e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Sara’nın Yaşamı

7. Makale

Zohar’da şöyle yazar, “Bir kral Tanrı’dan korkan kadındır, senin, ‘Tanrı’dan korkan bir kadın kutsanmalıdır,’ dediğin gibi, bu Şehina’dır. ‘…işlenmiş toprak,’ yabancı ateştir, yani Sitra Ahra. İçinde tüm kutsamanın olduğu toprak vardır, senin ‘Tanrı’nın kutsadığı toprağın kokusu,’ dediğin gibi, yani Şehina. Ayrıca kirliliğin, yıkımın, savaşların ve ölümün toprağı da vardır, yani Sitra Ahra.”

Bizim iki yolumuz vardır—ya Yaradan’a yaklaşmak, ihsan etmek isteyenlerin ya da yaratılışın özünden, kendini-sevme niteliğinden gelen almak için almak isteyenlerin yolu.

İkincisinde Tzimtzum (kısıtlama) ve gizlilik vardır, O’nun ihtişamını edinmek yalnızca kişi alma arzusundan çıktığında mümkün olduğundan, bu yolda tüm yeryüzünün O’nun ihtişamıyla dolu olduğu görünmez. Kişi alma arzusundan çıkmadan bu ihtişamı bilemez.

Bunu hissedebilmek için bize karanlık ve ölüm denilen alma arzusundan çıkma tavsiyesi verilmiştir. Bu demektir ki, yaşam ışığı hep var olmasına rağmen, insan onu kapatır ve yaşam kaynağından ayrılır.

Bu nedenle bu yere “karanlık ve ölüm” denir, burada her türlü musibet vardır. Buna Sitra Ahra denir, yani Keduşa’nın zıttı. Keduşa’ya “ihsan yolu” denir ve burası form eşitliği yeridir. Burada tüm haz ve bereket ortaya çıkar. Buna “Tanrı’dan korkan kadın,” denir. Bizim çalışmamız “cennet krallığının yükünü üstlenmek” denilen Tanrı korkusuna gelmektir.

Bununla atalarımızın “kuzgun kadar siyah” sözünü anlayabiliriz. “Kuzgunu kimde bulursun? Raba der ki, ‘Oğullarına ve ev halkına kuzgun kadar zalim davranan,’ yani ‘Tora’nın emirlerini dışlayan.’” RAŞİ kuzgunun yavrularına zalim olduğunu söyler, şöyle yazdığı gibi, “ağlayan yavru kuzgunlar.”

Orev (Kuzgun) kelimesi, Arev (hoş) kelimesinden gelir. O güvercinin zıttıdır, atalarımızın dediği gibi, “Güvercin gagasında taze bir zeytin dalıyla geldi. Güvercin Yaradan’a dedi ki, ‘Dünyanın Efendisi, lokmam kan ve et kadar tatlı değil, zeytin kadar acı fakat yine de o Sen’den gelir.’”

Bilinir ki kişi alma arzusunda çalıştığında, yönü sadece kendini-sevme olduğu için bu çalışmaya “tatlı çalışma” denir. Bu nedenle güvercin “zeytin kadar acı fakat yine de o Sen’den gelir,” der. Bu onun yaşam devamlılığıdır. Eğer kişinin çalışması Yaradan için olursa, acılık sebebiyle beden onunla hemfikir olmaz, çünkü bu doğuştan gelen doğasına aykırıdır.

Beden alma arzusuyla doğar. Yalnızca kendini-sevmeyi sürdürene özlem duyar. Bu “et ve kan” sözüyle ilişkili olandır. Beden bundan hoşlanır ve onu tatlı bulur. Bu kuzgun olarak kabul edilir, çünkü et ve kanın kazancı hoştur. Kişi ihsan eyleminde acılık hissettiğinden, yukarıdan verilenden—Yaradan için çalışabilme—kaçar.

Öyle anlaşılıyor ki, kuzguna “kendini-sevme çalışması,” denir. Alma arzusunda üst ışığın görünmediği kısıtlama olduğundan, kuzgun çalışması siyahtır. Öyleyse Tora’nın ışığı kimde parlar? Alma arzusundaki çalışmanın siyahlığa sebep olduğunu ve bunun karşılığında ışığı değil, yalnızca karanlığı edineceğini bilen kişide. Atalarımız bununla ilgili “oğullarına ve ev halkına kuzgun kadar zalim davranan,” der.

Biliyoruz ki, baba ve oğul sebep ve sonuçtur. Dolayısıyla yukarıdaki sözleri tatlı olsa bile kendini-sevme denilen kan ve ete hizmet ettiğini idrak eden kişi olarak yorumlayabiliriz. Ve böylece çalışmanın sonucunun sadece karanlık olduğunu bilir. Bu nedenle oğullarına karşı zalim olur, yani bundan çıkan sonuca karşı acımasız olur.

Kuzgun aşamasında yürüdüğünü bilirse, yolunu değiştirir ve zeytin kadar acı olsa da Yaradan için çalışmaya hemfikir olup güvercinin yolunu seçer. Bu durumda sonuç, yani oğullar çalışmadan hoşnut olur, çünkü bu ihsan etmedir ve bereket yukarıdan akar.

Bu sebeple İsrail halkı güvercinle kıyaslanır. Yaşar-El olarak kabul edilen İsrail budur. İsrail halkının yaptığı her şey Yaradan niyetiyledir. Dünya ulusları ise Yaradan için çalışmak istemeyen yabancı Tanrı olarak kabul edilir.

Kuzgun yavruları “kuzgun” denilen kendine-sevmenin onlara getirdiğini anladıklarında, Yaradan’a ihsan kaplarını ve mantık ötesi inancı vermesi için yakarır. Bununla ilgili şöyle yazar, “Tanrı O’na seslenene yakındır.”

Baal HaSulam Şabat’ın şarkılarında yazılanı şöyle yorumlar, “Sen’i bilene merhametini göster,” Bu demektir ki, kişi ihsan yolunda yürümediğini, ölümün gölgesi altına bir yere düşeceğini anladığında, ona düşmekten alıkonma garantisi verilir. Bu sırada şöyle der, “Sen’i bilene merhametini Göster.”

Bu sebeple Yaradan’ın onlara merhamet etmesini isterler, aksi takdirde ölüme mahkûm olduklarını bilirler. Sadece Yaradan’ın onlara göstereceği merhametle ihsan kaplarını alırlar. Bu “güvercin” olarak kabul edilir. Fakat kuzgun yani tatlılık, onları zalim kılar.

“O hayvana ekmeğini verir.” “İnanç” denilen ekmeği ne zaman verir? Yavru kuzgun ağladığında. Bu demektir ki, “oğullar” denilen sonucun ölmeye mahkûm olduğunu bilirler, çünkü bu yaşamların yaşamından ayrılıktır. Sonra Yaradan’a yardım etmesi için yakarırlar. Bu “Tanrı O’nu gerçek anlamda çağırana yakındır,” sözünün anlamıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,265