e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Çalışmada, Purim’den Önce, Zahor (Hatırlama) Bölümünü Okumamızın Anlamı Nedir?

Çalışmada, Purim’den Önce, Zahor (Hatırlama) Bölümünü Okumamızın Anlamı Nedir?

Makale No. 21, Tav-Şin-Nun-Alep, 1990/91

Ayet şöyle der: ‘Mısır’dan çıktığınızda, yol boyunca Amalek’in size ne yaptığını, yol boyunca size ne olduğunu hatırlayın! Cennet’in altından Amalek’in anısını silin, unutmayın!’

‘Amalek’in anısını silmek’ için, neden Amalek’in bize ne yaptığını hatırlamamız gerektiğini anlamalıyız. Bu demektir ki, bize ne yaptığını hatırlamazsak, silemeyiz, ancak tam olarak hatırladığımız kadarını silebiliriz, daha fazlasını değil. Çalışmada, ‘Amalek’in anısını silin’ ifadesinin ne demek olduğunu anlamalıyız. Eğer bu anı hafızamızda değilse, hatırlamıyorsak, o zaman silemeyiz. Bu nedenle bize ilk olarak, ‘Amalek’in size ne yaptığını hatırlayın’ Mitzva’sı (emir/iyi iş) verilmiştir. Ancak o zaman Amalek’in anısına sahip oluruz ve böylece Amalek’i silme mitzva’sını yerine getirebiliriz.

Bilindiği gibi Kli (kap) olmadan ışık ve bir eksiklik olmadan da dolum olmaz. Dolayısıyla, kişinin bir şey için gereksinimi yoksa hiçbir şey yapamaz. Bu nedenle, Amalek’i silme ihtiyacımız yoksa onu nasıl silebiliriz? Şöyle ki, kişi Amalek’in ne olduğunu ve de onu silme eylemini neden uygulaması gerektiğini bilmez. Bundan dolayı, öncelikle Amalek’in ne olduğunu ve bize yaşattığı sıkıntıları bilmeliyiz. Daha sonrasında, yol açtığı sorunları anladığımız ölçüde, ‘Amalek’in anısını silme’ emrini izlemeye hazır oluruz.

Başka bir deyişle, sebep olduğu sorunların anısına göre, kişi aynı ölçüde onu silmeye istekli olur. Yani, verdiği zararı hatırladığı kadarıyla, aynı ölçüde, onu dünyadan silmek ister. Eğer kişi kendisinde yol açtığı sıkıntıları hatırlamazsa, o zaman, onu silmeye ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla, kişi, ancak hatırladığı kadarıyla silebilir, daha fazlasını değil.

Kişinin, Amalek’in sebep olduğu sorunları hatırladığı ölçünün dışında, silindiğini fark etmesi olanaksızdır. Bundan dolayı Amalek’i silmeye hazırlanmak için, kişi Amalek’in ne olduğunu yani İsrail halkına karşı rolünün ne olduğunu bilmelidir. Bu konuda ayet şöyle der: ‘Mısır’dan çıktığınız zaman, yol boyunca Amalek’in size ne yaptığını, yol boyunca size ne olduğunu hatırlayın!’

Kişi, ‘Amalek’in kendisine ne yaptığını’ hissettiği ölçüde, ‘Amalek’in anısını silmeyi’ başarabilir. Yani, eğer kişi Amalek’in kendisine zarar verdiğini hatırlamazsa, silmek için bir sebebi olmaz. İnsan iç gözlem yaptığında, düşmanının kim olduğunu ve kimin ona zarar verdiğini görmek ister. Bu, kendi için alma arzusudur, zira Yaradan’ın ona vermek istediği haz ve memnuniyeti almasına engel olur.

Bu nedenle, kişi, alma arzusunun düşmanı olduğunu düşündüğü ölçüde, çektiği acıları bilmek ve hissetmek için yaptığı hazırlığın derecesine göre, buna baktığında, yalnızca bu ölçüde, Amalek’i dünyadan silmeye istekli olur. ‘Amalek’in anısını silin’ ifadesinin anlamı budur. Yani yalnızca bize yaptığı kötülüğü hatırlayabildiğimiz ölçüde silebileceğimizi bilmeliyiz.

Buna göre, Purim’den önce neden Zahor (hatırlayın) bölümünü okuduğumuzu anlayabiliriz. Öncelikle çalışmada Purim’in ne olduğunu anlamamız gerekir. Purim’in önemi, ARİ’nin (On Sefirot Çalışması, Bölüm 15, Madde 220), şu sözleriyle açıklanmıştır: ‘Bu, ‘Anıları, nesillerinden silinmeyecektir’ şeklinde yazılanların anlamıdır.’ Bu aydınlatma, her yıl Purim günlerinde gerçekleşir. Bundan dolayı gelecekte Esther parşömeni dışındaki bütün etkinlikler iptal edilecektir. Bunun sebebi, ne Şabat’ta ne de iyi günlerde, böyle bir aydınlatmanın olabilmesi için, asla böyle büyük bir mucizenin gerçekleşmemiş olmasıdır. Bu bakımdan, Purim’de, bütün diğer günlerden, hatta Şabat ve iyi günlerden bile daha fazla lütuf vardır.’

Ohr Pnimi yorumunda, Purim günlerindeki ışığın, yalnızca ıslahın sonunda parlayacağı, daha önce parlamayacağı şeklinde yorum yapar. Bu ışığa, ‘Yaratılış amacının ışığı’ denir. Şöyle ki, Hohma ışığı, alma kaplarında kıyafetlenir. Yani, kişi oradaki yaratılışın amacından gelen haz ve memnuniyeti almak ister. Hohma ışığı denen yaratılış amacının ışığı, kıyafetlenmeden parlayamaz ve Ohr Hasadim denen yaratılışın ıslahının ışığını giyinir. Islahın sonundan önce, Hohma’nın Gadlut’u denen Hohma ışığı, Hasadim ışığıyla birlikte parlayamaz.

O zaman, tutulan oruç ve yakarışlar yüzünden, Ohr (ışık) Hasadim’den uzanan bir mucize gerçekleşir ve sonra Ohr Hohma, Ohr Hasadim’in içinde kıyafetlenebilir. Son ıslahtan önce bu ışığın parlaması, mucize olarak kabul edilir. Çünkü doğası gereği, bu ışık, yalnızca ‘gelecekte’ denen koşulda, son ıslahta parlayabilir. Mucize, ışığın, son ıslahtan önce aydınlatmasıdır. Bu yüzden bilgelerimiz, ‘Esther parşömeni dışındaki bütün etkinlikler iptal edilecektir. Çünkü Purim’in ışığı gelecekte parlayacak olan ışıktır.’ demiştir.

Şöyle yazar (Şabat, s 88): ‘Ve dağın eteğinde durdular.’ Bu, O’nun, dağı onların üzerlerine sanki bir kubbe gibi yükselttiği ve ‘Tora’yı alırsanız, çok iyi, ama almazsanız orası sizin mezarınız olacaktır’ dediği anlamına gelir. Raba, ‘Her ne kadar nesiller bunu, Ahasuerus zamanında almış olsa da, yazıldığı gibi, ‘Önceden aldıklarını korudular,’ demiştir.

Dolayısıyla, Purim’in önemini; bu zamana dek, yalnızca zorlama yoluyla aldıkları halde şimdi onların Tora’yı seve seve kabul ettiklerini aldıklarını görüyoruz. Bununla, Purim’den önce Zahor bölümünün anlamının ne olduğu sorusunu yorumlayabiliriz. Bunun sebebi, Kli olmadan ışığın olmamasıdır. Bundan dolayı, öncelikle Amalek’in ne yaptığını hatırlamalıyız. Zira çalışmada Amalek’e, ‘kötü eğilim’ denir. Amalek’in, İsrail halkına getirdiği sıkıntıları hatırlamamız gerekir. Daha sonra, bir Kli’ye, yani bir eksikliğe sahip olduğumuzda, o zaman oruç tutmak, haykırarak dua etmek mümkün olur ve o zaman ‘Bu mucizenin sevgisinden dolayı, seve seve tutmak ve almakla’ ödüllendiriliriz.

Bunu, Purim için hazırlanmamız izler. Hazırlığın, ışığı almak için ihtiyaç ve Kli (kap) olduğunu söylemeliyiz. Bu, eksikliği hissederek dolum alabileceğimiz anlamına gelir. Şabat safhasına gelmeden önce, bilgelerimizin, ‘Şabat arefesinde çaba sarf etmeyen, Şabat’ta ne yiyecektir?’ sözlerinde olduğu gibi, yalnızca altı iş günü vardır ve sonra Şabat geldiğinde dinlenme vardır.

Bu sebeple Şabat’ta çalışan, ‘Şabat’ın kutsallığı bozmuş’ yani dinlenmenin kutsallığını bozmuş kabul edilir. Aynı şekilde Purim için hazırlanmak, yeni doğanları, kadınları, en gencinden en yaşlısına kadar bütün Yahudileri, bir gün içinde yok etmek, öldürmek ve ortadan kaldırmak isteyen Haman’ın kötülüğünü hissetmektir.

Bundan dolayı kişi kalbindeki Haman’a, yani Keduşa’yla ilgili, Keduşa olarak kabul edilen her şeyi, nasıl da yok etmek istediğine dikkat etmelidir. Meselenin ölçüsüne bakmaksızın, en küçük olanı bile yok etmek ister. Kişi, bütün Yahudileri yok etmek isteyen Haman’ın kötülüğünün hissiyatının üstesinden gelmek için, gücü olmadığına hayıflanır.

‘Bütün Yahudiler’ ifadesini, kişinin, biraz olsun ‘Yaradan’ın adı için’ koşuluyla ilişkili olan her şeyi yok etme isteği olarak yorumlamalıyız. Buna, bir Kli ve bir eksiklik olan ‘kötülüğün farkındalığı’ denir. Daha sonra, Kli’deki eksikliği doldurmak için gelen, ‘ışık’ adı verilen dolumu alabiliriz. Bunun sonucu olarak, daha sonra İsrail, ‘Ve Yahudiler düşmanlarına hükmetsinler diye, bunun tersine çevrilmesi’ ile ve zorla değil, isteyerek Tora’yı almak ile ödüllendirilir.

Ancak mucizenin kalbi, ‘Yahudilerin düşmanlarına hükmetmesindedir.’. Yani, kişinin kalbini ‘Yahudiler’ niteliği yönettiği zaman, Yaradan çalışması zorla değil, isteyerek, seve seve yapılabilir. Akabinde, mucizenin kalbi, kişinin Haman’ın kontrolünde olduğu ve Yahudilerin bütün niteliklerini yok etmek istediği safhadır. Ama kişinin kalbini Yahudiler yönettiğinde, bu çalışmayı zorla değil seve seve yapabilir.

Bilgelerimizin söylediği de budur, ‘Sur şehri, yalnızca Kudüs’ün yıkımıyla inşa edilir ve karşılıklı olarak biri yükseldiğinde diğeri düşer.’ Bu nedenle, kişinin kalbideki çalışma, Yaradan’ın kendisine ihsan etme arzusu vermesi içindir. Bu kalbin duasıdır, şöyle yazıldığı gibi, ‘Arınmaya gelene yardım edilir.’ Yaradan, kişiye ihsan etme arzusu verdiğinde, bu mucizenin kalbidir. Buna ‘ikinci bir doğa’ denir ve kişiye ikinci bir doğa vermek, yalnızca Yaradan’ın elindedir.

Purim’den önce, Zahor bölümünü bu yüzden okuruz. Ama Zahor bölümünden önce, Şekalim bölümünü okuruz. Bu bize çalışmada, Zohar’ın ‘Şekalim, tartmak için Even (taş)’ anlamına geldiğini söyler. Bu böyledir, çünkü kişi, çalışmasının Yaradan adına olup olmadığını görmek için ölçüp tartmalıdır. Şöyle ki, içindeki kötülüğün gücünü ve bunun Yaradan’dan uzaklaşmasına sebep olduğunu görmeden önce, kişinin Amalek’i silmesi mümkün değildir.

Bundan dolayı, iyi olup olmadığını görmek için, çalışma ölçüp tartıldığında kötülüğün farkındalığına gelebiliriz. Akabinde, kötülüğü ve bunun üstesinden gelemediğimizi hissettiğimiz ölçüde, yani bunu yenemediğimizi gördüğümüzde, bu halen ‘kötülüğün farkındalığı’ olarak kabul edilmez. Ancak bu, kişinin kötülüğün neden olduğu kayıpları görmesi ve kötülükten kurtulmak istemesi ama başaramaması demektir. Buna ‘kötülüğün farkındalığı’, yani kötülüğün hissiyatı denir. Başka bir deyişle, kişi kötülüğün sebep olduğu kayıpları gördüğünde, buna ‘kötülüğün farkındalığı’ denir.

Bu hissiyat, Tora ve Mitzvot’a (emirler/iyi işler) verdiği emek vasıtasıyla, Tora’nın içindeki ışık, kişiye Keduşa’dan ayrılmasına sebep olan, çok kötü bir durumda olduğunu hissettirdiğinde gelir. Ama kendini-sevmeye battığını hissetmiyorsa, bu kişiye zarar verir (ve buna kötülüğün tanınması denir). Tam olarak Tora ve Mitzvot vasıtasıyla çalışmasında yardım bulmaya çalıştığında, Tora, kişinin içindeki kötülüğü ona ifşa eder. Kişinin aldığı ilk yardım, günahkârın yani kötülüğün, kendisi için alma arzusunun, kötü olduğunu ve maneviyata zarar verdiğini fark etmektir. Kötülüğün farkındalığının anlamı, insan için zararlı olan alma arzusunun kötü olduğunun farkındalığıdır. Ve kişi bunun zararlı, kötü olduğunu hissettiğinde, kalbinin derinlerinden dua edebilir.

Ancak duanın neden kalbin derinlerinden gelmesi gerektiğini anlamalıyız. Bunun cevabı, bir özlemi olmadığı sürece kişinin hiçbir şeyin gerçek tadını alamayacak olmasıdır. Kişi talebinin Yukarıdan karşılanmasını istediğinde, gerçek bir eksikliğin olması istenir. Buna, ‘kalbin derinlerinden gelen dua’ denir; bilindiği gibi, ‘kalp’, ‘arzu’ anlamına gelir.

Dolayısıyla, kişi kendisine dolum verilmesi için dua ettiğinde, dolum için bir eksikliğe sahip olmalıdır. Bu sebeple, kişi kalbinde başka bir arzu taşıyorsa, arzusu, iki arzuya bölündüğünden, her ikisi de büyük arzular değildir, bu da büyük bir arzusunun olmadığının işaretidir. Ama eğer kalbinde sadece tek bir arzusu varsa, kişi kalbinin derinlerinden istiyor diye kabul edilir. Yani hiçbir arzusu arada değildir. Kişinin Tora öğrenme arzusu olabilir, ancak dinlenmek ve çabalamamak için de bir arzusu olabilir. Bu da, iki arzu olarak kabul edilir ve kişi, dinlenmekten de keyif aldığından, Tora’yı öğrenmek istemesi, tek bir arzu olarak kabul edilmez.

Bundan dolayı, Şekalim bölümünü, Zahor bölümünden önce okuruz. Zira öncelikle alma arzusunun kötü olduğunu bilmeliyiz. Daha sonra, akılda ve kalpte, alma arzusunu, İsrail halkının üzerinde göklere çıkarıldığında, ‘Amalek’in size ne yaptığını hatırlayın!’ diyebiliriz ve kötü şeyler yaptığını bildiğimiz için, Amalek’i yok etmek isteriz.

Çalışmanın sırasını bilmeliyiz, bir kaç muhakeme yapmalıyız:

1) Kişi, Tora ve Mitzvot’u izleme çalışmasına girmeye başladığında, eksiklik hissetmez. Zira az ya da çok Tora ve Mitzvot’u izlediğini bilir. Dolayısıyla, kötü olduğunu söylemek için sebebi yoktur.

2) Eylemlerini incelemeye başladığında, içinde kötülük olduğunu ve tam bir günahkâr olmasa da, günahkâr olduğunu hissetmeye başlar. Çünkü ondan daha kötü insanlar olduğunu görür. Bundan dolayı, kişiye ‘tamamlanmamış bir günahkâr’ denir.

3) İhsan etmek için çalışmak istediğinde, bu çalışmadan ne kadar uzak olduğunu görür. Dolayısıyla, günahkâr ona ‘kim’ ve ‘ne’ sorularıyla gelir. O zaman, hem aklen hem de kalben, ‘tam bir günahkâr’ olduğunu gördüğü bir safhaya gelir.

4) Yükseliş safhasında olduğunda, kendisinin erdemli olduğunu yani sonsuza kadar yükseliş safhasında kalacağını düşünür. Ancak daha sonra, kişiye bir düşüş gelir ve kişi kendisinin günahkâr olduğunu görür. Bundan dolayı, kendisiyle ilgili ne söyleyeceğini bilemez. Kendisine, erdemli olarak göründüğünde, yükselişte olduğunu gördüğünden dolayı, tam bir günahkâr mı yoksa düşüşte olduğunu, günahkâr olduğunu gördüğünden dolayı, erdemli mi diyeceğini bilemez.

Kişi, kendisine yakın olduğu için, sevdiği bedeninden rüşvet alır ve gerçekte erdemli olduğunu, ancak ‘tamamlanmamış, eksik bir erdemli’ olduğunu söyler. Başka bir deyişle, beden kendisini haklı çıkardığında daha fazla haz alacağından, kişi kendisinin ‘tamamlanmamış erdemli’ olduğunu söyler. İnişleri olduğundan, ‘günahkâr’ safhasında olduğundan ve yukarıdaki nedenle, bedenden rüşvet kabul ettiğinden, düşüşte olduğu için ‘günahkâr’ olduğunu söylemek istemez. Bu yüzden, erdemli olduğunu, ancak tamamlanmamış, eksik olduğunu söylemeyi seçer, yazıldığı gibi (Deuteronomy 16:19), ‘Rüşvet, bilgelerin gözlerini kör eder ve erdemlilerin sözlerini mahveder.’

Bunun bir örneğini, bu dünyanın davranış tarzında görebiliriz. Birçok insanın çekilişi kazanmak için piyango bileti aldığını görürüz. Milyonlarca katılımcı ve yalnızca bir kazanan olmasına rağmen, herkes piyangodaki büyük ödülü kendisinin kazanacağını düşünür. Yine de çekilişe katılır ve kazanabileceğini düşünür. Yani, şüpheli olmasına rağmen kazanabileceğini düşünür.

Öte yandan, milyonda bir kişinin araba kazası geçirdiğini ve Yaradan korusun insanların yaralandığını görüyoruz, ama piyango bileti alan kişi, piyango biletini satın almak için arabayla bir yere gitmek istediğinde, kaza geçirebileceğinden korkmaz. Bilet almaya giderken, kaza geçirebileceğini söylemez.

Bunun sebebi, kişi kendine yakın olduğundan, kendisiyle ilgili kötü bir şeyi görememesidir. Kötü bir şey varsa, bu, onun değil, muhtemelen başkalarının başına gelir. Piyangoyla kaza arasındaki farkı saptamasına rağmen, piyangoyu kendisinin kazanacağını umarken, araba kazasıyla ilgili olarak bunu, kendisinin değil, başka birinin ‘kazanacağını’ umar. Ve sonunda, ‘Rüşvet, bilgelerin gözlerini kör eder ve erdemlilerin sözlerini mahveder.’

Bu yüzden, kişi çıkışları ve inişleri olduğunu gördüğünde, gerçekte erdemli olduğunu söyler. Öyleyse neden inişleri vardır? O zaman, inişleri boyunca inançsız, kötü olduğunu görür mü?

5) Kişi tam inançla ödüllendirildiğinde ve çalışmasını ihsan etmeye ve yalnızca ihsan etme kaplarına yönlendirdiğinde, yalnızca iyi eğilimle olsa bile, Yaradan sevgisine sahip olduğu söylenebilir. Ancak, kötü eğilime ait olan alma kapları, bunlar, halen Keduşa’nın dışındadır.

6) Kişi, ‘tövbeye’ ulaştığı zaman, yani ‘her iki eğilimiyle’ Yaradan sevgisiyle ödüllendirildiğinde, yazıldığı gibi, iyi ve kötü, her iki eğiliminizle ‘Ve Efendiniz Tanrı’yı, bütün kalbinizle seveceksiniz’. Bu kişinin, yani içindeki kötünün, alma kaplarının tövbe etmesi olarak düşünülür; ayrıca kişi Keduşa’ya (Kutsallık) girer ve bunlarla ihsan etmek için çalışabilir. Bu yüzden bilgelerimiz şöyle demiştir: ‘Tövbe edenin durduğu yerde, tam erdemli duramaz’. Bunun anlamı, tam erdemlinin Keduşa’da duramayacağıdır. Yani, tam erdemli, kendi menfaati için alma kapları olan kötü eğilimin Kelim’ini (kaplar) kullanamaz. Böylece ıslah olurlar, Keduşa’ya girerler yani Yaradan adına çalışırlar.

Bunu, her şeyin, hafiften ağıra doğru derece izlemesi takip eder. Bu nedenle çalışma sırası Lo Lişma’dan (O’nun adına değil) başlar ve sonra Lişma’ya (O’nun adına) ulaşır. Buna göre, bilgelerimizin, ‘aldılar ve korudular, daha önce aldıklarını korudular’ sözleriyle, anlattıklarını yorumlamalıyız. Şöyle ki, şimdiye kadar bu zorla yapıldı, yazıldığı gibi: ‘Ve onlar dağın eteklerinde durdular’, ve şöyle açıkladılar: ‘Dağı onların üzerine bir kubbe olmaya zorladı ve ‘Tora’yı alırsanız çok iyi ama alamazsanız, orası sizin mezarınız olacaktır.’

Şimdiye kadar zorla idi, ama şimdi Purim’de isteyerek aldılar. Buna, ‘çalışmanın sırası’ denir. Yani, insanın çalışmasının başlangıcı, zorla olmalıdır. Doğası gereği, kişi Yaradan adına çalışmak istediğinde, bedeni itiraz eder. Bu, gerçekte, beden o kadar da itiraz etmediğinde, Lo Lişma’da başladığımız anlamına gelir. Zira küçük hazları bıraktığı için ödüllendirileceğine ve karşılığında büyük hazlar alacağına inandığında, yani, kişi, bedene, Tora ve Mitzvot’taki çalışmasının karşılığında, daha büyük bir ödül kazanacağını taahhüt ettiğinde, bu doğaya karşı değildir. Bu yüzden bu gerçekten ilk başlangıçtır.

Ama daha sonra, kişi ihsan etmek için çalışmaya başladığında, beden doğduğu yalnızca kendi menfaatini düşünme doğasıyla çeliştiği için, buna direnir. O zaman, çalışma zorlayıcıdır. Yani, kişi Yaradan adına çalışmakta bedenin hem fikir olup olmamasına bakmamalıdır. Tam tersine, beden buna razı olmasa bile, her şeyi zorla yapmalıdır.

Kişinin yaptığı bu zorlama, ‘dua’ olarak kabul edilir, zira ‘Efendiniz, Tanrınızı sevin,’ koşulunu izlemeye çalışıyordur. Ama Yaradan için bir sevgisinin olmadığını görür. Çünkü ‘sevginin olduğu yerde, zorlama yoktur,’ kuralı vardır. Doğrusu şu ki, kişi özellikle kişinin sevgi beslemediği biri için çalışmak istediği zaman, O’nun için çalışamaz.

Bu nedenle şunu sormalıyız: ‘Kişinin Yaradan için bir sevgisi yoksa, neden O’nun için çalışır?’ Yani, kişi neden zorla çalışmalıdır? Bunun cevabı bize verilen inançtır. Kişi inanmalıdır ki, kendine yaptığı bu zorlamayla, Yaradan’ı gerçekten de sevmek ister. Buna, ‘dua’ denir. Bununla, kişi ‘mucizenin sevgisi yüzünden, seve seve kabul etti’ ile ödüllendirilir. Şöyle ki, Yaradan onlara ihsan etme arzusunu, ikinci doğayı verir, Yaradan sevgisiyle ödüllendirilirler ve her şeyi seve seve alırlar.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,307