e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Kişi, Yaradan Korkusunun Ne Olduğunu Bildiğinde

Kişi, Yaradan Korkusunun Ne Olduğunu Bildiğinde

Makale No. 35, Tav-Şin-Mem-Hey, 1984-85

Vaethanan bölümünde (madde 68), Kutsal Zohar’da şöyle yazar: ‘Daha sonra, kişi, özellikle Yaradan korkusunun ne olduğunu bildiği, Yaradan sevgisinin temeli ve özü olan, Malhut’un kendisinin niteliğini edindiği zaman ki bu, sevgiden korkudur, bu korku, onun Tora’nın bütün Mitzvot’unu (emirler) yerine getirmesini sağlar, böylelikle kişi, olması gerektiği gibi, Yaradan’ın sadık bir hizmetkârı olur’.

‘Sevgiden korku demek olan Malhut’un kendisinin niteliğini edindiği zaman’ dediğinde, bunun ne anlama geldiğini anlamalıyız. Bunun anlamı şudur; kişi, sevgi olarak kabul edilen Malhut’un kendisi ile ödüllendirildiğinden, bu sevgi, kişide korkuya neden oldur. Peki, ama sevgi, neden onda korkuya neden olur? Ve ayrıca şunu da anlamalıyız, kişi sevgiyle ödüllendirildikten sonraki korku nedir?

Bunu, Baal HaSulam’ın, şu ayetle ilgili yaptığı yorumdan duyduğuma göre yorumlamalıyız: ‘Ve İbrahim’in sürüsünün çobanı ile Lut’un sürüsünün çobanı arasında bir kavga, anlaşmazlık vardı’. (Yaratılış, 13:7) İbrahim’e, ‘inancın babası’ denir, onun çalışması hiçbir destek, yani yaşamında inşa edeceği binanın tamamını destekleyecek bir şey olmaksızın, tümüyle mantık ötesi inanç temeline dayanır. O, bunu yaşamın amacı olarak gördüğünde, bütün kalbiyle devam etti ve tam olarak mantık ötesi inanç aracılığıyla Yaradan’a yaklaşabildi.

Kişi, Yaradan’la Dvekut’la, mantık içinde ödüllendirilmek için, Yaradan’ın, yaratılanlara nasıl davrandığına dair, nereye dönse İlah-i Takdir’de çelişkiler gördüğünden, aklının, onu tam tersine zorunlu kıldığını görür. Daha sonra, Yaradan’ın, ondan, tam da mantık ötesi olarak hizmet etmesini istediğini anlar. Mantık dâhilindeki yol, insanı, Yaradan’la Dvekut’a getirmek için daha uygun olsaydı, Yaradan kuşkusuz daha farklı davranırdı, ‘zira Sana ne yapacağını kim söyleyecek?’.

Dolayısıyla, kişi, mantık ötesi gitmekten başka bir yolu olmadığına ve Yaradan’ın bu yol, tam da insanın yararına olduğundan, bunu, kasıtlı olarak böyle yaptığına inanır. Bu nedenle, Yaradan’a, özellikle mantık ötesi hizmet etmek istediğine karar verir. Bunun anlamı şudur; şayet kişi, O’nun rehberliğini, mantık içinde edinebilseydi, buna karşı çıkardı, çünkü çalışmasını, mantık ötesi olarak kabul etmişti zira böylece yalnız Yaradan’a memnuniyet ihsan etmeyi hedeflemesi kesin olurdu. Ama kişi, O’nun rehberliğinin kendi içinde, mantık dâhilinde kıyafetlendiğini ve her şey ona ifşa olduğu için, artık mantık ötesi gitme seçeneğine sahip olmadığını gördüğünde ne yapabilir ki?

Baal HaSulam şöyle açıklar, kişi biraz olsun ışığın ifşa olduğunu ve bolluğun ortaya çıktığını görürse, şimdi artık mantık ötesi girmek zorunda olmadığı için, bunun hakkında mutlu olduğunu söylemeyecektir. Zira bu çalışma bedenin razı gelmemesi üzerinedir ve eğer beden dayanacağı bir desteği varsa daha çok keyif alır. Öyleyse, kişinin tüm çabası, hangi temel üzerine inşa edilir? İnsanın inşa ettiği bütün yapılar, akıl üzerine kuruludur, yani aklı, onu yapması gerekenler konusunda zorlar. Bu nedenle, aklı, kişinin yaptığı her şeyin iyi olduğunu söyleyemediğinde, kişinin bu şekilde yürümesi kesinlikle zordur.

Bu sebeple, bir şeye mantık dâhilinde ulaşma şansına sahip olduğu yerde, kişi, derhal mantık ötesi temelini bir yana atar ve akıl üzerine inşa edilmiş yeni bir temel üzerinde çalışmaya başlar. O zaman kişi, işinde güvenebildiği bir desteğe sahip olur ve artık Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duymaz. Çünkü mantık ötesi gitmek zordur, mantık ötesi gitme gücüne sahip olmak için, kişi, daima Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duyar.

Ancak o zaman akıl ona şöyle der: ‘Şimdi aklın ve mantığın desteğine sahipsin, tek başına Yaradan’ın yardımı olmaksızın ilerleyebilir ve elde edilecek olanı edinebilirsin’. O zaman kişinin söylediği tavsiye şu olur: ‘Şimdi görüyorum ki, gerçek yol, özellikle mantık ötesi gitmektir, çünkü tam olarak mantık ötesinde, Yaradan’ı memnun eden bir yolla giderek, Yaradan’a yaklaşmakla ödüllendirildim’. Bunun kanıtı ise, şimdi, kişinin, hem Tora’da ve hem de duada, Yaradan çalışmasının tadını hissetmesidir.

Bunu takiben, kişi, Yaradan’a yakınlaştırılmakla ödüllendirilmeyi ve Yaradan sevgisini hissetmeyi, yani Yaradan çalışması için destek görmeyi, çalışmasına temel almaz; zira o zaman aklı onu Tora ve Mitzvot’u yerine getirmeye zorunlu kılacaktır ve mantık ötesi inançla gitmesi gerekmeyecektir. Daha doğrusu, kişi inanca zarar vermemeye, yani mantığın yolunu kabul edip ve inancı atmamaya özen gösterir.

İnanca, ‘Malhut’ denir. Bu nedenle, kişinin inancını aşağı indirmiş ve lekelemiş olduğu düşünülür, çünkü şimdilik, başlangıçta, kişinin hiçbir seçeneğinin olmadığı ve bu nedenle, inanca kabul ettiği aşikârdır, aksi takdirde onu kabul etmezdi. Ve kurtulabileceğini görür görmez derhal onu aşağı indirir ve atar ve onun yerine, bilmeyi kabul eder. Bununla ilgili olarak şöyle denmiştir: ‘Ben’i onurlandıranı onurlandıracağım ve Ben’i küçümseyeni gözden düşüreceğim’. Ayrıca şöyle yazılmıştır: ‘Yaradan’ın yolu dosdoğrudur; erdemli orada yürür ve günahkâr oradan düşer’.

Buna göre, sorduğumuz soruyu anlayabiliriz, kişi zaten Malhut ile ödüllendirildiği için, bu, sevgiden korku olarak kabul edilir. Şöyle sorduk: ‘Kişi, zaten sevgiye sahipse, halen korkudan nasıl bahsedebiliriz ve sevgi ile ödüllendirildi ise, korkudan nasıl bahsedebiliriz?’

İbrahim’in sürüsünün çobanı ile ilgili açıklama yapan Baal HaSulam’ın yaptığı yoruma göre, bunu kolaylıkla anlayabiliriz. İbrahim’in sürüsünün çobanının, İbrahim’in inancını, güttüğü anlamına geldiğini söyler. Mikneh (sığırlar), Kinyan (mal varlığı) kelimesinden gelir, yani ödüllendirildiği mal varlığı, inancını güdüyordu. Şöyle ki, ‘Yaradan’a yaklaşmakla ödüllendirildiğim için, şimdi inancın yolunun, gerçek yol olduğunu görüyorum. Bu sebeple, bundan böyle, yalnızca mantık ötesi inanç yoluyla gitmeyi üstleniyorum’ dedi.

Lut’un sürüsünün çobanı için bu böyle değildi. O, kendi Lut farkındalığı içinde, talep ettiği malları aldı. Kutsal Zohar, Lut’u, ‘lanetin toprağı’ ismiyle adlandırır, yani ‘Efendi’nin kutsadığı bölge’ olarak adlandırılan bir kutsama yeri değildir. Tam tersine mantık içinde demek olan lanetin yeridir yani aklı neyi zorunlu kılıyorsa, kişi onu yapar. Her ne kadar, kişi, Yaradan yolunda yürümeye başladığında, mantık ötesi inançla başlasa da, daima mantık ötesi çalışmadan kurtulabileceği zamanı bekler.

Beden, her zaman Tora ve Mitzvot’taki çalışmasını dayandıracağı bir temel talep eder, çünkü çalışma akıl üzerine inşa edildiğinde ve akıl kişinin bu çalışmanın değerli olduğunu anlamasını sağladığında, beden ısrarla büyük bir çaba gösterir, çünkü akıl onu buna zorunlu kılar.

Mesela, bir kişi gece yarısı uyumaya gitmiştir, çok yorgundur, ateşi vardır ve titrediği için yataktan çıkması yasaklanmıştır. Ama yakındaki bir odada yangın çıkmıştır ve ona çabucak yataktan çıkması söylenir, çünkü çok yakında evden çıkamayacak ve yanacaktır. İşte o zaman, akıl, hiçbir şüpheye yer vermeden ona emreder, kişi durumunu değerlendirirse, bir kaç sebepten dolayı yataktan çıkması uygun değildir ama o zaman yanabilir. Kuşkusuz, hiç şikâyet etmeden kişi yataktan fırlar, çünkü göstermesi gereken çabanın yararını gösteren aklı, onu buna zorunlu kılar. Bu nedenle kişi, kesinlikle her tür çabayı gösterir.

Bunu şu takip eder; aklın çabayı zorunlu kıldığı yerde, kişi çabayı değil yalnızca bunun yararını, yani bu çaba vasıtasıyla edinebileceği şeyi dikkate alır. Ancak kişi, mantık ötesi çalıştığında, daima bedenin baskısı altındadır, beden ona şöyle sorar: ‘Doğru yolda olduğundan emin olmanı sağlayan şey nedir? Hedefe ulaşmak için gösterdiğin çaba, gerçekten buna değer mi? Bu başarılabilir bir şey mi? Bulmaya çalıştığın hedefe ulaşabilir misin?’

Bu nedenle, her zaman çıkış ve inişlerden geçer, bir keresinde akıl galip gelir ve bir keresinde de mantık ötesi galip gelir. Her zaman şöyle düşünür: ‘Çalışmamı ne zaman mantık içinde kurabileceğim ve sağlam bir temele sahip olacağım zira o zaman her şeyi akıl üzerine inşa edebileceğim? Hiç kuşkusuz, o zaman, sağduyu üzerinde inşa edilmiş her şeyde olduğu gibi, Yaradan çalışmasında da, hiç düşüşüm olmayacak’. Ancak kişi, ulaşmayı umduğu şeyin, ona bir kutsama vermeyeceğini ama bir lanet vereceğini bilmez, zira mantık içi, Sitra Ahra’nın (diğer taraf) tutunduğu yerdir ve Yaradan, O’nunla Dvekut’a ulaşmak isteyenleri seçti ve özellikle mantık ötesini, bu, Yaradan’a yaklaşmanın gerçek yoludur.

Bu, Lut’un, lanetlenmiş toprakların, lanetin olduğu ve kutsamanın olmadığı toprakların derecesidir. Buna, ‘Lut sürüsünün çobanı’ denir, her zaman mal mülkü mantık içinde arayana ‘Lut’, yani bir lanet denir. Bu, şu ayetin anlamıdır: ‘Ve İbrahim’in sürüsünün çobanı ve Lut’un sürüsünün çobanı arasında anlaşmazlık vardı’. Bu, her birinin kendisinin haklı olduğunu söylediği bir kavgaydı.

Lut’un sürüsünün çobanı durumunda olanlar, şöyle diyordu: ‘Temelimizi, ‘mantık içinde’  olarak adlandırılan akıl üzerine inşa edersek, her zaman yükseliş durumunda olacağımız için, çıkış ve inişlerimiz olmayacaktır’. Bu böyledir, çünkü aklın, eylem yapmayı yükümlü kıldığı yerde, onu yarıda kesecek birisi yoktur. Bu nedenle de ancak hiçbir şansımız olmadığı zaman, mantık ötesi gitmeliyiz. Ama mantık içinde gitmeyi seçebildiğimizde, tam tersine şöyle demeliyiz: Yukarısı bundan memnundur, bu günden itibaren çalışmamızda hiç iniş olmayacak. Bu yüzden, bizim yolumuz, kesinlikle daha iyidir.

Ama İbrahim’in sürüsünün çobanları, özellikle mantık ötesi temelinde olan insanlardır. Onlar şöyle dediler: ‘Yaradan bizim akıl temelinde çalışmamızı isteseydi, baştan bunu bizden gizlemezdi. Tam tersine bu, en iyi yol olmalı. Bu yüzden, mantık ötesi inançtan kurtulma fırsatlarını aramamıza gerek yok. Tam tersine, biraz olsun akıl edinir ve Yaradan’a yaklaşırsak bunu inançtan uzaklaşmak için bir dayanak yapmayacağız ve şöyle söyleyeceğiz: ‘Şimdi görüyorum ki, bu doğru yoldur, çünkü bununla O’na yakınlaşmakla ödüllendirildim’. Bu nedenle, kişi kendisini bunda sağlamlaştırmalı ve bundan böyle inançtan kurtulma fırsatları aramayacağını, tam tersine mantık ötesi inançta daha da fazla güçleneceğini kabullenmelidir.

Bununla Kutsal Zohar’ın sözlerini anlayacağız, kişi bir kez Malhut’un kendisi ile, yani sevgi ile, sevgi yüzünden korku ile ödüllendiğinde şunu sorarız, ‘Orada zaten sevgi varsa, korkudan nasıl bahsedebiliriz?’ Ve ayrıca ‘Korku nedir?’

Yukarıda söylenenlere göre, ortaya çıkan şudur ki kişi sevgiyle ödüllendirildiğinde, onu çalışmaya mecbur eden bundan daha büyük hiçbir şey yoktur, çünkü bu mantık içindedir ve şimdi aklı ona çalışmasını emreder. Bu doğal olarak böyledir, sevdiğimize hizmet etmek isteriz. Bu yüzden, artık inanç için yer kalmaz, çünkü o zaman, mantık ötesi inançtan nasıl bahsedebiliriz?

Bu nedenle, kişi inancı lekeleyebileceğinden korkar, çünkü şimdi kişi, mantık içi temeline sahip olduğu için, beden çalışmadan daha çok keyif alacaktır. Ve eğer inancı küçük düşürürse, o zaman şu ortaya çıkar, saygı duyduğu için değil ama başlangıçta gerekli olduğu için mantık ötesi inancı vardı ama her zaman bundan kurtulacağı ve inanç yerine bilerek çalışacağı zamana özlem duymuştu.

Böylece, kişi inancı lekelediği için, derhal derecesinden düşer ve hemen Yaradan’dan ayrılır, çünkü bilmek almaktır. Bilinir ki, kendini-sevmek demek olan almayı, iki şekilde anlarız: 1) Akılla 2) Kalple.

Şöyle ki, kişi, sevgi ile ödüllendirildiğinde, sevginin kendisi onda korkuya neden olur. Bilgiye yöneleceğinden korkar. Bu nedenle, kişi, o sırada, alma arzusuna düşmemek için büyük bir özen göstermeye ihtiyaç duyar. O zaman, sevginin kendisinin, korkuya neden olduğunu anlarız. Şimdi, sevginin sebep olduğu korkunun ne olduğunu, yani kişinin, bu sevgi sayesinde, kendini-sevmeye düşmekten korktuğunu anlıyoruz.

Bu vesileyle, Baal HaSulam’ın söylediği, şu büyük kuralı anlayabiliriz; her ne kadar günahın cezayı da içermesi akla uygun gelse de, içsellikte bunun anlamı çok farklıdır ve bunu kavramak biraz zordur. O, günahın, ceza olduğunu ve cezanın da, zaten bir ıslah olduğunu bilmemiz gerektiğini söylemiştir.

Bununla ilgili şunu sormalıyız: ‘Şayet günah ceza ise, günah nedir?’. Yukarıda söylenenler yoluyla bunu şöyle yorumlayabiliriz: Yükseliş zamanında, kişi tam da sevgi ile ödüllendiğinde, sevgiyi temel alma ve tıpkı Lut’un sürüsünün çobanının bakış açısında olduğu gibi, inançtan uzaklaşma arzusu içinde olduğunda, günah işte budur.

İşte o zaman, kişi, bir düşüşten dolayı acı çeker ve bir kez daha, her tür günahın ondan türediği, kendini-sevmenin içine düşer. Bunu, şu takip eder; kişi, tam da yükseliş sırasında, sevgiyi temel ve çabası için destek olarak aldığını ve bununla artık daha fazla düşüşe sahip olmayacağını düşündüğü zaman, başarısız olur, güya aklın emri, sağlıklı bir yoldu ve kişi asla başarısız olmayacaktı, ama asıl günah, budur. Buna, ‘Ekleyen herkes çıkartır,’ denir. Bunu takiben, kişinin kendini-sevmeye düşmesi, inancı lekelediği için cezasıdır ve kişinin aldığı bu ceza, bir kez daha doğru yolun derecesinde yükselebilmesi için bir ıslahtır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,295