e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Pesah, Matza ve Maror Arasındaki Bağlantı

Pesah, Matza ve Maror Arasındaki Bağlantı

Makale No. 14, 1987

Haggadah’ta (Pesah hikâyesi) şöyle yazılmıştır: ‘’Bu nedenle Tapınak zamanında Hillel şunu yaptı: Pesah’ı (kuzu), Matza’yı ve Maror’u (acı ot) birbirine bağladı ve ‘Onlar onu Matza ve acı ot ile birlikte yiyecekler’ şeklinde söyleneni yerine getirmek için onları birlikte yedi.’’

Bunu çalışmada anlamalıyız. Birlikte yiyeceği bu üç şey arasındaki ilişki ne anlama geliyor?

Mısır’dan çıkış zamanındaki Pesah adağının ne anlama geldiğini anlamak için Mısır’da yaşadıkları kölelikten çıktıklarında öncelikle Mısır Sürgünü’nün ne anlama geldiğini, orada neden acı çektiklerini anlamalıyız.

Maror’la ilgili olarak Haggadah’ta şöyle yazılmıştır: ‘‘Yediğimiz bu Maror ne için? Babalarımızın Mısır’daki yaşamları Mısırlılar tarafından acı hâle getirildiği için… Şöyle söylendiği gibi: ‘Ve zorlu bir çalışmayla onların yaşamlarını acı hale getirdiler. … Onların ağır işçilik yapmalarını sağladılar.’ ’’

‘’Ve zorlu bir çalışmayla onların hayatlarını acı hale getirdiler’’ ifadesinin ne anlama geldiğini anlamalıyız. Yaradan çalışmasında bu nedir? Yaradan çalışmasının Yaradan adına çalıştığımız, Hayatların Hayatı’na tutunmakla ödüllendirildiğimiz zaman olduğu bilinmektedir. Tam olarak ihsan etmek için çalıştığımız zaman Yaradan’ın yarattıklarına iyilik yapmak için yarattığı haz ve memnuniyeti alma zamanıdır. Bu demektir ki Efendi’nin kurtarışı ihsan etme kaplarına gelir.

İhsan etme kaplarına bolluğun girmesiyle ilgili olarak şu iki anlayışa gelmeliyiz: 1) Bolluk; ihsan etme kaplarını yaratmak için gelir. 2) Işık; kişi ihsan etme kaplarına sahip olduğunda gelir.

Bu demektir ki kişi kendi menfaati için değil, onu Yapan’a memnuniyet ihsan etme yolunda yürümek istediğinde beden bütün gücüyle direnir ve kişinin hareket etmesine izin vermez. Bu, kişinin Yaradan için bir şeyler yapmak adına sahip olduğu bütün motivasyonu ve gücü alıp götürür.

Kişi gerçeği olduğu gibi gördüğünde kendine-sevgiye nasıl da battığını ve bedeninde ihsan etmek için bir şeyler yapmasına izin verecek hiçbir kıvılcımın olmadığını gördüğünde, bu durumda kişi gerçeği zaten edinmiş, yani kötülüğün farkındalığına gelmiştir. O zaman kendine yardım etmenin bir yolu yoktur. Yalnızca tek bir tavsiye vardır: Yaradan’a ona yardım etmesi için haykırmak. Şöyle yazıldığı gibi: ‘‘Ve İsrail’in çocukları çalışmadan dolayı iç çektiler, haykırdılar ve çalışmadan dolayı haykırışları Tanrı’ya yükseldi.’’

Şu söylenenlerin anlamı budur: ‘‘Arınmaya gelene yardım edilir.’’ Zohar: ‘‘Ne ile?’’ diye sorar. Şöyle yanıtlar: ‘‘Kutsal bir ruh ile…’’

Dolayısıyla ‘’Ve onların yaşamlarını acı hale getirdiler’’ ifadesi, ihsan etmek için Hayatların Hayatı ile Dvekut’u (bütünleşme) sağlayacak çalışmalarına izin vermediler anlamına gelir. Bunun yerine Mısır Klipa’sı (kabuk) ve Firavun İsrail’in Çocuklarını Mısırlılar’ın arzusuna karşı bir şey yapamasınlar diye kendine-sevginin yönetimiyle kontrol ettiler. Bu, sürgündü. Bu sürgünden çıkmak istediler; ama çıkamadılar.

Buna göre: ‘‘Ve İsrail’in çocukları bu çalışma nedeniyle iç çektiler’’ ifadesinde kastedilen çalışma nedir? Bu, Yaradan çalışmasından anlamına gelir. Buna ‘‘ağır çalışma’’ denir, zira onlar için ihsan etmek üzere çalışmak zordu, çünkü Mısırlılar ve Mısır Kralı Firavun onlara kendi düşüncelerini ve arzularını yerleştirmişlerdi.

Başka bir deyişle Mısır Klipa’sı öncelikle kendine-sevgi olduğundan Mısırlılar İsrail Halkı’na hükmettiler. Böylece İsrail Halkı da onların ‘’kendine-sevgi’’ denen yolunda yürüyecekti. İsrail’in bu düşüncelerin üstesinden gelmesi zordu. Şu yazılanların anlamı budur: ‘’Ve İsrail’in Çocukları çalışma yüzünden iç çektiler.’’

Şöyle ki Onlar Mısırlılar’ın yolunda almak için yürürlerken beden onlara yakıt verdi ve onlar için Yaradan çalışmasını yapmak zor değildi. Mısırlılar’ın Yaradan’ın hizmetkârları olduğu biliniyor. Bilgelerimizin şu yazılanlar (Tanhuma, Beşalah) hakkında yazdıkları gibi: ‘‘ ‘Ve altı yüz taşıyıcı aldı’: ‘(Ve sormalısınız) Mısır’ın neresinde çiftlik hayvanları vardı? Çünkü ‘Ve Mısır’ın bütün hayvanları öldü.’ denmiştir. Bu, Efendi’nin sözünden korkanlardandı. Şöyle yazıldığı gibi: ‘Efendi’nin sözünden korkan Firavun’un hizmetkârlarından biri, hizmetkârlarını ve hayvanlarını evlere kaçırdı.’ ’’ Buradan şöyle dediler: ‘‘Efendi’nin sözünden korkan İsrail’in başarısızlığına sebep olacak.’

RAŞİ bundan şu sonucu çıkarır: ‘‘Rabbi Şimon şöyle der: ‘Mısırlılar’ın arasındaki en saf olanı öldür, yılanların arasındaki en iyi olanın beynini parçala.’’ Dolayısıyla sahip oldukları ağır çalışma tarladaki çalışmaydı; çünkü tarla kutsal Şehina’dır (Kutsallık), Malhut’un ‘tarla’ olarak adlandırıldığı bilinir.

Onlar için cennet krallığının yükünü ihsan etmek üzere üstlenmek zordu. Ancak Mısırlılar kutsal çalışmayı almak üzere yapmalarını istediler. Onların buna ‘‘Efendi’nin sözünden korkan’’ dendiğini düşünmelerine izin verdiler.

Ancak buradan, bu anlayıştan İsrail’in, yani Yaşar-El (Yaradan’a doğru) olanların başarısızlığı gelir. Onlar bütün çalışmalarının yalnız kendi iyilikleri için olmasını isterler ve bundan başarısızlık ortaya çıkar.

Şöyle ki Mısırlılar İsrailliler’e Yaradan korkusunun dilinden konuştuklarında, bu öncelikle başarısız oldukları zamandı. Bu dilden İsrail’in tümünün başarısızlığı ortaya çıkar. Mısırlılar laiklerin dilini konuşsalardı, onlara kendi düşünceleri ve istekleriyle gelselerdi, İsrail Halkı kesinlikle onların etkisinden kaçardı.

Şimdi şu yazılanları yorumlayabiliriz (Exodus): ‘’Ve Mısırlılar İsrail BaPereh’i (ağır çalışmayla) köleleştirdi.’’ Bilgelerimiz bePeh Rah (yumuşak bir ağızla) dediler. Çalışmada ‘‘yumuşak ağzın’’ ne anlama geldiğini anlamalıyız.

Yukarıda söylendiği gibi Mısırlılar onların düşüncelerine ve arzularına hitap ettiler ve: ‘’Yaradan’a hizmet etmeliyiz; ama yalnız almak için hizmet etmeliyiz.’’ dediler. Buna ‘‘yumuşak ağız’’ denir. Şöyle ki beden almak niyetiyle kutsal çalışmayı yapmayı daha fazla kabul eder ve ihsan etmeyi hedeflemeye gerek yoktur.

Dolayısıyla bu sözlerle İsrail’in cennet krallığının yükünü üstlenirken zorlu bir çalışmaya sahip olmasına neden oldular. Bu nedenle İsrail’deki herkes ihsan etmek için yapılan kutsal çalışmanın çok zor olduğunu söyledi.

Bu nedenle Mısırlılar onlara almak için yapılan çalışmanın daha iyi olduğuna, bu şekilde her gün iyi işlerde ilerlediklerini göreceklerine dair düşünceler verdiler. Ancak İsrail formundaki çalışmada kendileri için bunun zor olduğunu gördüler. Bunun kanıtı çalışmada hiçbir ilerleme görememeleridir.

Dolayısıyla ‘‘yumuşak ağız’’ kendi yollarını izlerlerse, İsrail’e bunun daha kolay bir çalışma olduğunu düşünmelerini sağladıkları anlamına gelir. Buna ‘’yumuşak’’ denir, bu da kutsal çalışmada ilerlemenin daha kolay olduğu anlamına gelir.

Bu şikâyetlerle Mısırlılar onların hayatını zorlu bir çalışmayla acı hale getirdiler; çünkü İsrail’e daima İsrail’in çalışmasının ‘’zor bir çalışma’’ olduğunu ve bunun onlar için olmadığını açıklıyorlardı.

‘‘Homer (harç) ile’’ Mısırlılar İsrail’e ihsan etmenin Humra’sını (şiddet, ağırlık) açıkladıkları, oysa Mısır’ın çalışmasında onların daima beyaz oldukları, yani çalışmada karanlık hissetmedikleri ve bedenin çalışmayı kabul ettiği anlamına gelir. Buna ‘’Levenim’’ (tuğlalar) denir. Bu da onların her daim mükemmel olacakları anlamına gelir. Bununla İsrail için Yaradan çalışmasını gerçekten zor hale getirdiler.

Başka bir deyişle Mısırlılar’dan gelen ağır çalışma onlara her zaman ihsan etme çalışmasındaki Homer’i (şiddet, ağırlık) ve çalışmada Levanim ve Mısırlılar’ın korkusu olduğunu (beyazlık) anlatır.

İsrail’in başarısızlığı Efendi’den korkan kişiden gelir denmiştir. Bu demektir ki bundan onlara tarladaki yani üzerlerine almak istedikleri; ancak alamadıkları cennet krallığındaki zorlu çalışma uzanır.

Rabbi Şimon’un ‘’Efendi’nin sözünden korkan’’ ifadesi buradandır: ‘‘Mısırlılar’ın arasında en saf olanı öldür, yılanların arasındaki en iyisinin beynini parçala.’’ Rabbi Şimon’un ‘‘Mısırlılar’ın arasındaki en saf olanı öldür.’’ sözlerini yorumlamalıyız.

Şöyle ki Mısırlılar’ın saf dediği şeyi öldür, zira bilgelerimiz: ‘‘Sizi öldürmeye geleni önce siz öldürün.’’ demiştir. Başka bir deyişle Mısırlılar’ın size saf dediği şey bu yolun yürümeye uygun olduğudur. Bilin ki bu sizi manevî yaşamdan öldürmek ister. Bu nedenle bu düşünceleri öldürün.

‘’Yılanların arasındaki en iyisinin beynini ezin’’ demek; insanın içindeki kötülük olan yılan eğer bu yolun sizin için iyi olduğuna dair tavsiye verirse ve bu şekilde yılanın Havva’ya geldiğini açıkça görmenizi sağlarsa onunla tartışmayın, beynini ezin demektir. Yani açıkladığı bütün aklı, bu aklı ezin. Başka bir deyişle mantık ötesi gitmemiz gerekir.

Şimdi Matza’nın (Pesah’ın mayasız ekmeği) ne anlama geldiğini açıklayacağız. “Massah, Meriva nedeniyle ve İsrail oğullarının kavgaları, Efendi’ye ‘Yaradan aramızda mı yoksa değil mi,’ (Mısır’dan Çıkış 17:7) demeleri nedeniyle,” çalışmada Matza sözcüğü Meriva (çekişme, ihtilaf) sözcüğünden geliyor diye yorumlamalıyız.

Aramice’ye yapılan çevri Meriva hakkında şunu der: ‘‘Matza (çekişme) İsrail’in Çocukları’nın çabalamasından dolayıdır.’’ Dolayısıyla Matza, ‘‘çekişme’’ sözcüğünden gelir, yani İsrail’in çocukları Yaradan’la, neden ihsan etmek için çalışmayı bu kadar zor hale getirdiği ve Mısır’ın yönetiminden çıkmaya çalışmalarına rağmen neden sadece ilerlemediklerini değil, gerilediklerini gördükleri üzerinden kavga ettiler.

Başka bir deyişle çalışmadan acı tadı aldılar. Bu onların Yaradan’la kavga etmelerine neden oldu ve bu çekişme Matza olarak adlandırılır. Görüyoruz ki böyle bir şikâyet üzerinden, yani Yaradan adına çalışmaya başladıklarında daha kötü hâle geldiklerini gördüklerinde İsrail Halkı Musa’yla kavga etti. Şöyle yazıldığı gibi (Mısır’dan Çıkış 5:21): ‘‘Ve onlara dediler ki: ‘Efendi sana baksın ve seni yargılasın; çünkü Firavun’un gözünde kokumuzu iğrenç hale getirdin.’’

Onların, Musa’ya ettikleri bu şikâyetleri Musa Yaradan’a söylemiştir; yazıldığı üzere: ‘‘Ve Musa Efendi’ye döndü ve ‘’Ey Tanrım bu insanlara neden zarar verdin? Beni niçin gönderdin? Senin adına Firavun’la konuşmaya geldiğimden beri Firavun insanlara zarar verdi ve Sen halkını kurtarmadın.’’ dedi.

Onların Musa’ya yakınmalarını yorumlamalıyız. Onlar: ‘‘Göreceğiz ve hüküm vereceğiz.’’ dediklerinde bu, Musa ile kavga ettikleri anlamına gelir, zira Musa onlara Yaradan’a inanmalarını söylemiştir ki böylece bedenin kontrolünden çıkabilsinler. Mısır Kral’ı Firavun bedeni kontrol eder ve Keduşa’ya (kutsallık) acı verir. Onlar akılda ve kalpte çalışmaya başlarlar ve Firavun olan bedenin onları yönetmeye başladığını görürler. Yani Yaradan çalışmasında yapmak istedikleri her şeye beden şiddetle direnir.

Onlar Musa’nın yolunda yürümeye başlamadan önce çalışmada güçlü idiler. Ama şimdi beden yaptıkları her şeyden iğrenir. Musa hakkında şu yazılanların anlamı budur: ‘’Çünkü sen Firavun’un gözünde kokumuzu iğrenç hale getirdin.’’ Başka bir deyişle bedenimiz Yaradan çalışmasında ihsan etme yoluna başladığımızda bedenimiz ruhumuzdan iğrenir.

Daha sonra Musa Yaradan’a, Yaradan’ın mesajını onlara götürdüğü için Musa ile kavga eden İsrail’in şikâyetleriyle gitti. Bununla ilgili şöyle yazılmıştır: ‘‘Ve Musa Efendi’ye döndü ve ‘Neden bu insanlara zarar verdin? Beni neden gönderdin?’ (Şikâyetlerin ne olduğu anlamında) dedi. Şöyle dedi: ‘Senin adına konuşmak için Firavun’a geldiğimden beri Firavun bu insanlara zarar verdi ve Sen halkını kurtarmadın.’ ‘’

‘‘İsrail’in çocuklarına geldiğimden beri’’ demek; ‘’Firavun’’ olarak adlandırılan onların bedeni demektir. ‘‘Senin adına konuşmak için’’ demek; herkes çalışmaya Yaradan uğruna başlayacak demektir. ‘‘Senin adına’’ ifadesinin anlamı budur. Bunun gerekçesi vardır, zira herkes yalnızca gerçeği ister; çünkü aptal olan ve yalanın yolunda yürümek isteyen var mıdır? Aksine aslında herkes gerçeği ister. Birisinin her daim yalan söylediği bilindiğinde onu hiç kimsenin dinlemek istemeyeceğinde olduğu gibi…

Ama burada şunu dediler: ‘‘Musa geldiğinde ve onlara gerçeğin yolunda yürümelerini söylediğinde ‘Firavun’ olan beden bu çalışmaya başladığımız zaman kokumuzu neden iğrenç hale getirdi?’’

Bu nedenle şimdi Musa onlara Yaradan’ın habercisi olarak gelmeden öncekinden daha da kötü hâle geldikleri için Yaradan’a karşı şikâyetleri vardı. O, onları sürgünden çıkarmak istedi. O hâlde şimdi neden sürgünde daha derine gittiklerini, Firavun’un bedenlerini zorla ve çok daha akıllıca kontrol ettiğini her seferinde farklı bir argümanla anlamalarını sağladıklarını görüyorlar? Dolayısıyla çalışmada İsrail’in durumu Musa’nın Yaradan’ın habercisi olarak onlara gelmesinden önce daha iyiydi. Ancak şimdi ‘’Firavun’’ olarak kabul edilen bedenlerinin İsrail’in Çocukları’nın üzerinde tam bir kontrole sahip olduklarını görüyorlar.

Şöyle ki gerçeğin yolunda yürüdüklerini bilmekten gelen yüksek bir ruh hâline sahip olmaları gerekirken tam tersi olmuştu. ‘‘Firavun’’ denen bedenin gözünde nasıl bir ruh haline sahiptiler? Bununla ilgili şöyle yazılmıştır: ‘‘Çünkü sen Firavun’un gözünde kokumuzu iğrençleştirdin.’’ Beden onlara şunu söylüyordu: ‘‘İhsan etme çalışmasında ne gibi bir ruh hali var?’’

Kokuyu iğrençleştirmek, katlanmanın imkânsız olduğu kötü bir koku anlamına gelir. Bu demektir ki bu zihniyete dayanamadılar ve birinin bu pis kokudan kaçmak istediği gibi kaçmak istediler. Yani gerçeğin yolundaki çalışmanın kişinin sonsuza dek bu zihin yapısında kalmak istemesi için gereken yüksek ruh hâlini, canlılığı getirmesi yerine burada tam tersi oldu. İhsan etme çalışmasından pis kokunun zihniyetini aldılar, yani bu zihniyetten kaçmak istediler ve buna bir an için bile olsa dayanamadılar. Musa’ya şöyle söyledikleri gibi: ‘‘Çünkü kokumuzu iğrençleştirdin.’’

Musa İsrail’in yakınmalarını Yaradan’a getirdi ve O’na şunu sordu: ‘’Beni neden gönderdin?’’ Yaradan Musa’yı yazıldığı üzere şöyle cevapladı: ‘‘Ve Efendi Musa’ya: ‘Şimdi Firavun’a ne yapacağımı göreceksin; çünkü o güçlü bir el ile onları gönderecek’ dedi. İhsan etme çalışmasını neden bu kadar zorlaştırdığının cevabı O’nun güçlü bir elin ifşa olmasını istemesidir. Şöyle yazıldığı gibi: ‘Çünkü güçlü bir el ile onları gönderecek ve güçlü bir el ile onları toprağından çıkaracak.’ ‘’

Güçlü bir el hangi şekilde gereklidir? Tam olarak karşı taraf tüm gücüyle direndiği zaman gereklidir. O zaman güçlü eli kullanmak zorunda olduğumuz söylenebilir. Ancak karşı taraf zayıf ise bununla başa çıkmak için güçlü bir elin gerektiği söylenemez. Bu durum Baal HaSulam’ın verdiği alegoride olduğu gibidir. Normalde iki kişi ihtilafa düştüğünde bazen yumruk kavgasına girerler. Kişi diğerinin üstesinden gelemeyeceğini gördüğünde ona karşı bir bıçak alır. Diğeri onun bıçağı olduğunu gördüğünde tabancayı alır ve diğeri tabancayı gördüğünde tüfek alır ve vb., ta ki diğeri makineli tüfek alana kadar, eğer kişi bir makineli tüfeğe sahipse diğeri de bir tank alır. Ancak birinin bir sopa alıp bununla vurmak istediğini, diğerinin sopayı alanla savaşmak için bir tank aldığını hiç duymadık.

Çalışmada da benzer şekildedir. Firavun eğer çok güçlü bir şekilde direnmiyorsa Firavun’a karşı güçlü bir el ile gitmemiz gerektiği söylenemez. Yaradan burada ona güçlü bir eli göstermek istediği için Firavun’un kalbini katılaştırmak zorundaydı. Şöyle yazıldığı gibi: ‘‘Çünkü işaretlerimi onun içine koyabilmek için onun ve hizmetkârlarının kalbini katılaştırdım.’’

Ancak neden Yaradan’ın adı bilinir olsun diye Yaradan bu işaretleri yerleştirmek istediği için Firavun’un kalbini katılaştırdığının yazıldığını anlamalıyız. Yaradan eksik midir? Başkalarının O’nun işaretleri ve göstergeleri yerleştirebileceğini bilmesine ihtiyacı var mı? Ayrıca çalışmada nesiller boyu bunu bilmemizin gerekmesinin anlamı nedir?

Baal HaSulam’ın İbrahim’in Yaradan ona vaat ettikten sonra sorduğu soruyla ilgili söylediklerine göre (Yaratılış 15:7): ‘‘Ve ona dedi ki: ‘Miras bırakmak üzere sana toprak vermek için.’ Şunu sordu: ‘Bunu miras alacağımı nerden bileyim?’ ve O Abram’a şöyle dedi: ‘Emin ol ki soyun kendilerine ait olmayan topraklarda yabancı olacaklar, köleleştirilecekler ve dört yüz yıl boyunca acı çekecekler. … Daha sonra pek çok mal varlığıyla ortaya çıkacaklar.’ ’’

Abram’ın: ‘’Bunu miras alacağımı nerden bileceğim?’’ sorusuna verdiği cevabın, yani Yaradan’ın ona verdiği cevabın ne olduğunu sordu.

Cevap şudur: ‘’Soyunun yabancı olacağından emin ol … ve onlar acı çekecekler. … ve daha sonra pek çok mal varlığıyla ortaya çıkacaklar.’’ Şunu dedi: ‘‘Metin cevabın tatmin edici olduğunu ima ediyor, zira Abram daha fazlasını sormadı. Görüyoruz ki Abram’ın yolu Yaradan’la tartışmaktı. Yaradan Abram’a: ‘‘Sodom ve Gomorra’nın feryadı gerçekten de büyük.’’ dediği zamanki Sodom Halkı’nda olduğu gibi…

Ancak burada ona: ‘’Emin ol ki’’ dediği zaman cevabından memnun kaldı.

İbrahim, oğullarına O’nun vaat ettiği mirasın büyüklüğünü gördüğü için İbrahim’in Kli (kap) olmadan ışık yoktur, yani bir eksiklik olmadan dolum yoktur kuralına göre düşündüğünü söyledi. İsrail Çocukları’nın böylesine yüksek derecelere ve üst dünyalardaki edinimlere ihtiyaç duyacağını görmedi. Bu nedenle Yaradan’a: ‘‘Bunu miras alacağımı nereden bileceğim?’’ diye sordu, zira onların Kelim’i (kaplar) ya da oğullarıma vereceğini gösterdiğin büyük bir mirasa ihtiyaçları yoktu.

Yaradan buna şöyle cevap verdi: ‘‘Onlara bu ışıklar için bir ihtiyaç vereceğim, tıpkı onlara ışıkları vereceğim gibi…’’ Başka bir deyişle Yaradan onlara hem ışıkları hem de Kelim’i verecektir. Yalnızca bolluk ihsan edeceğimi düşünmeyin. Aksine onlara hem Kli olarak adlandırılan ihtiyacı hem de bolluğu veriyorum. Buna ‘’eksiklik ve dolum’’ denir.

İsrail Halkı’nın dört yüz yıl boyunca dört Behinot’un (anlayış) tam derecesi olan Mısır’da sürgünde olmasıyla, onlara ait olmayan topraklarda sürgünde olmalarıyla yani Mısırlıların İsrail’e kendi-alımları için bir arzu, Ratzon (arzu) sözcüğünden gelen Eretz (toprak) olarak adlandırılan Keduşa’ya ait olmayan bir arzu vermeleriyle onları kendi başlarına bu yönetimden çıkamayacak hale getirdiğim ve onlara yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini ve Ben’den yardım istemekten başka seçenekleri olmadığını görmelerini sağladığım zaman bu arzudan kaçmak istediler; bilgelerimizin şöyle söylediği gibi, ‘Arınmaya gelene yardım edilir.’ Zohar bu yardım onlara kutsal bir ruhun verilmesidir der. Onlar Yaradan’ın yardımını ararken pek çok dua aracılığıyla her seferinde daha yüksek bir dereceyi alacaklar ve böylece Yaradan’dan istemek için bir eksikliğe sahip olacaklar.

Böylece Yaradan onları kasten üstesinden gelemeyecek hâle getirdi ki Kelim’e sahip olabilsinler.

Dolayısıyla Firavun’un kalbi üstteki ışıklara ihtiyaç duyulmasını sağlamak için katılaştırıldı. Şayet zorlu bir çalışmaya sahip olmasalardı büyük ışıklara ihtiyaç duymazlardı.

Birine karşı eliyle veya sopayla kavga edecek olan kişinin, diğerinin kendisine karşı bir tank veya top kullanmasına gerek yoktur. Bu nedenle altta olanın büyük ışıkları almaya ihtiyaç duyması maksadıyla, kişinin onları kırmak için büyük ışıkları çekmek zorunda olduğu güçlü Klipot (kabuklar) ile yüzleşmesi gerekir. Aksi taktirde kişi azla yetinecektir. Dolayısıyla Firavun’un kalbinin katılaştırılması onların büyük ışıkları çekmelerine neden oldu.

Bununla şu sorduğumuz soruları anlayacağız: Yaradan işaretlerini mucizeler ve harikalar yaratabileceğini ulusların bilmeleri için mi koydu? Yani kalbi saygı duyulmak için mi katılaştırdı? Yaradan’ın yarattıklarına karşı şikâyetleri var mı? Yani yaratılanların arzusuna karşı bir şey yapar mı? Nihayetinde tüm yaratılış amacı yarattıklarına iyilik yapmaktır. Ancak burada tam tersidir; O’nun yarattıklarının kalbini, herkes O’nun yüceliğini, gücünün sınırsız olduğunu görsün diye katılaştırdığı ortaya çıkıyor.

Şimdi bunu basitçe anlayabiliriz. Firavun ve Mısır yaratılanlardaki alma arzusunun yönetimini ifade eder. Bunun amacı, yaratılanların Yaradan’ın kendileri için hazırladığı yüksek dereceleri almaya ihtiyaç duymalarıdır. Bilgelerimiz söyle demiştir; alma arzusunun üstesinden gelerek Yaradan ile Dvekut’u uyandırırlar, bu onlara, Yaradan’ın, çocuklarını yarattıklarına hazırladığı haz ve memnuniyetle ödüllendireceğine söz verdiği ataların erdemleri yoluyla gelir. Bu nedenle kalbi katılaştırdı ki böylece onlara yardım etmesini Yaradan’dan istemeye ihtiyaç duysunlar. O’nun yardımı Zohar’ın söylediği gibi; onlara kutsal bir ruh ihsan etmesiyle gelir.

Dolayısıyla bütün bunların üstesinden gelme, yukarıdan bir nebze aydınlanma çekmeleridir. Bu sayede sonunda Kelim’e, yani Yaradan’ın atalara vaat ettiği miras için bir ihtiyaca sahip olacaklardır. Öyle görünüyor ki ‘‘Bu işaretlerimi yerleştirebilirim.’’ ayeti Yaradan uğruna değil; ama yaratılanların faydası içindir. Bu demektir ki bedenin her seferinde daha iddialı hâle geldiği ve kişinin ihsan etmek için çalışmasına izin vermediği; ancak insanın Yaradan’la Dvekut’u özlediği yerde Firavun’un kalbini katılaştırmasıyla kişi her seferinde daha çok çaba göstermeye çalışmalıdır, yoksa onu yenemez. Daha fazla güç elde etmek için tek tavsiye Yaradan’a dua etmektir; çünkü kişiye gereken gücü yalnız O verebilir.

Yaradan’ın güçleri yukarıda şöyle söylendiği gibidir: ‘‘Yaradan’ın kişiye her seferinde verdiği manevî güce ‘’ruh’’, ‘’Tora’nın ışığı’’ denir. Bu demektir ki kişi her seferinde gerçekleştirmesi gereken üstesinden gelme eylemine göre ‘’Tora’nın harflerini’’ alır. Buna: ‘‘Bu işaretlerimi yerleştirebilirim.’’ denir. Bu, Tora’nın harflerinin İsrail’e ifşa olması için O’nun onların içinde bir ihtiyaç yaratması gerekir anlamına gelir. Yaradan’ın yaratılanların faydası için kalbin katılaştırmasının anlamı budur.

Buna göre yukarıda söylediklerimizden şunu anlayabiliriz: Kelim’i yapmak, yani üst bolluğu almaya uygun olan Kelim’i edinmek için üst bolluğa ihtiyacımız vardır. Bu yardım ışığın ihsan etmek üzere çalışmak isteyen Keduşa’nın Kelim’ini yapmak üzere gelmesi olarak kabul edilir; ‘’Arınmaya gelene yardım edilir.’’ ifadesinde olduğu gibi…

Kişi Yaradan’a ihsan etmek isteyen bu Kelim’i edindiğinde bolluk Kelim yapmak için değil, bolluk olarak gelir.

Bu açıdan kişi Yaradan için bir arzusu olduğunda Tora’nın ışığını alması için artık kalbinin katılaştırılmasına ihtiyaç duymaz, zira kurala göre kişi kendi menfaati için çalıştığında ona farklı bir düşünce gelir -buradan da ‘’dinlenmenin hazzı’’ olarak adlandırılan bu hazdan kendini mahrum etmemelisin. Dolayısıyla dinlenmenin hazzı kişinin daha yüksek derecelere sahip olma ihtiyacı duymamasına neden olur. Bunun yerine azla mutludur. Bu nedenle Yaradan kalbi katılaştırılmak zorunda kaldı, yani kişinin Kelim’ini ihsan etmek için çalışacak şekilde nitelikli hâle getiremediği sürece Yaradan için hiçbir şey yapamadığını ve halen kendine-sevginin içinde olduğunu, ödüllendirilmesiyle onların kendisine Yaradan uğruna biraz olsun çalışması konusunda memnuniyet verdiğini görmesini sağladı. Kişi Yaradan için çalıştığını hissettiği için memnundur ve daha yüksek dereceler için özlem duyamaz. Dolayısıyla Tora’nın harflerinin ifşası için yer yoktur.

Bu nedenle kişi her seferinde yukarıdan yardım alır, daha sonra derecesinden bir kez daha düşer ve Keduşa’ya girmek ister, bir kez daha yardım almalıdır. Dolu felâketinde Firavun hakkında şöyle yazılmıştır: ‘’Ve Firavun Musa’yı gönderdi ve çağırdı: ‘Efendi erdemlidir, ben ve halkım ise günahkâr.’ Sonrasında şu yazılmıştır: ‘Firavun’a gel; çünkü içine işaretlerimi yerleştirebilmek için onun kalbini katılaştırdım.’ ‘’

Düzen, kişi kendi derecesine ait olan Kelim’ini düzeltene dek devam eder ve daha sonra ışıkların gelme sırası başlar.

Ancak kişi Keduşa’nın Kelim’i ile ödüllendirildiğinde ve yalnız O’nu yapana ihsan etmek istediğinde şöyle demez: ‘’Şimdi sana çoktan fazlaca verdiğimi ve birazcık dinlenmek istediğimi söylüyorum; çünkü kendi menfaatim için de almaya ihtiyacım var.’’ Bunun yerine yalnızca ihsan etme arzusuna sahip olan birinin ihsan etme kaplarını yapıyorken olduğu gibi kalbinin katılaştırılmasına gerek yoktur, zira bununla ilgisi yoktur. İhsan etme arzusu ile ödüllendirilmiş olan kişi yalnızca Yaradan’a ihsan etmek ister.

Dolayısıyla kişi yalnızca ihsan etme arzusuna sahip olduğu ve Yaradan’a memnuniyet vermek istediği zaman Yaradan’ın sahip olmadığı ve Yaradan’ın ihtiyacı olan neyi verebileceğini düşünür. Bu nedenledir ki Yaradan’ın yaratılanlar O’ndan haz ve memnuniyet almalarını için dünyayı yarattıklarına iyilik yapma niyeti ile yaratması dışında hiçbir eksikliğe sahip olmadığına karar verir. Bu nedenle buna ihtiyaç duyduğu söylenebileceğinden kişi Yaradan’dan kendisine haz ve memnuniyet vermesini ister -aşağıda olan O’ndan yaratılanlar için hazırlanmış büyük ışıkları aldığı için Yaradan’ın bundan hoşlandığını söyleyebiliriz.

Ancak şayet aşağıda olanlar ‘‘Tora’nın harfleri’’ olarak adlandırılan Tora’nın ışığını alamıyorsa yukarıda bir eksiklik varmış gibidir. Bilgelerimizin şu söylediklerinin (Sanhedrin 46) anlamı budur: ‘‘Kişi pişman olduğunda Şehina (Kutsallık) ne der? ‘Başım ağır, kollarım ağır.’ O halde yukarıda ne zaman memnuniyet olur? Yalnızca yaratılanlar haz ve memnuniyet aldığında memnuniyet olur.’’

Bu nedenledir ki o zaman kalbin katılaştırılması için yer yoktur. Aksine yukarıdan verilmesi gereken kalbin katılaştırılma zamanı sadece kişi ‘‘Ben’im bu işaretlerimi yerleştirmek’’ için olan haz ve memnuniyet alabilsin diye ihsan etme kaplarının yapılması içindir. Harflere Kelim dendiği için bunu harfleri ifade ettiği şeklinde yorumlamalıyız. Şöyle ki kişinin Kelim olarak adlandırılan bir eksikliğe sahip olması için kalbinin katılaştırılması gerekir. Şöyle yazıldığı gibi: ‘‘İşaretlerimi yerleştirebileceğim.’’ Ancak kişi bu Kelim’e sahip olduğunda artık kalbinin katılaştırılmasına gerek yoktur.

Şimdi Pesah, Matza ve Maror (acı ot) arasındaki ilişki hakkında sorduğumuz soruyu anlayabiliriz. Hillel’in Tapınak durduğu sırada yaptığı ve bunun şu söylenilenleri yerine getirmek olduğunu söylediği sırada olduğu gibi: ‘‘Onlar bunu mayasız ekmek ve acı otla yiyecekler.’’

Bunun Yaradan çalışmasında ne anlama geldiğini sorduk. Yukarıdakilere göre bunu, çalışma amacının özünün Yaradan’la Dvekut’a ulaşmak olması izler. İçimize damgalanmış olan alma arzusundan dolayı içimizdeki form eşitsizliği nedeniyle yaratılanlar Yaradan’dan uzaklaştırıldı. Asıl ıslah etmemiz gereken şey budur.

Ancak soru şudur: ‘‘Form eşitliği almakla ilgili olmayıp ihsan etmekle ilgili olduğu için bunu nasıl düzelteceğiz, beden kendi doğasına sahip olduğundan nasıl doğamıza karşı gideceğiz?’ Cevap şudur: ‘’Tora ve Mitzvot’un gücüyle…’’

Yaratılanlar ihsan etme gücünü kolayca elde etselerdi buna razı olurlardı, zira zaten veriyor olduklarını, Tora’nın harflerini ifşa etmeye ihtiyaçları olmadığını hissederlerdi. ‘’Şöyle söylendiği gibi: ‘‘Göstergelerimi yerleştirebileceğim’’. Çünkü Yaradan onlara Tora’yı Yaradan’ın isimleri olarak ifşa etmek ister.

Ancak buna olan ihtiyacı nereden alacaklar? Nihayetinde alma arzularına galip geldiklerinde ve yalnızca Yaradan’a ihsan etmek istediklerinde zaten Dvekut’a sahip oldular. Başka neye ihtiyaçları var? Ayrıca bilinir ki Kli olmadan ışık ve bir eksiklik olmadan dolum yoktur. Peki, Yaradan ne yaptı? Kalbi katılaştırdı ki böylece kişi kendi başına içindeki kötülüğün üstesinden gelemesin ve Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duysun. Şöyle söylendiği gibi: ‘‘Arınmaya gelene kutsal bir ruh ile yardım edilir.’’

Ruha dair ‘’Bir Bilgenin Meyvesi: Baal HaSulam’ın Mektupları’’ Kitabı’nda şöyle yazılmıştır: ‘’Ruhun içinde beş anlayış vardır ve onlara NRNHY denir. NRNHY’da iki anlayış vardır: 1) Işıklar, 2) Kelim. Bizler Tora’nın 613 Mitzvot’unu (emirler) ve yüce bilgelerimizin yedi Mitzvot’unu izleyerek NRNHY’ın Kelim’ini ediniriz. NRNHY’ın ışıkları Tora’nın özüdür ve Tora’nın içinde kıyafetlenen ışıklar Ein Sof’tur (sonsuzluk). Dolayısıyla Tora ve ruh birdir; ama yukarıda bahsi geçen 620 Mitzvot’ta var olan Tora’nın ışıklarında kıyafetlenen Yaradan Ein Sof’tur. Bilgelerimizin şu dediklerinin anlamı budur: ‘Tora’nın tamamı Yaradan’ın isimleridir.’ Bu demektir ki Yaradan bütündür ve bu 620 isim bölüm ve parçadır. Bu parçalar ışıklarını bir kerede almayan ancak her seferinde kademeli olarak alan ruhun adımlarına ve derecelerine göredir.’’

Bundan görüyoruz ki Yaradan bunu insan kendi başına kötülüğün üstesinden gelemesin ve Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duysun diye böyle yapmıştır. Ancak bir ara safha vardır ve bu kişinin çalışmada acıyı tatmasına neden olur; çünkü beden ihsan etmek için çalışmasına izin vermez. Bu da kişinin, bedeni neden bu kadar kötü yarattığı, “kendisi için alma arzusu” olarak adlandırılan kötülüğün yönetiminden çıkmakta neden tamamen aciz olduğu hakkında Yaradan ile kavga etmesine neden olur. Kişinin kendisini tamamlaması için ihtiyaç duyduğu bütün Kelim kutsamayı tutan bir Kli’ye sahip olması için tamamlandığında kişi Yaradan’ın kurtarışını hissetmeye başlar, yani Yaradan’ın kendisine yaklaştığını hisseder.

Bundan Matza, Maror ve Pesah adağı arasındaki ilişkiyi anlayacağız. Matza ve Maror aracılığıyla kişi Tora’nın harfleri için gerçek bir ihtiyaç edinir. Şöyle ki yalnızca Matza ve Maror aracılığıyla kişinin içinde Yaradan’ın yardımına bir ihtiyaç oluşturulur ve O’nun yardımı Bir Bilgenin Meyvesi Kitabı’nda söylendiği gibi: ‘‘Tora ve Yaradan birdir.’’ olarak kabul edilen ruhladır.

Kişi ihtiyaç duyduğunda Yaradan onu daha yakına getirir ve buna Yaradan kişinin tüm kusurlarının üzerinden atlayarak geçtiğinde ve yaratılış amacı ile ödüllendirmek için daha yakına getirdiğinde ‘Pesah adağı’ denir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,287