e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

51. Mektup

1927, Londra

İnançlı ruh eşlerime,

Kutlama zamanımızın yaklaştığını burada işaret etmek isterim.

Şöyle yazılmıştır, “Sen bütünüyle neşeyle dolacaksın.” Sanki şöyle söylenmeliydi, “Sen mutlu olacaksın.” Pek çok kez açıkladığım gibi, O’na tapınmadaki tüm zorluk, ibadet edendedir, aynı konuda daima zıtlık olduğundan, O’nun yalın eşsizliği, iki zıtlığı beden ve ruhu barındıran insan bedeninde kılıflanmak zorundadır.

Dolayısıyla, kişinin edindiği herhangi bir manevi anlayışın içinde, derhal iki zıtlık yaratılır—beden açısından bir form ve ruh açısından bir form. Doğa gereği insan bedeni ve ruhu iki özne olarak çalışamaz. Daha ziyade o Yaradan tarafından bir olarak yani bir özne olarak yaratılmıştır.

Bu, Yaradan İbrahim’e şunu söylediğinde İshak’ın bağlanmasına benzer, “İshak’ın içindeki tohum senin olduğu için” ve “Ona orada adaklar sun.” Yaradan’ın perspektifinden şöyle yazıldığı gibidir, “Ben Yaradan değişmem.” Fakat alıcının perspektifinde onlar zıttır.

“‘Yalnız’ ve ‘tek’ eksiklik,” olduğundan, şöyle yazılıdır, “Sen bütünüyle neşeyle dolacaksın” ve bayram çoşkusu kesinlikle bütünlük gerektirir. Ancak, her ikisini de bayram coşkusu olarak alıcı idrak etmelidir.

Ayrıca şöyle yazılmıştır, “Kim Hizmetkârım kadar kör ya da gönderdiğim Ulağım kadar sağır?” Ayrıca şöyle de yazılmıştır, “Sağır duydu ve kör görmek için baktı.” Bunun gibi pek çok söz vardır yani atalarımızın dediği gibi, “Sen de kulaklarını dik,” sanki asla bir duyma meclisinde olmamış gibi, her ikisi de Tanrı sözü olduğundan, kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu bulmak için seçim yap. Bununla ilgili şöyle yazılıdır, “Ben Yaradan değişmem,” O’nun perspektifinden burada tek form vardır.

Bu, “Otur,” Mitzva’sının anlamıdır, tıpkı “bir yerde yaşamak” gibi, Kral Davut’un sorduğu gibi, “Yaradan’ın hoşnutluğuna tutunmak için tüm yaşamım boyunca O’nun evinde yaşayabilirim.” “Tanrı’nın evi” kutsal İlahiliktir tıpkı “Erdemli olanlar başlarındaki taçla oturur,” sözünde olduğu gibi. En iyisiyle ödüllendirildiklerinde, Sen onlar için daimi ve ebedi bir ev gibi olacaksın.

Yaradan Hizmetkârlarına şöyle söylemek ister, “Değişmez evden çıkıp, geçici evde otur,” yani sadece O’nun gölgesi altında. Bu Yaradan’ın gerçek gölgesi olan ahır ve şaraphanenin artığının gölgesi altında kişinin oturması, Sukkah’ın (kulübe) Mitzva’sı denilen “ışık Mitzva,” nın anlamıdır. Birbirleriyle çelişiyor olsalar da—çünkü dünyasal gözlerle ve ellerle hisseder ve görürüz ki, gölge atıktan gelir, gerçekte bu Yaradan’ın Kendisidir. Ancak, alıcı açısından bu iki zıt form kişinin içinde tanımlanmalıdır.

Konu şudur ki, karmaşık insan yaratılmadan önce orada hiç atık yoktur. Fakat insan yaratıldığında ve atık ve yargı hissedildiğinde, organlar arasında tartışma başlar. Bu atalarımızın dediği gibidir, “Ot, saman ve çöp aralarında tartışıyorlarmış. Biri demiş ki, ‘Bu tarla benim için ekildi,’ öbürü şöyle demiş ‘Bu tarla benim için ekildi.’ Oysa Hasat zamanı geldiğinde herkes tarlanın kimin için ekildiğini bilecek.” Tüm bu tartışma ve atışma günlerce devam eder çünkü onlar yüzünden üç kitap açılır: erdemli, bayağı ve orta seviye.

Yargıdan aklananlar temize çıktığında, Kefaret Gününde bir buğday gibi beyazladığında ve kötüler “rüzgârla savrulan saman,” gibi ölüme gittiğinde, herkes tarlanın kimin için ekildiğini bildiğinde şu emre varacağız, “Değişmez evden çık ve geçici evde otur.” Bu demektir ki, bunun geçici bir oturma ve “sürgün edilen ondan uzaklaştırılmış olmayacak,” olduğunu bil. Şöyle denildiği gibi, “Tüm dünya sana erdemli olduğunu söylese bile, sen kendi gözünde bayağı ol.” Bu aynı zamanda “Sen bütünüyle neşeyle dolacaksın,” sözünün anlamıdır.

Bu nedenle hasat bayramına (Sukkot), kişinin tıpkı kralın evindeymiş gibi Sukkah’ın gölgesinde neşe içinde oturması gerektiğini hatırlatmak için “çoşku zamanı” denir. “Otur” hiç fark olmadan “yaşamak” gibidir.

Ama yine de Sukkoh’ın gölgesinde oturduğunu bilmelidir, yani ahır ve şaraphanenin atığının gölgesinde. Ancak, kişi O’nun şu sözlerini “Değişmez evden çık, geçici evde otur,” duyduğundan, “O’nun gölgesi altında oturmaktan hoşnudum” der. Sonra çıkışı kişiyi girişi kadar mutlu eder, tıpkı yukarıda bahsedilen “Sağır duydu ve kör görmek için baktı,” sözünde olduğu gibi.

Diğer taraftan, o bize doğru olmadığından, kör gibi duvarları tırmalayan, gölgenin gölgesinin altında yani iki yönlü karanlıkta oturanlar için Sukkah’ın bir gölgesi bile olmaz. Onlarla ilgili şöyle denir, “keçi boynuzunu miras alacaklar,” (Keçiboynuzu, Tzaltzal=Tzel (gölge) kelimesinin tercümesidir), onlar halen daha Tohu ve kapların kırılması aşamasında olduklarından, onların samandan damları Roş’u (baş) olmayan ya da içinde atık bulunan kırık kaplarına kirliliğin kabulü için uygundur.

Bununla görürsün ki, kişi Sukkah’ın Mitzva’sını, birliğin derecesi olan “Güneş onun kınındadır” sözünün anlamı HaVaYaH ADNI ile ödüllendirilmeden önce yerine getiremez.

Dünya uluslarıyla ilgili açıkça şöyle denir: “Gelecekte Yaradan güneşi kınından çıkardığında ve herkes Sukkah’ını tekmeleyip, terk ettiğinde bu İsrail’i de parçalar mı?” Şöyle açıklarlar, “Onlar tekmelemez.” Şöyle açıklanır, eğer kişi damının altında güneşle ödüllendirilmezse, Sukkah’ın Mitzva’sını da zaten yerine getiremez. Bu Gematriada 91 olan “Değişmez evden çık” sözünü ima eden HaVaYaH ADNI’nin anlamıdır.

Bu “Benimle bir gün daha kal,” sözünün anlamıdır, Atzeret’in(sekizinci günde toplanma) yemeğindeki ve bayram coşkusundaki “bütünüyle neşe dolu” sözündeki gibi—aynı konuda iki zıtlığı kabullenmek ve birinden önce diğerini iptal etmemek—kişi sekizinci günle ödüllendirilir. Bu, o günle ilgili olarak, “Tanrı’nın günü olarak bilinecek bir gün, ne gündüz ne gece, ve gece ışık olacağını bilecek” yazılan, “benimle bir gün daha kal” sözünün anlamıdır.

Açıklama: Gün erdemlinin çalışmasıdır, gece bayağının çalışmasıdır, tıpkı Midraş Rabah’da “Ve Tanrı dedi ki, ‘Işık olsun’” yazıldığı gibi: “Yaradan’ın hangisini seçtiğini hala bilmiyorum—’Ve Tanrı erdemli olanın çalışmasını seçtiğini göstermek için ışığa ‘gün’ dedi’ yazdığında, erdemlinin çalışmasını mı, kötünün çalışmasını mı seçti.

Dolayısıyla, ıslahın sonunda, “Sürgün edilen ondan uzaklaştırılmış olmaz,” sözünde olduğu gibi şöyle yazılmıştır, “Tanrı’nın günü olarak bilinecek bir gün, ne gündüz ne gece,” yani yukarıda bahsedilen seçim. Fakat ahır ve şaraphane atığını taşıyan gece olduğunda, sekizinci günün sayesinde “orada ışık olacak.”

Bu sebeple, tıpkı zeytinden çıkan yağ Otzrin (bir araya gelmek) gibi, ona bir günün “tek” esaretinin özü “Atzeret bayramı” denir yani öğütücünün altında ezilerek “yağ çıkması.” Hepsi bütünüyle Yaradan için olduğundan, “Gerçek yeryüzünden fışkıracak ” “Ve Tanrı tüm yeryüzünde kral olacak,” çünkü “tek” bir kısımdır—yarı izin verilen, yarı yasaklanmış, “yarısı senin için, yarısı Yaradan için.” Fakat sekizinci gün, Atzeret’de o bütünüyle Yaradan için olacak.

Yehuda Leib

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,122