e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ben Kimim?

“Bana yüreğinde iğne ucu kadar yer aç, ben de sana tüm dünyaların kapılarını açayım.”

“BEN KİMİM?” denildiğinde; ben kelimesini sadece bedensel bir varlık olarak anlamaktan çok, herkesin bir iç dünyaya sahip olduğunu, kendine özgü, özel bir benliği olduğunu ve bu benliğin özüne bağlantılı olarak bir ruh taşıdığının önce bilincine varmamız gerekmektedir. İnsan benliğinin yapısını, çeşitli olguların bir araya gelerek ve bu olguların birlikte ahenkli bir şekilde çalışması, sıhhatli bir benliğin yapısını oluşturduklarını kavramamız temel bir bilgi olduğu için bunları açıklamak ihtiyacını duyduk.

İnsanoğlu ezelden beri varlığımızın temel sorularına cevap aramıştır.

Bu soruların başında, Ben kimim?

Varlığımın amacı nedir?

Bu dünyaya nereden geldim ve nereye gidiyorum?

Daha önce bu dünyada bulunmuş muydum?

Ne diye bu dünyaya geldim?

Gerçeklerin tümünü anlamaya muktedir miyim?

Kendimi acı çekmekten kurtarabilir miyim?

Huzura – Mutluluğa – Rahatlatıcı sükûnete ve tatmin edici doyuma nasıl erişebilirim?

Tarih boyunca her nesilde, insanlar, evrenin sonsuz muammasını çözmek istemişlerdir. Bu nedenle bilimsel ve başka birçok yolu deneyerek, bu sorulara sürekli cevap aramışlardır. Bu soruların hâlâ nesilden nesle geçmiş olması da, henüz tatmin edici cevapların bulunamadığını gösterir. Buna rağmen, mutlu, huzurlu, tatmin edici ve sevgi dolu bir hayat sürmek, hepimizin ümit ettiği bir olgudur. Doğa ve evren araştırmaları etrafımızdaki her şeyin bir yaratılış nedeni olduğunu ve değişmeyen, Sabit ve Mutlak kurallar zincirine uygun bir şekilde işlediğini göstermektedir. İnsanoğlunu doğanın yarattığı üstün bir varlık olarak kabullenip, kendimizi bu düzenin dışındaymış gibi görüyoruz. Örneğin, mantıklı bir inceleme ve bilgi sonucunda, doğanın organlarımızı nasıl yarattığını ve işlevlerinin detaylarını her bir hücresine kadar görebiliyoruz, ama hâlâ bir soruya cevap veremiyoruz: Bu yaşayan varlığın yaratılış nedeni nedir?

Etrafımızı saran her şeyi sebep – sonuç ilişkisi içinde filtre ediyoruz, yani yaratılan hiçbir şey nedensiz yaratılmadı. Fiziksel bedenlerin dünyasında, kesinleşmiş hareket, hareket gücü ve dönüşüm kuralları mevcuttur. Bu yasalara benzer yasalar, bitki ve hayvan âlemleri için de geçerli. Esas soru, “Neden yaratıldılar?” Sadece biz değil ama etrafımızdaki her şey neden yaratıldı? Hâlâ cevabı olmayan bir soru! Bu âlemde bu soruyu kendine sormayan biri var mıdır? Mevcut bilimsel teoriler dünyanın bizim etkileyemediğimiz sabit fizik kuralları ile yönetildiğini göstermekte. Bizim tek amacımız bu yasaları akıllıca kullanıp, gelecek nesillere, üzerinde yürüyebilecekleri temel taşları olarak onlar için hazırlamaktır. Evet, ama neden? İnsanlık evrim teorisiyle en basit formdan mı gelişti, ya da hayat başka gezegenlerden mi getirildi?

İki tarih var; doğum tarihi ve ölüm tarihi. İkisinin arasında olan olaylar çok özel ve herkese hastır, dolayısıyla çok değerlidir. Ya da tam tersine; eğer hayatın bitimi bir son ise, sonsuz bir karanlık ise, hayat aslında hiçbir şey demektir. Peki, o zaman, hiçbir şeyi nedensiz yaratmayan, bilge, erdemli ve mantıklı Doğa nerede? Ya da hâlâ keşfedilmemiş doğa kanunları veya farkında olmadığımız başka bir amaç mı var? Esas dünyayı araştırmamız, sadece dünyanın hareketlerimize gösterdiği tepkilerden ibaret oluyor. Bu tepkileri beş nedenini kapsar duyumuzla -dokunmak, koklamak, görmek, duymak ve tatmak- algılıyoruz ya da bu duyularımızı arttıran cihazları kullanıyoruz. Bu araştırmalarımızı yaparken beş duyularımızın ötesinde kalan hiçbir şeyi algılayamıyoruz ve doğal olarak da bunların varlığının ihtimalini kabullenmiyoruz. Daha da ötesi, eksik olan altıncı duyumuzun eksikliğini de hissetmiyoruz, tıpkı altıncı bir parmağın eksikliğini hissetmediğimiz gibi… Doğuştan kör bir insana görmeyi anlatamadığımız gibi İşte bu yüzden, insan kendisinden gizlenmiş olan doğa varlıklarını elindeki mevcut beş duyuya dayanan metotlarla şimdiye kadar bulamadı ve asla bulamayacaktır.

Kabala’ya göre bir ruh âlemi var; ancak bu âlem, bizim beş duyu organımız tarafından algılanamaz. Bizim sistemimiz, bu âlemin merkezinde çok küçük bir parça ve gezegenimiz Dünya da bu merkezin kalbidir. Bu bilgi, düşünce ve hisler dünyasında maddesel bazda bize etki eden doğa kanunları ve olasılıklar, nasıl hareket edeceğimizi belirler. Ne zaman ve nerede doğacağımız ya da ne olacağımız konusunda, kiminle tanışacağımız ve hareketlerimizin karşılığının ne olacağı hakkında hiçbir etkimiz yok.

Kabala’ya göre, insanoğluna dört çeşit bilgi verilmiş ve insan bunların hepsini anlamak zorunda:

  1. Yaratılan:Yaratılanın ve dünyaların gelişiminin incelenmesidir. Yaradan’ın nasıl yarattığı, materyal ve ruh âleminin kesişimi, insanın yaratılmasının nedeni…
  2. İşleyiş:İnsan doğasının incelenmesi, ruh âlemiyle olan bağı, pratik Kabala diye adlandırılan yöntemdir.
  3. Ruhların Yolu: Her ruhun doğası ve gittiği yolun incelenmesidir. İnsanın hem bu dünyada, hem de sonraki dünyalarda nasıl davrandığının, neden ruhun bedene indiğini ve bedene de kendine has bir ruh verildiğinin incelenmesidir. Bu bölümde insanoğlunun tarihi ve ruhların geçişlerinin sıralaması da incelenmektedir.
  4. Yasa:Bizim Dünyamızın incelenmesi – hareketsiz, bitkisel, hayvansal seviyeleri; doğaları; rolleri ve ruh âleminden nasıl yönetildikleri.

Yüce Yönetim ve insanın Doğa, Zaman ve Yer kavramlarını algılayışı, Üst Güçler’in incelenmesi, materyal bedenlerin amaçlarına doğru yönlendirilmesi.

İnsan hayatının gizemini, kökenini sorgulamadan kavramak mümkün mü? Zamanı geldiğinde bu soruyu her insan düşünür, er ya da geç.

İnsanın Manevi Hayatı arayışının temelindeki soru, hayatının amacı ve anlamının ne olduğudur. Yirminci yüzyılın ortalarından beri insanoğlunun dini kavramları hayat koşulları çerçevesinde yeniden şekillendirdiğine şahit oluyoruz. Teknolojik gelişmeler ve küresel afetler pek çok felsefi teori doğurmakta, ancak insana ruhsal tatmin kazandıramamaktadır. Kabala’nın açıkladığı gibi, mevcut tüm zevklere karşılık dünyamıza sadece küçük bir kıvılcım düştü. Bu kıvılcımın materyal objelerdeki varlığı bize zevk veriyor. Başka bir deyişle, insanın zevk aldığı tüm hisler ve farklı koşullarla yaşadığı tecrübeler sadece bu küçük kıvılcımın varlığından kaynaklanıyor. Buna ek olarak, zaman geçtikçe, insan sürekli yeni zevklerin ve tecrübelerin umudu içerisinde, bu objelerin farklı maddeler olduğunu ve özündeki kıvılcımın aynı olduğunu anlamadan, yeni arayışlar peşinde koşuyor.

Ruhun materyali aşması gerektiğini anlaması ve tatmin olabilmesi için iki yol var:

  1. Kabala’nın ilmi
  2. Hayatın acı tecrübeleri

İlk metot, Kabala çalışmak ve sonuç olarak zamanla egoizm sıyrılmak. İkinci metot standart olup, bir anda ruhun açlığını bastırmak adına yeni bir arayış içerisine, yeni bir kaynak bulma çabasına girmesidir. Bu açlığı hayatın acılarını tecrübe ederek beklemektense, biz kabala çalışmayı tavsiye ediyoruz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,287