e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Daima Tora Ve Çalışma Arasında Ayırım Yapmalıyız

Daima Tora Ve Çalışma Arasında Ayırım Yapmalıyız

21. Makale

Tora ve çalışma arasında ayırım yapmalıyız. “Tora” özgündür. O Yaradan’ın adları olarak kabul edilir. Bu demektir ki, O’nun kurduğu düzeni ve rehberliğini, O’nun kutsal adının ruhlara nasıl ihsan ettiğini daima hatırlamak zorundayız, şöyle yazdığı gibi, “Kim Tanrı’nın dağını tırmanacak ve kim O’nun kutsal mekânına yükselecek?”

Kişi dikkatini vermeli, Yaradan’la bağını hatırlamalı, O’nunla konuştuğunu hissetmeli ve tüm Tora’nın O’nun adları olduğuna inanmalıdır. Yaradan ya yasalarda, ya insan ve Tanrı, insan ve insan arasındaki Mitzvot’ta, ya masallar ve efsanelerde ya da Kabala dili ve kutsal adlarda kıyafetlenmiştir. Dolayısıyla bu kıyafetlerle kıyafetlenen içselliğin sadece Tanrısallık olduğunu hatırlamalıyız. Buna “Tüm Tora Yaradan’ın adlarıdır,” denir.

Dolayısıyla, Tora çalışmasını doğru bir üslupla yerine getirmeliyiz. Bu demektir ki, kiminle konuştuğumuzu hatırlamalıyız, böylece Tora’nın ışığını çekebilir ve “Onlar bizim yaşamımız ve günlerimiz,” anlayışını idrak edebiliriz. Kişi bu niyetle çalıştığında mutlu olur ve yaşamın yaşamına tutunur. Dünyaların yaratılma sebebi “Yarattıklarına iyilik yapmak,” anlayışını hissetmeye başlar.

Buna yalnızca Tora vasıtasıyla ulaşabiliriz ve bu insanı değil Tora’yı kutsamak olarak kabul edilir. Dolayısıyla Tora öğrenirken, “Kişi düşündüğü yerdedir,” olduğundan, insan bütünlük içinde olmalıdır, böylece günün geri kalanı için canlılık alır ve buna “Tora için ayrı bir zaman, dua için ayrı bir zaman,” denir.

Çalışma zamanı başlı başına farklı bir şeydir. “Tanrı’nın Tora’sı,” denilen Tora özellikle Yaradan ile ilişkiliyken, çalışma insanla ilişkilidir, çünkü insan çalışmak zorundadır, şöyle yazdığı gibi, “İnsan çaba için yaratılmıştır.”

İnsan yaratılıştır, yaratılış yokluktan varlık olduğundan, insana “alma arzusu” denir. Form eşitliği amacı için arzuda kısıtlama olmalıdır, Tora arzuyu ıslah etmek ve kısıtlamayı kaldırmak içindir, böylece insan “O’nun arzusu iyilik yapmaktır,” denilen amaca ulaşır.

Tzimtzum’u (kısıtlama) kaldırmak için bize Tora ve Mitzvot verilmiştir. Buna “Kötü eğilimi Ben yarattım; şifası için Tora’yı verdim,” denir. Anlamalıyız ki, insan Tzimtzum’u kaldırma amacına doğru ilerleyip ihsan kıvılcımları edinmişse, yani arzu ve düşünceden arınarak Tora ve Mitzvot şifasından bir şeyler almış ve çalışma açısından kendini-eleştirme aşamasına ulaşmışsa çalışmada ilerler.

Fakat kişi asla Tora’da kendini eleştirmemelidir. Daha ziyade Tora’yı olduğu şekliyle öğrenmelidir. Kişinin araması gereken Tora’yı önemli kılmanın tavsiyesidir, Tora’nın özü “Yaradan’ın adları,” denilen realitedir. Öyle anlaşılıyor ki, Tora’dan yasaları, ahlak kurallarını ya da sadece hikâyeleri öğrendiğimizde bu Tora olarak kabul edilmez. Tora’nın özünün varlıklarla ilgisi yoktur, o sadece Yaradan’la ilgilidir.

Bu demektir ki, Tora’ya “Tanrısallığın ifşası” denir. Dışarıya ifşa olan şeyler, ahlak kuralları, yasalar, çalışma biçimi ve hikâyelere “Tora’nın kıyafetleri” denir. Onlar “Tora’nın dışsallığıdır.” “Tora’nın içselliği” ise Yaradan’ın adlarıdır.

Şunu sormalıyız, “Eğer Tora özünde Yaradan’la ilişkiliyse, kişi kendisiyle ilgili hiçbir şey öğrenemediğinde Tora’yı çalışarak ne sonuca ulaşır?” Atalarımız şöyle der, “Eyleme sebep olan öğrenim iyidir,” çünkü insanın kesinlikle sadece eyleme ihtiyacı vardır, şöyle yazdığı gibi, “Yaradan’ın yerine getirmeleri için yarattıkları.”

Dolayısıyla, “En önemli şey öğrenmek değil, eylemdir.” Buna şu cevap gelir; “Eyleme sebep olan öğrenim iyidir.” Diğer bir deyişle içsellik olan Tora’nın ışığı iyi ameller yapma gücü vermek için insan için parlar. Bu Tora’nın gücüyle mümkün olur.

Bu atalarımızın “Tora için ayrı bir zaman, dua için ayrı bir zaman,” sözünün anlamıdır. Bu böyledir, çünkü Tora öğrenirken kişi kendini değil, yalnızca Tora’nın önemini düşünmelidir. Oysa dua sırasında kişi önce eksikliklerini ifşa etmelidir.

Eksiklik alma arzusundan geldiğinden, sadece maddesellikte tüm eksiklikler, alma arzusu ifşa olur. Keduşa’nın ihsan etme arzusu temeliyle inşa edildiği maneviyatta ise böyle değildir.

“Alma arzusu” Malhut, “ihsan” denilen form eşitliğini ister. Dolayısıyla maneviyat kapların kırılması ve bilgi ağacının günahı nedeniyle eksiklik içindeki yaratılanlara indiğinde, kişinin “ihsan etme arzusu” denilen Kabın eksikliğini hissetmesi söz konusu olmaz.

Tersine kişi ihsan etme arzusunun eksikliğini hissedene kadar çabalamalıdır. Bu eksikliği hissettiği ölçüde Yaradan’a Kabı vermesi için dua eder. Kaptan uzak olduğu ölçüde kederlenir ve bu arzuyu ona vermesi için Yaradan’ın merhametine ihtiyaç duyar.

Dahası eksiklik kendi kendine gelmediğinden, kişi bu eksikliği vermesi için Yaradan’a yakarır, yani ihsan etme arzusundan muaf olduğunu hisseder ve bu onu maneviyatı elde etmekten alıkoyar.

Öyle anlaşılıyor ki Yaradan, insana hem Kap hem de Işığı verir. Bununla ayeti yorumlayabiliriz, “Sen beni arkadan ve önden kuşattın.” “Arkadan,” Kap, “önden,” ışık demektir. Işıkla beraber Kap, her şey O’ndan gelir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,287