e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Kişi Kendini Kötü Olarak Görmez

Kişi Kendini Kötü Olarak Görmez

Makale 31, Tav-Şin-Mem-Hey, 1984-85

“Kişinin kendisini kötü olarak görmemesi” ile ilgili olarak Zohar’da (Balak, madde 193) şöyle yazılmıştır: “Kral Davut kendisini dört yolda gördü. Kendisini yoksul olarak gördü, kendisini Hassidim (inanç sahipleri / sadık takipçiler) olarak gördü. Kendisini Hassidim olarak gördü, yazıldığı üzere; “İnanç sahibi olduğum için ruhumu koru,” zira kişi kendini günahkâr gibi görmemelidir. Ve siz: ‘Peki, öyleyse o zaman günahlarını itiraf etmez,’ diyeceksiniz ama öyle değildir. Aksine, eğer günahlarını itiraf ederse, o zaman Hassid olur, çünkü tövbe etmeye gelmiş ve kendini bugüne kadar pisliğin içinde olan kötü taraftan çıkarmıştır. Ama şimdi yukarının sağına tutunmuştur ki bu Hesed’dir ve onu ağırlamak için uzanmıştır. Hesed’e sarıldığı için ona Hassid (inanç sahibi / sadık takipçi) denir. Dünyaya geldiği günden beri, tüm günahlarını, hatta ondan gizlenmiş olanlarını bile ayrıntılarıyla anlatana kadar Yaradan’ın onu kabul etmeyeceğini söylemeyin. Çünkü öyle değildir. Aksine, yalnızca hatırladığı günahları ayrıntıları ile anlatması gereklidir. İtiraf sırasında pişmanlık duymak için aklını onlara verirse, diğer günahlar onları takip eder.” Buraya kadar onun (Zohar’ın) sözleriydi.

Aşağıdakileri anlamalıyız:

1) Kişi kendisi hakkında kendisinin Hassid olduğunu nasıl söyleyebilir? Bu zaten bir önemlilik derecesidir, öyleyse kendisi nasıl övüyor?

2) Kişinin kendisini kötü olarak görmemesi gerektiğini söyleniyor. Öte yandan, kişinin günahlarını ayrıntılarıyla anlatması gerektiği söyleniyor; ancak, dünyaya geldiği günden beri bütün günahlarını ayrıntılarıyla belirtmek zorunda olmadığı ama yalnız hatırladığı günahları ayrıntılarıyla anlatması gerektiğini söyleniyor. Böylece, işlemiş olduğu günahları ayrıntılarıyla anlattığında, zaten halen kötüdür. Öyleyse neden kendisini kötü olarak görmemesi gerektiğini söyleniyor? Kişinin kötü davranışlarda bulunduğunu söylemekle, ama kişi hakkında onun kötü olduğunu söylememek arasında bir fark var mı? Kötü işler yaptığını söylüyorsa, kişi zaten kendisinin kötü olduğunu söylemiş olur. Bilgeliklerimizin sözlerinden anladığımız gibi (Sanhedrin 9b): “Rav Yosef, der ki: “Onu zorlamak için birisi geldi; bu ve bir başkası onu öldürmek için bir oldu. O kendi iradesi ile günahkârdır.” Tora der ki: “Günahkârı tanık yapma.” Raba der ki: “Kişi kendisine yakındır ve kendini kötü görmez.”

Dolayısıyla demektir ki eğer günah işlemiş olduğunu söylerse, ona güvenilemez çünkü günahkârdır. Ancak burada, günahlarını itiraf ederken, deriz ki, yalnızca bu söyledikleri için ona “kötü” denir, çünkü “Kişi kendini kötü olarak görmez.” Bu durumda, şu soru olarak kalır; itiraf sırasında kişi günahlarını nasıl detaylandırabilir ki?

Şu sözü neden söylediklerini anlamalıyız: “Kişi kendisini kötü olarak görmez.” Bunun sebebi, “kişinin kendine yakın” olmasıdır. Bu nedenle, “sevgi, tüm suçları kapatır” ve sevdiğimiz kişilerde herhangi bir hatayı göremeyiz zira hata kötü bir şeydir ve kişi kendine zarar veremeyeceği için kendi-sevgisi nedeniyle kendi tarafını tutar. Bu nedenle, “kişi kendini kötü” olarak görmez ve kendisi hakkında kötü bir şeye tanıklık etmek için güvenilir değildir, tıpkı tanıklıkları geçersiz olan yakınları gibi.

Şunu bilmeliyiz ki kişi, Yaradan’dan affını istediğinde ve tövbe edebilmek için Yaradan’ın yardımını istediğinde, “Tövbe etmeyi istiyor, onu kim durdurur ki?” sorusu ortaya çıkar. Tövbe etmeyi seçebilir peki ama neden Yaradan’dan kendisine tövbe etmesi için yardım etmesini ihtiyaç duyuyor? On sekizinci duada, “Bizi senin yasalarına geri getir ey Rab, bizi Kral’ımıza, senin hizmetine yakınlaştır ve Senin huzurunda tam bir tövbeye getir bizi,” diye dua ederiz. Bunun anlamı şudur ki O’nun yardımı olmadan, kişi tövbe edemez. Bunun neden böyle olduğunu, kişinin kendi başına tövbe edemeyeceğini anlamalıyız.

Önceki makalelerde, Yaradan’ın bizi alma arzusu doğası içinde yarattığından ve bu arzunun başlangıçta almak için ortaya çıkar ancak sonradan öğreniriz ki, almak için almak değil ihsan etmek için almak üzere bir düzeltilme vardır. Bu, “Tzimtzum’un (kısıtlama) düzeltilmesi,” olarak adlandırılır. Bu, alttakinin ihsan etmeyi hedeflemeye uygun hale gelmeden önce ışığı alamayacağı anlamına gelir. Kişi kendi-sevgisinden çıkmadan önce, bu düzeltilmeden aşağıya yaratılanlara uzanan şeyi, Yaradan’ın ışığını hissedemez. Bu nedenle öncelikle kendi-sevgisinden çıkmak zorundayız yoksa üzerimizde Tzimtzum olacaktır.

Bununla birlikte, bir kişi Yaradan’ın yarattığı doğasından çıkamaz; çünkü bu doğayı Yaradan yaratmıştır. Bu nedenle kişinin, Yaradan’dan kendisine ikinci bir doğayı, yani ihsan etme arzusunu vermesini istemekten başka çaresi yoktur. Bu nedenle, insana verilen tercih sadece Yaradan’dan ona yardım etmesini istemek ve ona ikinci doğayı vermesi için dua etmektir. Bu nedenle, kişi tövbe etmek istediğinde, Yaradan’ından kendi-sevgisinden başkalarını sevmeye çıkmasına yardım etmesini istemek zorundadır. Bu yüzden Yaradan’dan diliyoruz ve “Bizi geri getir ey Rab” diyerek dua ediyoruz.

Peki, kişi ne zaman gerçekten Yaradan’dan tövbe ile onu geri getirmesini ister? Bu, ancak tövbe etmesi gerektiğini hissettiğinde olabilir. Kötü olduğuna karar vermeden önce, ıslah edilmesi için duaya yer yoktur. Nihayetinde Yaradan’ın merhametine ihtiyaç duyacak kadar kötü değildir. Bunun anlamı, kabul edilmesi gereken dua tam olarak kişinin ihtiyaç duyduğu merhamet kadardır on sekizinci duada dile getirdiğimiz gibi, “Senin halkının, İsrail’in her ağzından çıkan duayı duyarsın. (Dolayısıyla bu ima edilir ama ne zaman)?”

Buna göre, Yaradan her ağızın duasını ne zaman duyar? Kişi merhamete ihtiyacı olduğunu hissettiğinde. Bu, özellikle kişi büyük sıkıntı içinde olduğunda ve hiç kimse ona yardım edemediğinde olur. İşte o zaman, merhamet dilemek için Yaradan’a geldiği söylenebilir. Ancak daha önce, lüks şeyler istemek için Yaradan’a geldiğinde, bu içinde bulunduğu durumun o kadar kötü olmadığı anlamına gelir. Durumlarını onunkinden daha kötü olarak gördüğü insanlar vardır. O zaman, Yaradan’a ettiği dua, değil cennetin merhametine olan ihtiyacından değildir, daha iyi bir durumda olmak, başkalarına üstün olmak istediği içindir. Bu, Yaradan’dan kendisine lüks bir hayat vermesini istemekle, diğerlerinden daha mutlu olmak istediği anlamına gelir.

Bu nedenle, kişi Yaradan’dan duasını kabul etmesini istediğinde öncelikle kendisine hayatın verilmesine başkalarından daha çok ihtiyacı olduğunu görmesi gerekir; yani herkesin bu dünyada yaşadığını, ama kendisinin bir hayatı olmadığını görür; çünkü kendini günahkâr görür yani kendi-sevgisine başkalarından daha çok batmış durumdadır. O zaman, lüks bir hayat yaşamak istediği için değil, Keduşa’nın (kutsallık) yaşamına sahip olmadığı için cennetin merhametine ihtiyacı olduğunu görüyor.

Böylece, o zaman gerçekten merhamet diler, ruhunu canlandırmak için bir şey. Yaradan’a yakarır: “Ey Tanrım, sen açlara ekmek verirsin, mahkûmlara özgürlük veririsin.” Bu şudur, görür ki, yalnızca “ekmek” denen inanca ihtiyacı vardır ve gene görür ki “kendi-sevgisi” denen hapishanededir ve oradan çıkamamaktadır. Yalnızca Yaradan kendisine yardımcı olabilir. Bu gerçek dua için duaya gelmek olarak kabul edilir.

Duanın eksiklikle ilgili olduğunu anlamalıyız. Eksiklik, sahip olmadığı anlamına gelmez. Aksine, eksiklik bir ihtiyaçtır. Bu nedenle, büyük bir eksiklik onun istediği şey için büyük bir ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Eğer büyük bir ihtiyacına sahip değilse, bu onun büyük bir eksikliği olmadığı anlamına gelir ve bu nedenle duası da o kadar büyük değildir, çünkü istediği şeye muhtaç değildir. Bu nedenle talebi de o kadar büyük değildir.

Yukarıda söylenenlere göre, kişi kendisinde kötü bir şey göremez. Bu nedenle de, “Kişi eğer hasta olduğunu ve hasta olmanın kötü bir şey olduğunu kesinlikle bilirse, hastalığını iyileştirmek için doktora gider. Eğer doktor bedeninde herhangi bir bozukluk görmediğini söylerse, ona güvenmez. Uzmana gidecek ve uzman kendisine bedeniyle ilgili bozuk bir şey bulduğunu ve ameliyattan geçmesi gerektiğini söyleyecektir. Bu kişi uzmanın içindeki kötülüğü bulmasından kesinlikle mutluluk duyacaktır ve hastalığını bulduğu ve vücudunu nasıl tedavi edeceğini öğrendiği için uzmana büyük bir bedel öder ve böylece yaşayabilecek ve hayattan keyif alabilecektir.

Görüyoruz ki, hastalıkta olduğu gibi kötüyü bulursak bu iyi bir şeydir. O zaman kişinin kendisinde kötü görmediği söylenemez, çünkü o zaman kötülükleri düzeltmek ister ve o zaman kötülükler iyi bir şey olarak kabul edilir. Böylece ancak o zaman, kişi kendi içindeki kötülüğü bulabilir.

Buna göre, Zohar’ın bir yandan “Kişinin kendisini kötü olarak görmez,” demesini ve ardından da günahlarını ayrıntılarıyla belirtmesi gerekir demesini nasıl anlayabiliriz? Sonuçta, kişi işlediği günahları ayrıntılandığında, bu günahı işlediğini söyleyerek kendisini kötü olarak görür. Bunu farklı şekilde cevaplayabiliriz: Yaradan’a rica etmeye geldiğinde, Yaradan onu yakınlaştırır zira o kötülüğe yani kendi-sevgisine batmıştır. Eğer duasının kabul edilmesini istiyorsa Yaradan’a kalbinin derininden dua etmesi gerektiğini bilir, geri kalan tüm insanlardan daha fazla merhamete ihtiyacı vardır, çünkü kendini onlardan daha kötü hisseder.

O zaman, kendisinde geri kalan tüm insanlardan daha fazla kötülük görmesi gerekir. Aksi halde, onlardan daha kötü olduğu yalan söylemek olarak kabul edilir ve “Rab, doğruyu O’na dürüstlük içinde çağıran herkese yakındır,” diye yazılmıştır. Dolayısıyla, eğer kötülüğü kendinde bulursa, kendisi hakkında görür; Yaradan’ın ona yardım etmesi için büyük bir ihtiyaç duymaktadır ve bu iyi bir şey olarak kabul edilir. Dolayısıyla, günahlarını ayrıntılandığında, “kendisini kötü olarak görüyor” olarak kabul edilmez. Aksine, şimdi, Yaradan’ın kendisini O’na yakınlaştırması için dürüst bir dua edebilir.

Bunu takiben, kendisinde kötülük bularak Yaradan’a çok ihtiyacı olur ve bir ihtiyaca “eksiklik” denir. Ayrıca dua ettiği dualar tüm kalbinin derininden edilmiş olmalıdır, zira “derinden” sözünün anlamı; ettiği dua yüzeysel değildir, eksiliği yüzünden dua ediyor demektir. Daha doğrusu bu yetersizlik, kulak verdiği noktaya erişir ve bu demek olur ki tüm organlar onun eksikliğini hisseder ve ancak o zaman buna “dua” denir.

Böylece sormuş olduğumuz şu soruyu anlayacağız, Hassid zaten bir paye olduğundan Hassid olduğunu kendisi hakkında nasıl söyler, zira herkese Hassid denmiyor, peki öyleyse kendisi hakkında Hassid olduğunu nasıl söyleyebilir? Baal HaSulam’dan duyduğuma göre, o dedi ki “akıllıya bilgelik verecek.” Lakin “aptallara bilgelik verecek” demeliydi. Bunun hakkında şöyle dedi: “‘Bilge’ gelecekteki adıdır. Bilge olmak isteyen kişi zaten akıllı sayılır.”

Bu nedenle, “Ben Hassid’im (inanç sahibiyim)” dediğinde kişi, “başkasını sevmek” denen inanç sahibi olma koşulunu istemektedir. İlk olarak fakir için bir dua söyledi, yani kendi-sevgisi için ve “Ben Hassid olmak istiyorum.” dedi. Bu nedenle kutsal Zohar burada sona erdirir ve “O zaman kişi Hassid’dir, zira tövbeye edip af olmaya ve şimdiye kadar pisliğinin içinde olduğu kötü taraftan kendisin çıkarmaya gelmiştir. Ama şimdi üstteki sağa sarılır bu Hesed’dir, ve hoş geldin diye ona uzanır. Hesed’e sarıldığı için ona Hassid denir. Yani, şimdi Hesed’e sarılmaya geldi ve böylece o -gelecekteki adı olan- Hassid diye çağrılır.

Bununla kutsal Zohar’ın ne dediğini de anlarız; “Dünyaya geldiği günden bu yana bütün günahlarını ayrıntılarıyla anlatana kadar Yaradan’ın onu kabul etmediğini söyleme.” Bu böyle değildir. “Eğer itirafı sırasında aklını onlardan pişmanlık duymaya verirse, diğer günahlar bunları takip eder.” Şunu söylemeliyiz ki eğer kişi gene için ve tüm günahların çıktığı kök için yani alma arzusunun ıslahı için dua ederse doğal olarak tüm günahlar bunu yani kendi-sevgisini takip eder.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,107