e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

2. Mektup

Etimden kanımdan olana … övülen ve yüceltilene.

Şimdi Ömer Saymasının (Lag BaOmer) (Musevilikte Hamursuz Bayramı ile Şavot Bayramı arasındaki günler) 33. günü ve dün elime geçen Sivan’ın 15’de yazdığın mektuplarına cevap yazmaya sıra geldi ki kalplerimizdeki düşünceleri açacak olan aramızdaki değişmez adların düzeninden beni bilgilendireceğini ummuş olduğumdan, Lag BaOmer’de gelen mektubunu cevaplamaktan kaçındım. Ancak ana fikri aldım, “Bilmiyorum” ….ki şimdi de yanlış anlayacağın korkusuyla detaylı olarak anlatamayacağım. Bu durumda üçüncü bir mektubu bekleyeceğim; muhtemelen bu şekilde kalbimde olanı bilmen için sana yol gösterebilecek ve amaçtan ayrılmamış olacağım.

Ne yazık ki, ilki Şevat’ın 22’sinde gelen üç uzun mektuba boşa zaman harcadığıma pişman oldum, oysa çalışma için şöyle başlayan bir şiir yazmıştım;

Doğrusu bırak dilim damağıma yapışsın; tüm kemiklerim yağdan kurudu.

Tanrı’nın çalışmasından, her iksir.

Hepsinin yaşamı, O’nda inanılmış olacak.

Mart’ın 10’undaki başka bir mektupta da insanı şaşırtan Midraş (tefsir) yorumlamıştım: “Bir ileri gelen, Selini evinin üyelerinden birine şöyle sormuş: ‘Bizden sonra krallığı kim alacak?’ O da temiz bir sayfa ve kalem getirip üzerine şöyle yazmış ‘Ve ondan sonra kardeşi çıktı.’ Şöyle demişler, ‘Bak, yeni olanın ağzından eski sözler.’” Bu sözlerdeki muhteşem gerçeği orada açıklamıştım.

VaYikrah’ın (Tora’nın bir bölümü) üçüncü gününde yazmış olduğum üçüncü mektupta, Şammay Evi ve Hillel Evi arasındaki anlaşmazlığı, gerçek ve konuyla alakalı bir şiirle beraber, gelinin önünde nasıl dans edileceğini hesaba katarak açıklamıştım. Şiir şöyle başlıyor:

Lütfen gör, imza kimin?

Bu, dünyanın tüm insanlarının sorusu.

Ve yanan ateş için: Günahkâr bir adam ya da isyankâr bir kadın gibi.

Aramızdaki netlik eksikliğine bağlı olarak yanlış anlamış olman haricinde mektuplarda onların kaybına sebep olacak bir kusur bulamadım. Dolayısıyla, tıpkı Babil’de olduğu gibi birinin diğerinin dilini anlamadığı aramızdaki bu demir duvarı kırmak şart oldu.

Mektubunda uzun uzadıya ispatladığın şey, aramızdaki sevginin temelinin “gizli sevgiye” dayandığını açıkça göstermen ve sana sormuş olduğum sorularla ilgili artık korku duymadığın sonucuna varmış olman.

Bunlar senin sözlerin, aynen aktarıyorum: “Ancak, artık seninle ya da benimle ilgili sorularından korkmuyorum. Hepsi geçerliliğini yitirdi ve iptal oldu, sen de artık korkmamalı ya da görünüşe bakmamalısın, daha ziyade kalbin içsel ifşasında tıpkı kalbine dolan sayısız düşünceyi gizleyip, turşu, koku veren soğan ve sarımsağı ret ederek, lezzetli ve dolgun bir ekmek yapan bir âşık gibi olmalısın.

Bu istekle sevgiyi arttırmayı ya da hükümsüz kılmayı kast etmiyorum çünkü eklenecek ya da çıkarılacak bir şeyin olmadığı, değişmez, mükemmel ve bütün sevgi yerinde durur.

Ancak, seni olur olmaz şekilde üzmemek için—neden ve ne için üzülesin, çünkü bu şekilde üzüntünü bana ekleyeceksin ve kesinlikle benim üzülmemi istemezsin—sana basit ve gerçek oldukları için bu iki tavsiyeyi verdim.” Bunlar senin sözlerin.

Gerçek acı olduğunda bile yalan söyleyemiyorsam ne yapabilirim? Bu nedenle, sana gerçeği söyleyeceğim: tüm bu kibirli sözlerinden rahatsızım. Eğer bu sana acı veriyorsa, gerçek benim en sevdiğimdir. Şöyle yazılıdır, “Dostunu kendin gibi sev” “Nefret ettiğin şeyi dostuna yapma,” eğer bu hakikat olmasa, seni bu “tatlı şey” ile nasıl bırakırım? Bundan gerçekten nefret ediyorum ve onu kusacak ve geri püskürteceğim.

Özellikle de İsrail ve onların cennetteki Babası arasındaki en önemli mesele “sevgi” denilen manevi bağla ile ilgili olarak bunu yapacağım, tıpkı şöyle yazıldığı gibi “Ve Sen bizi bir araya getireceksin, Kralımız, Sen’in yüce adına, Selah, gerçekte ve sevgide” ve ayrıca “O’nun halkını, İsrail’i, kim sevgiyle seçer.” Bu, senin de çok iyi bildiğin gibi Yaradan’ın önceden kalbinde gizlediği tüm sevgiyi, yarattığı varlıklarına ifşası, kurtuluşun başlangıcı ve ıslahın sonudur.

Bu nedenle senin bu iki leziz tavsiyende tatmış olduğum eksikliği sana açıklamak zorundayım: ilk sebep dünyevi dost sevgisinden çok daha değerli olan üçlü bağla ilgili. Bu hikâyede koşullu dost sevgisiyle—iptal edildiğinde hükümsüz olan—manevi sevgiyi karşılaştırarak ve basite indirgeyerek çok hatalısın. Diğer sebepte de büyük ölçüde doğal sevgi eşitliğiyle aramızda var olan sevgiyi korumamıza zarar verecek aşağılamayı eklemiş oldun.

İbrahim’in efendisi, bir kaynak olmadan derse arka çıktın.” Merak ediyorum da, sevgimiz doğal eşitlik sevgisine dayanan saf ve ebedi bir sevgiyken, hangisi iptal edilebilir, “Destekleyen başarısız olduğunda, desteklenen düşer.”

Fakat ben tekim, kim bana döner ki? Sana şunu da söylemeliyim, eğer sen bir hikâye anlatıcısıysan, “tam gelişmemiş manevi” sevgiyle, eninde sonunda iptal olacak, sebebe bağlı dost sevgisini karşılaştırmak yerine, aynı şekilde saf ve koşulsuz olan baba ve oğul arasındaki sevgiyi karşılaştırabilirsin.

Gel ve bu sevgideki muhteşem alışverişi gör. Öyle görünüyor ki, eğer oğul anne ve babasının tek çocuğuysa, onları daha fazla sever çünkü anne babası ona birkaç çocuğu olan anne babadan daha fazla sevgi gösterir.

Ancak, realitede bu böyle değildir. Tersine, eğer ebeveynler sevgileriyle çocuklarına fazlasıyla bağlıysa, çocukların sevgisi zamanla büyük ölçüde azalır ve kaybolur. Bazen çocuklar arasında bu tip bir sevgi öyle olur ki, “Bu sevginin hissi kalplerinde tamamen söner.” Bu Doğanın yasalarının bir sonucudur ve bu dünyada geçerlidir.

Bunun sebebi basittir. Babanın oğluna olan sevgisi saf ve doğaldır. Baba oğlunun onu sevmesini dileğinde, oğul da babasının onu sevmesini ister. Kalplerindeki bu güçlü arzu onlarda daimi, sürekli bir korku yaratır. Bu demektir ki, baba oğlunun ondan nefret etmesinden çok korkar, aynı zamanda çok ufak da olsa, oğlu da bir ölçüde babasının ondan nefret etmesinden korkar.

Bu “daimi korku” aralarında iyi ameller sergilemelerine sebep olur. Baba daima sevgisini oğluna gösterirken, oğul da yapabildiği kadar sevgisini babasına gösterir. Bu şekilde sevginin hissi her ikisinin kalbinde de çoğalır, daima, ta ki iyi amellerde biri diğeri üzerinde büyük ölçüde galip gelene kadar. Diğer bir deyişle babanın babalık sevgisi oğluna hiçbir ilavenin ve eksiltmenin olamayacağı şekilde bütün görünür.

Bu aşamaya ulaşıldığında, oğul babasının kalbinde “mutlak sevgiyi” görür. Şunu söylemek isterim ki, oğulda hiçbir şekilde sevgisinin kaybolacağı korkusu ya da büyüyeceği umudu yoktur. Buna “mutlak sevgi” denir.

Sonra, gitgide oğul babasının önünde iyi ameller göstermede avarelik eder. İyi amellerin ve babasına olan sevginin kalbinde azalması ölçüsünde oğlun kalbine Doğanın bastırması ile kazınmış “tam olgunlaşmamış sevginin” kıvılcımları büyük ölçüde yayılır. İçinde nefrete çok yakın ikinci bir doğa oluşur çünkü babasının ona karşı tüm iyi amelleri, organlarına kazınmış “mutlak sevginin” yükümlülüğüne kıyasla, gözünde azalır ve küçülür. “Ben tüm merhamete ve gerçeğe değer değilim,” sözünün anlamı budur, bunun derinliklerine dal çünkü derin ve uzun bir konudur.

Yaradan’ın işlediği ve kurduğu Doğanın sistemlerini övmek benim rehberim olduğundan, bu sınırı koymamın sebebini sana söyleyeceğim. Yoksa Allah korusun O’nun kötü bir arzusu olduğundan değil. Tersine tüm bunlar maneviyattaki çoğalmadır çünkü Yaradan’ın hizmetkârlarından istenen asıl şey, Dvekut’tur(birleşme), sevgi ve haz olmadıkça Dvekut yoktur, tıpkı şöyle yazdığı gibi, “Bizi yakınlaştır Kralımız, Senin yüce adına, Selah, gerçekte ve sevgide.” Burada hangi sevgisinden bahsetmektedir? Bütünlük noksan olamayacağından, bu bütün sevgidir ve bu sevgi yukarıda söylendiği gibi “mutlak sevgi”dir.

Dolayısıyla, güçlenen ve üzerlerine gelen bütün tehlikelerden sonra elde edilen Dvekut’ta nasıl bir çoğalma olabilir? Yaradan’ın bedeni, sonunda fiilen sevgi göstermek zorunda olduğu ortaya çıkan kalbi ve sevginin açığa çıkmasındaki eksikliği ruh ile kılıflamasının anlamı budur çünkü maddenin doğası, edinilmiş sevginin herhangi bir hissini acilen söndürmektir.

Bu bağlamda, “Bütün olan, bütünün üzerindedir” ve akıl açısından bütün ve mutlak sevgide, mutlak bilme vardır. Ama yine de daha çok sevgi eklenebilir, eğer kişi sevgi ekleyemezse, kesinlikle düşecek ve hali hazırda elde ettiklerinden soğuyacaktır. “Ve toprak sonsuza kadar satılamayacak,” denmesinin anlamı budur. Bunlar içten ve gerçek sözlerdir ve sen günlerin sonuna kadar onları saklamalısın.

Şimdi sana olan sevgimin soğumasından korkmadığını ve sevgimin mutlak sevgi olduğunu bildiğini gördüğümden, seninle ilgili düşüncelerimi anlayabilirsin. Açıklıkla yazmışsın ki, sevgimiz “ilaveler veya eksiltmeler olmadan” ayakta kalacak. Fakat sonunda maneviyatımız maddeyle kılıflanır ve maddenin doğası mutlak sevgi nedeniyle soğumaktır. Bu değişmez bir yasadır.

Dahası, sevgimizi bütün olarak hissediyorsan, mutlak sevginin hissinden yükselen soğumanın korkusu nedeniyle, bu “sevgiyi göstermek” için hiç korku duymadan gerçek eylemler sergilemeye başlamalısın. Bu şekilde arzu ve sevgi iki katı artar. Buna “çoğalma” denir.

Benim sözlerim görme ile söylenmektedir, “Yargıç sadece gözlerinin gördüğüyle yargılar” ve hiçbir çalışma ve şüphe sözlerimi iptal edemez. Eğer sözlerimi kalbinde hissedemiyorsan, bu kendi patronunla arandaki soruna bağlıdır. Fakat kaybının ve zorluğun ortadan kalktığını anladığında, kalbinin içine bak, sevgiyi göstermedeki eylemlerin eksikliğine bağlı olarak onu sevgi hissinden eksik bulacaksın, bu kesin. Şimdi bile, sevgimizin zincirleri mutlak sevgide olduklarını bildikleri için “korku eksikliği” sebebiyle hafifçe sallanmakta.

Beni sonuna kadar dinle, daima mutlu olursun çünkü tecrübeliden daha bilgesi yoktur. Dolayısıyla, sana aramızdaki sevginin soğuma korkusunu içinde uyandırmanı tavsiye edeceğim. Akıl bunu anlamayı ret etse de, düşün, eğer sevgiyi artıracak bir taktik varsa ve kişi onu arttırmıyorsa, bu da düşüş olarak kabul edilir.

Bu tıpkı dostuna büyük bir hediye veren kişinin durumu gibidir. Eylem sırasında kalbindeki sevgi, eylemden sonra kalbinde geride kalan sevgiden farklıdır. Daha ziyade, sevginin bereketi tamamıyla kaybolana kadar gittikçe küçülür. Bu nedenle, hediyeyi veren kendinde bunu her gün yenilemek için bir taktik bulmak zorundadır.

Tüm çalışmamız budur—her geçen gün aramızdaki sevgiyi göstermek, tıpkı almak gibi, yani akla pek çok ilave yaparak artırmak ve çoğaltmak, ta ki şimdinin bereketi gerçek bir hediye gibi duyularımıza dokunana kadar. Bu zamanı geldiğinde kullanılacak büyük taktikler gerektirir.

O günlerde fazla şey söylemeyecekler,” “Babalar ekşi üzüm yediğinde, çocukların dişi kamaşır” sözlerinin anlamı budur. Ekşi üzüm yiyen birinin dişleri kamaşır. Bu demektir ki, bunu bilmeye yaklaşmadıkları sürece—sevginin gösterilmesi gereklidir—babalarının günahını ıslah edemezler, bu nedenle şöyle derler, “Babalar ekşi üzüm yedi, çocukların dişi kamaştı.”

Fakat farkındalığa geldiklerinde, babalarının günahının ıslahıyla ödüllendirilir ve buldukları bir kusurda sevgiyi göstermede günah işleyeceklerini bilirler, tıpkı yukarıda söylendiği gibi. Dolayısıyla, her gün onların gözünde yeni gibi olur tıpkı ilk gün gibi. Ve o gün sevgi gösterdikleri ölçüde, hissedilene kadar ışığı çekerler. Eğer çok az hissediyorlarsa bu o gün ham meyveyi yedikleri içindir çünkü o günde sevgiyi açıkça göstermemişlerdir. Bu nedenle hislerinde azalma olur çünkü sevgileri ilk kez olduğundaki gibi değildir.

Kelimeler öncelikle Mesih için bir yasadır, fakat aynı zamanda dünyaya da uyarlanırlar çünkü kişi ve Yaradan arasındaki sevgiyi göstermek için kalbi güçlendirmede, Yaradan, Tanrısallığını anı olarak ona işler, tıpkı şöyle yazdığı gibi, “Adımı zikrettiğim her yerde, Ben sana geleceğim ve seni kutsayacağım.”,

Anı gerçek çalışmayla arttırıldığında, arzu ve özlem de artar tıpkı “Ve öz özü çeker ve özü getirir,” olduğu gibi. Son olarak özlem artar ve büyür, iyi ameller de yükselir çünkü “Tüm kuruşlar bir araya geldiğinde büyük meblağ olur” ve “İşte, bu kişi gelir ve O’nun ödülü O’nun yanındadır ve O’nun çalışması O’nun önündedir” sözünün anlamı budur.

Akıl çalışmayı kısa kesmesine rağmen bu konuyla ilgili uzun uzadıya konuşabilirim. Ancak, tüm organlar idrak edene kadar bu kavramı anlamak uzun zaman alır.

Ama yine de, bu aşağıdan gelen uyanmadır—ıslahlar sırasındaki ıslahın hızı ve arzulanan taraftaki çalışma sırasındaki ıslahtan sonraki çoğalmanın ölçüsü, sahip olunanların ölçüsüne bağlıdır.

Sözlerimden şüphe etmemelisin çünkü aksi halde “Dönmeler yukarıda, yurttaşlar aşağıdadır,” sevginin ölçüsü irade ile ilgili olduğu için kalbe bağlıdır; bu akılsal değildir. Dolayısıyla, bu kadar ayrıntılı anlattığım sevgi tüm akılsal derecelerin en üstünde nasıl olabilir?

Biz burada Yaradan’la Dvekut konusuyla ilgilendiğimizden, Yaradan’ın iyi olduğunu tadan ve gören herkes tüm bunlara tanıklık eder ve O’nun eşsizliği dünyadaki tüm idrakleri içine alır. Yine de O’nun Eşsizliğiyle ilgili maddesel bir şeyin olmadığına hiç şüphe yoktur, dolayısıyla akılsal amacın dışında başka bir adım yoktur.

Bu sebeple, yalın akla tutundukları gibi O’na tutunmakla ödüllendirilen herkes bilgece büyür. Dvekut sırasında tapınan kişi, arzusunu ve sevgisini sergilenmenin gücüyle tapınana tutunur. Fakat O’nda, arzu, akıl ve bilme, tıpkı maddeselliğin yasalarında olduğu gibi form farklılığı olmadan tek bir birlik içindedir, bu kadar basit. Dolayısıyla, O’nun sevgisinin ifşasının edinimi aklın kutsamasıdır.

Gel ve bütün olan kişiden öğren(yukarıdan uyandırılmada bile bütün). Büyüklerine sor, sana bütün olanın her şeyde bütün olduğunu ve “geleceğinin kutsanmasında” tam bir bilgiye sahip olduğunu söyleyeceklerdir. Bu onda Tora ve çalışma nedeniyle asla zayıflamaz.

Tersine, kimse Tora’da onun kadar çabalamaz. Bunun basit bir sebebi vardır: amacı kendine iyi bir gelecek sağlamak değildir. Daha ziyade tüm işi kendi ve onu Yapan’ın arasındaki sevgiyi sergilemektir. Bu nedenle sevgi “mutlak sevgi” formunda bütün olana kadar her geçen gün büyür ve çoğalır. Sonrasında bu onu bütünlüğünü aşağıdan uyandırılma formunda çoğaltmaya getirir.

Bu arada atalarımızın Tikkunim ve Zohar’da fazlasıyla övdükleri yoksula yardım konusunun anlamını senin için açıklığa kavuşturayım: insanın içinde çalışması kesinlikle yasak olan bir organ vardır. Onunla çalışacak olan küçük arzuların en küçüğü bile insanın içinde olsa, bu organ Yaradan tarafından üzüntü ve acı verici olarak bırakılır. Buna “yoksul” denir çünkü onun tüm yaşamı ve devamlılığı başkaları tarafından çalışma ve acıma yoluyla karşılanır. “Her kim İsrail’den tek bir ruhu ayakta tutarsa, bu tıpkı bütün dünyayı ayakta tutmak gibidir” sözünün anlamı budur. Organ başkalarına bağımlı olduğundan, kendi devamlılığını sürdürmekten fazlasına sahip değildir.

Ama yine de Yaradan onu sanki tüm dünyayı ayakta tutuyormuş gibi görür, öyle ki kendisi dünyanın ve içindeki her şeyin tüm kutsaması, çoğalanı ve sadece diğer organların çalışmasıyla ayakta kalan yoksul ruhun gücüyle bütünlenenidir.

Ve O, onu dışarıya çekip şöyle dedi, ‘Şimdi cennette doğru bak…’ ve o Tanrı’ya inandı ve onu ona erdemlilik olarak saydı ” sözlerinin anlamı budur. Bu demektir ki, dışarıda bırakarak bu organla çalışma arzusu vardır; bu nedenle Yaradan kişinin çalışmasını yasaklar.

Şöyle denmiştir, “Şimdi cennette doğru bak.” Aynı zamanda tohumun kutsamasının sözü de kişiye verilir. Kişinin kutsanması gereken bütün tohumu özellikle bu organdan geldiğinden, bunlar aynı konudaki iki zıtlığa eşdeğerdir. Bu nedenle çalışmadığı zaman tohumu nereden bulacak?

Ve o Tanrı’ya inandı” sözünün anlamı budur yani hem çalışmanın yasaklanması, hem de tohumun kutsaması vaadini olduğu gibi kabul eder.

Bunları nasıl elde etti? Bu nedenle şu karara varır “Ve onu ona erdemlilik olarak saydı” yani başkalarının çalışmasıyla ayakta kalan yoksula(kişi)yardım ederek ((tzedakah (sadaka) hem “yardım” hem de “doğruluk” anlamı taşır).

Atalarımızın şu iki söyleminin anlamı budur: Kişi Yaradan’ın ona doğrulukla davranacağını yani çalışma olmadan onu koruyacağını ve İbrahim’in Yaradan’a karşı doğrulukla hareket edeceğini düşünür. Her iki sözde sevgili Tanrı’nındır çünkü ıslahtan önce bu organ cennettedir ve yardım(sadaka) aşağıda olana sayılır. Islahının sonunda elde edilebilir ve sonra yardım etmek üst olana sayılır. Bunu gerçek olarak bil ve takdis et.

Yehuda Leib

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,324