e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Yehuda Halevi Aşlag (Baal HaSulam) > Makaleler > O’nun İçin Yukarıdan Uyandırılıştır

O’nun İçin Yukarıdan Uyandırılıştır

O’nun adına nasıl ödüllendirileceğini anlamak kişinin elinde değildir. Bunun nedeni insan aklının bu dünyada nasıl böyle bir şey olacağını anlayamamasıdır. Çünkü kişi sadece eğer manevi çalışma ile iştigal ederse bir şey edineceğini kavramaya izin verilmiştir. Burada kendi arzularının esiri  olmak zorundadır zira aksi takdirde kişi hiçbir şey yapamaz.

Tersine, O’nun için (O’na) Yukarıdan gelen bir aydınlanmadır ve sadece onu tadan bilip anlayabilir. Bununla ilgili şöyle yazılmıştır: “Yaradan’ın iyi olduğunu tadın ve görün.”

Bu nedenle, O’nun için niyetin nasıl gerçekleştirileceğiyle ilgili kişinin tavsiye ve danışman araması gerektiğini anlamamız lazım. Sonuçta, hiçbir tavsiyenin faydası olmayacaktır ve eğer Yaradan kişiye “İhsan etme Arzusu” denilen diğer doğayı vermezse hiçbir çalışma kişinin O’nun için mevzusunu edinmesini sağlamayacaktır.

Bilgelerimizin dediği gibi (Atalar, 2:21) cevap şudur: “Manevi çalışmayı tamamlamak size bağlı değil ve bundan uzaklaşmaya da özgür değilsiniz.” Bu, kişinin aşağıdan uyanış vermesi gerektiği anlamına gelir, zira bu bir dua olarak kabul edilir.

Dua bir eksiklik olarak kabul edilir ve bir eksiklik olmadan tamamlama da olmaz. Dolayısıyla, kişinin O’nun için niyetine ihtiyacı olduğunda tamamlama Yukarıdan gelir ve duaya cevap da Yukarıdan gelir, yani kişinin ihtiyacı yerine getirilir. Bundan, kişinin Yaradan’dan O’nun rızası için alabilmek için sadece bir eksiklik ve arzu (kap) formunda manevi çalışmaya ihtiyacı vardır sonucu çıkar. Yine de kişi tek başına asla tamamlamayı edinemez; bu daha ziyade Yaradan’dan bir hediyedir.

Bununla beraber, dua bütün bir dua olmalıdır, kalbin derinliklerinden. Bu, dünyada kişinin kendisine Yaradan’ın Kendisinden başka hiç kimsenin yardım edemeyeceğini bilmesi anlamına gelir.

Ancak, kişi kendisine yardım edecek Yaradan’ın Kendisinden başka hiç kimse olmadığını nasıl bilir? Kişi bu farkındalığı tam olarak elindeki tüm gücü O’nun rızası için niyetini edinmek için kullandığında ve bunun bir faydası olmadığında edinir. Dolayısıyla, kişi dünyada mümkün olan her şeyi “Yaradan için” ile ödüllendirilmek için yapmak zorundadır. O zaman kişi kalbinin derinliklerinden dua edebilir ve o zaman Yaradan onun duasını duyar.

Bununla beraber, kişi O’nun için edinmek adına çaba gösterirken bunu tamamen ihsan etmek için istemeyi üslenmelidir, tamamıyla, yani sadece ihsan etmek ve hiçbir şey almamak. Sadece o zaman kişi organlarının aynı fikirde olmadığını görür.

Kişi bundan açık bir farkındalığa gelebilir, yani kişinin tüm şikâyetini Yaradan’ın önüne dökmekten başka hiçbir yolu yoktur ki böylece beden koşulsuzca Yaradan’a hizmet etmeye hemfikir olsun, zira kişi bedenini tamamen indirgenmeye ikna edemediğini görür. Bundan kişinin, bedeninin kendi başına Yaradan için çalışmaya hemfikir olmasını ümit edecek bir neden olmadığını gördüğünde, duasının kalbinin derinliklerinden olabileceği sonucu çıkar ve o zaman kişinin duası kabul edilir.

O’nun için niyetini edinerek kişinin kötü eğilimi öldürdüğünü bilmemiz gerekiyor. Kötü eğilim alma arzusudur ve ihsan etme arzusunu edinmek alma arzusunun her hangi bir şey yapabilme yeteneğini etkisiz hale getirir. Bu onu öldürmek olarak kabul edilir, zira onu mevkiinden eder ve kimse onu kullanmadığından yapacak bir şeyi yoktur. Ve kötü eğilimin işlevini yerine getirmesi ortadan kaldırıldığında bu kişinin onu öldürmesi olarak kabul edilir.

Ve kişi “İnsanın güneşin altındaki tüm bu çalışmadan kârı ne?” diye düşündüğü zaman, iki nedenle O’nun adına hizmet etmenin o kadar da zor olmadığını görür.

1. Her halükarda, istese de istemese de, kişi bu dünyada çabalamak zorundadır ve kişinin tüm çabalardan sonra eline kalan nedir?

2. Bununla beraber, kişi O’nun adına çalışırsa çalışma esnasında haz da alır.

Bunu, Dubna’lı Bilgenin, “Bana çağrıda bulunmadın, Yakup, ne de halk Benimle ilgili endişelendiniz” atasözü izler. Bilge, trenden küçük bir çantayla inen zengin bir adamın hikâyesine benzetir. Adam çantasını bütün tüccarların bagajlarını koyduğu yere koydu, hamal bagajları alır ve tüccarların kaldığı otele getirir. Hamal elbette ki zengin adamın küçük çantayı kendisinin alacağını düşünür, bunun için bir hamala gerek yoktur, bu yüzden büyük bir bavulu otele götürür.

Zengin tüccar hamala küçük bir ücret ödemek istedi, küçük çantası için her zaman yaptığı gibi. Ancak hamal bahşişi almak istemedi ve  şöyle dedi: “Otelin emanetine büyük bir çanta bıraktım; onu zar zor taşıdım ve beni yordu ve sen bunun için bana bu kadar küçük bir bahşiş mi ödemek istiyorsun?”

Buradan çıkarılacak ders şu ki, kişi gelip manevi çalışmayı gerçekleştirmekte bu kadar çaba sarf ettim derse Yaradan ona şöyle der: “Yakup, Bana çağrıda bulunmadın.” Bir başka deyişle, aldığın benim bavulum değildi, bu çanta bir başkasına ait. Eğer maneviyatta büyük çaba harcadığını söylüyorsan başka bir mal sahibi için çalışıyor olmalısın, bu yüzden git ödemeni o yapsın.

“Ne de halk Benimle ilgili yoruldu” sözlerinin anlamı budur. Bir başka deyişle, Yaradan için çalışan kişi işçilik yapmamıştır, tersine hazza ve coşkulu bir ruha sahiptir.

Ancak, başka amaçlar için çalışan kişi Yaradan’ın kendisine çalışmada canlılık vermediğinden şikâyette bulunamaz, zira Yaradan için, Yaradan’ın ona ödeme yapması için çalışmamıştır. Bunun yerine, kişi kimler için çalıştıysa onlardan haz ve canlılık sağlamaları şikâyetinde bulunabilir.

Ve O’nun için değil ise, pek çok amaç olduğundan kişi hangi amaç için çalıştıysa ondan ödül yani haz ve canlılık istemelidir. Onlarla ilgili şöyle denir: “Onları yapanlar onlar gibi olurlar, onlara güvenen herkes.”

Bununla beraber, bu biraz kafa karıştırıcıdır. Sonuçta, kişi başka hiçbir niyeti olmadan Cennet Krallığının yükünü üstlense de kişinin bu canlılığının kendisini Cennet Krallığının yükünü üslenmeye zorlayacağını söyleyecek kadar canlılık hissetmediğini görüyoruz. Ve kişinin bu yükü üslenmesinin tek nedeni mantık ötesi inançtır.

Bir başka deyişle, kişi istemeden, mecburi olarak üstesinden gelerek yapar. Bu nedenle, şöyle sorabiliriz, “Kişi bedeni sürekli bu çalışmadan kurtulmak için uğraşırken neden bu çalışmaya çaba harcamayı hisseder, zira kişi bu çalışmada canlılık hissetmez?” Ve kişi gizlilik içinde çalıştığında ve sadece ihsan etme amacı olduğunda Yaradan neden ona çalışmasında tat ve canlılık vermez?

Cevap şu ki, bunun büyük bir ıslah olduğunu bilmemiz lazım. Eğer böyle olmasaydı, eğer Işık ve canlılık kişi Cennet Krallığının yükünü üslenir üslenmez aydınlatsaydı anında kişinin çalışmasında hayatiyet olurdu. Bir başka deyişle, alma arzusu da bu çalışmayı onaylardı.

Ve neden hemfikir olurdu? Elbette ki, özlemini tatmin etmek için, yani kendi menfaati için çalışırdı. Böyle olsaydı O’nun için gerçekleştirmek asla mümkün olmazdı, zira kişi kendi menfaati için çalışmaya zorlanırdı, zira fiziksel arzular yerine Yaradan için çalışmaktan daha büyük haz alırdı. Bu nedenle, kişi kendi için denilen koşulda kalmak zorunda kalırdı çünkü o zaman çalışmasıyla tatmin olurdu. Bundan kendi için çalışmaktan doyum alan kişinin o koşulda kalacağı sonucu çıkar.

Bu şuna benziyor, insanlar hırsız yakalamak için kovaladıklarında hırsız da koşar ve “Hırsızı yakalayın” diye bağırır. O zaman kimin gerçek hırsız olduğunu söylemek, onu yakalamak ve çalınanı geri almak imkânsız olur.

Ancak, hırsız, alma arzusu, Cennet Krallığının yükünü üslenmekten hiç tat ya da canlılık hissetmezse, eğer o koşulda kişi mantık ötesi inançla çalışırsa, zorlayarak ve beden kişinin alma arzusuna karşı çalışmaya alışırsa, o zaman kişi kendisini Yaradan’ına mutluluk getirmek amacıyla çalışma yapmaya götürecek bir araca sahiptir.

Bunun böyle olmasının sebebi kişinin öncelikli gerekliliğinin manevi çalışması vasıtasıyla Yaradan’la bütünleşmeyi gerçekleştirmesidir ki bu kişinin tüm aksiyonlarının ihsan etme üzerine olduğu form eşitliği olarak fark edilir.

“O zaman Yaradan’dan zevk alacaksınız” sözlerinde dediği gibi. “O zaman”ın anlamı “önce”dir, yani kişinin çalışmasının başında haz yoktu. Tersine, kişinin çalışması zoraki idi.

Bununla beraber, sonrasında, kişi kendisini ihsan etme amacıyla çalışmaya alıştırdığında ve kendisini incelemediğinde – eğer manevi çalışmadan tat alıyorsa – çalışmasıyla Yaradan’a mutluluk getirdiği için çalıştığına inanır. Ve kişi Yaradan’ın alttakilerin emekleri nasıl ve çalışmaları ne miktarda olursa olsun kabul ettiğine inanmalıdır. Her şeyde, Yaradan sadece niyeti inceler ve bu Yaradan’a mutluluk getirir. O zaman kişi “Yaradan’dan zevk alacaksınız” ile ödüllendirilir.

Yaradan için çalışması sırasında bile kişi haz ve mutluluk bulacaktır, çünkü şimdi kişi gerçekten Yaradan için çalışıyordur, zira zoraki çalışma sırasında gösterdiği çaba kişiyi gerçekten Yaradan için çalışmaya nitelikli kılar. O zaman görürsünüz ki, kişinin aldığı haz da Yaradan’la ilgilidir, yani özellikle Yaradan’la.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,275