e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Bugün Ayakta Duruyorsunuz, Hepiniz

Bugün Ayakta Duruyorsunuz, Hepiniz

Makale No.19, 1984

Yorumcular şu sözler hakkında sorar, “Siz bugün ayakta duruyorsunuz, hepiniz… Başlarınız, kabileleriniz, büyükleriniz ve yetkilileriniz, hepinizin kalbi Yaradan’a doğru.” Çoğul formda başlar, “Siz” (İbranicede çoğul form) ve tekil formda biter, “Halkın her biri.” Işık ve Güneş kitabının yazarının açıkladığına göre, çoğul ve tekil form kullanarak, dost sevgisi konusunu işaret eder. Aranızda “başlar, kabileler,” olmasına rağmen yine de hiç kimse kendisinde topluluğun diğer bireylerinde olandan daha yüce bir erdem görmez. Tersine herkes eşittir, hiç kimse başkası hakkında şikâyet etmez. Bu sebeple, yukarıdan da buna göre muamele görürler, aşağıya büyük bereket verilmesinin sebebi budur.

Her şeyi tek bir konu içinde çalışmak bizim yolumuzdur. Buradan şu sonuç çıkar ki, kişi cennet krallığının yükünü bir öküz, bir eşek gibi ki bunlar kalp ve akıldır, kendi üstlenmelidir. Diğer bir deyişle, kişinin tüm işi ihsan etme olmalıdır.

Buna göre, kişi ihsan etmek üzere çalışırsa, karşılığında, sahip olduğu şeye hiçbir ilave verilmesini ümit etmeden kutsal çalışmaya hizmet etmek dışında hiçbir ödül istemez, ilave çalışma için bile hiç arzusu yoktur. Diğer bir deyişle, doğru yolda yürüdüğüne dair biraz bilgi almak haklı bir talep olmasına rağmen, bundan bile vazgeçer çünkü gözleri kapalı gitmeyi ve Yaradan’a inanmayı arzular. Ve ne yapabiliyorsa, yapar ve kendi payına düşenden memnundur.

Ve hatta kendinin tamamen boş olduğunu görürken Yaradan işiyle ilgili daha fazla anlayışa sahip insanlar olduğunu görür. Diğer bir deyişle, bazen çalışmadan iyi tat alırken, bazen “başlarınız” aşamasında olduğunu hisseder. Diğer bir deyişle, bazen aşağı bir seviyeye, Yaradan çalışmasına bağlanmayı arzuladığı aşamaya ulaşmak için bedenini zorlamak zorunda olduğu bir aşamaya düşmesinin asla mümkün olmadığı bir seviyeye ulaştığını hisseder. O anda, yaptığı şey zorlamadır çünkü çalışma için hiç arzusu yoktur ve beden sadece dinlenmeyi ve başka hiçbir şeyle ilgilenmemeyi ister.

Oysa, dünyada ihsan etmek üzere çalışmaktan başka bir şey olmadığını anladığında kuşkusuz çalışmadan iyi tat alır. Ve daha önceki durumlarını şimdi yükselişte olduğu için anlayamaz. Bu nedenle, tüm hesaplamalar sonucunda düşüşten ıstırap çekmesinin asla mümkün olmadığına karar verir…

Fakat bazen, bir gün, bir saat veya birkaç dakika sonra, öyle aşağılık bir duruma düşer ki kendi mutlu durumundan “büyük uçurumun derinliğine” düştüğünü hemen hissedemez. Aksine, bazı zamanlar, bir veya iki saat sonra, birdenbire görür ki en yüksek seviyeden, yani en güçlü adam olduğuna dair daha önce emin olduğu durumdan düşmüştür ve herhangi bir  insan gibidir, yani sıradan bir kişi gibidir. Sonra kalbinde tavsiye aramaya başlar, “Şimdi ne yapmalıyım?” “Daha önce sahip olduğum Gadlut (büyüklük/yetişkinlik) durumuna kendimi nasıl çıkarabilirim?”

O anda, kişi şunu söylemek için gerçeğin yolunda yürümelidir. Şimdiki bayağı aşamamın anlamı şudur ki; “Gerçekten ihsan etmek için kutsal çalışmayı yapmayı isteyip istemediğimi ya da diğer şeylerden daha ödüllendirici bulduğum Yaradan’ın hizmetkârı olmayı isteyip istemediğimi öğrenmek için, yukarıdan atıldım.”

Sonra, eğer kişi şöyle diyebilirse, “Şimdi ihsan etmek için çalışmak, kutsal çalışmayı ödül almak için yapmak istemiyorum. Bunun yerine, herhangi bir insan gibi kutsal çalışma yapmayı – dua ederek veya günlük miktarda ders alarak – kabul ediyorum. Ve hangi niyetle çalıştığımı veya dua ettiğimi düşünmeye vaktim yok, fakat herhangi özel bir niyet olmadan sadece hareketleri yerine getireceğim,” o anda, kutsal çalışmaya tekrar girecektir çünkü şimdi hiçbir ön koşul olmaksızın Yaradan’ın hizmetkârı olmayı istemektedir.

“Siz bugün ayakta duruyorsunuz, hepiniz,” sözlerinin anlamı budur, yani geçirdiğiniz her şey, tecrübe ettiğiniz tüm durumlar, Gadlut durumları ya da Gadlut’tan daha az olan, orta derece olarak düşünülen durumlar. Tüm o detayları alırsınız ve bir seviyeyi diğer bir seviyeyle karşılaştırmazsınız çünkü herhangi bir ödül umurunuzda değildir fakat sadece Yaradan’ın dileğini yapmakla ilgilenirsiniz. O, sevapları (ıslah olma eylemleri) yerine getirmemizi ve maneviyatı çalışmamızı emretmiştir ve Yaradan’a yönelen sıradan bir insan gibi yaptığımız budur. Diğer bir deyişle, kişinin şu an içinde olduğu durum, Gadlut durumunda olduğunu düşündüğü zamanki kadar önemlidir. O anda, “Yaradan’ın seninle bu günü yapar.”

Bu demektir ki sonra Yaradan o kişiyle bir anlaşma yapar. Diğer bir deyişle, kişi “koşulsuz teslimiyet” denilen, O’nun çalışmasını kabul ettiği ve hiçbir ödül olmadan bunu yapmaya hemfikir olduğu zaman Yaradan’ın onunla anlaşma yaptığı zamandır.

Baal HaSulam anlaşma yapma konusunu açıklamıştır: İki kişi, birbirlerini sevdiklerini gördüğü zaman, sevgileri her zaman devam etsin diye aralarında bir anlaşma yaparlar. Şöyle sorar, “Eğer birbirlerini seviyorlarsa ve bu sevginin onları asla bırakmayacağını biliyorlarsa, neden bu anlaşma? Neden bu anlaşmayı yapıyorlar, yani hangi amaç için? Diğer bir deyişle, bu anlaşmayı yapmakla ne kazanırlar? Bu sadece bir ritüel mi yoksa bir fayda elde etmek için mi?

Anlaşma yapma konusu şudur; Şimdi anlarlar ki şu an görebildikleri nedenlerden -her biri diğerini hisseder ve sadece onun iyiliğini önemser – dolayı birbirlerini sevmeleri onların yararınadır. Böylece bir anlaşma yaparlar. Ve şimdi her ikisinin de dostuyla ilgili şikâyeti yoktur, yoksa anlaşma yapmazlardı. Birbirlerine şöyle derler, “Bizim için ilk ve son kez olarak bir anlaşma yapmaya değer.” Diğer bir deyişle, eğer birinin diğerine karşı şikâyeti olduğu bir durum olursa, her ikisi de, aralarında sevgi ifşa olduğunda yaptıkları anlaşmayı hatırlayacaktır.

Benzer şekilde, şu an o zaman hissettikleri sevgiyi hissetmeseler bile, yine de eski sevgiyi uyandırıp, içinde oldukları duruma bakmazlar. Bunun yerine, tekrar birbirleri için bir şeyler yapmaya geri dönerler. Anlaşmanın faydası budur. Dolayısıyla, aralarında olan sevgi, hoşluğunu yitirmiş olduğu zaman bile, anlaşmadan dolayı, daha önce sahip oldukları parıltılı sevgiyi tekrar uyandıracak güçleri olur.

Bu şekilde, birbirlerine geleceğe doğru yol gösterirler.

Bundan şu sonuç çıkar ki, anlaşma yapmak, gelecek içindir. İmzaladıkları bir kontrat gibidir. Bu nedenle sevgi bağlarının eskisi gibi olmadığını gördükleri zaman pişmanlık duymazlar. Birbirlerine iyilik yaparken bu sevgi onlara büyük keyif veriyordu fakat şimdi sevgi bozulduğu için güçsüzler ve hiçbiri diğeri için bir şey yapamaz.

Fakat eğer dostları için bir şeyler yapmayı isterlerse, daha önce yaptıkları anlaşmayı düşünüp, bununla sevgiyi tekrar inşa etmeliler. Bu, dostuyla kontrat imzalayan kişiye benzer ve kontrat onları birbirine bağlar, böylece birbirlerinden ayrılamazlar.

Bu nedenle, “Siz bugün ayakta duruyorsunuz, hepiniz.” Diğer bir deyişle, kişi detayları düşünür, “Başlarınız, kabileleriniz, büyükleriniz ve yetkilileriniz, topluluğa ait her insan.” Bu demektir ki sahip olduğu tüm yüksek seviyelerden, şimdi “Yaradan’a kalbini yönelten her insan” durumuna düştüğü düşünülür ve iyi olduğunu düşündüğü zamanki gibi durumunu üstlenir. Kişi der ki: “Şimdi görevimi yapıyorum ve Yaradan ne istiyorsa bana vereceğine dair hemfikirim ve hiçbir eleştirim yok.” O anda, kişi bir anlaşma yapmakla ödüllendirilir. Diğer bir deyişle, bağ ebediyen kalır çünkü Yaradan onunla sonsuza kadar anlaşma yapmıştır.

Yukarıda bahsedilene göre, şunu yorumlamalıyız; “Gizli şeyler Yaradan’ımıza aittir, fakat ifşa olan şeyler ebediyen bize ve oğullarımıza aittir ki bu kanunun tüm sözlerini yapabilelim.” Bu cümlenin bize ne söylemek istediğini anlamalıyız. Neyin gizli olduğunu bilmediğimizi ve sadece Yaradan’ın bunu bildiğini bize söylemek için geldiğini söyleyemeyiz çünkü bu söylenmemiş olsaydı bizden neyin gizlendiğini bilmezdik. Dolayısıyla, bu cümle bize ne söyler?

Bilinir ki, gizli olan ve ifşa olan şey vardır. Bu demektir ki yaptığımız şeyin aktif kısmı, onu yapıp yapmadığımızı görebildiğimiz zamandır. Ve eğer beden sevabı (ıslahı) yerine getirmeyi istemiyorsa, bir yöntem vardır; Kişi kendini zorlayabilir, yani iradesi dışında Islahı yapmaya zorlanır. Bundan çıkan sonuç şudur ki, ifşa olan şeyler için zorlama uygundur.

Gizli şey, sevaptaki niyettir. Bunu kişi göremez, yani diğer kişinin yaparken ne niyet ettiğini bilemez. Kişinin kendisi ve hareketi yapanın da durum aynıdır. O da bilemez, tabii yaparken kendisine yalan söylemedikçe. Kişi başka hiçbir amacının olmadığını ve kendisini tamamen Yaradan’a adadığını düşünür. Fakat “ifşa olan kısım” denen eylem konusunda, kendisine yalan söyleyen bir kişiden bahsetmek yersizdir, Tifilin (dua muskası) giydiğini düşünür fakat gerçekte o Tifilin değildir. Benzer şekilde, bir kadın, aslında yakmadığı halde Şabat mumlarını yaktığını söyleyerek, kendisine yalan söyleyemez.

Fakat niyet konusunda, kişi kendisine yalan söyler. Kişi, aslında tamamen Lo Lişma’dayken (O’nun adına değil), Lişma’da (O’nun adına) çalıştığını düşünür. Ayrıca, orada zorlama olamaz çünkü kişi başkasını kendisi gibi düşünmesi için zorlayamaz.

Duygu ve bilgiye ait olan şeyler açısından kişi güçsüzdür. Zihnini, anladığından farklı şekilde anlamaya zorlayamaz ya da hissettiğinden farklı şekilde hissedemez.

Şimdi yukarıdaki konuyu anlayabiliriz, bize kalan tek şey pratik kısımdır. Buna, “İfşa olan şeyler ebediyen bize ve oğullarımıza aittir ki bu kanunun tüm sözlerini yapabilelim,” denir. Eylemi yerine getirmemiz emredilmiştir, yani zorla dahi olsa yapmamız emredilen çalışma budur.

Fakat “gizli kısım” denen niyetle ilgili hiç kimsenin herhangi bir görüşü veya hükmü yoktur. Dolayısıyla, gizli kısmı yerine getirmek için ne yapmalıyız? Burada kişinin yapabileceği tek şey test etmektir, yani her şeyi gerçekten ihsan etmek için mi, yoksa bedenin ihsan etme amacına direnç gösterdiğini görmek için mi? Kişi tek başına yapabileceği hiçbir şey olmadığı görüp niyetten uzak kaldığını hisseder çünkü ne yapmayı planlarsa planlasın, ihsan etmeyi amaçlayabilmek için hiçbir yöntem ona yardım etmez.

Yukarıdaki cümlede bize söylenen şey budur, “gizli kısım” denen Lişma konusu Yaradan’a aittir. Diğer bir deyişle, kişinin kendisinin bunu gerçekleştirmesi için kesinlikle hiçbir ihtimal yokken, sadece Yaradan ona yardım edebilir. Bu, insanın ellerinde değildir çünkü doğanın üstündedir. Bu yüzden şöyle denir: “Gizli şeyler Yaradan’a aittir”, yani bu O’na aittir, “ihsan etmek” denen gücü Yaradan sağlamalıdır.

Bu nedenle atalarımız şöyle der: “İnsanın eğilimi onu her gün yener ve onu öldürmeye çalışır.” Şöyle yazıldığı gibi: “Kötü olan, Hak’tan yana olanı izler ve onu öldürmeye çalışır.” Ve eğer Yaradan ona yardım etmediyse, onu yenemez, şöyle yazıldığı gibi; “Yaradan kişiyi onun eline bırakmayacak.”

Onu öldürmeye çalışma konusu demektir ki O, insanın her şeyi almak üzere yapmasını arzular ve bu yaşamların yaşamından ayrı olmaktır. Doğal olarak, kişi bir hayvan olarak kalır. Bu nedenle atalarımız der ki: “Kötü olanlara, yaşarlarken “ölü” denir.” Kişinin niyeti almak olduğu zaman, buna “ölüm” denir. Bu, ayrılık olarak düşünülür. Dvekut (tutunmak) ile ödüllendirilmek, yani ihsan etme gücünün verilmesi – böyle bir şeye sahip olmak – sadece Yaradan kişiye onu verebilir; onu elde etmek insanın gücü dâhilinde değildir.

Bu nedenle atalarımız der ki: “İnsanın eğilimi onu her gün yener ve onu öldürmeye çalışır ve eğer Yaradan ona yardım etmediyse, onu yenemez. Tıpkı şöyle yazıldığı gibi; “Yaradan kişiyi onun eline bırakmayacak.” Bu açıklamamızdan şunu anlayabiliriz, “Gizli şeyler Yaradan’a, fakat ifşa olan şeyler bize ve oğullarımıza aittir.”

Dolayısıyla, bizim yapmamız için sadece eylem vardır fakat gizli kısım Yaradan’ın yapması içindir.

Ancak, gizli olana dair yine de yapacağımız bir şey vardır, böylece Yaradan bize gizli kısmı verir. Bundan şu çıkar ki her şey aşağıdan bir uyanış gerektirir. Kli (kap) olmadan ışık olmaz diye bir kural vardır, yani eksiklik olmadan hiçbir doyum olmaz. Orada bir boşluk olmadıkça, içine hiçbir şey koyamazsın ve sonra ne istersen koyarsın. Fakat orada hiçbir oyuk, hiç boş yer yoksa içine nasıl bir şey konabilir ki?

Dolayısıyla, önce görmeliyiz ki “ihsan etme arzusu” denen ve bizim ışığımız olan ihsan kabına sahip değiliz. Daha önceki makalelerde açıkladığımız gibi, bizim esas ödülümüz, “Yansıyan Işık” denen ihsan etme arzusunu elde etmektir. Tıpkı şöyle söylendiği gibi, “Ümit ettiğimiz tüm ödül, Yansıyan Işıktır.”

Dolayısıyla, eğer ihsan etme arzusuna “Işık” deniyorsa, o zaman kişinin ihsan etme gücüne sahip olmadığını gördüğü zaman bu eksikliğe, “Kli” denir. Kişi onda eksik olan şeyin bu olduğunu hisseder, yani “ihsan etme gücü” denen bu güce sahip olmamakla ne kaybettiğini görür. Bu yüzden, ondaki eksiklik, kendi hissiyatına göre içinde oluşur. Buna, “Kli” ve “boşluk” denir, çünkü burada – ihsan etme gücünün eksikliğini hissettiği yerde – bu doyumun girmesi için alan vardır. Buna, “Işığın Kli içine varışı” denir.

Ancak, bilmeliyiz ki bu Kli’yi almak birçok çalışma gerektirir. “Eksiklikler” denilen kelime (Kli’nin çoğulu) sahibiz, onları doldurmayı arzuluyoruz. Onlara, “kendini sevmenin kelimi” denir, yani doyum almayı arzularız. Bunlar çok önemli kelimdir çünkü Yaradan’ın tarafından gelirler. Yaradan onları yokluktan varlık olarak yaratmıştır çünkü O, insanlarına iyilik yapmayı arzular, yani doyum vermeyi arzular. Ancak, eğer dolguyu yerleştirecek bir boşluk yoksa doyum vermek mümkün olur mu? Bu nedenle O, onlara sevinç ve haz yerleştirmek için bu kelimi yokluktan varlık olarak yarattı. Yaradan’ın yarattığı Kli’nin özü budur.

Ancak, bu Kli’ye “alma arzusu” dendiği için, o “Yaradan’la Dvekut(tutunmak)” denen form eşitliğine sahip olmayı arzular. Bu nedenle bu Kli, üst bolluğu almak üzere bir Kli olmak için yetersiz kalır. Şimdi almak için yeni bir Kli’ye ihtiyaç vardır ki bu, daha önceki Kli içinde kıyafetlenir, sadece ihsan etme arzusunu alma arzusu içinde kıyafetlendirerek bu Kli almaya uygun hâle gelir.

“Alma arzusu” denen daha önceki Kli Yaradan’dan geldi. Gerçi her şey Yaradan’dan gelse de, aşağıda olanın, alma arzusunun çalışmasında hiçbir rolü yoktur. Benzer şekilde, “ihsan etme arzusu” denen ikinci Kli de sadece Yaradan’dan gelir ve aşağıda olan, tıpkı “alma arzusu” denen ilk Kli’de olduğu gibi, bununla ilgili bir şey yapamaz.

Ancak, fark şudur ki ihsan etme kabına önce aşağıda olanın bir talebi olmalıdır. Aşağıda olan, Yaradan’ın yeni bir Kli vermesine talip olur. İlk Kli buna sahip değildi çünkü o, aşağıda olanın hiçbir uyanış olmadan verilmişti.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,118