost sevgisi ki bununla Yaradan sevgisi edinilir, normalinde dost sevgisi olarak bilinen şeyin zıttıdır. Diğer bir deyişle dost sevgisi dostlarım beni sevecek demek değildir. Daha ziyade bu dostlarımı sevmek zorunda olan benim demektir. Bu sebeple dostun onu kötülemesi ve nefret etmesi fark etmez. Onun yerine başkalarını sevmeyi başarmak isteyen kişinin, bir diğerini sevmenin ıslahına ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla, kişi çaba sarf edip dostunu olumlu yargılarsa, kişinin gösterdiği çaba “aşağıdan uyandırılma” denilen Segula’dır (çare/güç/erdemlilik), bununla kişiye istisnasız tüm dostları sevebilmesi için yukarıdan güç verilir.

Buna “Kendine dost satın al,” denir, yani kişi başkalarının sevgisini edinmek için çaba sarf etmelidir. Mantık ötesi çabalamak zorunda olduğundan, buna “emek” denir. Mantıklı düşündüğünde, “Aklı ona dostunun gerçek yüzünü, ona olan nefretini gösterdiğinde, onu olumlu yargılamak nasıl mümkün olabilir?” Bedene bununla ilgili ne söyleyebilir? Dostunun önünde neden kendini eğmek zorundadır?

Cevap şudur ki, Yaradan ile “form eşitliği” denilen, Dvekut’u (birleşme) başarmak zorundadır, yani kendini düşünmemelidir. Neden dostun önünde eğilmek zor bir şeydir? Bunun için kendi değerini hükümsüz kılmalıdır, yaşamak istediği tüm hayat sadece başkaları yararına çalışarak, insanla insan arasındaki sevgisiyle başlayıp Yaradan sevgisine ulaşarak gerçekleşir.

Dahası, mantığıyla onu sevmek zorunda olanların dostları olduğunu düşündüğünden, mantığın üstesinden gelip, mantık ötesi giderek her şeyi kendisi için değil başkaları için yaptığını ve “Kendim için yaşamak değerli değil,” diyebileceği bir yeri vardır. Kişi her zaman böyle söyleyebilme derecesinde olmamasına rağmen, çalışmanın amacı budur. Bu nedenle, bedene verecek bir cevabı vardır.

Öyle anlaşılıyor ki, her bir kişi dost meclisine gelmeden önce, grubun içindeki yaşam ruhunu yükseltmek için ne verebileceğini düşünüp taşınmalıdır. Burada okullu olanla okullu olmayan arasında fark olmaz, yardım için Yaradan’a dua etmeli ve Yaradan’ın dualarını duyacağına inanmalıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,293