e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Son Nesil > Arayış ve Keşfetme

Arayış ve Keşfetme

Ben Ne Arıyorum?

Biz bir istekten, bir şeyin eksikliğinden maneviyatı göz önünde tutarak bir araştırmaya geldik. Bu, bizim emin olamadığımız “bir şey” ne? Basitçe söylersek, bir şeyleri atlamış olduğumuzu biliyoruz ve bizim bu eksikliği doldurmadaki arayışımızda olan başarısızlıklarımız bunu sadece daha da büyütmüş gibi gözüküyor.

Bir noktada, bu eksikliği fark edecek kadar şanslı olanlar için ki bu bizim dünyamızın hiçbir yerinde doldurulamaz, biz bir şekilde kendimizi bir kitabı kaldırırken, bir dersi dinlerken veya bir web sitesini karıştırırken bulduk, bu gizemli yoksunluğun adreslerini keşfettik.

İlk başta, araştırmamız bu gereğinden fazla bilgi içinde bağlantısız gözüktü, bizim eksikliğimiz ile ilişkisiz ve bir kural gibi, tamamen ve tam anlamıyla kafa karıştırıcı. Yine de aramızdan gerçekten ısrarlı olanlar, eksikliğin oldukça büyük olduğu kişiler, daha ve daha derinine araştırmaya devam etti. “Ben bütün bu bilgiden ne çıkarabilirim? Neden bu beni çekiyor? Bu bilginin içindeki ne benim bu eksikliği, bu ihtiyacı doldurmama yardım edecek, diğer bütün araştırmalarım nerede başarısız oldu?” Tabii ki, buradaki esas soru “Ben tam olarak ne arıyorum?”

Bu sorunun cevabı için olan ipucu bizim kendi deneyimlerimizde saklı çocuk ve ebeveyn olarak. Eğer çocuk olduğumuz zamanları düşünecek olursak, anında o, tek endişemizin hangi şekildeki oyunla günümüzü dolduracağımız harika günleri hatırlarız. Belki bisiklete binmek ve daha sonrasında genç dostlarımızla parkta buluşmak ve orada bizim seçimimizle olan oyunun harika oyuncaklarını keşfe çıkmak. Veya belki de ailemiz bizi özel bir yere götürmesi. Hangi çocuk hayvanat bahçesine ilk gezisini hatırlayamaz ki? Ondan sonra tekrar, belki sadece içeride kalırız ve onların bizim için aldıkları bazı oyunlar ve oyuncaklarla oynarız.

Ama eğer bu deneyimlerdeki hislerimizi aynı durumdaki çocuklarımızı izleyen ebeveynler olduğumuz zaman ki ile kıyaslarsak, her ne kadar oyuncaklar biraz değişmiş de olsa, bizim bakış açımız önemli ölçüde farklıdır. Biz çocuklarımız için bisiklete binmeyi bir egzersiz olarak görürüz ve içlerinde hapsedilmiş enerjiyi serbest bırakmanın bir yolu olarak. Biz onların parkta arkadaşlarıyla buluşmalarının ileride hayatlarında ihtiyaç duyacakları sosyal becerileri geliştirmenin bir yolu olduğunu düşünürüz. Hayvanat bahçesine yapılan bir ziyaret, daha keşfedilmemiş bütün bir dünya olduğuna dair harika bilgi sağlar. Ve evde oynadıkları o oyunlar ve oyuncaklar, okula başladıkları zaman için çok geniş yarar sağlayacakları kavrama yöntemlerini geliştirmeye yardım etmek için dikkatle seçilmiştir.

Bizim kendi çocukluğumuz ile ilgili hatıralarımız, eğlence dolu o günlerimizin perde arkasında olanları hatırlatan şeyler taşımaz. Her ne kadar o anıları, kendi kişisel gelişimimizde inanılmaz değerli rol oynayan o deneyimlerimizle bağdaştırsak bağdaştıralım. Çocuk olarak, biz sadece “eğlenmek” istedik, oynamak ve keyiflenmek – zevk almak. Ama bir anlığına durursak ve deneyimlediğimiz bu durumları ebeveyn olarak bildiklerimiz ile karşılaştırırsak, çocuk olarak yaptığımız her şeyin amacının bize doğruca bir yetişkin olmak için yardım etmekle ve yönlendirmekle dolu olduğunu fark ederiz.

Ama ya şimdi aynı durum hepimiz için şu anda da varsa, “yetişkin’’ halimizde? Biz bugün de temelde çocukken yaptığımız şeylerin aynısı yapmıyor muyuz? Kendimizi mutlu etmenin yollarını aramıyor muyuz, keyif veren her türlü şey ile kendimizi gün boyu doldurmayı? Eğer her gün karşılaştığımız sıkıntılara bakarsak çocukken yaşadığımız sıkıntılar ile aynılar, şu an için veya gelecek bir an için mutluluk yolları arayışı, biz aslında yıllar önce olduğumuz çocuktan farklı olmadığımızı fark etmeye başlarız.

Zevkin kabul edilmiş kaynakları bisiklete binmekten hoşlanmaktan sağlıklı olmaktan hoşlanmaya değişti, dostlarımızla parkta oynamaktan yetişkin dostlarımız ile çok seçenekli eğlencelerden hoşlanmaya değişti, hayvanat bahçesine bir geziden o harika tatillere ve o oyuncaklardan eğitimimiz ile oynadığımız ve bize yetişkin olarak hayatımızı kazandıran oyunlara. Tabii ki, yetişkinler öylesi “yetişkin’’ meselelerini çocuklarının ki ile aynı seviyede tutmazlar, ama günün sonunda, aslında aralarında fark yok.

Ama gelin, ilk olarak konuştuğumuz o eksikliğe geri dönelim, bizim arayışımıza ve soruşturmamıza başlamamıza neden olan şeye. Eğer çocuklarımızı ve onların gelişimini gözlemlersek, orada gelişmeye başlayan başka bir arzu daha görürüz. Bu genelde çocuklarımızın yetişkinleri birçok davranışta taklit etmeye başlaması ile kendini gösterir. İtfaiyecinin oğlu babasının botlarını ve itfaiye şapkasını giyebilir ve ondan sonra kendisi bir itfaiyeciymiş gibi oyunlar oynayabilir. Bir doktorun kızı, tıpkı doktor annesi gibi olmasına fırsat veren oyuncaklarla doldurulmuş kendi doktor oyuncak takımına sahip olabilir. Burada aslında olan şey çocuğun tamamen yeni bir arzu keşfetmeye başlamasıdır, yetişkin olma arzusu, büyümek isteği.

Tıpkı arzuların en önemlisini keşfetmeye başlayan o çocuk gibi, biz de bir arzu deneyimleriz, bu aynı şey için olan eksikliği. Şimdi olan bu eksiklik bizim her zamanki oyunlarımız ve oyuncaklarımız ile yetişkin uyarlamaları ile tamamlanamaz, oyuncakların ve oyunların getireceği keyif bu eksikliği dolduramaz. Bu arzu, tıpkı oyunların asıl amacını asla fark etmeden oyuncaklarla ve oyunlarla oynayan çocuğun zihinsel gelişimi gibi bize yabancı olan bir şey olmak zorunda.

Manevi bir bakış açısından bakarsak, hepimiz çocuğuz, bedeni hayatımız diye adlandırdığımız oyuncaklarımız ve oyunlarımız ile oynuyoruz, bize gelişmemizde yardımcı olan manevi ebeveynlerimizden tamamen habersiziz. Ama ne zaman kişi bu eksikliği hissetmeye başlarsa, doğumumuzdan beri orijinal olarak var olmayan eksikliği, o eksiklik bizim yetişkin “oyuncak ve oyunlarımız” ile tamamlanamaz, birey bir yetişkin –manevi olarak– büyüme arzusunu keşfetmeye başlamaktadır.

Bu ne anlama geliyor? Çocuk olarak, biz zevk alma arzusu ile doğduk. Basitçe bizim bütün bildiğimiz bu. Ve sürekli olarak bu arzuyu tamamlama yolları aradık. Ama şimdi ortaya çıkan, bu yeni arzu bir çocuğun içinde beliriyor, annesi veya babası gibi olma arzusu, büyüme isteği için olan arzusu, yetişkin olmak arzusu.

Yetişkin olarak bizler o zevk alma arzusu içinde kalırız ve bizim bütün davranışlarımız o an gelinceye kadar onun tarafından yönlendirilir, tıpkı çocuk gibi, biz de büyümek istediğimizi keşfederiz. Bize oyuncaklar ve oyunlar görünmeyen ebeveynimiz tarafından verilmiştir, manevi ebeveyn, bize gelişmemiz için yardım etmek için. Tıpkı görünmez ebeveynimiz gibi olmak istediğimizi keşfedeceğimiz zamana kadar, bizim hissettiklerimiz o gizemli ebeveynimizin yaptığını yapma arzusu – ihsan etmek. İhsan etmek adı verilen “manevi ebeveyn’’imizin bu niteliğine ulaşmanın gerçek bir yetişkin olmak olduğunu keşfederiz, manevi bir yetişkin. Ve ondan sonra, tıpkı bedeni bir yetişkin olma sürecine başlayan çocuk gibi, biz de manevi bir yetişkin olma sürecine başlarız. Gerçekte biz ne keşfettik? Biz gerçekte kim olduğumuzu ve var olmamız için olan gerçek amacı keşfettik.

Yazar: Michael R. Kellogg

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,276