e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Yehuda Halevi Aşlag (Baal HaSulam) > Makaleler > Bir Bilgenin Ağzından Adlı Kitaba Giriş

Bir Bilgenin Ağzından Adlı Kitaba Giriş

Kitaplardan ve yazarlardan bilinir ki Kabala ilmi her kişi için gerekliliktir. Ve kişi tüm manevi kitapları çalışmış olsa ve ezbere biliyor olsa ve hatta neslinde herkesten daha fazla bilgili bile olsa, eğer manevi edinime ulaşmadıysa, tekrar bu dünyaya geri dönmek ve manevi ilmin sırlarını ve gerçeğin ilmini öğrenmek zorundadır. Bu konu birçok erdemlinin yazılarında bulunmaktadır.

Zohar kitabındaki Şarkıların Şarkısı’nın yorumunda bu yazmaktadır ve şu sözleri açıklar, “Eğer sen, kadınlar arasında en adil olan, bilmiyorsan” ve bilgelerimiz bunu öldükten sonra Taht’ın huzuruna çıkan bir ruh olarak yorumladılar.

Yaradan şöyle der: “Eğer sen, kadınlar arasında en adil olan, bilmiyorsan” Kadınlar arasında en adil ve yaptıklarıyla diğer ruhlardan en erdemli olmana rağmen, eğer Maneviyatın sırlarının bilgisine sahip değilsen “kendi yolunda sürünün adımlarını izle,” buradan git ve bu dünyaya asla geri dönme. “Ve çocuklarını çobanın çadırının yanında besle,” toplantılara git ve Maneviyatın sırlarını hocalarımızın öğrencilerinin ağzından öğren.”

Onların sözlerini anlamamız lazım, kişinin mükemmelliği gerçeğin ilmini çalışmasına bağlıdır. Peki, (bu sözlerin) Manevi ilimde açık olan anlatımlarından farkı nedir? Biz kişinin yazılardaki tüm konuları anlamakla zorunlu olduğunu ve eğer manevi ilimden bir konu eksik kalırsa bütünlüğe gelemeyeceğini yazdığını, hiç bir yerde bulamadık. Dahası, bilgelerimiz en önemli şeyin çalışma olmadığını ancak, aksiyon olduğunu yazıyorlar. Bilgelerimiz ayrıca şunu da dedi, “Birisi çok şey yapar, diğeri az, ama önemli olan kalplerini Cennete yönlendirmeleridir,” ve böyle bir çok ata sözümüz vardır.

Yukarıda sözlerin derinliğini edinmek için, Zohar ve Tikkunim’da (Zohar ve Islahlar) birçok yerde bilgece ve zarafetle anlatılmakta olanları anlamalıyız: “Işık (Manevi İlim), Yaradan ve halk, birdir.” Bu biraz kafa karıştırıcıdır.

Onların sözlerini açıklığa kavuşturmadan önce, kitaplardaki manevi isimler ve tanımlar ile ilgili olarak bilgelerimizin bizler için büyük bir kural tanımladığını söylemek isterim. Bunlar onların değerli sözleridir: “Edinmediğimiz hiç bir şeyi bir isimle tanımlamayız.”

Açıklama: Bilinir ki O’nun ile ilgili hiç bir şekilde bir düşünce veya algı yoktur, Zohar’ın Islahları’nın başındaki “Eliyah Başladı” adlı makalede yazıldığı gibi. Bu nedenden dolayı, bırakın Yaradan’ın “Özü” hakkında bir kelime söylemeyi bunun düşüncesi bile yasaklanmıştır.

O’na verdiğimiz tüm isimler O’nun Özüne değil sadece O’ndan alt derecedekilere uzanan Işıklarına değinir. Hatta Kabala kitaplarında kutsal isimlerden Eyn Sof (Sonsuzluk – sonu olmayan), O’nun Özünden yayılan Işık olarak bilinir.

Ancak O, Kendisinden yayılan Işığının, alt derecedekiler tarafından Eyn Sof olarak edinileceğini tayin ettiği için, bizler (O’nun Işığını) bu adla tanımlayacağız. Ancak, bu O’nun Özü’nden bahsetmemektedir, zira O’nunla ilgili hiç bir şekilde bir düşünce veya algı yoktur. Dolayısıyla, eğer edinmediğimiz şeyleri bir isim ile tanımlayamıyorsak, O’nu nasıl bir isim ve kelimeyle tanımlayabiliriz ki?

Gerçeğin ilmine başlayan her yeni kişi yukarıdaki bu büyük kuralı Kabala kitaplarını incelemeden önce aklında bulundurmalıdır, yani O’nun Özünü düşünmek bile yasaktır, zira Ona içine yönelik hiç bir şekilde bir algı yoktur. Peki, O’nun edinimini işaret eden bir tanım ya da kelimeden nasıl bahsedebiliriz?

Ancak, O’ndan uzanan Işıkları incelemek ve araştırmak büyük bir sevap olarak bilinir ki bunlar kitaplardaki tüm kutsal isimler ve tanımlardır. Yaradan’a yönelen bir topluluğa ait her kişinin maneviyatın sırlarını ve O’nun tüm yaratılanlara nasıl ihsan ettiğini çalışmak ve anlamak şarttır, ki bunlar sadece gerçeğin ilminin çok az bir bölümüdür ve ruhlara ıslahın sonunda gelecek olan ödüldür.

Bilgelerimizin sözlerinde şöyle yazılmıştır, Zohar ve Tikunim’de tüm Üst Dünyalar ve beş dünya AK ve ABYA’nın tüm Kutsal Sefirot’umiktar ve kalite olarak zamanından önce insanoğlunu tamamlamak için hazırlandı. Zira insandan bir ruh Yukarı’dan Yaradan’ın bir parçasıdır ve “Bir hareketin (aksiyonun) sonu, başlangıçtaki düşüncededir.”

Bu onların çabalarına karşılık O’nun Saf Arzusu olan mutluluk verme ile doğdu. Ve bu nedenden dolayı, tüm realite O’nun önünde, sebeplerin birbiri ardına sıralanması ve bunların sonuçlarıyla tüm AK ve ABYA dünyalarından geçerek derecelerden aşağı genişledi. Sonunda, iki izlenimin birbiriyle kıyafetlenmesiyle ortaya çıktılar: cennetin gizliliğinden uzanan ruh fiziksel bedeni kıyafetlendirdi.

Realitenin özü ruha sahip bir fiziksel beden olan son dereceye kadar uzandı. Benzer şekilde, realitenin var oluşunun özüne ilişkin olarak ardı ardına bağlanma sebep ve sonuç ilişkisiyle yaratıldı, ki bu O’nun ihsan edişinin aşamalarla aşağı inmesinin yoludur.

Dolayısıyla, Üst Işık Yukarısından Daha Yukarıdadır ve sonunda genişleyerek bu dünyada fiziksel bedenle kıyafetlenir, şöyle yazdığı gibi, “dünya Yaradan’ın bilgisiyle dolacak ve artık hiç kimse komşusuna öğretmeyecek, kardeşlerine öğretmeyecek, şöyle diyecekler: ‘Yaradan’ı bilin’; ve hepsi Beni bilecekler, en küçüğünden en büyüğüne kadar.”

Bilgelerimiz tarafından ve Zohar Kitabında şöyle yazılmıştır, “Tüm Manevi İlim Yaradan’ın isimleridir.” Tüm hikâyeler ve kanunlar ve cümleler, hepsi O’nun Kutsal isimleridir.

Yukarıda açıklananlara göre, “Edinmediğimiz hiç bir şeyi bir isimle tanımlamayız”, Yaradan’ın tüm Kutsal İsimlerinin anlamlarını derinlemesine anlayacaksınız. Bunlar O’ndan O’na hizmet edenlere, peygamberlere ve haktan yana olanlara, her birine niteliğine göre, akan edinimdir, şöyle yazdığı gibi, “bizler ayrıyız, Ben ve Senin halkın, dünyanın yüzeyindeki tüm diğer insanlardan.”

Bu ayırım bize Maneviyatın edinilmesinden ve Islahların yerine getirilmesinden gelir, önce sadece ifşa edildiği şekliyle. Bunun bedenlerimizi arındırıp ruhlarımızı öyle bir seviyeye yüceltme yeteneği vardır ki bizler tüm Maneviyatı ve onun Kurallarını (sevaplar/ ıslahlar) O’nun İsimleri olarak edinmeye kayık oluruz. Bu tüm ruhlar için son ıslahta niyet edilen ödüldür. Ancak, bu dünyada da böyledir, tıpkı Gimara’da yazdığı gibi, “Dünyanızı hayatınızda göreceksiniz.”

Bu yüzden 613 Islaha Zohar’ın bir kaç yerinde 613 tavsiye olarak değinilmektedir ve Zohar’ın bir çok diğer yerinde de 613 Islah “613 teminat” olarak adlandırılmaktadır. Bunun nedeni bedenini arındırmak ve ruhunu geliştirmek için kişinin önce Maneviyatın gerekliliklerini ve Islahları yerine getirmesi gerekliliğidir. Bu noktada, 613 Islah kişi için 613 öneri, “ipuçları”dır ki bunlar vasıtasıyla zaman içinde arınır ve Kral’ın önüne çıkabilmekle ödüllendirilir ve O’nun yüzünün Işığını alır. Bunun nedeni Maneviyatın gerekliliklerini ve Islahları yerine getirmek zaman içinde kişiyi arındırır, ta ki Kral’ın yüzünün Işığı ile ödüllendirilene dek.

Ayrıca, Gmara’da şöyle yazar: “Bir hayvanı boğazından mı yoksa ensesinden mi kestiğin Yaradan’ın umurunda değildir? Tersine, Manevi İlim ve Islah sadece insanı arındırmak için verilmiştir.”

Ancak, kişi yeterince arındıktan sonra Kral’ın yüzünün Işığı ile ödüllendirilir, kişinin gözleri ve ruhu açılır ve 613 Islah’ta bulunan 613 Kutsal Işığı edinmekle ödüllendirilir. Bunlar kişinin edinebileceği O’nun Kutsal İsimleridir.

Her bir Sevabı tutarak, kişi o Sevapda bulunan Işığı alır, çünkü Sevap Işığın kıyafetlendiği bir arzudur (Kap/ Kli), yani özellikle o Sevaba ait Kutsal bir İsimdir. “Sevap bir mumdur ve Maneviyat da – Işık” sözlerinin anlamı budur.

Aynı zamanda 613 Sevap “613 emir (teminat)” olarak adlandırılır. Bu bir kişinin değerli mücevher ve altın paralarını bir kaba koyup sevdiğine: “Bu kabı kendin için al ancak hırsız ve soygunculardan koru” demesi gibidir. Dolayısıyla sadece kaptan bahsedilmektedir, ancak esas niyet kabın içine konulan değerli taşlardır.

Kabala kitaplarında Kutsal İsim’in anlamı “Mübarek Olan O’dur” veya bilgelerimiz tarafından getirilen Yaradan ve Zohar’da da, HaVaYaH (Yud-Hey-Vav-Hey) olarak bilinir. Bu Kutsal İsim Üstün de Üstündekine kadar (yani tüm yüce seviyelerde) tüm Kutsal İsimleri içinde barındırır. Dolayısıyla öğreniyoruz ki, “Işık ve Yaradan birdir,” her ne kadar kitleler O’nu öğretilerde görmemelerine ve sadece hikâyeleri, cümleleri ve kanunları görmelerine rağmen.

Elbette, daha önce de “altından elmalar gümüşlerin içinde” sözlerinin nasıl 613 teminat olarak adlandırıldığını açıkladım, bilgelerimizin dediği gibi, “Tüm Maneviyat Yaradan’ın adlarıdır.” Dolayısıyla Yaradan ve Maneviyat birdir.

Bununla beraber, Yaradan’ın tüm isimlerin ve genel Işığın toplamı olduğu genel ve özel vardır ve Maneviyat 613 Işığa ayrılmıştır. Bundan hepsinin birlikte bir ve Yaradan’ın Kendisi olduğu sonucu çıkar.

Şimdi hâlâ Kalpteki Sir (kıvılcım/ Yaradan’a doğru eğilim) denilen izlenimin tanımını açıklamamız gerekiyor. Önce, maneviyatta ayrı formların çeşitliliği konusunu anlamanız gerekiyor, yani nasıl ayrıldıklarını ve neye ayrıldıklarını. Fiziksel şeyleri bıçak gibi şeylerle ayırabilirsiniz veya zaman ve yer onları ayırabilir ve farklı kılabilir. Ancak, maneviyatta bu düşünülemez, zira maneviyatın yer ve zaman nosyonlarının üzerinde olduğu bilinmektedir.

Ancak, maneviyatta Üst Işıklar arasındaki tek farkın form eşitsizliği olduğunu bilin. Örneğin: insanlardaki zihinsel ruhlar farklı ruhlara ayrılmışlardır. Her bireyin farklı bir ruhu vardır.

Bununla beraber, aralarındaki belirgin fark form farklılığından başka bir şeyden kaynaklanmamaktadır, şöyle ki birinin ruhu iyi diğerinin kötüdür; biri erdemliği ve diğeri ise kötülüğü edinmiştir vs. Bilgelerimiz bununla ilgili şöyle diyorlar, “Yüzleri birbirinden nasıl farklıysa görüşleri da birbirinden farklıdır.”

Şimdi, tüm insanların eşit nosyon ve eğilimlerle hiç bir farkları olmadan gelmiş olsalardı, tüm insanların tüm ruhlarının bir ruh olarak kabul edilebileceklerini anlayabilirsiniz. Bunun değeri tıpkı güneşin ışığı gibi olurdu: ışık dünyada yaşayan tüm varlıkların içinde kıyafetlenir, ancak bizler güneş ışığının içinde farklı formlar olduğunu ayırt edemiyoruz. Benzer şekilde, bir kavramsal ruh birçok bedeni kıyafetlendirirdi, çünkü niteliklerinde farklı formlar yok ise yerler manevi konuları ayırmaz.

Şimdi asıl incelemeye geleceğiz: İnsanoğlunun ruhlarının anlamı Yukarı’daki Yaradan’ın parçası olarak bilinir. Ruh, bu dünyaya gelip kirli fiziksel bedeni kıyafetlendirmeye uygun olana dek sebep sonuç ilişkisiyle, derece derece indi.

Maneviyatı uygulayarak ve Islahları gözlemleyerek, derece derece yükselir ta ki yapısı tamamlanıp Bütün’den ödülünü alacak uygunluğa ulaşana dek. Bu onun için önceden hazırlanmıştır, yani 613 teminat olan Yaradan’ın İsimleriyle maneviyatı edinmek.

Şimdi kendi gözlerinizle “Işık ve İnsan birdir” i görebilirsiniz. Ve Işık ile ruh arasındaki tek fark çok küçücük bir ışığa indirgenmiş olan ruhtaki form farklılığıdır ve Işık, yüceliğinin sonu olmayan, O’nun Özünden yansıyan Saf Işıktır, şöyle yazıldığı gibi “Işık ve Yaradan birdir.”

Bununla beraber, ruh tüm ihtişamıyla O’nun İsimleri olarak Maneviyatı edindiğinde, yani Maneviyat ve Islahlar’da yerleştirilmiş tüm Işığı edindiğinde, kişi görür ki, her halükarda ruhun Işığı Manevi Işığa eşittir. Bunun nedeni hâlihazırda Maneviyattaki tüm Işığı edinmiş olmasıdır.

Manevi İlmin genel Işığını edinimde küçücük ve ince bir eksiklik olduğu sürece, hâlâ tamamlanmamış kabul edilir. Bunun nedeni İlmin tüm Işığının ruhlar için hazırlanmış olmasıdır, yukarıda da açıkladığım gibi, “Edinmediğimiz hiç bir şeyi bir isimle tanımlamayız.”

Ve Işık ruhun edinimi için hazırlandığından ve ruh hepsini edinmediği için, tamamlanmamış (eksik) addedilir, “Tüm Manevi Kuralları uygulayacağım, bir şey hariç. Elbette, bu kişi tümüyle günahkârdır” sözlerinde olduğu gibi.

Ancak, bunun gibi Maneviyat ve Islahları yerine getirdiğinizi ifade etmeniz 613 teminatı edinerek olur. Küçük ya da büyük bir tek şey bile eksik olsa tamamlanmamıştır.

Dolayısıyla, sonunda tümüyle mükemmelliğe, yani Yaradan’ın tüm Işığını edinmeye ulaşacaktır. O zaman, İlmin Işığı ile ruhun Işığı arasında hiç bir form farkı (eşitsizliği) olmayacaktır. Bu yüzden artık kelimenin tam anlamıyla anlayabiliriz ki “Işık ve Ruh birdir.”

Aralarında hiç bir fark ya da form eşitsizliği olmadığından tam anlamıyla birdirler. Ve daha önce “Yaradan ve Işık birdir” sözlerini kanıtladığımızdan ve şimdi de “Işık ve İnsan birdir” sözlerini kanıtladığımızdan, artık “Işık ve Yaradan ve İnsan birdir” apaçık ortadadır.

Yukarıda anlatılanların tümünden Maneviyat ve Islahlar’da iki kısım olduğunu görüyorsunuz:

A. Herkese göründüğü şekliyle Maneviyat ve Islahlar, Islahları tutmak (uygulamak) ve 613 tavsiye formunda Maneviyatı çalışmak. Bunların bedeni arındırıp temizleme gücü vardır ve Kral’ın yüzünün Işığını almaya değer ve layık kılar, tıpkı küçülüp bu dünyanın temel seviyesinde bu basit bedenin içine girmeden önce ruhun ilk kökünde olduğu gibi.

B. Islahları tutmak (yerine getirmek) ve Maneviyatı 613 teminat formunda çalışmak, yani O’nun İsimlerini edinme mevzusu ve ruhların tüm ödülü.

Elbette ikinci bölüm ilkinden cennet ve dünya arasındaki fark kadar yücedir. Bunun nedeni birinci kısmın sadece hazırlık olmasıdır ve ikinci kısım asıl bütünlük ve Yaratılışın amacıdır.

Bu bilgelerimizin sözleriyle ilgili yukarıdaki sorumuzu açıklıyor, yani bir kişi neslindeki herkesten daha fazla kuralları çok iyi biliyor olsa da ve dini vecibelerini yerine getirse bile, eğer Maneviyatın sırlarını ve gerçeğin ilmini öğrenmediyse, bu dünyada tekrar bedene girmek (re-enkarne olmak) zorundadır.

Şöyle sorduk, “Dini vecibeleri bu şekilde çalışan bir kişiyle, gerçeğin ilmi olan Maneviyatı çalışan arasındaki fark nedir?” Hiç bir yerde kişinin tüm konuları çalışması gerektiğini yazdığını görmedik. Tam tersine, bir çok yerde bunun tersini belirten yazılar gördük, örneğin, “Birisi çok diğeri az yapar, önemli olan kalplerini Cennete çevirmeleridir,” ve “Çalışmak değildir önemli olan, yapmaktır.”

Şimdi konu netleşmiştir – ifşa olmuş yazıların hepsi sadece gizli olan kısmı edinmek ve ona layık olmak için bir hazırlıktır. Esas bütünlük ve insanın yaratılış amacı bu gizli kısımdır.

Dolayısıyla, açıktır ki, eğer sırlardan (gizlenen kısımdan) bir parça eksik olursa, kişi tüm yazılı anlamıyla olan dini vecibeleri yerine getiriyor olsa bile, hâlâ bu dünyada yeniden bedenlenmek (re-enkarne olmak) ve ne alması gerekiyorsa almak zorundadır, yani 613 teminat yoluyla gizli olan kısmı. Sadece bu şekilde ruh tamamlanır, Yaradan’ın onun için tayin ettiği şekilde.

Şimdi görebiliyorsunuz ki İnsan, her kim olursa olsun, içsellik ve onun sırlarıyla ilgilenmesi tamamıyla gerekliliktir. Bu olmadan, Yaratılışın niyeti kişinin içinde tamamlanamaz.

Bu yüzden, üzerinde Yaratılışın amacının tamamlanmadığı ruhların artıkları olan şimdiki neslimize kadar tekrar tekrar nesilden nesle bedenleniyoruz, zira onlar geçmiş nesillerde Maneviyatın sırlarını edinemediler.

Bu yüzden Zohar’daşöyle dediler: “Yazılanların sırları ve gizemlerinin Mesih’in zamanında ifşa edilmesi kaçınılmazdır.” Bu, anlayan herkes için barizdir, yani Yaratılışın niyetini tamamlayacaklarından Mesih’in gelişiyle ödüllendirileceklerdir. Dolayısıyla, kaçınılmaz olarak yaratılışın sırları aralarında açıkça ifşa olacaktır, zira eğer ıslahları önlenirse tekrar bedenlenmeye (re- enkarne olmaya) zorlanacaklardır.

Bu sizlere genel olarak bu yorumla ilgili ne sormamız gerektiğini açıklayacaktır, zira ben kimim ve benim atalarım kimler ki Zohar’ın bilgeliği ve sırlarını ve Ari’nin sözlerini yorumlamakla ödüllendirilelim? Dahası, bu ilmi benim kadar bu şekilde açıkça anlatacak birisi daha neden bulamadık?

Şimdi bizim neslimizin gerçekten Mesih’in nesli olduğunu görebilirsiniz ve hep beraber son ıslahın eşiğinde duruyoruz ve tek engelimiz dilin zorluğu ve konuların dağılmış olması nedeniyle gerçeğin ilminin bu nesilde tümüyle terk edilmiş olmasıdır.

Tüm bunlara ek olarak, neslimizin aklı küçük ve başındaki belalar büyüktür. Bu nedenle, Yaradan ruhların ıslahını hızlandırmak istediğinde, benim elime açıklamaları belli ölçüde yapabilmem için bir ayrıcalık verdi ve O’nun arzusu benim elimde gerçekleşti.

Ve bu net açıklamayı yapmak için bir nedenim daha vardı, Zohar’dayazıldığı gibi, “İnsan az da olsa saçmalıktan bile ders almalıdır” ve şöyle yazıldığı gibi, “ışık karanlığı geçtiği sürece.” Polonya’nın Varşova kentinde odama kapatılmış olarak zamanımı tamamladıktan sonra, etrafımın karanlığı ile yapacak bir şeyim kalmamışken, Kutsal Şehir olan Kudüs’e yerleşmekle kutsandım.

Ve orada insanların arasında yürüdüğümde, halkımın fakirliğini, akıllarının fakirliğini gördüm. Kalbimizin ve ruhumuzun özlemleriyle dalga geçip ayaklar altına aldıkları, Yaradan’ın adını, kanunlarını ve O’nun halkını hiç bir bilgelik, anlayış ve Kabala ilmiyle ilgili bilgileri olmaksızın karalayan aptalca kahkahaları geldi kulağıma, şehrin altındaki testilerin sesleri gibi. Daha çok, anlamsız ve ahlaksız, farklı kelime ve isimlerden bir karışımdı.

Yazılan metinlerin kutsal olduklarına tümüyle inanarak, Yaratılışın amacının üzerimizde tamamlanacağını boşa konuşuyorlar. Ve tam inançla yazılı metinleri çalışanların sayısı arttıkça Kral Mesih hemen gelecek, ki bununla tüm ıslah tamamlanacak ve başka bir şeye ihtiyaç yoktur.

Son olarak, aralarında meşhur olanlarla tanıştım, Ari’nin ve Zohar’ınyazılarını öğrenerek yıllarını aşındıran insanlarla. O kadar başarılıymışlar ki Ari’nin tüm yazılarında usta ve bilgi sahibi olmuşlar.

Topraklardaki en kutsal insanlar olarak biliniyorlar. Onlara konunun içselliğini edinmiş bir hocayla çalışıp çalışmadıklarını sordum. Şöyle cevap verdiler; “Yaradan korusun, hayır! Burada içsellik diye bir şey yoktur, sadece doğru yazılanlar, bize verildi ve Yaradan korusun daha fazlası değil.”

Onlara Kabalist Haim Vital’in konunun içselliğini edinip edinmediğini sordum. Şöyle cevap verdiler: “Elbette bizlerden fazlasını edinmedi.” Onlara sonra da Ari’nin kendisini sordum. Şöyle yanıt verdiler: “Elbette konunun içselliğini bizden daha fazla bilmiyordu, bildiklerini öğrencisi Kabalist Haim Vital’e aktardı ve bu şekilde ondan bizlerin eline geçti.”

Onlarla alay ettim: “Peki o zaman, eğer hiç bir anlayışı ve bilgeliği yok ise bu konular Ari’nin kalbinde nasıl oluştu?” Şöyle cevap verdiler: “Bu yazıların içeriğini Melek Elijah’dan (Cebrail) aldı ve o içselliği biliyordu, zira o bir melektir.” Bu cümleden sonra tüm gazabım üzerlerine boşaldı, zira onlarla olmakta sabrımın sonuna gelmiştim.

Ve bu zamanda bu ilimle ilgilenen herkeste bu hataların kökler bulduğunu görünce, onların söylediklerini duyan kulaklara eyvahlar olsun, “Evde kraliçeyi bile benim önümde zorlayacak mı?”

Kutsal Zohar, Hz. Musa’nın yazılarında içsel sırlar yoktur diyen günahkârların inkârlarına zaten derinden hüzünlüydü, Paraşat Vayerah’da yazıldığı gibi: “Hz. Musa bizlere efsane ve tarih hikâyeleri anlatmak için mi geldi? Bu tür hikâyeler diğer halklarda da var.” Bilgelerimiz onların (yazılı kaynaklarda manevi edinim yoktur diyenler) ekilenleri kökten söktüklerini söylediler, zira onlar sadece Malhut’u aldılar.

Zohar’da yazılanlarda her hangi bir bilgi ve ilim olduğunu inkâr eden bu günahkârların kültürü ve gerçeğin ilmi karşısında Zohar’ın yazarları ne derdi acaba? Işığın gerçek sırları için bu dünyada bilgelik veya algı yoktur diyorlar, ancak bunlar boş sözler. Bu yüzden Yüce Kutsallığı Kralın sarayına zorladılar. Yazıklar olsun, çünkü ruhlarına zarar verdiler.

Bilgelerimiz bu kutsal ilimin, Yaradan’ın önünde yas tuttuğunu yazıyorlar: “Oğulların beni eğlence yerlerindeki şarkılara çevirdiler.” Ancak bilgeliği bir şarkıyı andıracak hale bile getiremediler, sadece her hangi bir dinleyicide küçümseme ve öfke uyandıran korku dolu sözler kaldı.

Dahası, bütün bir inançla ibadet ettiklerini söyleyerek Phinehas gibi ödüllendirilmek isterler. Yazılar onlar için şöyle der: “Bu insanlar ne kadar yakınlaşsalar ve ağızları ve dudaklarıyla Beni onurlandırsalar da kalplerini Benden uzaklaştırdılar,” ve Birinci Tapınağın yıkılmasının nedeni budur.

Şeytan hâlâ aramızda dans ediyor, hem de tam olarak insanoğlunun ıslahı (Mesih’in) döneminde, Işığın sırlarının sonuna geldiğimiz zamanda. Ev Sahiplerinin Efendisinin coşkusu kemiklerimde susuzluğunu bastıramayacak bir ateş gibi geldi üzerime. Sırf bu yüzden, giysiyi ifşa etmek için uyandırıldım o kadar ki onlar erdemli olan halkta ilim olduğunu bilecekler.

Bu açıklamaya gelmemdeki en önemli nedenlerden biri bu olmuştur. Her amaç ve her hedefin bu kadar basit olduğunu görmelisiniz. Tüm akıl, zekâ ve birçok gerekli koşul hazırlık safhasında doğar, ta ki amaca ulaşana dek. Örneğin, kişi bir ev yapmak istediğinde tasarım, zanaat ve kalite ve odaların sayısı ve içinde neler olacağı hakkında akıl ve bilgi sahibi olmalıdır.

Nihai amaç sadece basit bir şeydir – orada yaşamak. “Adamın oturduğu ev zarafetine göredir” sözlerinin anlamı budur. Bu basit bir düşüncedir, her hangi bir kavram ve üretme olmaksızın, basit bir arzu.

İlimdeki tüm inceliklerin çoğunun gerçeğin huzurunda dökülecek olan hatalar olduğunu bilin. Bununla beraber, gerçeğin kendisi hiç bir akıl gerektirmeksizin basittir.

Bunda bir sır vardır, esasen bizleri Cennetteki Babamızdan ayıran demir bir duvar (bulunur): Yükseklikleri ve derinlikleri nedeniyle gizli olan şeyler vardır ve son derece incelikli olduklarından gizlenmiş şeyler vardır, havadaki sinekler gibi, görünmeyecek kadar incedirler.

O’nun Işığı o kadar Saf Işıktır ki, bir şeyin sadece küçük bir kısmını hisseden insan aklı tek kelimeyle algılamaz. Bu bakımdan, görmek için gerçek bir araç gerektiren küçük şeyler gibidir.

Böyle olmasının nedeni yüksekliğin tüm derinliği ve genişliğin tüm derinliği algılanmamasına rağmen, yine de yaklaşık bir şey algılayabilirsiniz. Ancak, belirgin olmayan şeyler, sanki hiç yokmuş gibidirler, zira kişi bunların en ufak parçasını bile edinemez.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,140