e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

3.Makale

Gerçek ve inanç birbiriyle çelişir. Duada da birbiriyle çelişen iki şey söz konusudur. Dua özellikle kişi eksiklik içinde olduğunda edilir. Atalarımız şöyle der, “Dua kalbin derinliklerinden gelmelidir,” yani kalbimizin derinliklerinden gelen dua ile eksikliğimizi hissetmemiz gerekir.

Bu demektir ki, kalpte bütünlük değil, sadece eksiklik olmalıdır. Eksiklik büyüdükçe dua daha fazla kabul edilir. Zohar’da şöyle yazılıdır, “Yoksul dua ettiğinde kelimeler Tanrı huzurunda ağzından dökülür. Üç ‘dua’ vardır: Musa için dua, Davut için dua ve yoksul için dua. Bu üç duadan hangisi daha önemlidir? Yoksulun duası. Bu dua Musa’nın, Davut’un ve dünyadaki tüm duaların önünde gelir. Sebebi nedir? Yoksul, kalbi kırık olandır. Yazılıdır ki, ‘Tanrı kalbi kırık olanın yanındadır.’ Yoksul daima Yaradan’la konuşur, Yaradan onu dinler ve duyar.”

Öyle anlaşılıyor ki Zohar’a göre dua özellikle kişi kırıldığında, ruhunu canlandıracak bir şeyi olmadığında edilir. Buna “kalbin derinliklerinden gelen dua,” denir. Bu dua, dünyanın tüm dualarından daha önemlidir, çünkü kişinin “Ben dostlarım gibi değilim, dostlarımın sahip olmadığı faziletlerim var,” demekten başka bir fazileti yoktur. Görülüyor ki tam bir eksiklik içindedir ve kalbinin derinliklerinden gelen dürüst bir duaya ihtiyacı vardır. Dolayısıyla eksiklik ne kadar büyük olursa, dua o kadar önemli olur.

Dualarımızda övgü ve minnettarlık vardır. Kişi bir başkasına iyilik yaptığında karşı taraf mutlu olur. Onun mutluluğunun ölçüsü, elde ettiği faydaya göredir. Mutluluğunu buna göre ifade eder.

Örneğin, kişi dostunun ev ihtiyaçlarının yarısını karşılamaya yardım ederse, dostunun hissettiği minnettarlık eksik olur. Fakat onun ihtiyaçlarını, en lüks olanları bile tam olarak karşılarsa, yani geride eksiklik kalmazsa, dostu kesinlikle böyle bir insana tüm kalbi ve ruhuyla minnettar olur.

Eğer kişi Yaradan’a minnet duyup, kalbinin derinliklerinden O’na teşekkür etmek isterse, Yaradan’ın onun tüm dileklerini gerçekleştirdiğini, hiçbir şeyin eksikliği içinde olmadığını görür. Aksi takdirde minnettarlığı tamamlanmamış olur.

Dolayısıyla kişi, hiçbir eksiklik içinde olmadığını görmeye çalışmalıdır. Yaradan onun tüm eksikliklerini tamamlar. Sonrasında Yaradan’a şükreder, dualarımızdaki neşe ve övgünün anlamı budur.

Bu sebeple, dua ve yakarış ile neşe ve övgü birbirine zıttır, çünkü kişinin dua ve yakarış sırasında bütünlüğü yoktur, eksiklik içindedir fakat duası tamdır. Oysa neşe ve övgü bunun tersidir; kişi eksiklik içinde olmasa bile gerçek bir minnettarlık duyar.

Bu iki zıtlığın neden, hangi amaçla bizim için düzenlendiğini ve aynı zamanda bu iki zıtlığı sürdürmenin nasıl mümkün olacağını anlamalıyız.

ARI der ki, “Bir kadında iki kapı olmalıdır, böylece onları kapatıp embriyoyu içeride tutabilir, bu şekilde embriyo tamamlanmadan dışarı çıkmamış olur. Aynı zamanda kadının içinde embriyonun formunu belirleyen güç de olmalıdır.”

Sebebini şöyle açıklar: “Eğer annenin karnında bir anomali varsa, anne bebeği dışarı atar. Bu demektir ki, eğer embriyo Ibur (döllenme) derecesine ulaşmadan önce anne karnından çıkarsa bu doğum olarak kabul edilmez çünkü Ibur bu şekilde yaşayamaz. Daha ziyade buna “düşük” denir, yani doğmamıştır ve yaşayamaz.”

Benzer şekilde Ibur’da iki anlayış vardır:

  • Ibur’un gerçek formu olan Katnut (küçüklük) derecesi. Ancak, sadece Katnut’a sahip olduğunda, bu eksiklik olarak kabul edilir: Kutsallıkta eksikliğin olduğu yerde Klipot’a (kabuklar) tutunma olur. Klipot düşüğe sebep olur—manevi embriyo Ibur aşaması tamamlanmadan düşer. Bu sebeple orada bütünlüğü, yani Gadlut’u (yetişkinlik) sağlayacak engelleyici bir unsur olmalıdır.

2) Ancak henüz Katnut’u doğru şekilde almaya uygun değilken, yeni doğana Gadlut derecesinin nasıl verildiğini anlamak zorundayız, çünkü halen daha ihsan etme Kaplarına sahip değildir. Bunun cevabı şudur: Atalarımız der ki, “Annenin karnındaki embriyo, annenin yediğini yer.” Ayrıca şöyle de denir, “Bir embriyo annesinin karnıdır.” Bu demektir ki, embriyo annenin bir parçası olduğundan, Ibur adını hak etmez, annesinin yediğini yer, yani annenin Kabına aldığı her şeyi alır. Embriyonun Gadlut’u almaya uygun Kabı olmadığı halde, bunu üst olanın, yani annenin Kabında alabilir, çünkü o tamamıyla annesinin önünde iptal olmuştur ve kendi başına bir otoritesi yoktur. Buna Ibur denir, Üst Olanın önünde tamamen iptal olmak.

Sonra Gadlut’u edindiğinde, bütünlük içinde olur. Orada Klipot’a tutunma yoktur ve bu sebeple ona “alıkoyma gücü” denir. Bu embriyonun maneviyatta düşmesini engeller, tıpkı annenin düşmemesi için bebeğe dikkat etmesi gibi.

Yukarıda yazılanlardan çalışmadaki iki anlayıştan bahsedebiliriz:

  • İnsanın gerçek aşaması, yani yaptığı ve düşündüğü her şey Katnut’tadır. Katnut hissiyatı gerçeğin yolundan yürümek istediği zaman başlar, bu ihsan etme çalışmasıdır. Bu sırada Katnut’unu, ihsan konusundan ne kadar uzak olduğunu ve ihsan etmek için bir şey yapamadığını görür. Buna “gerçek,” yani gerçek aşaması denir.

Sonrasında, Katnut nedeniyle Sitra Ahra’ya tutunma söz konusu olur ve kişi çaresizliğe gelir. Çalışma başlangıcı Ibur olarak kabul edilir ve sonra derecesinden düşüşe gelir. Maneviyatta derecesinden düşer ve yeni bir Ibur’a ihtiyaç duyar. Bu demektir ki, sanki Yaradan’a hiç hizmet etmemiş gibi çalışmasına yeniden başlamalıdır.

Bu sebeple embriyonun düşmemesi için orada bir alıkoyma gücü gereklidir, yani kişi bütünlükte olduğunu, çalışmada hiçbir eksiklik içinde olmadığını hissetmelidir. Şimdi Yaradan’la tam Dvekut içinde olduğundan, kimse ona şöyle diyemez, “Yaradan çalışmasında ilerlemediğini gör. Dolayısıyla boşa çaba harcıyorsun, kutsallık için uygun değilsin. Sen de herkes gibi olmalısın. Neden herkesten daha yüksek bir derecede olmak için bu kadar çok uğraşıyorsun? Bu sana sıradan insanların yaptığı çalışmadan çıkmanı, gerçeğe doğru ilerlemeni sağlayan arzu ve düşünceleri getiren güç. Bunun gerçek olduğu bir gerçek, fakat görüyorsun ki gerçeğin yolunda yürümek istesen bile ya beceriksizliğinden ya üstesinden gelme gücü eksikliğinden ya da doğuştan gelen kendini-sevme eğilimin yüzünden bu anlayışa gelmek için uygun değilsin. Dolayısıyla bırak bu çalışmayı. Geri kalan insanlar gibi bayağılıkta kal, kalbini dostundan daha yukarı yükseltme. Tersine bu yoldan ayrılman senin için daha iyi.”

Dolayısıyla kişinin bu düşüncelere düşmemesi için engelleyici bir güce ihtiyacı vardır. Bu demektir ki, mantık ötesi gerçeğin yoluna tutunmanın yüce ve önemli olduğuna inanmalı ve Yaradan’ın Işığının içinde olacağı Kap için gerçeğin yoluna girmenin önemini takdir etmelidir. Ancak bu Üst olanın Kabından gelir. Yani Yaradan kişinin ne zaman O’nla Dvekut’u hissedeceğini bilir.

Kendi başına Kap tersini hisseder—her geçen gün daha kötü durumda olduğunu. Fakat şimdi gerçeğin yolunda yürümeye başladığından, ihsan etme niyetini ne kadar koruduğunu, kendi-sevmeden ne kadar vazgeçtiğini ve gerçeğe ne kadar yaklaştığını görür.

Yine de üst olanın Kabına, yani mantık ötesi kendini yükseltip şöyle der, “Yaradan’a ne kadar ihsan ettiğim umurumda değil. Yaradan’ın beni O’na yakınlaştırmasını istiyorum. Yaradan kesinlikle benim O’na yakınlaştığımı hissetmeye başlayacağım zamanı biliyor. Öyle inanıyorum ki, Yaradan benim için en iyisi istiyor ve bu nedenle O, hissettiklerimi hissetmemi sağlıyor. Fakat Yaradan’ın bu yolda bana rehberlik etmesinin sebebi nedir, yani O’nun bana yardımsever bir şekilde davranıyor olduğuna inanmalı mıyım?” Eğer inanırsam, O bana bir işaret verir: sahip olduğum coşku ve bunun için O’na göstereceğim minnettarlığın ve O’na ne kadar şükran duyduğumun ölçüsü. Kesinlikle bunun bizim faydamıza olduğunu söylemeliyiz, özellikle inanç vasıtasıyla “ihsan etmek için alma” denilen amacı başarabiliriz. Aksi takdirde Yaradan bizi inanç yoluna değil, bilginin yoluna yönlendirirdi.

Bununla bize sorulanı anlayabiliriz, “Neden birbirini inkâr eden iki şeye ihtiyacımız var?” Bu demektir ki, gerçeğin yolunda yürürken kendini-sevmeden uzaklaşıp, başkalarını sevmeye doğru ilerlediğimizi ve içinde olduğumuz dünyanın “O’nun kutsanmış adı büyüsün ve kutsansın” aşamasında olduğumuzu hissetmeliyiz.

Maneviyatın önemli olmadığını gördüğümüzde kendimizi büyük eksiklik içinde hissederiz. Ayrıca bundan ne kadar pişman olduğumuzu ve O’ndan uzak olmanın bize ne kadar acı verdiğini de. Buna “gerçek” denir, yani Kabımızda hissettiğimiz aşama.

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

Bu bize iki şey verir: 1) Kişi gerçek aşamasını görür—dua ve eksiklik için bir yeri olduğunu. Böylece eksikliğini tamamlamak için Yaradan’a dua eder ve sonra kutsallığın derecelerinden çıkabilir. 2) İnanç yolu—burada Yaradan’a şükreder ve neşe içinde olur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,307