e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Çoğunluğun Duasının Önemi

Makale No. 7, 1985-86

Zohar’daki VaYişla’da (Ve Yakup Gönderildi) yazılıdır ki, “Gel ve gör.” Kabalist Şimon der ki: “Çoğunluğun duası Yaradan önünde yükselir ve Yaradan, kendini dua ile taçlandırır çünkü dua birkaç biçimde yükselir: Biri Hasadim (erdem) ister, başka biri Gevurot (güç) ister ve bir başkası Rahamim (merhamet) ister. Dua birkaç taraftan oluşur; sağ taraf, sol taraf ve ortası. Ve birkaç taraftan ve biçimden oluştuğu için, dua bir taç hâline gelir ve Hak’tan yana olanın başına yerleştirilir ki o sonsuza kadar yaşar, yani o, tüm kurtuluşları Nukva’ya ve ondan da tüm genele verenYesod’dur. Ve gel ve gör, Yakup tüm üç çizgiden var olmuştu; bu yüzden Yaradan onun duasını istedi. Çünkü duası, tüm üç çizginin mutlak bütünlüğü içindeydi, çoğunluğun duası gibi. Bu yüzden yazılıdır ki, ‘Sonra Yakup çok fazla korktu ve endişelendi,’ ki böylece Yaradan onun duasını arzuladığı için dua edecekti.”

Zohar’ın sözlerinde görüyoruz ki çoğunluğun duasını tek kişi olarak açıklar, Yakup’un tüm üç çizgiden var olduğunu söyler fakat çoğunluğun duası hakkında yazan her yerde, kelimenin tam anlamıyla çoğu dua eder demektir. Atalarımızın dediği gibi, Kabalist Yohanan, Kabalist Şimon Bar-Yohai adına dedi ki, “Neden şöyle yazılmıştır: Ve ben, benim duam senin üzerine iyi niyet zamanıdır. Ey Yaradan, ne zaman iyi niyet zamanıdır? Çoğunluğun duası olduğu zaman.”

Bu demektir ki kelimenin tam anlamıyla çoğu, birlikte dua eder. Aynı zamanda, “Hak’tan yana olanın ki o sonsuza kadar yaşar, başına taç yerleştirilir,” sözleriyle Zohar’ın ne söylediğini anlamalıyız. O başına taç olur ne demektir? Taç, kralın tacı demektir, kraliyetin tacı gibi. Ve başındaki taç duadan yapılmıştır ne demektir? Duanın önemini ve yüceliğini anlamamızı sağlayan nedir? O, bize duanın önemini göstermeyi dilediği için, bize der ki: “Bilin ki kral için taç, duadan yapılır.”

Zohar’da der ki ona Yesod denir ve o, tüm kurtuluşları Nukva’ya ve ondan da tüm halka verir.Tacın neden özellikle Yesod üzerinde yapıldığını anlamalıyız çünkü bilinir ki biz Eyn Sof’a dua ederiz. Öyleyse çoğunluğun duası özellikle Yesod üzerine taç olur ne demektir? Ve ayrıca, neden Yesod’un Nukva’ya ve Nukva’dan da genele verdiğini söyler?

Baal HaSulam çoğun duası konusunu, çoğunluk için dua eden kişi olarak açıkladı; buna “çoğunluğun duası” denir. Bu nedenle ona “iyi niyet zamanı” denir. Kişi kendi için dua ettiği zaman kirlenir ve duasının gerçekten kabul edilmeye lâyık olup olmadığını sorgular. Fakat genel için dua ettiği zaman, kendisini sorgulaması ve duasının cevaplanmaya lâyık olup olmadığını görmesi konu dışı kalır çünkü kendisi için değil sadece genel için istemektedir.

Bu yüzden çoğunluğun duasına “iyi niyet zamanı” denir ve kişinin duası cevaplanır. Ve Sulam açıklamasının birçok yerinde açıklandığına göre, çoğunluğun duası, “Yaradan’a yönelen bir topluluğu” ya da “kutsallık” denen Malhut ile ilişkilidir. Ona, “çoğul” denir çünkü o, tüm ruhları kapsar. Ve Kutsallık sürgünde olduğu için, kutsallığın sürgünü hakkında sorarız. Ona bazen “toz içindeki kutsallık” deriz. Çünkü tüm bu isimler, O’nun yarattıklarına iyilik yapmak üzere olan yaratılışın amacının içeriğini bize bildirir.

Bilinir ki Yaradan işlerinin mükemmeliyetini ifşa etsin diye ilk kısıtlama vardı. Bu demektir ki sadece “almak için almak” denen Kli’nin olduğu yerde, üst bereket gizlenecektir. Bereket, sadece ihsan etmeyi amaçlamanın mümkün olduğu yere gelir. Ve doğası gereği insan sadece almak üzere doğduğu için, kişi görür ki “kendini sevmek” denen alıcı, alamıyor. Bunun yerine, kutsallık için, yani Malhut için kişi her şeyi yapmalıdır çünkü sadece bu sayede O’nun ihtişamı Malhut’ta belirecektir. Bu böyledir çünkü sadece Yaradan, aşağıda olanlara belirebildiği zaman, O’nun ihtişamı görülecektir. Yazılıdır ki Şohen’in (oturan) belirdiği yere Şehina (“ikâmet”, fakat aynı zamanda “kutsallık”) denir.

Buna, “O’nun yüce ismi büyüsün ve kutsansın” denir. Çünkü “iyilik yapan iyi” diye adlandırılan Yaradan’ın ismi dünyada belirir. Bu böyledir çünkü herkes, “O’nun yarattıklarına iyilik yapmak” diye tanımlanan yaratılışın amacını edinir. Çünkü şimdi almak için uygun olan bir Kli vardır ki bu ihsan etme niyetidir, buna Yaradan ile Dvekut (tutunmak) denir.

Bundan çıkan sonuç şudur ki, yaratılan varlıklar doğaları gereği sadece almak için almak koşulundadırlar ve doğalarını aşmadan ihsan etmek üzere çalışamayacakları için, Malhut’un toz içinde kalmasına neden olurlar, yani onun erdemini göremezler. Bu demektir ki onun Yaradan’dan ne alabileceğini göremezler çünkü kısıtlama yüzünden her şey gizlidir.

Ancak, bizim biraz iç gözlem yapmaya ihtiyacımız var. Atalarımızın bize söylediklerine inanmalıyız, fiziksel hazlara dair tüm zevkler, maneviyatta mevcut olan zevklerle kıyaslandığında sadece zayıf bir mumdur. Sulam açıklamasında (“Zohar Kitabı’na Giriş”) yazıldığı gibi, “Dünyanın yaratılışı öncesinde kapların kırılmasının anlamı budur. Keduşa (kutsallık) kaplarının kırılmasıyla ve ayrılmış olan BYA’ya düşüşüyle, onlarla birlikte kutsal kıvılcımlar da Klipot’a (kabuklar) düştüler, her türün zevkleri ve sevgisi Klipot’un etki alanına girdi. Klipot onları, insanın alması için ve insanın hazzı için aktarır.”

Dolayısıyla, zevklerin çoğunluğu Keduşa’dadır, hâlbuki biz bunun aksini görürüz, herkes zevk alınabilen şeyleri fiziksellikte görür. Fakat maneviyat ve ıslah (sevaplar) çalışmasında, kişiye çalışması için bir ödül sözü vermeden ona maneviyat ve ıslah ile uğraşmasını söylemek mümkün değildir. Çünkü kişi ıslahı yerine getirmekle uğraşırken, bunu tamamen tatsız bulur fakat ona bir ödülün sözü verilirse ve buna inanırsa, maneviyat ve ıslah çalışabilir çünkü ona ödül verilecektir.

Kişi, yemek, içmek, para, onur, vs. gibi fiziksel şeylerle meşgul olduğu zaman, bu böyle değildir. “Neden bu dünyevi konularla uğraşmalıyım?” diye sormaz, çünkü kişi zevk aldığı yerde, zevk almanın amacı hakkında soru sormaz. Zevk alırken düşünebildiği tek şey, zevkin niceliğini ve niteliğini nasıl çoğaltabileceğidir. Tanrı korusun zevk alma konusunda kişi “Neden haz almam gerekiyor?” diye şikâyet etmesin.

Bazen, kişi hiçbir ödeme yapmadığı şeylerden haz alır. Bu ona haz vermesine rağmen, “Bu hazzın amacı ne?” diye bir soru yine de onun içinde ortaya çıkar. Örneğin, hiç para gerektirmeyen haz, dinlenme hazzıdır. Bu zevki satın almaya gerek yoktur, çünkü kişi bunu bedavaya alır. Yine de, birçok kere kişi kendine sorar, “Bu dinlenmeden haz alarak ne kazanacağım?”

Fakat kişi gerçek bir sevinç ve haz tecrübe ettiği zaman, bu sevincin amacı asla onun aklına gelmez. Ve eğer kişi şu an keyif aldığı bu hazzın amacını düşünmek zorunda kalırsa, bu hissettiği hazzın gerçek olmadığına dair bir işarettir çünkü yine de onun amacını düşünebilmektedir. Bu, o hazda bir eksiklik olduğunun işaretidir ve eksiklik olan yerde, kişi şu an hissettiğinden farklı bir amacı düşünebilir.

Yukarıda tüm bahsedilenlerden çıkan sonuç şudur ki yaşamdaki iyi beğeninin ve zevkin çoğunluğu maneviyat ve ıslahta bulunur. Çünkü üst ışığın biriktiği yer burasıdır. Bunun hakkında Sulam açıklamasında yazılıdır ki, “Kişi O’nun sözlerinin sesini dinlemekle ödüllendirildiği zaman, 613 IslahPikadon (birikim) kelimesinden gelen Pekudin olur. Bu böyledir çünkü 613 ıslah vardır ve her ıslahta tek bir seviyenin ışığı birikmiştir ki bu, ruhlar ve bedendeki 613 organ ve tendon içinde tek bir organa denk gelir. Bundan çıkan sonuç şudur ki kişi sevabı yerine getirirken, kendi ruh ve bedeninde denk gelen organa, yani o organa ve tendona ait olan ışık seviyesine uzanır. Bu, sevapların yüzü (Panim’i/ yüz / ön) olarak kabul edilir.”

Öyle anlaşılıyor ki maneviyat ve ıslahları yerine getirmekle, yaratılışın amacı – O’nun yarattıklarına iyilik yapmak – ifşa olur. Ancak, Sulam açıklamasında der ki: Bu özellikle kişi maneviyat ve ıslahları, “O’nun sözünün sesini dinlemek” formunda yerine getirmekle ödüllendirildikten sonra gelir. Fakat kişi maneviyat ve ıslahları, “O’nun sözünü tatmin eder” formunda yerine getirdiği zaman, dinlemekle ödüllendirilmeden önce, sevaplara tavsiyeler/nasihatler denir ve onlar Ahor (sırt/arka) olarak sayılır. Bu demektir ki o sevaba ait olan üst ışık, henüz onların içinde parlamamaktadır fakat onlar tavsiyeler olarak sayılır ve onlarla sevaba ait olan Panim Işığı’na gelinir.

Ve kişinin gerçeğin yolunda gitmesini engelleyen arzusunu ve düşüncesini aşması için ihtiyaç duyduğu tüm çalışma ve güçlenme, kişi sadece Ahoraym’da (sırt), “O’nun sözünü tatmin eder” formunda olduğu zaman uygulanır. Bu böyledir çünkü o durumda, kişi maneviyat ve ıslahta kıyafetlenmiş üst ışığı henüz hissetmez. Bu yüzden, kişi her şeyi yapar çünkü maneviyat ve ıslah ile meşgul olmakla ödüllendirilmenin büyük bir ayrıcalık olduğuna inanır. Bunun önemini hissetmediği fakat her şeyi mantık ötesi inanç ile yaptığı zaman bile çünkü Yaradan ile Dvekut’u elde etmek insanın amacıdır ve kişi bunu elde etmek için her şeyi yapar. Sonuç olarak, kişi her şeyi yerine getirir ve yapabildiği her yerde büyük çaba gösterir ve tek niyeti bütünlüğe erişmektir.

Ve kişi görür ki tüm çabalardan sonra ve ona karşı duran engelleyicilerin üstesinden gelmeyi dilediği zamandaki galibiyetinden sonra, hâlâ dışarıda durmaktadır, çünkü Dvekut form eşitliği demektir ve kişi, Yaradan ile Dvekut’a zıt bir eylem olan kendini sevmekten henüz bir santim bile uzaklaşmamıştır. O durumda, kişi kendini aydınlatması için Yaradan’a dua etmeye gider ki böylece kutsallığı tozdan kaldırabilecektir. Bu demektir ki cennetin krallığı o durumda toz gibi tat verir. Cennetin krallığı, kişi sadece onun için çalışmak ve cennetin ihtişamını dünyada göstermek istediği zaman belirir. Ve kişi görür ki herkes onun gibidir; cennetin ihtişamına karşı saygısızdır çünkü onun önemini takdir edemez. Buna, “çoğunluğun duası” denir, yani kişi kolektif için dua eder.

İki muhakeme yapılmalıdır: 1) Malhut’a “çoğul” denir çünkü o tüm ruhları içerir. 2) Çoğunluğun duası, yani kişi kolektif için dua ettiği zaman demektir ki kolektif, maneviyat ve ıslahların önemiyle ödüllendirilecektir, onlar her sevapta üst ışığın parladığı 613 birikim ile ödüllendirilecekler.

Bundan çıkan sonuç şudur ki, günün sonunda “çoğul” ile ilgili iki muhakeme bir olur. Bu demektir ki kişi genelin ödüllendirilmesi için, “çoğul” diye adlandırılan Malhut’un yüceliğinin ve öneminin görülmesi için dua eder. Bu, herkes ihsan etme kaplarıyla ödüllendirildiğinde meydana gelir. O anda, 613 Islah, “O’nun sözünün sesini dinlemek” gibi ifşa olacaktır, o zaman 613 Islaha, 613 birikim denir.

Bu demektir ki, kişi kolektif için dua ettiği zaman bu reddedilmez. Kolektife, “Yaradan’a kalbini yönlendiren tüm halk” denir ve “kutsallık” denir. Ve kolektif birkaç muhakemeyi içerdiği için,Zohar der ki: Kolektifin duasının kabul edilme nedeni, onun içinde bütünlük olmasıdır. Şöyle yazar: “Ve Yaradan o dua ile kendini taçlandırır çünkü o birkaç biçimde yükselir. Çünkü biri Hasadim ister, başka biri Gevurot ister ve bir başkası Rahamim ister.”

Duanın neden hepsini içermesi gerektiğini anlamalıyız. Kural şudur ki maneviyatta idrak ettiğimiz tüm muhakemeler, aşağıda olanın ıslahı için açığa çıkması gereken ifşalardır. Bundan çıkan sonuç şudur ki söylediğimiz üç çizgi konusu – mükemmeliyet, üç çizgi orada ifşa oldu demektir – Yaradan aşağıda olanlara bolluk vermeyi diliyor demektir ki böylece onlar bolluğu kullanabilecek ve orada hiçbir hata olmayacak. Bu, Nekudim dünyasında olan duruma benzemez. Nekudim dünyasında kapların kırılması vardı çünkü kutsal Ari’nin söylediği gibi, orada üç çizginin ıslahı yoktu.

Diğer bir deyişle, yukarıda olan, aşağıda olana biraz bolluk verdiği zaman, aşağıda olanın aldığı bolluğun aşağıda olanın faydasına olmasını diler. Fakat bolluğun gitmesi gereken Kli mükemmel değilse, tüm bolluk dışarıda olanlara gidecektir. Kapların kırılmasındaki mesele budur. Bolluk Keduşa (kutsallık) dışına gitti. Bu nedenle, bolluk aşağıda olanlara akıtılmaz ve duanın kabul edilmediği düşünülür.

Ve burada kolektif içindeki çizgilerin ıslahı konusu gelir. Bu demektir ki Malhut olan çoğunluk, kolektifi içerir. Diğer bir deyişle, “üç çizgi” denen bir ıslah vardır ve onun sayesinde bolluk Keduşa içinde kalır ve dışarıda olanlara gitmez. Bu yüzden, böyle bir dua kabul edilebilir, yani ona bolluk verilebilir.

Bunun hakkında Zohar der ki: “Çünkü Yakup üç çizgiden var olmuştu,” çünkü Yakup’a sağ ve sol çizgiyi de içeren “orta çizgi” denir. Bu yüzden Yaradan onun duasını istedi. Çünkü o mutlak bütünlük içindedir, tüm üç çizgiyi içerir, çoğunluğun duası gibi. Diğer bir deyişle, bolluğu aşağıya vermek için Yaradan tarafından hiçbir gecikme yoktur çünkü O’nun arzusu, yarattıklarına fayda sağlamaktır. Ancak, sanki O, aşağıda olanların alma kaplarının almaya uygun olmasını bekler gibidir.

Dolayısıyla, aşağıda olanlar tarafından düzgün bir Kli olduğu zaman – yani dua, almaya uygun bir Kli olması için olduğunda – bu, bolluk kaybolmayacak koşuluyla olmalıdır, yani bolluk dışarıda olanlara, Klipot’a gitmeyecektir. Bu yüzden Malhut Kli’sinde ıslah vardır, bolluğu aşağıda olanlara aktarmalıdır ve bu ıslaha, “çizgilerin ıslahı” denir.

Şimdi, Zohar’ın geri kalan sözlerini açıklayacağız. Şöyle yazar: “Ve birkaç taraftan ve biçimden oluştuğu için, dua bir taç haline gelir ve Hak’tan yana olanın başına yerleştirilir ki o sonsuza kadar yaşar, yani o, tüm kurtuluşları Nukva’ya ve ondan da tüm genele veren Yesod’dur.”

“Fakat biz Eyn Sof için dua etmiyor muyuz?” diye sorarız. Bu nedenle, çoğunluğun duası özellikle Yesod üzerinde bir taç olur ne demektir? Konu şudur ki Malhut’a gelen bolluğun verilişinin düzenine Yesod denir. Bu demektir ki ilk dokuz Sefirot’un hepsi özlerini Yesod’a verir ve ona “hepsi” denir.

Öyle anlaşılıyor ki biz Malhut denen bolluğu verenin ve alanın, bakış açısından bahsediyoruz. Bu yüzden, Yaradan ihsan etmeyi dilediği ve bolluğu almak için aşağıda olanların uygun Kelim’i vermesini beklediği için, dualar yükseldiği zaman – dualar kabule uygun olacak şekilde düzenlendiği zaman – dualara, “bolluğun alınması için bir Kli” denir. Dolayısıyla Kli, verene yükselmiştir ve genel verici Yesod olduğu için, duanın Yesod’a yükseldiği düşünülür.

Buna göre, “Aşağıdaki eylem yukarıdaki eylemi uyandırır,” kuralını takip eder. Bu demektir ki Yaradan’a yakınlaşmayı ve Yaradan ile Dvekutla ödüllendirilmeyi isteyenler uyanışlarıyla ilgili Yaradan’dan yardım ister. Atalarımızın dediği gibi, “Kim ki arınmak için gelir, ona yardım edilir.” Eğer kişi arınmak için gelirse, ona kutsal ruh ile yardım edilir ve kişi arınır, kutsanır ve ona, “kutsal” denir.

Bu yüzden görürüz ki kişi eylemlerini geliştirmeyi dilediği zaman, yukarıda Zivug’a neden olur, bu sayede bolluk aşağıya akıtılır. Buna MAN’ı yükseltmek denir, yani yukarıda bir eksikliğe neden olmak demektir. Fakat aşağıda olanlar, yukarıda bir eksiklik yaratır diye nasıl söyleyebiliriz, bunu anlamalıyız. Ve aynı zamanda “eksikliğin” anlamını da bilmeliyiz. Bilinir ki Kli’ye “eksiklik” denir, yani eğer bir eksiklik varsa, oraya bir doyum koymak ve eksikliği doldurmak için yer vardır.

İhsan edişte Yaradan tarafından hiçbir gecikme yoktur çünkü O’nun dileği iyilik yapmaktır. Işığın gizli olduğunu görmemizin nedeni, aşağıda olanların bolluğu almak için Kelim’e sahip olmamasıdır. Bu yüzden, aşağıda olan kendini arındırmak için uyandığında, fakat bunu yapacak gücü eksik olduğunda, Yaradan’dan ona yardım etmesini ister. Sonra bu eksiklik yükselir. Böylece şimdi, yukarıda olanın ona bolluğu verecek Kli’si olur ve buna MAN’ı yükseltmek denir.

Öyle anlaşılıyor ki eksiklik olan dua – aşağıda olanın, eksikliğini tatmin etmek için aradığı şey – verene yükseldiği zaman, O’nun başına taç olur. Verene Yesod denir ve o, Malhut denen insan topluluğuna ihsan eder. Bu böyledir çünkü taç, Keter (taç) demektir, kralın tacına işaret eder, yani kralın önemine. Bu demektir ki O’nun ışığı ifşa olduğunda, herkes Yaradan’ın önemini fark eder.

Ancak, yüzün gizliliği sırasında, kutsallığa – kralın belirdiği yere – “sürgün” ve “toz” denir. Bu böyledir çünkü maneviyatta hiç tat alınmaz, manevi çalışma ve ıslahlar onlara toz tadı verir. Ve bunun hepsi, aşağıda olanın bolluğu alacak kaplara sahip olmamasındandır. Ve bundan dolayı, O’nun ihtişamı milletler arasında kutsal sayılmamıştır, yani kişinin “kalpteki nokta” olma idrakiyle ödüllendirilmeden önce, diğer insanlara benzer. Tıpkı bilindiği gibi, her kişi küçük bir dünyadır ve tüm yetmiş arzuyu da kalpteki nokta gibi içinde barındırır.

Fakat sonra, gizlilik sırasında, üst bolluk, aşağıda olanlara uygun Kelim’e sahip olmadıkları için beliremediği zaman, onlara verilen aydınlanma her ne ise, Klipot’a gidecektir. Bundan dolayı, üst bolluk onlardan gizlenmek zorunda kalır. Buna, “Taç başımızdan düştü,” denir, yani Yaradan’ın önemi kutsal sayılmadı.

Fakat kişi arınmak için geldiği zaman, Yaradan’ın onu yakınlaştırmasını ve Dvekut ile ödüllendirileceği ihsan etme kabını ona vermesini dilediği zaman, ifşa olacak tüm bolluk ihsan etmek üzere olacaktır. Diğer bir deyişle, kişi daima Keduşa’da, yani Dvekut’ta olabilmesi için yukarıdan güç verilmesini ister.

Sonra kişinin duasından bir taç yapılır, kralın tacı… Çünkü artık kralın önemi fark edilmiştir. Ve Zohar’ın söylediği şeyin anlamı budur, dua, “bir taç haline gelir ve Hak’tan yana olanın başına yerleştirilir ki o sonsuza kadar yaşar, yani o, tüm kurtuluşları Nukva’ya ve ondan da tüm genele veren Yesod’dur.” Bu böyledir çünkü dua sayesinde, üst bolluk aşağıda olanlara verilmiştir, o anda sevinç ve memnuniyet ifşa olmuştur. Buna, “taç” denir, kralın tacı, kralın önemi.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,128