e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Toplantının Gündemi 2

Makale No. 17, 1985-86

Atalarımız Masehet Berahot’ta şöyle yazdı: “Kabalist Şamlay dedi ki, ‘Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmeli.’ Bunu nereden biliyoruz? Musa’dan. Tıpkı şöyle yazdığı gibi: ‘Ve yalvardım.’” Baal HaSulam bunu şöyle yorumlar: Kişi bir başkasından iyilik istediği zaman, bilmeli ki a) o kişi ondan istediği şeye sahip mi? Çünkü eğer sahip değilse ondan istemenin bir anlamı yoktur, b) o kişi iyi kalpli mi? Bu böyledir çünkü ondan istediği şeye sahip olabilir fakat onu verecek kalbe sahip olmayabilir.

Bu yüzden, kişinin önce Yaradan’ı övmesi gerekir, yani inanmalıdır ki Yaradan kişinin istediği her şeye sahiptir, merhametlidir ve herkese dilediği şeyi en iyi olacak şekilde bağışlar.

Öyle anlaşılıyor ki, dostlar bir yerde toplandığı zaman, toplantı kesinlikle bir amaç içindir çünkü kişi kendi ihtiyaçları için kullanacağı zamanının bir kısmını ayırdığında ve kendi uğraşlarından vazgeçerek toplantıya katıldığında, bir şey elde etmek ister. Dolayısıyla, her dostun eve gittiğinde şunu yapmaya çalışması önemlidir; Toplantıya ne ile geldiğini ve şimdi eve gittiğine göre, ne elde ettiğini görmelidir.

Bazen dostların toplantısı sırasında, herkes toplantı süresince kendini iyi hisseder. O anda, eve hangi kazanım ile gideceklerini düşünmek, yani elimde bu topluluğa gelmeden önce sahip olmadığım ve dostların toplantısında elde ettiğim ne var diye düşünmek akıllarına gelmez. Ve sonra kişi görür ki hiçbir şeye sahip değildir.

Bu, şu cümlede yazılmış olana benzer; “Dostunun bağına geldiğin zaman, ruhunu doyurana kadar üzüm yiyebilirsin fakat kaplarına hiçbir şey koymazsın.” Bunu şöyle yorumlamalıyız; Dostlar toplandığı zaman, buna “dostunun bağı” denir. Oturup birlikte yeyip içtiğiniz ve ondan bundan sohbet ettiğiniz zaman, beden eylem sırasında keyif alır. Bu, “ruhunu doyurana kadar üzüm yiyebilirsin” durumuna benzer.

Fakat eve gittiğin ve keliminde (kaplar) ne olduğunu görmek istediğin, eve bir parça canlılık götürmek istediğin zaman, toplantıdan sonra keliminde ne olduğunu incelemek istediğin zaman, görürsün ki, “Kaplarına bir şey koyamamışsın.” Diğer bir deyişle, toplantıdan sonra ruhu canlandıracak hiçbir şey yoktur kelimde.

Ancak, kişi çaba gösterdiği zaman, bu çabanın ödülsüz olmadığından emin olmalıdır. Duada söylediğimiz gibi “Ve Zion’a geldi,” “Boşu boşuna dokunmayalım diye.” Aksine, kişi bir toplantıdan sonra eve gittiğinde, kelime koyacak bir şeye sahip olup olmadığını görebilmelidir. Sonra bir sonraki toplantıya kadar kendisini besleyecek besine sahip olacaktır. Ve o zamana kadar, hazırlanmış olandan alacaktır, yani dostların toplantısı sırasında elde ettiğinden alacaktır.

Dolayısıyla, kişi önce toplantının önemini övmelidir ve sonra o aktiviteden ne elde edeceğini görmelidir. Atalarımızın dediği gibi, “Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmeli.” Diğer bir deyişle, toplantının başlangıcı, yani konuşmaların başlangıcı topluluğu övmeye dair olmalıdır. Herkes, topluluğun erdemi ve önemi için sebep bulmaya çalışmalıdır. Hiçbir şey hakkında değil fakat sadece topluluğu övmekle ilgili konuşmalıdırlar.

En sonunda, topluluğun önemi tüm dostlar tarafından açığa çıkarılmalıdır. Sonra, “Şimdi dostların toplantısının birinci aşamasını bitirdik, bundan sonra ikinci aşama başlar” demelidirler. Sonra herkes dost sevgisini edinebilmesi için yapabileceği eylemlerle ilgili düşüncesini bildirir; topluluktaki bir dost için kalbinde sevgi edinmek için her kişi ne yapabilir?

Ve bir kez ikinci aşama tamamlanınca – topluluk adına ne yapılabilir konusunda tavsiyeler – üçüncü aşama başlar. Bu, ne yapılması gerektiğine dair dostların kararlarını yerine getirmek ile ilgilidir.

Ve topluluğun önemine ilişkin, Matan Tora’da, dost sevgisi konusunu anlatılır; Kişi dostlarla birleşerek Yaradan’ın yüceliğini elde edebilir. Tüm dünya kendini sevme koşuluna batmıştır ve kişi ihsan etmenin yolundan gitmeyi ister. Fakat bu genel görüşe aykırıdır çünkü söylendiği gibi; “O’nun yarattıklarına iyilik yapma arzusu” olan yaratılış amacına bağlı olarak doğamız budur.

Ve ona direnmek, aksi şekilde davranmak yani sadece kendimiz için almak değil vermek istediğimiz için, tüm eylemlerimiz sadece Yaradan’a memnuniyet vermek üzere olması, ihsan etmenin doğası dahilinde olmasındandır, yani kişi önemli bir kişiye verdiği zaman bundan zevk alır. Öyle anlaşılıyor ki, haz olmadan kişi hiçbir şey yapamaz çünkü bu doğaya aykırıdır.

Ancak, hazzın yerine başka bir şey koyabiliriz. Bu demektir ki almaya dair bir eylemden zevk almak yerine, ihsan etmeye dair bir eylemden zevk almayı isteyeceğiz. Buna, “form eşitliği” denir. Yaradan’ın yaratılanlara vermekten zevk alması gibi, biz de Yaradan’a vermekten zevk almalıyız.

Aksi takdirde, yani Yaradan’a verirken eğer hiçbir zevk almıyorsak, sevinmiyorsak, form eşitliğine leke sürüyoruzdur. Atalarımızın dediği gibi, “Cennetin ve yeryüzünün yaratıldığı gündeki sevinç gibi bir sevinç O’nun önünde yoktu.” Dünyanın yaratıldığı günden beri, O’nun Hak’tan yana olanlarla birlikte gelecekte sevinmeye yazgılı olduğu sevinç gibi bir sevinç Yaradan’ın önünde olmamıştı.

Dolayısıyla, eğer kişi Yaradan’ın emirlerini yerine getirirken hiç sevinmiyorsa ve sonrasında ihsan etmeyi amaçlıyorsa bu form eşitliği olarak düşünülmez çünkü hazzın olduğu yerde kişi sadece memnun kalabilir. Bundan çıkan sonuç şudur ki; Eğer kişi Yaradan’a vermekten hiçbir zevk almıyorsa, bu form eşitliği olarak görülmez, yani kişinin üst bolluğu almak için alanı vardır. Çünkü kişi, Yaradan’ın yaratılanlara verirken aldığı hazzın eksikliğini hâlâ hissetmektedir.

Dolayısıyla, almamıza izin verilen haz ve mutluluğun dayandığı tek temel ihsan etme eyleminden keyif almaktır. Bu yüzden, üzerinde çalışmamız gereken tek bir nokta vardır: maneviyatın takdiri. Bu, kime döndüğüme, kiminle konuştuğuma, kimin emirlerini yerine getirdiğimi fark etmemle açıklanır.

Ve kişi, kendi başına yukarıdan bir aydınlanma elde etmeden önce, benzer düşüncelere sahip insanları aramalıdır. Onlar da ne şekilde olursa olsun Yaradan ile her temasın önemini arttırmayı ararlar. Ve birçok insan bunu desteklediği zaman, herkes dostundan yardım alabilir.

Bilmeliyiz ki, “En az çoğunluk ikidir.” Bu demektir ki eğer iki dost birlikte oturup ve Yaradan’ın önemini nasıl arttıracaklarını düşünürlerse, aşağıdan uyanış şeklinde Yaradan’ın yüceliğini arttıracak güce zaten sahip olurlar. Ve bu eylem sayesinde, yukarıdan uyanış gelir ve onlar Yaradan’ın yüceliğine dair bir hisse sahip olmaya başlarlar.

İnsanların çokluğundadır Kral’ın ihtişamı,” bu yazılana göre kolektifin sayısı fazla olunca, gücü daha etkilidir. Diğer bir deyişle, onlar Yaradan’ın önemine ve yüceliğine dair daha güçlü bir ortam oluştururlar. O anda, her kişinin bedeni hisseder ki kişi kutsallık için yapmayı dilediği her şeyi, yani Yaradan’a ihsan etmeyi, büyük bir kısmet olarak görmektedir, Kral’a hizmet etmekle ödüllendirilmiş insanlar arasında olmakla ona ayrıcalık tanınmıştır. O anda, kişinin yaptığı her küçük şey onu neşe ve zevkle doldurur. Şimdi Kral’a hizmet edecek bir şeyleri vardır.

Toplantı sırasında topluluk, Yaradan’ın yüceliğini düşüncelerinde önemsediği ölçüde, herkes kendi seviyesine göre Yaradan’ın önemini kendi içinde oluşturur. Dolayısıyla, kişi gün boyunca memnuniyet ve neşe içinde dolaşabilir, yani Yaradan’ın çalışmasına ilişkin yaptığı her küçük şeyden keyif alır. Bu böyledir çünkü kişi bir dakika için bile olsa maneviyatı düşünmesi gerektiğini hatırlarsa, Yaradan’ın onu çağırdığına ve onunla konuşmak istediğine inandığından, hemen der ki: “Minnettarım, Yaradan’ı övüyor ve yüceltiyorum.”

Ve kişi, Kral’ın onu çağırdığını ve ona kendisiyle oynamak istediğini söylediğini hayal ettiğinde, o zaman nasıl bir sevinç yaşayacak ve nasıl keyiflenecek? Elbette, o sevinçli durumda, kişi ıvır zıvır düşünceleri düşünmeyecektir. Sadece, Kral’ın kanunlarını ve davranış biçimlerini – Kral ona konuştuğunda nasıl davranacak – bilmediği için biraz utanç duyacaktır.

Bundan anlaşılıyor ki kişiyi ilgilendiren şey, Kral’a neyin, hangi eylemin ya da hangi niyetin daha fazla memnuniyet verdiğini bilmemesidir. Ve kaldı ki, kişi her şeyin iyi olduğu bir dünyada yaşar. Toplantı için bir araya geldiklerinde düşünmeleri gereken budur. Tıpkı şöyle yazdığı gibi: “Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmeli.”

Toplulukla da aynı şey söz konusudur. Toplumdan bir şey talep etmek istediğimizde ve buna “dua etmek” dendiğinde, önce onun erdemini ortaya koymalı ve sonra “dua etmeliyiz”, yani onlardan istediğimiz şeyi bize vermesini talep etmeliyiz.

Dolayısıyla, önce topluluğun neye sahip olduğunu, onlarla bağ kurarak onlardan alabileceğimiz hangi mallara sahip olduklarını görmemiz gerekir. Belki de sahip olduğu mala ihtiyacımız yoktur, bundan dolayı ondan mümkün olduğunca uzağa kaçarız.

Benzer şekilde, kişi dostların toplantısına geldiği zaman, dostların onun arzuladığı amaca sahip olup olmadığını, amaca hâkim olup olmadığını görmelidir. Ve kişi, herkesin bir amaç için bağ kurması sayesinde, her biri tüm toplumun paylarıyla birlikte kendi payını da alacak diye düşünür. Dolayısıyla grubun her üyesi, ondaki gücün aynısına sahip olacaktır.

Her kişi toplantının amacını ciddi şekilde düşünmelidir, yani toplantı ortaya bir his çıkarmalıdır. Dostların toplantısını takiben, her kişinin elinde kendi kaplarına koyabileceği bir şeyler olmalıdır ve kişi, “Fakat senin kaplarına hiçbir şey koyma,” formunda olmamalıdır. Toplantı sırasında özellikle özen göstererek oturmazsa, sadece kendisini değil, aynı zamanda tüm topluluğu da bozacağını bilmelidir.

Bu Midraş’da yazılı olana benzer: “İki kişi bir tekneye bindi. İçlerinden birisi kendi oturduğu yerin altında, teknede bir delik açmaya başladı. Diğeri dedi ki, ‘Neden delik açıyorsun?’ O cevapladı, ‘Neden senin umurunda olsun ki? Kendi altımda delik açıyorum, senin altında değil.’ Diğeri cevap verdi, ‘Aptal! Tekneyle birlikte ikimiz de boğulacağız!’”

Ve topluluğun öneminden ve gerekliliğinden bahsettikten sonra, ıslah düzeni başlar. Tek birlik hâline gelmek için toplumu nasıl ve ne ile güçlendirebiliriz? Tıpkı “tek kalpte tek adam olarak.” “Ve orada dağın önünde halk kamp kurdu,” yazıldığı gibi. Düzen şöyle olmalıdır; Eğer birisinin dost sevgisini geliştirebilecek bir önerisi varsa, bu konuşulmalıdır fakat bu tüm dostlar tarafından kabul edilmelidir. Böylece burada hiçbir zorlama söz konusu değildir.

Buraya kadar insan ve insan arasındaki bağı konuştuk ki bu bağ bizi Yaradan ve insan arasındaki bağa getirir, Matan Tora’da yazıldığı gibi… Öyle anlaşılıyor ki, onlar dost sevgisinden ve bizi Yaradan sevgisine yönelttiği için bu sevginin önemli oluşundan bahsederlerken, aynı zamanda dost sevgisinin bizi Yaradan sevgisine getirmesi gerektiğini de düşünmeliler.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,278