e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Sesimizi Duy

Makale No. 39, Tav-Şin-Mem-Hey, 1984-85

Slihot’ta (affedilmek için edilen dualar) şöyle deriz: ‘Efendimiz, Tanrımız, sesimizi duy, bize merhamet et, bize acı,  dualarımızı merhametle ve içinden gelerek kabul et’. Pazartesi ve Perşembe ayinlerinde şöyle deriz: ‘Ey Rabbimiz, bize, merhametinle acı ve bizi zalimlerin ellerine bırakma. Neden diğer uluslar, ‘Onların Tanrısı nerede?’ diye sormalıdır? Sesimizi duy ve bizi affet ve adımızı yok edecek olan düşmanlarımızın ellerine bizi bırakma. Nihayetinde, Senin adını unutmadık; lütfen bizi unutma’.

Neden bunun ‘Nihayetinde, adını unutmadık; lütfen bizi unutma’ ile sona erdiğini anlamalıyız. Yaradan’dan yardım etmesini isteme sebebimizin, bu olduğunu ima eder, çünkü şöyle der, ‘Nihayetinde, adını unutmadık’. ‘Nihayetinde, adını unutmadık’ ifadesindeki sebep ve gerekçe nedir ki, ‘lütfen bizi unutma’ diyoruz?

Yukarıdakileri anlamak için, diğer ulusların bu inançsız soruları nasıl sorduğunu bilmeliyiz. Zira şöyle deriz; ‘Neden diğer uluslar ‘Onların Tanrısı nerededir?’ diye sormalılar?’. Ayrıca, Yaradan’a, neden ‘Bizi zalimlerin ellerine verme’ dediğimizi de anlamalıyız. Zalimler kimlerdir? Ayrıca, öyle görünüyor ki, sürgünde, zalimlerin eline bırakılmasaydık, o kadar da korkunç olmazdı ve biz, diğer ulusların arasındaki sürgünden bizi kurtarması için, dua etmeye gerek duymazdık.

Bunu, bizim yolumuza göre açıklayacağız. Bizler, Tzimtzum (kısıtlama) ve gizlilikten sonra doğduğumuz ve içimizde, yalnızca kendimiz için alma arzusu ifşa olduğu için, bu, yalnızca kendi menfaatimiz için çalışmamız gerektiğini bize anlatır. Kendimizi-sevmekle köleleşerek, Yaradan’dan uzaklaşırız. Bilinir ki, yakın ve uzak, form eşitliği ve form eşitsizliğiyle ilişkilidir.

Bu nedenle, kişi, kendi alma arzusuna battığı zaman, hayatın hayatından ayrılır. Doğal olarak, Tora ve Mitzvot’un tadını hissedemez, çünkü kişi yalnız, Yaradan’ın emrini, kendi menfaati için yerine getirmediğine inandığı zaman, Tora’yı Verene tutunabilir. Yaradan, yaşamın kaynağı olduğundan, kişi, ancak o zaman yaşamın tadını ve Tora denen ‘hayatın Tora’sını’ hisseder ve ‘Bu, sizin hayatınızdır ve ömrünüzün uzunluğudur’ ayeti, gerçek olur.

Ancak, ayrılık süresince, kişi için, her şey, karanlıktır. Bilgelerimiz ‘Kişi, Tora ve Mitzvot’a, daima Lo Lişma’da (O’nun adına değil) bağlanmalıdır ve Lo Lişma’dan Lişma’ya (O’nun adına) gelir’ demelerine rağmen, bunun için pek çok şart vardır. Öncelikle kişinin, Lişma’ya ulaşmaya ihtiyaç duyması gerekir. Şöyle düşünür: ‘Her zaman Lişma’yı öğrenme nedenimi hatırlamam gerekli olduğuna göre Lo Lişma’yla uğraşarak ne kaybederim ki? Bu, maddesel ya da manevi bir ödül kazanmak için değildir. Tam tersine, Lo Lişma’yı öğrenme nedenim, bu yolla Lişma derecesini edinmektir.

İşte o zaman, ‘İhtiyacım olmayan bir şey için neden çalışmama gerek olsun?’ sorusu, kişinin içinde uyanır. Beden gelir ve şöyle der: ‘Senin, Lişma olarak adlandırılan, ihsan etmek için çalışma arzunla ben ne kazanacağım? Eğer ben, Lo Lişma’da çaba gösterirsem, Lişma denen önemli şeyi alacak mıyım?’

Gerçekte, tam tersidir. Eğer kişi, bedenine, ‘Tora ve Mitzvot’u Lo Lişma’da çalış ve bu Lişma’ya ulaşmana neden olur,’ derse, kişinin amacı buysa, Lişma’yı edinmekse, beden bunu kesinlikle engelleyecek ve kişiye, neden Lo Lişma’da çalışamayacağı ile ilgili pek çok mazeret getirecektir.

Belki de bedenin, Lo Lişma’yı, Lişma’ya götüreceği için öğrenen insanları engellemesi ve Lo Lişma’da bile bağlanmalarına izin vermemesinin sebebi budur, zira beden, ‘insanın, Lişma’ya ulaşmasından’ korkar.

Yaradan bize Tora ve Mitvot’u yerine getirmeyi emrettiği ve karışığında sonraki dünya ile ödüllendirileceğimiz için Lişma’yı edinmek amacıyla öğrenen, Tora ve Mitzvot’la uğraşan insanlar için bu böyle değildir. Tora çalışması boyunca, onlar, kendilerini-sevmekten çıkmayı ve Tora ve Mitzvot’u, ihsan etmek için yerine getirebilmeyi hedeflemezler. Bu yüzden, kişi, bedene yani kendini-sevmeye karşı gelmediği için, beden, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmesine o kadar itiraz etmez, zira bedenin bakış açısı, her şeyi, kendi hükmü altında, yani kendini-sevmekte tutmaktır.

Ancak, Tora ve Mitzvot’a bağlanmaları boyunca, Lişma ile ödüllendirilmeye niyet edenler için, Lo Lişma’yı bile izlemek zordur, zira beden, kendini-sevmeyi tamamen kaybedebileceğinden ve her şeyi, Yaradan için yapacağından ve kendisi için hiçbir şey kalmayacağından korkar. Dolayısıyla Lo Lişma’da, yani bizzat Lo Lişma’nın niyetinde bile bir fark vardır. Eğer niyet, Lo Lişma’da kalmak ve daha ileri gitmemek yani Lişma’ya ulaşmamaksa, kişi, Tora öğrenmekte direnebilir, çünkü bedeni, fazla bir direnç göstermez.

Ama Lo Lişma’ya bağlanırken, kişi, bu vesileyle Lişma’ya ulaşmayı hedeflerse, bu, bedenin bakış açısıyla çelişir. Kişinin halen, Lo Lişma’ya bağlandığı gerçekse de, hedefi, Lişma’ya ulaşmak olduğundan, bedeni, her harekete direnir ve her küçük şey üzerine engeller oluşturur.

Bunun anlamı şudur; Lişma’ya ulaşma hedefinde gitmeyenler, Lişma’ya ulaşma yolunda yürüyen insanların engellerine baktıklarında, onlara gülerler. Onların anlamadıklarını, her şeyi yüksek bir dağ olarak gördüklerini ve her küçük şeyin, onlar için dev bir engel haline geldiğini ve her hareket için, büyük bir güç toplamaları gerektiğini söylerler. Onları anlamazlar ve onlara şöyle derler: ‘Kendinize bir bakın ve yolunuzun ne kadar da başarısız olduğunu görün. Yaradan’a şükürler olsun ki, biz çalışıyoruz, dua ediyoruz ve bedenin, bizi, Tora ve Mitzvot’a bağlanmaktan caydıracak gücü yok. Ama siz, yolunuzla ilgili olarak, siz kendiniz, yaptığınız her küçük şeyin, sanki yüksek bir dağı fethetmek gibi olduğunu söylüyorsunuz’.

Bunu, bilgelerimizin şu söyledikleriyle karşılaştırabiliriz (Sukkah, 52): ‘Gelecekte (Mesih’in günlerini kastediyor), Yaradan, kötü eğilimi alacak ve erdemlinin ve günahkârın önünde onu katledecek. Erdemliye, bu, yüksek bir dağ gibi görünecek. Günahkâra ise, bir saç teli gibi görünecek’. Orada, Mesih’in günlerinden söz ediyor olsa bile, bundan örnek verebiliriz, burada, Lişma’ya ulaşmaya niyet edenlerin, erdemliler olarak kabul edildiği açıklanır, zira onların hedefi, erdemli olmaktır yani niyetleri, yalnızca Yaradan içindir. Kötü eğilim, onlara göre, yüksek bir dağdır.

Lişma’ya ulaşma, yani kendini-sevmekten çıkma, hedefi olmayanlar, ‘günahkâr’ olarak kabul edilir, çünkü ‘almak için almak’ olarak adlandırılan kötülük, onların içinde kalır. Onlar kendileri, kendilerini-sevmekten çıkmak istemediklerini söylerler ve kötü eğilim onlara, bir saç teli olarak görünür.

Bu, Rabbi Bonim hakkında anlatılan şu hikâyeye benzer: ‘Ona, Almanya, Danzig şehrinde, Alman Yahudileri dürüstken ve temiz kıyafetler giyerken, Polonyalı Yahudilerin neden yalancı olduklarını ve kirli kıyafetler giydiği sorulmuştu. Rabbi Bonim bunu, Rabbi Pinhas Ben Yair’in söylediği gibi cevaplamıştır (Avoda Zarah, 21): ‘Rabbi Pinhas Ben Yair dedi ki, ‘Tora, ihtiyata yönlendirir; arınmak, kaçınmaya, uzak durmaya yönlendirir ve günah işleme korkusu, kutsallığa yönlendirir’.

Bu nedenle, Alman Yahudileri arınmaya adapte olmaya başladığında, kötü eğilim gelip, onlara şöyle dedi: ‘Sizin arınmakla uğraşmanıza izin vermeyeceğim, çünkü arınmak, nihayetinde Keduşa’ya (kutsallık) ulaşana dek, sizi başka şeylere yönlendirir. Ondan sonra, benden Keduşa’ya ulaşmanıza izin vermemi istersiniz. Bu olmayacak!’ Ne yapabilirlerdi ki? Arınmaya özlem duydukları için, eğer arınma konusundaki çalışmalarına müdahale edilmezse, daha ileri gitmeyeceklerine dair söz verdiler ve böylece onların Keduşa’ya erişebileceklerinden korkmaya sebep kalmadı. Bu nedenle, Alman Yahudileri temizdir, zira kötü eğilim, onları rahatsız etmez.

Polonyalı Yahudilerin arınmayla uğraştığını gördüğü zaman, kötü eğilim, onlara da geldi, çünkü Keduşa’ya ulaşacaklardı ve buna karşı çıktı. Ona dediler ki, ‘Daha ileri gitmeyeceğiz’. Ama ne yaptılar? Onları terk ettiğinde, Keduşa’ya ulaşana dek, ilerlemeye devam ettiler. Kötü eğilim, onların yalancı olduklarını gördüğünde, derhal arınma konusunda onlarla savaştı. Bu nedenle, Polonyalı Yahudiler, yalancı olduklarından, onların arınmada yürümeleri zordur.

Aynı şekilde, Lo Lişma’ya bağlanan ve şöyle diyenleri de anlamalıyız; ‘Bilgelerimiz, bize Lo Lişma’dan Lişma’ya geleceğimizin sözünü verdi ve bu nedenle, bunu başarmak için büyük bir çaba göstermemize gerek yok, bu, eninde sonunda gerçekleşecek. Bu nedenle, Tora ve Mitzvot’ta, yaptığımız her şeyin Lişma’ya ulaşmak için olduğunu her zaman hatırlamamız gerektiği görüşüyle bir işimiz olmaz ve bu, bizim ödülümüz ve beklediğimiz şeydir.

Daha doğrusu ‘Lo Lişma’ya bağlanacağız ve eninde sonunda bilgelerimizin bize söz verdiği şey gerçekleşecek,’ derler. Bu yüzden kötü eğilim, onları, Lo Lişma’ya bağlanmaktan başka bir yöne çekmeye çalışmaz, zira Lişma’ya ulaşma konusunda hiçbir arzularının olmadığını görür, bu yüzden, onları hiç rahatsız etmez, Rabbi Bonim’le ilgili hikâyede olduğu gibi.

Ancak, Lişma’ya ulaşmaya özlem duyanlarla ilgili olarak, kötü eğilim, onların Lo Lişma’ya bağlandıklarını görür, çünkü Lo Lişma’dan başlamak dışında bir yol yoktur, bilgelerimizin söylediği gibi, ‘Kişi, Lo Lişma’dan Lişma’ya gelmedikçe, Lo Lişma’ya bağlanmamalıdır’ ve ‘Lişma’ya ne zaman ulaşacağım?’ diye oturur ve beklerler.

Onların, Lo Lişma’nın şifası yoluyla, Lişma’ya ulaşmak için çaba gösterdiklerini gördüğü zaman, kötü eğilim derhal onlara gelir ve Lişma’ya erişemesinler diye onları dağıtmak için her şeyi yapar. Onların, korku yüzünden Lo Lişma’da küçük şeyler bile yapmalarına izin vermez, zira onlar Lişma’ya ulaşmak için çaba göstermektedirler, Rabbi Bonim’in cevabında olduğu gibi.

Buna göre, Lo Lişma’da iki muhakeme vardır: Kişinin Lo Lişma’daki amacı, Lişma’ya ulaşmaktır. Kişi, çalışmasında, daima Lişma’ya ulaşmaya doğru bir adım atıp atmadığını inceler. Bir cm bile hareket etmediğini gördüğü zaman, pişman olur ve Yaradan çalışmasına henüz başlamamış gibi hisseder, zira Tora ve Mitzvot’taki gösterge, Yaradan’ı ne kadar hedef alabildiğidir. Bu sebeple kişi, küçücük bir şeyi bile, Yaradan için hedefleyemediğini gördüğünde, Yaradan çalışmasında sanki hiçbir şey yapmıyormuş gibi hisseder ve kendisini işe yaramaz bir araç olarak görür.

O zaman kişi, amacını düşünmeye başlar. Günler geçer ve kişi, kendi safhasından çıkamaz; tüm istediği, kendini-sevmektir! Daha da kötüsü, her gün, çalışmasına engel olan şeyleri önemsiz şeyler gibi göreceğine, bunları yüksek dağlar gibi görür; kişi her zaman, önünde üstesinden gelemeyeceği büyük bir engel görür.

Baal HaSulam, kişinin böyle bir durumdaki ilerlemesiyle ilgili olarak, özellikle bu safhaların, ‘Ahorayim (sırt) olarak adlandırıldığını söylemiştir. Bu durumda, kişinin görmesine izin verilmez, bu yüzden, kişi bunu, Panim (ön, yüz) olarak kabul etmez. Kişi, ilerlediğini gördüğü zaman, durumun çok da kötü olmadığını gördüğü için, duasının gücü zayıflar, zira kişi, nihayetinde küçük adımlarla da olsa ilerlemektedir. Biraz uzun sürse de hareket etmektedir. Ama kişi, gerilediğini gördüğünde, o zaman kalbinin derinliklerinden, kendi kötü durumu nedeniyle hissettiği acının ölçüsüne göre dua eder.

Ancak bunu, ettiğimiz şu duada söylediğimizi anlayacaksınız, ‘Ey Tanrımız, merhametinle bize acı ve bizi zalimlerin ellerine verme’. Zalimlerin kimler olduğunu bilmeliyiz. Bireysel çalışmadan bahsettiğimizde, insanın, kolektif olduğunu bilmeliyiz. Öyle ki, kişi, içinde dünyanın diğer uluslarını da barındırır. Bu, kişinin, kötü arzulara ve diğer dünya uluslarının bakış açılarına sahip olduğu ve içinde var olan diğer dünya uluslarının arasında sürgünde olduğu anlamına gelir. Buna ‘zalimlerin eli’ denir.

Biz Yaradan’dan, ‘Bizi zalimlerin ellerine verme’ diye rica ederiz. Maddesellikte, zalim bir kişi, acımasızca insanlara sıkıntı veren, başkalarını kırmayı umursamayan kişidir. Benzer şekilde, kişi, Yaradan çalışmasında, Cennet Krallığı’nın yükünü kendi üstüne almak istediğinde, içindeki dünya uluslarının bakış açıları gelir ve onlardan duyduğu iftiralarla ona işkence eder. Kişi, onlarla savaşmalıdır, ama onlar daha güçlüdür ve kişi teslim olur ve onları dinlemek zorunda kalır.

Bu, kişiye acı ve azap verir, şöyle yazıldığı gibi: ‘Ve İsrail’in çocukları çalışma yüzünden iç çektiler ve haykırdılar ve bu çalışma yüzünden yakarışları, Tanrı’ya ulaştı ve Tanrı inlemelerini duydu’. Böylece görüyoruz ki insanın, kötü eğilimden ızdırap çekmesi, dua edecek bir yere sahip olmasına neden olur. Bunu şu izler; kişi özellikle kötü eğilimle savaşırken ve ilerleyemeyeceğini düşünürken, özellikle burada ilerlemek için yere sahiptir.

Baal HaSulam, ‘kişi Yaradan ile ciddi bir bağa sahip olduğunda bu zamanın önemini takdir edemez,’ der. Akabinde, kişi, zalimin ellerinde olduğunu ve içindeki diğer dünya uluslarının ona merhamet etmediklerini hisseder. Ona karşı zalimdirler, özellikle de ona, yazıldığı gibi ona şu soruları sordukları zaman: ‘Neden diğer uluslar, ‘Onların Tanrısı nerede?’ diye sormalıdır?’ Bu bir inançsızlığın sorusudur, onda, İsrail’in adını, yok etmek isterler, şöyle yazıldığı gibi, ‘Adımızı silecek olan düşmanlarımızın ellerine bizi bırakma’.

Dolayısıyla onların istedikleri temel şey, İsrail’in Yaradan’a olan inancını kökünden sökmektir. Yaradan’a bağlanamasın, hayatın hayatına tutunarak, manevi yaşamın tadını hissedemesin diye bu iddialarla kişiyi Yaradan’dan ayırırlar. Bu yüzden kişi, inançsızlık ruhunu her gün duymasına rağmen, şöyle yazıldığı gibi, ‘Neden diğer uluslar, ‘Onların Tanrısı nerede?’ diye sormalıdır?’, ancak ‘Senin ismini unutmadık,’ yani “döneceğim adresi hala hatırlıyorum” der.

Onlar içimizde duran ismin kuru ve tatsız olmasına sebep oldukları için, içimizde, isimde olan değil de yalnızca Yaradan kalmasına rağmen ‘Senin ismini unutmadık.’ Bu yüzden şöyle rica ederiz, ‘Lütfen bizi unutma’, bunun anlamı şudur; Yaradan bize O’na yaklaşmamız için güç verecek ve böylece biz kutsal ismin içerdiği şeyi elde edebileceğiz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,293