e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Pesah Bayramı

2016 yılı derslerinden…

Pesah kaynaktır, anahtardır. Bizler şayet bunu anlayabilirsek, o zaman artakalan her şeyin neticesi, ”Mısır’dan çıkışın hatırasıdır”.

PESAH’ın Tanımı

PESAH, sürgünden kurtuluşa yükselmektir. Bayramın anlattıklarının tümü budur. Kişi yükseldiği zaman ne olur? İhsan etme, başkalarını sevme niteliği açılır. “Dostunu kendin gibi sev’’ Tora’ nın en yüce kuralıdır.

PESAH “atlamak’’ geçiş demek. Bizler realiteye beş duyumuz vasıtasıyla, gözüktüğü gibi bakarsak; görmek, duymak, koklamak, dokunmak ve tatmak duyularından, manevi Partsuf’u, ruh vasıtasıyla görmeye başlıyoruz. İhsan etme ve sevgi niteliği vasıtasıyla ve bu kendi aramızdaki bağda ifade bulur. Bizler kendi aramızda bağ kurduğumuz zaman mümkün olduğunca kendimizi gruba pasifize ederek, tek adam tek kalpte bağ kuruyoruz. Bu tek kalp vasıtasıyla, kendi doğamızın üzerinde olan gerçek realiteyi hissediyoruz. Bu yüzden, yaşamı kendi mevcut doğamızın içinde yaşamaktan, diğer doğaya “ihsan etme’’ye geçişi yaşıyoruz. Çoğunda sahip olduğu reddediş ve nefret yerine “ihsan etme ve sevgi’’ye geçişe PESAH adı verilir.

[1 2016 Nisan Sabah Dersi]

Sürgünü hissedebilmek, seviyemizin dışına adım atabilmek için Pesah bayramı haftasına başlıyoruz. O kadar çok çaba harcayacağız ki, bunu devam ettirebilmemiz mümkün olamayacak ve bizler onun dışına çıkabileceğiz. Bu mümkündür. Bizim birçok dersimiz, çalışmamız, çalıştaylarımız mevcut olup, aynı zamanda Pesah Seder’imiz de vardır. Bunun sonrasında ise bizim uykusuz geçen bir gecemiz, Mısır’dan çıkış gecesi mevcuttur. Bu yedinci gece, Pesah’ın sonudur. Bizim yeterli zamanımız olduğunu düşünüyorum. Sanki yeterli zaman hiç yokmuş gibidir ama kalplerimizin birlikte olabilmesi için amaca uygun şekilde hareket edebilmemize ilişkin zamanımız vardır. Çünkü bütün Pesah, Yakup’un oğullarının birleşmek istememeleri yüzünden çıkan münakaşa ile başlar. Yusuf’un onları, bağ kurması için bir araya getirmek istediği ve onların bunu istemedikleri, bu sebeple de sürgüne girdikleri zamana ilişkindir.

[8 Nisan 2016 Sabah Dersi Son Bölüm]

 

“Mısır’ın içine giriş’’, “Mısır’dan çıkış’’ ve “Mısır’daki sürgün’’

Rabbi Yoşhi Benkisma’ nın yaptığı gibi. Neslin en yücesiydi. Bu onu öğrencileriyle bağ kurmada durdurmadı. Bu şekilde gerçek derecesini buldu. Çünkü maneviyatta değişim yok. Değişimin hepsi kişiye göre oluyor. Rabbi Yoşhi, öğrencilerini o derecede görmek istediği için, o derecede hissetti onları. Daha ifşa olmamış, gelecekte bir dereceydi onun için. Ama Tora’da, maneviyatta zaman yok. Onlarla bağ kurarak, onlara pasifize olarak aynı dereceye ulaştı. Bu bizim içinde geçerli. Şu anda maneviyatta olmasak da daha çok dünyevi çaba sarf ederek şu anda birlikte olduğumuz kişiler bizi etkiler. Aslında bu kişiye ve göstereceği çabaya bağlıdır. Kişi giderek kendi bireysel safhasını öğrenir ki; bu karşılıklı Arvut da gerçekten de, safhaya neyin bağlı olduğunu yavaş yavaş anlar. Özellikle kişinin içinde ifşa olur. Kişi, niteliklerini almaktan ihsan etmeye değiştirdiği zaman, anında bir sonraki üst dünyayı cennetin bahçesini, içindeki tüm dereceleri ihsan etme niteliklerini keşfeder. Buna “Cennetin bahçesi” ya da “cennet’’ denir. Ve buradaki nitelikler, kurallar mevcut safhaya ulaşmamız için hayvansal hislerimizle, beş duyumuz ve dünyevi doyumlarla içinden geçtiğimiz safhalar, her gün içinden geçtiğimiz safhaları, kendi aramızda kurduğumuz bağa geçirmemiz lazım. Tüm bu geçişlere “Mısır’ın içine giriş’’, “Mısır’dan çıkış’’ ve “Mısır’daki sürgün’’ adı verilir.

[1 Nisan Sabah Dersi]

Dr.Michael Laitman Blog ve Web Site Yazıları

Mısır Karanlığından Kaçış

Soru: Pesah, Pesah Sederi (düzen) gecesi ile başlar- birçok ayrıntıyla dolu bir kutlama. Gece neyi simgeler ?

Cevap: Seder, Mısır’dan çıkışın düzeni, kişinin kendi bencilliğini kırabilmesine ve bunun üzerine yükselebilmesine ilişkin hareketin rotası ve sonrasında Omer’i (Sefirat Omer) sayma günlerinde buna geriye dönmesi, bütün bencilce arzularını düzeltmesi adına bunu yapmasıdır.

Soru: Ben eğer sizin torununuz olsaydım, Pesah bayramının ışığı içinde bana nasıl bir tavsiyede bulunurdunuz ?

Cevap: Egonuzu nasıl kırabileceğinizi öğreniniz.

Soru: Ama egoma ilişkin yanlış olan şey nedir ?

Cevap: Sizin tüm yaşamınızı o gölgeler ve sizin onu terk etmeniz ve ondan kaçmanız gerekir. Siz bunu nasıl yapabileceğinizi öğrenemezseniz eğer, ondan kaçabilmenizi size öğretecek darbeleri alacaksınız ama bu çok zor, acı ve uzun bir çalışmadır.

Soru: Ego nedir?

Cevap: Ego, diğer insanlara yönelik kötü tutumunuzdur. Siz günde on kez yemek yiyebilirsiniz, bir aile ve çocuklara sahip olabilir, kendiniz için bir saray inşa edebilir ve milyarder olabilirsiniz- bu ego olarak sayılmaz. Ego, sizin gibi olan bir kişiyi, ona zarar verecek şekilde, onun üzerine yükselebilmek için, onu bastırabilmek için kullanmanız anlamına gelir. Egonun ölçüsü yalnızca, başkalarının nasıl kötü şekilde kullanıldığına ilişkin niceliğe göre tespit edilir.

Soru: ”Pesah Sederi gecesi” nedir ?

Cevap: ”Pesah Sederi gecesi” bir kırılma, diğerlerini kötüye kullanmaktan kaçmaktır. Bu gece bizim Mısır karanlığının içerisinde yaşama geldiğimizi ve egomuz yüzünden darbeler aldığımızı temsil eder. İçimizdeki Firavun, darbelerin içinden geçer.

Bedeninizin darbeler, hastalıklar, hayal kırıklıklarına maruz kaldığını, çocuklarla, ailelerle, akrabalarla, ebeveyn ve torunlar ve mevcut olan her şey ile alakalı problemler yaşadığını hayal ediniz. Kötü Firavun, örneğin, doğanız o kadar çok ıstırap içinde olur ki, ondan kaçmayı istersiniz: ”Öyle bir yaşama sahip olmak yerine, ölmek daha iyidir !”. Bu bir Mısır karanlığıdır.

Aniden bu karanlığın içinden, bu karanlığın üzerine yükselebileceğimize ilişkin hakikat ifşa olur- ve sonrasında ben kaçarım. Ben aceleyle kaçarım ve hiçbir şey beni ilgilendirmez. Bu Mısır’dan kaçıştır. Bizim kutladığımız şey, budur: çıkışın gerçeği, bir iğnenin deliği gibi, bize doğru açılmıştır ve onun içerisinden, bizler oradan kaçabiliriz. Öyle güç bir şeydir ki !

Fakat bizler bu zor yaşamla karşılaşırız, nitekim düşünürüz, anlarız ve çalışma yaparız ve sonrasında küçük bir birimin içerisindeki büyük kötülüğün farkına varırız. Buna benzer şekilde, insanlar sigara içmenin zararlarına ilişkin seminerleri dinlerler ve kendilerini zehirlememeleri ve çeşitli hastalıklara yakalanmamaları gerektiğinin farkına varırlar; onlar bu kötülüğü önceden fark ederler ve kaçarlar. Bizler de aynı şeyi ”Mısır” ile yapabiliriz. Eğer yapamazsak, o zaman yaşamımızın mutlak karanlık içinde olduğunu hissederiz; özellikle de İsrail insanları..

Haydi kendimizi araştıralım ve egomuzun idaresi altında olduğumuzu ifşa edelim. Buna ”Firavun” adı verilir ve bu sebeple, bizler şayet buna uymaya devam edersek, iyi bir yaşamımız olmayacaktır. Bundan kaçmamız gerektiğine mümkün olduğu kadar çabuk şekilde karar verelim; her birimizin içerisinde mevcut olan Firavun gücünden, egomuzun gücünden, en azından ondan kopmaya ilişkin kaçışa..

Bizler şayet bu kararı birlikte kabullenebilirsek, o zaman bu bizim için çok kolay olacaktır. Çünkü bütün insanlar Mısır’dan çıkar. Haydi ortak anlaşmaya varalım, bu kaçışı yapalım ve birbirimize yönelik bu kötü tutumun üzerine yükselelim. O zaman ülke içindeki yaşamımız tamamıyla farklı bir hale dönüşecektir. Mutlu bir Pesah zamanı geçiriniz!

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]   http://laitman.info.tr/2016/04/misir-karanligindan-kacis/

Farklı Bakış Açılarına Göre Pesah

Soru: Bizim dünyamız ve Pesah hakkında Kabala bakış açısından yapılan açıklamalar ile çocukluğumuzdan itibaren öğrenmiş olduğumuz malum açıklamalar arasındaki fark nedir ?

Cevap: Birçok seviyede onun içerisindeki hakikat, varoluş, evrim, gelişim ve içindeki amaç anlatılır. Bizler Pesah hakkında konuştuğumuzda, örneğin, bizler şunlar hakkında konuşabiliriz :

  1. Ulusumuzun Mısır’da geçirdiği tarihi kölelik devri.
  2. Kişinin Mısır’daki egosuna ilişkin, Firavun’una yönelik köleliği .
  3. Yaratılmış olan canlı varlığın, arzunun, Işığın etkisi altında, Yaradan’ın, karanlığın, Mısır’ın ve Firavun’un etkisi altındaki gelişimi.
  4. Bizler aynı zamanda değişik seviyeler hakkında konuşabiliriz:
    1. Dilimizde Mitsvot (sevaplar, emirler) olarak adlandırılan ritüellerin kurallara uygun şekilde yerine getirilmesi.
    2. ”Dostunu kendin gibi sev” emrinin psikolojik açıdan yerine getirilmesi ve bunun Yaradan’ın genel emri ve düzeni olarak ele alınması, aynı zamanda da tüm diğer emirleri ve öngörülen düzeni de dahil etmek, Tora’da bahsedildiği gibi : ”dostunu kendin gibi sev” olarak Tora’da geçen yüce kuralda olduğu gibi.
  • Üst Işığın Kabala tanımıyla, dünyalar üzerinde ve onların vasıtasıyla gelişimin değişik safhalarından geçen ruhların üzerindeki etkisi ve onların manevi ıslahı.

 

  1. http://laitman.info.tr/2016/04/farkli-bakis-acilarina-gore-pesah/

Arzularımızın Egemenliğinden Kaçış

Pesah (Hamursuz) Bayramı, egomuzdan toplu bir göçtür. Egomuz bizi “bu dünya” denilen bir kapsülün içinde kilitler ve dış gerçekliği görmemizi engeller. Bu cehennemden kurtulmak için, yukarıdan Hohma Işığı’nı çizerek bir sünnet gerçekleştirmeliyiz. Bu keskin bir bıçak gibi davranır ve şuanda düzeltilemez en büyük egoistik arzularımızı ortadan kaldırır. Bize kendimizi onlardan kurtarmak ve onları kullanmamak için fırsat verildi, özünde özgür olma!

“Kendi ülkemizde özgür insanlar” olmanın anlamı ( “ülke” kelimesi İbranicede “arzu” kelimesinden gelir) arzularımızın egemenliğinden kaçmaktır. Ne zaman arzularımızdan arınmış, özgür olursak ve bunun üzerine çıkabilirsek, Mısır’dan göç etmeye hazırızdır.

Biz daha sonra Mısır (Mitzrayim – Mitzra, kötülüğün yoğunlaşması) dışında kötü eğilimimizden (Yetzer HaRa) çıkarız, özgürlüğe doğru. Arzularımızın kölesi olmuşuzdur, biz şimdi kölelikten çıkar ve bunlardan özgür oluruz, anlamı; bunları egoistçe kullanmayı reddetmektir.

Halen bizler egomuzun içinde boğulmaktayız. Kendimiz için alma arzusu içindeyiz ve bu dünyanın içine gömülmüşüz. Her türlü problemler ve arzuların dalgalarına maruz kalıyoruz. Aniden bu dünyanın, bu hayatın üzerine yükselmek ve manevi hayatı hissetmek için güçlü bir istek duyarız.

Bu bizim bedensel arzularımızı tümüyle terk etmek anlamına gelmez. Daha doğrusu Zohar Kitabı’nın yardımıyla, arzularımızın üzerinde yükselme gücünü edinir ve onların üstünde ustalaşırız. Yükseldiğimiz anda, kapana kısıldığımız kapsül ile bu dünyanın algısını hissetmeyi durdururuz ve manevi dünyayı hissetmeye başlarız. Mısır’dan göçün gerçek anlamı budur.

http://laitman.com/2010/03/escaping-the-rule-of-our-desire/

Pesah: Nefretten Sevgiye

Soru: Pesah Bayramı’ndan önce, biz evi mayalı hamurdan (Chametz) arındırıyoruz ve daha sonra onu yakıyoruz. Chametz yakma töreni neyi sembolize eder?

Cevap: Mayalı ekmeğin yakılması yani benim kötü, başkalarına karşı egoistik tutumum, herkesi kullanmam, herkesi bastırmam, onlara hükmetmem, bunların hepsini bu dünyadan kaldırıyorum böylece artık hayatımda da yoklar anlamına gelir.

Bu karar bir zorunluluktur! Eğer hepimiz birbirimize destek olursak, o zaman biz gerçekten onun için hazırızdır. Yazılmış olduğu gibi “ İnsan komşusuna yardım etmeli.” O zaman öyle bir koşula geliriz ki bütün yanlış bağlarımızı yakarız. Arkamızda hiçbir şey yok. Bizler, yeni dünyaya girişin önünde duruyoruz ve Kızıldeniz’i geçiyoruz.

Bu geçiş, nefret engelinden, başkalarını sevmeye geçiş diye adlandırılır.

O sevgi değildir henüz ama başkalarına karşı iyi bir tutumun başlangıcıdır.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]   http://laitman.com/2015/04/pesach-from-hatred-to-love/

Her Şey Pesah İle Başlar

Şu anda biz, insanlığın hayata, kendisine, gelişmesine yönelik hedeflerine karşı tavrını değiştirme ihtiyacıyla karşı karşıya geldiği bir koşuldayız. İnsanlık, hayatta bir amaç olduğunu fark etmek zorunda ve doğa bunu başarmamız için bize rehberlik eder.

Biz, karşılıklı anlayışa, yardımseverliğe ulaşmaya ve bizim uygunluğumuz derecesinde sakin bir varoluşa, bize rehberlik eden planla ilerleyeceğiz.

Ulaşmamız gereken hedef, bu dünyanın üzerinde, yaşam ve ölümün ötesindedir. Neticede, biz ölümsüzlüğün seviyesine geçeceğiz. Bu dünya yavaş yavaş yok olacak ve biz tamamen yeni bir boyuta gireceğiz. Bu arada, günümüzde bütün dünyevi bilimler bu gerçeği onaylamakta. Biz konuştuğumuz gibi bu sürece doğru gidiyoruz.

Her şey Pesah ile başlar. Yani egoizmimizin üzerine yükselme yeteneğine sahip olduğumuzu fark ettiğimiz zaman ve biz “Komşunu kendin gibi sev” kuralını, karşılıklı gözeterek birliğe geçeriz ya da en azından “Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyi, başkalarına yapma.” kuralına uyarak. Diğer bir değişle, kardeş gibi hissedip ve karşılıklı garantiyi koruduğumuz zaman. Bu bayram, egodan çıkmanın mümkün olduğunun farkına varılmasıyla ilgilidir.

Ne zaman kişi “Mısır’ı terk eder” ve bir sonraki dereceye yükselir, kişi mutlak kötülük olarak gördüğü önceki koşulu doğru şekilde nasıl kullanabileceğini açıkça görür. Bu, mademki özlemimiz Musa’nın noktası, onun zirvesine yükselmek, bütün insan özellikleri “dağın etrafında durduğunda” Sina Dağı’nın eteğinde edinim gerçekleşir denilmesinin nedenini açıklar.

Sina Dağı, büyük bir egoizmi temsil eder ve o Dağın etrafında toplanmış tüm ulusu, bizi, niteliklerimizin üstüne yükseltmek için kesinlikle gereklidir.

İnsanlığın ilerleyişinin en son hedefi, Yaradan ve Musa’nın bulunduğu, Dağın zirvesine ulaşmaktır.

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.com/2015/04/everything-starts-with-pesach/

Pesah Geleceğin Hatırlatıcısıdır

Pesah sadece geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de bize hatırlatır.

Çok eskiden beri, Pesah gecesi, Yahudi ailelerini bayram masası etrafında birleştirmiştir. Bayram, ayrıntılı olarak yazıldığından henüz şekilciliğe yabancıdır ve o Mısır köleliğinden çıkışın telaşsız törenini canlandırır.

Ama eğer Mısır’dan çıktıysak o zaman neden tekrar tekrar yapıyoruz : “Bu yıl köleyiz, gelecek yıl özgür olacağız ?”

Bizim yararlandığımız kaynaklar, bilinen olaylar ve iniş-çıkışların ardındaki koşuldur. Orada bir üst bilgi daha vardır ki o ancak insan ilişkileriyle ilgidir, öyle çok fazla tarihle ilgili değildir. Daha doğrusu o, Yahudi halkının ulaştığı birlik ve karşılıklı anlayışa, sadece Yahudi haklı değil, özellikle bugün bütün insanlık için gerekli olduğuyla ilgilidir.

http://laitman.info.tr/2015/04/pesah-gelecegin-hatirlaticisidir/

Pesah Bize Ayrılma İçin Neden Olmadığını Gösterir

İbrahim’in grubu Kenan topraklarına taşındı. Ego, ondan sonra bir nesilden diğerine büyüdü. Ama esas konu, genel bağlantıyı, manevi kardeşliği (birliği) sağlamaktı.

Daha sonra, anlaşmazlıklar ve çatışmalar öyle bir ölçüde büyüdü ki, Yakup’un oğulları, kardeşleri bile onların üstesinden gelemedi. Bu süreç, Tora’da kıtlığın başlangıcı olarak betimlenmiştir. Kardeşler Mısır’da (Mitzrayim) Yusuf’u köle olarak satar, ki bu kişinin kötü doğasını sembolize eder (Yetzer-Ra). Onlar kardeş sevgisi seviyesinden düştükleri zaman kendilerini egonun, Firavun’un egemenliği altında buldular.

İlk başta bu hakimiyet iyiydi: Firavun, Yusuf’u yükseltti ve yaşam farklı zevkler doluydu ama sonra işler değişti ve insanlar maddi (bedensel) kazançların ve zevklerin, hayatta her şey olmadığını hissetmeye başladı. Onlar manevi bağ için eksiklik hissettiler ki Firavun, elbette buna itiraz etti ve direndi.

Artık egonun bütün çabaları, bir parça içsel bağı korumada bile onlara izin vermemekti.

Hiç bir çıkış yolu yokmuş gibi göründü ama aslında umutsuzluğun yarattığı güç onları birliğe getirdi. Musa; O, Firavun’un evinde büyüdü, ego, ve bu nedenle Mısır Kralına karşı koymaya hazırdı. Bu belirti, ki muhafaza edilen Yahudi ruhunun özüdür, her birimizin içinde yaşar. Bu geneldir, birleşmiş bir dünya perspektifini kapsar, orada ayrılma için neden yoktur.

http://laitman.com/2015/04/passover-shows-us-there-is-no-room-for-separation/

Pesah: Maneviyat İçindeki Kardeşler

Yahudi ulusunun temeli etnik değil, daha ziyade ideolojik bir temeldir. Bizler geriye dönerek başlamak zorundayız, asırlar öncesinden, insanlığın eski Babil’de toplandığı ve halkın basit ama kardeşçe bir hayat yaşadığı zamana. Ancak çatışmaların başladığı öyle bir zaman geldi ki yakın ve dost olmaya alışık komşular birbirlerinden şüphe etmeye başladılar ve gitgide yabancılaştılar.

Bizim zamanımızın perspektifinden bu durumu bir düşünün; Komşunun çimenleri daha yeşil,

son model bir çamaşır makinesine sahip ve dün evine yeni bir buzdolabı teslim edilirken gördüm, eşi her gün yeni bir elbise giydiğinden beri benim eşimin gözünde bir diken gibidir. Onun çocukları saygısızdır ve dahası o şimdi benim köpeğime küçümsemeyle bakan iki yeni safkan köpeğe sahip.

Kısacası, ego eski Babil’de büyüdü ve insanlar kendilerini tek bir ulusmuş gibi hissetmeyi kestiler. Bu sanki onların farklı dilleri konuşmaya başlamış olması gibidir.

Sonra, büyük bir bilge olan İbrahim, olup bitenlerin içsel niteliğini keşfetti ve anlaşmazlığa gerçek bir çözüm buldu. O, onların aralarındaki sıcak ve dostane ilişkinin büyümesini sağlamak için, onların egonun üstesinden gelmek zorunda olduklarını keşfetti.

Fakat çoğunluk bu yaklaşımı kabul etmedi ve o genel bir parçalanmayla sona erdi. Kabileler ve kavimler dünyanın her yerine dağıldılar.

Çok azı İbrahim’i takip etti, Yahudi ulusu ve Yahudi halkı için temelleri atmış olanlar da onlardır. Onlar sürekli büyüyen egoya rağmen bir toplum kurdular, birbirlerine yakınlık hissini ve aralarındaki sıcak aile ilişkisini korudular.

http://laitman.com/2015/04/pesach-brothers-in-spirit/

Pesah Ve Göç Gecesi

Kişinin ve ulusun içinde Musa’nın niteliğinin olgunlaşması, bizi Firavun’la doğrudan bir çatışmaya götürür. Tora bu koşulları Mısır’ın on vebası olarak tanımlar, egonun on vebası, “İnsanlarımı serbest bırak” talebiyle. İnsanlar güçsüzlüğün arka planında ve aynı zamanda özgürlük fırsatına umutsuzca bir ihtiyaç geliştirdi.

Haggadah bize bu sonsuz (yaratılış) geceyi anlatır: “Bu gece diğer bütün gecelerden nasıl farklıdır?” Mısır’da biz kendimizi sevme bataklığından çıkmak zorunda kaldık ve hızlıca döndük ve henüz birlik olma için herhangi bir gücümüz olmadan fakat kaçışın gücüyle hızlıca yukarı hareket ettik.

Herkes zulümden, iç çatışmalar ve anlaşmazlıklardan kaçmaya çalışır. Böylece başladığımız şeyi tamamlayabileceğimiz Sina Dağı’na ulaşana kadar, kendimizi Mısır’dan daha uzakta buluruz.

Bu Firavun’un, egonun, bizi nasıl sevginin yeni bir seviyesine ittiğidir. Sonunda insanlığın tamamı bu seviyeye yükselmek zorunda kalacak, ama bunu yapan ilk bizleriz. O İsrail ulusunun laboratuarıdır, onun varoluşunda önemli bir safhadır.

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-ve-goc-gecesi/

Pesah Bayramı’nın Anlamı

Pesah (Hamursuz) Bayramı, Pe-sach (atlama veya seçim) anlamına gelir. Kişinin tüm egoizminden sadece düzeltilebilir ve başkalarının yararına ihsan etmek için kullanılan bu niteliklerin seçilmesi.

Kişi ne zaman bütün dünyada tek kötü şeyin kendi doğası olduğuna ikna olur ki bu kişiyi ve diğerlerini yok eder, o zaman sadece tek bir şey istediği sonucuna varır.- O’nun içindeki bu kötülükten kurtulmak!

O bunu yapmaya çalıştığında ( Sadece bu konuda konuşan Kabalistik metinler üzerinde, kötülüğün üzerine yükselmeye gayret eden bir grupla çalışarak) egoizminin üzerine yükselemeyeceğini fark eder. Anlar ki gerekli olan, egoizminden çıkması ve umutsuz olduğunu ve kendi başına bunu yapamayacağını idrak etmesidir, Yaradan’a bir iç haykırışa gelmesidir, bunu yaratan Tek’e. Ve bu zaman ise egoizmden kurtuluş gelir!

Yani, bu kurtuluşun, bu bayram boyunca onu isteyen herkese olmasına izin verin!

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-bayraminin-anlami/

Uçurum Üzerine Bir Adım

Pesah, birlik dışında ve nefrete rağmen doğmuş olan, İsrail ulusunun doğuşunu sembolize eder. Biz bölünmüş ve ayrılmış olduğumuz sürece, bir ulus değiliz ancak sürgündeyiz. Sadece aramızda iyi bir bağ ve birlik bizi bir topluluk yapar ki ona haklı olarak “İsrail” denir.

Bu yükseliş için hazırlık yaparken, evlerimizi temizleriz ve anlaşmazlıklardan, bölünmüş olmaktan uzaklaşırız. Seder, bizim bozulmuş karşılıklı bağlarımızın yenilenmesinin düzenini sembolize eder.

Kendimizi bu egoistik mayamızdan kurtardığımız zaman, 7 gün boyunca, Mısır’da tatsız olarak algılanmış olan, bizim karşılıklı ihsan etme seviyesine yükselişimizin sembolü olarak, Matzo (mayasız ekmek) yeriz. Biz bu yola ayrılığın köleleri olarak, doğamızın köleleri olarak başlarız ve özgür insanlar olarak, yeni doğmuş ve tek ulus olarak yolculuğu tamamlarız.

Artık, nerede yaşarsak yaşayalım, bizi ayıran değerlere tapınmaktan vazgeçmek zorunda olduğumuza hiç şaşırmamalıyız. Pesah, bizim anlaşmazlıklar “üzerine adım”ımızı ve sevgi seviyesi yönünde ayrılmamızı temsil ettiği için, her türlü arzu Mısır’dan göçün bir safhası haline gelir.

http://laitman.com/2015/04/pesach-a-step-over-the-abyss/

Pesah Herkese Bir Örnektir

Biz bütün dünyaya yardımcı olabilecek bir araca sahibiz. Ne zaman Mısır’dan, karşılıklı kin ve nefretten çıkarız, biz gerçek insani karşılıklı bağın, tüm sorunları çözdüğünü göreceğiz.

Bu nedenle bugün, İbrahim’in yöntemine her yerde ihtiyaç vardır. Bu mevcut ihtiyaçtır ve eğer biz, İsrail ulusu, bunu yerine getirmez ve insanlığa sunmazsak, bizim üstümüzdeki baskı artacaktır. Çünkü dünya bilinçaltında, mutluluğun anahtarını onlardan gizlediğimizi hissediyor.

Ama biz yapmamız gerekeni yapar ve iyi örnek oluşturursak, dünya onu minnet ve saygıyla alacaktır. Genel olarak, dünyanın bizden beklediği tam olarak budur.

Ben tüm arkadaşlarıma birliğin ve bağın bayramını diliyorum!

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-herkese-bir-ornektir/

Nefret Kelepçelerinden Özgürlük Bayramına

Kısa süre önce Purim’i kutladık ve şimdi Pesah yaklaşıyor bile.

İsrail halkının bütün bayramları, aramızda olması gereken birleşme ve bağı sembolize eder; onlar sadece bunun farklı düzeylerini, farklı güçlerini belirtmiştir.

İsrail’in bütün tarihinde en güçlü bağa, Purim’de ulaşılmıştır. Ve biz aramızdaki bağa, ilk kez Pesah’da ulaşırız, Mısır’da kölelikten özgürlüğe varışın bayramı.

Özgürlük; egomuzdan, başkalarına karşı duyulan asılsız nefretten, reddetmekten, birbirimizi sokakta kesmek ya da çıkarlarımızın çatıştığı başka durumlarda aramızda ortaya çıkan böyle çirkin tutumlardan kurtulmak olarak bilinir.

Birliğe ulaşmayı ve kötü doğamıza hükmetmeyi başardığımız zaman, tüm hayatımızı da düzeltebileceğimizi anlarız. Konutun ve gıdanın fiyatlarını düşürebiliriz, ailesel ilişkileri düzeltebiliriz, şehirlerimizi temiz bir hale getirebiliriz ve okullarımızdaki şiddeti durdurabiliriz.

Buna Mısır’dan göç, sürgünden çıkış denir. Egomuzun içinde boğuluruz ve daha fazla bir şey duymak istemeyiz. Ama aniden anlarız ki aramızda iyi ilişkiler kurmak, yakın olmak mümkündür. Sadece mümkün değil açıkça gereklidir, çünkü artık böyle devam etmek imkânsızdır.

Geçen seçimden önce bütün partiler, her alanda hayatlarımıza özen göstereceklerine söz verdiler. Ama aslında, Kabala İlmine göre, bütün farklılıkların üzerine yükselmedikçe ve biz onların üzerinde bağa gelmedikçe, hiç kimse başarılı olamayacaktır. Atasözünde şöyle yazılmıştır: “…sevgi bütün günahları örter.” Kişisel çıkarlarımızla ilgilenmez, birlik olmaya başlarsak, o zaman birliğin bu yeni formu hayatlarımızı etkilemeye başlayacaktır.

Pesah Bayramı ve Mısır’dan göçün hikâyesi mecazidir; insanlar arasındaki bencil tutum ve davranışlardan ayrılmayı ve daha yüce bir tutum ve davranışların oluşmasına işaret eder. Bu durum içimizdeki Firavun’dan, bize hâkim olan egodan özgürleşmemizdir. Eğer biz onun kontrolünden çıkar ve başkalarını sevebilirsek, buna özgürlük, kurtuluş denir. Ve Mısır’dan göçten sonra ve çölde dolaşırken, İsrail halkı Sina Dağı’na ulaşır ve Tora’yı alır. Onlara, tek kalp tek adam olmaya, Arvut (karşılıklı garanti) içinde, birlik içinde, “dostunu kendin gibi sev” koşulunda yaşamaya hazır olup olmadıklarını soruldu. Buna kurtuluş denir, bizim bağ ve birliğimizin içinde keşfettiğimiz, doğadaki gizli, benzersiz güç ile kurtuluruz.

[Israil 103 FM Radyo Programından, 15/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/nefret-kelepcelerinden-ozgurluk-bayramina/

Oğlunuza Ve Herkese Anlatın

Soru: Pesah’ın başlaması onuruna, bayram yemeği sırasında çocuklarımıza, Yahudilerin Mısır’dan göçü hakkında bahsetmemiz gerektiği söylendi. Tam olarak onlara ne anlatmalıyız? Bilmeleri gereken en önemli şey nedir?

Cevap: Her şeyden önce, çocuklarla büyükler arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. “Oğluna anlat” denmiştir, bu kim bu şeyleri bilmiyor ve onları öğrenmek istiyorsa bizim oğlumuz gibidir anlamındadır.

Herkes anlamalıdır, “göç” ne anlama gelir ve o kurtuluştan nasıl farklıdır. Biz hala sürgün koşulunda olduğumuzu ve kurtuluşu aramaya devam edip etmediğimizi bilmeliyiz.

Sürgün, kurutuluşun zıttı olan bir durumdur. Onlar iki karşıt içsel duyguyu temsil eder, şimdiye dek, bizler içimizdeki bu duyguları tanımlamaktan bile aciziz.

Mısır’dan bahsederken… O, Yahudiler için çok kötü müydü? İlk başta, onlar yiyeceklerin bolluğundan ve “kral hayatı” sürmekten zevk aldılar. Firavun onlara çok iyi davrandı, o gerçek bir cennetti. Neden hepsi birden bire yedi yıllık doymayla, yedi yıllık kıtlık yer değiştirince, Yahudiler sürgünde olduklarını kabul ettiler?

İnsanlar yaşam amacını kaybettiler. Kişi neden yaşadığını anlamaz oldu. Bugün pek çok insan aynı şeyi itiraf edebilir; “ Neden yaşadığımı bilmiyorum. Bu yaşamımı o derece zehirliyor ki ben hayatta kalmak istemiyorum.”

İnsanlar umutsuzluktan, terörist olmayı seçiyor, hayatlarındaki ışığın arayışı içinde. Yaşamaya değer bir ideal arıyorlar. İdealleriyle uyuşmayan şeylerle mücadele etmek, kendilerini düşmanı yenen kahramanlar olarak hissetmelerini sağlıyor. Bu his onların hayatlarını anlamlı hale getirir; aksi takdirde kendilerini ölü hissederler.

Günümüzde birçok kişi hayatın anlamını bulma ile ilgileniyor. Yaşamsal amaç olmadan, varoluşumuz tadını kaybeder ve ölüm bile bize böyle bir hayattan daha iyi görünür. Mısır’ın et ve sarımsak bolluğu artık tatmin etmez.

Mısır, insan arzularının her türünü karşıladı; yemek, seks, aile, para, güç ve bilgi. O herkes için bir cennet oldu ve Yahudiler tüm Mısır nüfusunun en saygını ve zengini idi. Peki, neleri eksikti? Sadece, hayatın amacı! Bu tür Sorular kişinin içinde uyandığı zaman, yaşam hissini zehirler. Altın bir kafeste yaşıyor ve onun dışına çıkmamız mümkün değil gibi hissederiz.

Bu “kölelik” denen şeydir. Müreffeh hayatımız bizi boğar ve öldürür. Eğer varoluşumuz “doyumlu” olmazsa, bundan kaçma arzumuz da haklı olur. Ancak egoizmimiz, rahat bir hayatı reddetmemiz için bize izin vermez.

Egomuz Mısır’a ait hayattan zevk alır. Aynı zamanda şu Soruyla da tahrik ediliriz: “Neden yaşıyoruz? Biz insan mıyız yoksa sadece hayvan mı?” Günümüzde, dünyada olup biten budur.

İyi bir hayat yaşamak için gereken her şeyi sağlayabiliriz ama sahip olduğumuz her şey acı ile ıslanmıştır. Hayatın özüne dair Soru, sıradan maddi çıkarlardan çok daha önemlidir. Bu bizi dağın tepesinden uçuruma atar. Böylece bizim bütün karanlığımızı tanımamızı sağlar.

Modern dünyada ve bilhassa daha genç kuşaklar arasında çok yaygındır. Bizi kendi egemenliği altında tutan ve gitmemize izin vermeyen egoizmimizin içinde, sürgünde olduğumuzu algılamaya başlarız. Bu koşul “Mısırlı köle” olarak adlandırılır. Kendimizi ondan kurtarmamız gerekir.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”,31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/oglunuza-ve-herkese-anlatin/

Özgürlük Geni

Soru: Pesah kutlaması, kendimiz hakkında, toplumumuz hakkında, halkımız hakkında yeni bir şey öğrenmek ve birbirimizle ilişkilerimizde niteliksel bir değişiklik yapmak için özel bir fırsattır.

Rav Kuk eğer İsrail halkı bir zamanlar kölelikten özgürlüğe bu geçişi yapmamış olsaydı, bütün dünyanın böyle bir değişikliği yapmasının mümkün olamayacağını yazmış. İsrail halkının bütün dünyayı bu kadar çok etkilediği doğru mu?

Cevap: İsrail halkı, tüm dünyadan seçilmiş ve birleşmek için antik Babil’den çıkan özel bir insan grubudur.

Bugün, bütün dünya bir zamanlar Tapınağın yıkılması esnasında sadece Yahudiler arasında ortaya çıkan, aynı karşılıklı nefretin içindedir. Bu nefret nedeniyle, Yahudiler birlik olma yüksek seviyesinden bu dünyanın seviyesine düştüler ve bunun anlamı sürgüne gitmektir.

Bugün Yahudi halkı tüm dünya ile karışmıştır ve biz hepimiz, Mısır ya da karşılıklı nefretin kölesi denilen aynı koşulun içindeyiz.

Yahudiler bu kölelikten çıkmış oldukları için, biz anılara, bir önceki koşulun genlerine (reşimot) sahibiz. Bu nedenle, bizler “Dünya ulusları için bir ışık olma.” anlamına gelen, herkese örnek olma konusunda ve bütün insanlığın şu an içinde bulunduğu bu korkunç durumdan çıkmasına rehberlik etmeliyiz.

Şimdi bu görev İsrail topraklarında yaşayan İsrail halkı içindir. Bu yüzden biz buraya geri gelebildik. Bizler tüm dünyanın yararı için misyonumuzu gerçekleştirmeliyiz. Sonuçta, yaratılışın amacı tüm insanların bir ulus, bir aile olmasıdır.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”,22/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/ozgurluk-geni/

İyi Ve Kötü Firavun

Soru: Yahudileri kabul eden iyi Firavun nedir?

Cevap: Biz bu kavramı insana ilişkin olarak incelemek zorundayız.

Biz egonun bizleri ileri götürdüğüne inanıyoruz; medeniyet, gelişme ve büyüme. “Biz yıldızlara uçacağız, her şeye ulaşacağız, bileceğiz ve keşfedeceğiz! Biz, biz, biz!” Bu iyi, sağlıklı bir egoizmdir. Bu gereklidir aksi takdirde gelişemezdik.

Örneğin biz bir çocuğa hoşgörülü olmazsak ve sürekli onu sınırlarsak, o gelişemez. Bu nedenle, gelişmesi için ona imkân vermeliyiz, egoistçe bile olsa, nasıl olursa olsun. Belli bir yaşa ulaştığında, 13 yaş diyelim, ona kendini nasıl sınırlayacağını öğretmeye başlarız.

Şimdi bu yaşa kadar kişinin sadece kötü eğilimi içine dalmış olduğunu unutmayalım ve 13 yaşından sonrasında, eğitimin etkisi altında, iyi ortaya çıkabilir. 13 yaş göreceli bir ifadedir. Baal HaSulam “Zohar Kitabına Giriş” de bundan bahseder.

Hatırlıyorum, dini okullarda okuyan oğlum; “Benden ne istiyorsun? Ben sadece 9 yaşındayım, 13 yaşıma gelinceye kadar bekleyin” derdi.

Bu, ulusun her şey ile hoşnut olduğu, doyumun yedi yılı olarak adlandırılır. Biz birlik olmaya çalışırız ve ilk başta her şey iyi gider. Ego “yardımlaş, her şey iyi, her şey doğru” diyerek bize hoşgörülüdür. Daha sonra aramızda anlaşmazlıklar ve çatışmalar ortaya çıkmaya başlar.

Bu, âşık insanların birlikte yaşamaya başladıklarında ya da uluslararası ilişkilerde olan şeydir: “Şimdi birlikte çalışacağız ve bazı şeyleri birlikte yapacağız ve elde edeceğiz! Biz, biz, biz, biz!” Her şey yolunda: egoizm iyi, her şey harika ve aniden içeriden negatif bir şeyler sızar. Ne yaparsak yapalım sonunda bir engel ortaya çıkacaktır; kötü Firavun ortaya çıkacaktır.

Bir şeye başladığınızda, bilmelisiniz ki eğer bir eylemde bulunduğunuzda, sevgi ve karşılıklı bağın yardımını ile Kabala bilgeliği metodunu kullanarak iyi ve kötü arasında dengeleme yapmazsanız, ilk başta çekici ve büyüleyici görünen daha sonra sizi öldürecektir. Ölüm meleği seni cezp eder ve baştan çıkarır, sana bir damla zehir verir ve sen ölüsün.

Her yerde ve her eylemde, iyi ve kötü iki gücün arasındaki denge noktasını bulamaya çalışmak bu nedenle gereklidir.

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/iyi-ve-kotu-firavun/

Ölüm Meleğinden Kaçış

Pesah Haggadah bize, kişinin kendi hayatını planlama ve onun efendisi olma fırsatına sahip olduğunu söyler. Kişinin ulaşması gereken hedefi, bunu başarmanın yolunu ve kişinin kendi içinde değişmek için neye ihtiyacı olduğunu açıklar. Bize bütün detayları verir.

Pesah Haggadah, ilk olarak, kişinin bugün hayatının ne olduğunu ve ne kadar kısıtlı ve ölü olduğunu anlaması için araçlar verir.

O, kişinin bunu nasıl yarıp geçebileceğini, bu ölü dünyadan kaçabileceğini ve özgürlüğün mükemmel seviyesini elde etmek için şimdiki doğamızın üzerinde bir koşula nasıl yükselebileceğimizi gözler önüne serer.

Buna, ölümün üzerine yükseldiğimiz için, ölüm meleğinden kurtuluş denir.

Soru: Ölüm üzerine yükselme ne anlama gelir?

Cevap: Bu sonsuz bir hayat yaşamak anlamına gelir.

Soru: Bu hiç ölmeyeceğim anlamına mı gelir? Sonsuza kadar yaşamış tek bir kişi görmedim.

Cevap: Sadece bedenler ölür. Ama kendi içimizde başka bir varlığı keşfederiz, bu içteki insandır. Bu iç “ben” benimden ayrılır ve ölümü hissetmez.

Özgürlüğü ve sonsuz yaşamı gerçekten elde etmek isteyen herkes, Kabala ilmini kullanarak bunu nasıl gerçekleştireceğini öğrenebilir. Bu tamamen mümkündür, şöyle yazıldığı gibi: “Hayatta iken dünyanızı göreceksiniz”, yani, üst gücü, Yaradan’ı ifşa etmemiz mümkündür. Kapılar herkese açık olduğundan, herkesin bunu başarması mümkündür. Gereken tek şey arzudur.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/olum-meleginden-kacis/

Dört Oğul

Soru: Pesah Haggadah’ın değindiği dört oğul nelerdir: biri bilge, biri kötü, biri saf ve birisi de nasıl Soru soracağını bilmeyen biri?

Cevap: Dört oğul da aynı Soru üzerine düşünmekte: “Egoizmimizin üzerine nasıl çıkabiliriz?” Bilge oğul filozofça düşünür ve bu yasaların öyle ya da böyle açıklanabileceğini ama bizim Mısır’dan çıkmamıza yani egoizmimizin üzerine yükselmemize bir çözümün olmadığını söyler.

 

Kötü oğul: “Ama neden onun üzerinde yükselmemiz gerekiyor ki?” der. O bunu yapmayı hiç istemez ve “Egoizme karşı bu çalışmanın yararı nedir? Ben iyiyim, beni rahat bırakın.” der. Bu nedenle bizim gözümüzde kötüdür, çünkü kötü olmasına rağmen, bu şimdiki koşulunun üzerine yükselmeyi istememektedir. O Mısır’dan çıkmak istemez ve her şeyi olduğu gibi alır.

Saf oğul, bizim Mısır’dan neden çıktığımızın net olmadığını ve bu yasaların anlaşılır olmadığını söyler. O, köle olduğunun ve bu kölelikten nasıl çıkacağının farkında değildir.

Biz bayram masasının etrafında oturuyoruz. Birisi bilge oğul gibi hisseder, diğeri saf oğul gibi, üçüncüsü de kötü oğul gibi ve dördüncüsü bir Soruyu nasıl soracağını bilmeyen oğul gibi. Ve bu dördüncü, nasıl Soru soracağını bilmeyen oğul, o gün şunu söyleme ihtiyacı duyar: “Bu Yaradan’ın bizim için yaptıklarının, Mısır’dan çıkarması olayının onurunadır.”

Aptal, saçmalayan ya da kötü olduğundan değil, bu oğul Soru sormasını bilmiyor. Orada bir şeylerin olduğunu, algılayamadığımız ve fark edemediğimiz, doğamızdan çıkmak için bir çeşit yolun olduğunu anlamaktadır.

Masadaki bütün misafirler de merak etmektedir. “Nerede ve niçin çıkmamız gerekiyor? Egonuzdan kurtulabileceğinizi nerede gördünüz? Bu doğada yoktur.” Bilge, saf ve kötü hepsi bu soruları soruyor.

Fakat o, nasıl Soru soracağını bilmeyen oğul, bizim için tamamen ulaşılmaz olduğu için hakkında hiçbir şey Sorulamayan, saklı gizli bir şeyin olduğunu bilmektedir. Hayatımızın ötesinde, egoizmimizin ötesinde ve onun ellerinde olduğumuz bir şey var.

Bu sefil şekilde var oluşumuzun ve yaratılışımızın bir amacı var. Ama bununla ne yapılabilir, bu net değil; çıkışı göremeyiz. Bu nedenle, bunun açıklanmasının gerekli olduğu söylenir. Gerçekten, eğer kişi egoizmini haklı çıkarmak için söyleyeceği hiç bir şeyin kalmadığı bir duruma yükselirse, o zaman bir çözüm bulur.

Herkes sonunda, nasıl Soru soracağını bilmeyen oğul haline gelir. Bu insanlık gelişiminin dört safhasıdır. Her birimiz kendi gelişim safhamızdayız ve böylece kişi kendini dört oğuldan birinin içinde fark edebilir, sorduğu Soruya göre.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/dort-ogul/

Birliğe Kaçış

Soru: Pesah Bayramı yaklaşıyor. Şimdi bizler neye odaklanmalıyız? Bu zamanı birlik için nasıl kullanabiliriz?

Cevap: Pesah, sürgünde olduğumu fark ettiğim, çok özel bir zamandır. Bu Mısır’daki köleliğin başlangıcıdır. Ben sürgünde olduğumu hissedene kadar, hala Mısır’da değilim, henüz Firavun’un kölesi değilim. Başka bir değişle, birlik için çabam yoksa, henüz süreci başlatmamışımdır. Ama ne zaman birliğe çekilirim işte o zaman egomun beni durdurduğu ve yolumu engellediği için birlik olamadığımı hissederim, ego bana Firavun olarak ifşa olur. O beni kontrol eder ve birliğe ulaşmama ve Yaradan’ı keşfetmeme izin vermez.

Sürgün, Yaradan’ı hissetmek değildir. Ben, O’nu özlediğimi hissederim, böylece birliğe yönelmeye devam ederim ve ego, Firavun, daha sert ve zor olarak ortaya çıkar. Sonunda ne yapacağımı bilemem, çıkış yolu göremem ve ardından “Musa” olarak adlandırılan nokta içimde ortaya çıkar. Kafam karışmış ve bu noktanın Firavundan ne şekilde farklı olduğunu bilmiyor olmama rağmen, o beni dışarıya, bilinmeyene çekmeye başlar. Böylece Musa; Firavun’un sarayında, egonun içinde, kendimi Firavun’dan ayırsam veya onunla birleşsem bile büyür. O doğrudan Yaradan’ı arzular, fakat kendini sevmekten beslenir.

Ve bu yüzden ben ilerlerim: Bir kap inşa etmek isterim ama bunun yerine “yoksul şehirler” inşa ederim, Pithom ve Ramses. Her zaman başkalarına yakın olmak, birlik olmak istediğimde yeni problemler ortaya çıkar: anlaşmazlıklar ve bölünmeler, ayırma ve kayıtsızlık. Ego gücü elinde tutar ve beni özgür bırakmaz, hiçbir şey yapmama izin vermez. Ne kadar çok çaba gösterirsem göstereyim, bağ mevcut değildir. Benim çabalarım “Firavun” içindir ve “İsrail” e zarar verir.

Ve bu yüzden Mısır’ın on vebasına ulaşırım, bencil arzularım dostlarımla birleşmeme izin vermediği için acı çekerim. Tüm çabalarıma karşın, o içimde büyük acılar yaratır ve beni farklı yönlere çeker. “Hayvan”ıma istediği her şeyi verir, ancak aksi halde Mısır’dan kaçacağım için birliğin yolunu kapar.

Sonra Musa, Firavun’a gider, talep eder : “Halkımı bırak gitsin.” Daha fazla birlik olmayı deneriz ve Firavun’un kontrolünden kaçmak isteriz. Bu zaten gerçek bir ifşadır. Peki, öyleyse ne yapabiliriz ki? Sonuçta, Yaradan sürekli kalbimi sertleştirmektedir.

Böylece ben, egomdan tamamen kurtulmayı başarana kadar, on vebadan geçerim. Karanlıkta, birliğe kaçarım; bana ifşa olan nefret dağına (Sina) ve egoya karşı, karşılıklı garanti zorunlu bir araçtır. Nefreti baskılamam, onu iptal etmem, aksine onun etrafında karşılıklı garanti inşa ederim. Sonuçta, bu nefret paha biçilmez bir kazanımdır: karşılıklı garanti sayesinde, bu nefret dağını Kutsallığın zirvesine, Yaradan’ın dağına çevirebileceğiz.

Bugün bu sadece bizimle ilgili değildir. Bütün dünyada, egonun yıkıcı kontrolünü ve bunun bütün insanlığın yeryüzünden silinmesi için bir tehdit olduğunun keşfedilmesi süreci başladı.

[04/02/2012 Günlük Sabah Dersi 4’üncü Bölümden, TES’e Giriş]

http://laitman.info.tr/2016/04/birlige-kacis/

Pesah: Mayalı Ekmek Satışı

Soru: Pesah öncesi mayalı ekmek satışı ne anlama gelir? Bugün, birinin internet üzerinden bir form doldurarak iki saniyede hamur satması mümkün.

Cevap: Mayalı ekmek satışı, sadece bir süre için satıyorum ve sonra geri alıyorum anlamına gelir. Bunu sadece, egomdan, başkalarına zarar vermek için kullandığım “kötü eğilimimden” çıkmak için yaparım.

Sonra onu, başkalarının iyiliği için kullanacağım. Böylece bu, sadece belli bir süre için, yedi gün için yapılan bir satıştır. Eski değerlerden kurtulmak, dünyaya karşı kötü tutumumdan, sadece kendi tutumumdan kurtulmak ve bundan kurtulduğum zaman da tüm arzularımı, dünyaya karşı iyi bir tutum içinde olmak için kullanırım. Bu nedenle yedi gün sonra bu hamura geri dönerim.

Her şeyden önce eski, daha önceki ilişkilerimizden kurtulmamız gerekir. Hadi hep birlikte “iyi çocuklar” olmak için bir karar alalım. Mısır’dan göç hikâyesindeki gibi varlığımızı tehdit eden bir dünyanın içindeyiz, ama eğer bizler egomuzun üzerine çıkabilir ve İsrail’in gerçek topraklarına, tamamen iyi olan bir koşula ulaşabiliriz.

Soru: Siz bir iyimser misiniz?

Cevap: Evet, bu hiç şüphesiz gerçekleşecek. Tek Soru, bizler bunun için ne bedel ödemek zorundayız? Bunu hızlı ve güzel bir yoldan ya da uzun ve acı dolu bir yoldan elde edebiliriz. Ancak, her halükarda buna geleceğiz.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-mayali-ekmek-satisi/

Sizlere Özgürlük Ve Sevgi Diliyorum!

Soru: Biz, sizin Yahudi olmayan Kabala öğrencileriniz, Pesah ve diğer bayramları kutlamak zorunda mıyız? Birçoğumuz Matza almak ve Pesah Sederi yapmak için acele etmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Cevap: Sevgili öğrencilerim, bunu bir kez daha anlatmaya çalışacağım, kısaca ve son kez, çünkü zaten birçok kez bu Soruya cevap verdim.

Bütün Yahudi kaynaklarını çalışmalısınız çünkü onlar Kabalistler tarafından yazılmıştır. Biz bunları, kendi otantik Kabalistik yorumuyla çalışırız; 1.yy. dan sonra onları çalışmaya başlayan Yahudiler gibi dünyevi bir şekilde, sanki bu kitaplar bizim dünyamızdan bahsediyormuş gibi değil.

Açıktır ki bu Mısır’dan göç hakkındaki Pesah Haggada’yı çalışmayı da içerir çünkü bu metin, Mısır topraklarından çıkışı değil ama egoizmimizin üzerine çıkıştan bahseder. Bizimle birlikte geleneğe uyabilir, bayram masasında oturabilir, gerçekten bizimle olabilirisiniz, Matza ve balık köftesi ya da domuz eti ve ekmek yiyebilirsiniz, nasıl isterseniz.

Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları’nda, son ıslahta bile olsa, her ulus, eğer isterse kendi dinini ve geleneklerini koruyacaktır diye yazar. Sadece insanlar arasındaki ilişkiler, Mısır’dan göç olan, nefretti sevgiye dönüştürür. Hepinize böyle bir bayram diliyorum!

http://laitman.info.tr/2016/04/sizlere-ozgurluk-ve-sevgi-diliyorum/

Biz Köle miyiz?

Soru: Mısır’dan çıkışın hikâyesi, Pesach Haggadah, “Biz Mısırda köleydik…” sözleriyle başlar.

Cevap: Biz hala köleyiz ama bunu farkında değiliz. Biz kendimizi “İsrail topraklarında” yaşayan özgür bir ulus olarak düşünüyoruz ancak bu “İsrail toprağı” değildir. Bu henüz Mısır bile değildir. “Mısır”ın anlamı, Firavun’un üzerimizdeki otoritesini kabul etmek demektir. Ancak, biz farklı düşünüyoruz.

Bakın neler oluyor! Egomuz İsrail halkı ile ne tür bir oyun oynuyor! Sonu gelmeyen tartışmaların, kavgaların içine batmışız. Her türlü problemin içine tamamen dalmışız. Hükümetimiz ve bütün ülkeler sayısız parçalara bölünmüş. Neredeyse bir iç savaş ile karşı karşıyayız!

Pesah’tan çok uzaktayız! Biz hala Mısır’lı köleliğin yedi “açlık yılının” en derin ve en karanlığının içindeyiz. Biz egonun bizi yönettiğinin, bizimle oynadığının ve bizi birbirimize düşürdüğünün farkında değiliz.

Pesah, kölelikten kaçmaya, egoizmin gücünden çıkmaya, birbirimizi “yeme” koşulundan, “İsrail’in çocukları çabalamaktan haykırdı…” koşuluna yükseltmeye karar vermek hakkındadır.

Soru: Biz bugün köleler miyiz?

Cevap: Hayır, değiliz, “köle,” kişi köleliğini hisseder, kötü doğasını ve ona olan bağımlılığı fark eder anlamına gelmektedir. Biz komşumuzdan nefret ettiğimizi ve onunla tartışmaya ve kavga etmeye zorladığımız zaman kabul ederiz. Bu arzunun nereden geldiğini bilmeyiz. Bu içerde yükselir ve biz ne bunu kabul ederiz ne de bizi yöneten gücü kendimize yabancı hissederiz. Bu şekilde davranmayı tercih edenin kendimiz olduğunu düşünürüz.

Birçok kişi kötü şeyler yapar ama bunları yanlış kabul etmez. Ancak, kabul eden insanlar var: “Ben kötülüğümden yoruldum. Bu bedenimle, doğamla, sinirli, ruh hallerimle ne yapacağımı bilmiyorum… Ben başkalarına bakıyorum ve onları yok etmek istiyorum. Ne karımı ne de ailemi seviyorum. Bu dünyayı terk etmek istiyorum. Bırak yansın tamamen. Bu hayattan nereye kaçacağım hakkında hiçbir fikrim yok! Issız bir adada yaşamayı bile dert etmezdim.”

Kabala bilgeliği, insan doğasının, kendi doğasının kötülüklerini anlama durumuna gelmesi için bilerek kötü yaratıldığını açıklar. En önce, biz kötü olduğumuzu hissetmeyiz. İnsanların kötü olmasının doğal olduğunu düşünürüz. Sonra yavaş yavaş kendi aramızdaki ilişkileri ve doğamızı fark etmeye başlarız ve anlarız ki iki güç tarafından; “biz” ve zıttımız “Firavun” denilen kötü eğilimimiz olarak inşa edilmişizdir.

Bu noktada, içimizde yaşayan Firavun’u kötü eğilim olarak hesaba katarız ve şöyle düşünürüz: “Belki gücünden kaçınmaya çalışmalıyım. Hadi herkese iyi davranmayı deneyeyim. Bu girişimlerimin nasıl sonuçlanacağı önemli değil ama ben kendimi nasıl kontrol edebileceğimi öğrenmek istiyorum!”. Firavun bizim “kendimizin” ve “onun” yarımını yapan “bu ikili görüş açımızı” sürekli olarak kapatır. O, bizi diğerlerine kötü bir şekilde muamele ettirtir.

Sonunda biz, Firavun’un bir kötü ve düşmanca bir güç olduğunu, bizi esir eden bir yabancı olduğunu anlamaya başlayacak ve böylece ondan kaçmak arzusu duymaya başlayacağız. Onunla savaşmak elimizde değil ama ondan ayrılmamız mümkündür. Kötü güçten ayrılmaya “Mısır’dan kaçış” denir. Kötülük bozulmadan kalır: biz kendimizi onunla ilişkilendirmekten vaz geçeriz.

Kötülük hala içimizde, en derin katmanlarımızda bir yerdedir ama biz dışarıya “atlama”sına izin vermez; onu baskılar ve ondan ayrılırız. Kötülükten, onun üzerine çıkarak ayrılmaya “Mısır’dan çıkış, Firavun’un gücünden kaçış” denir. Bu noktada kurtuluşa ulaşırız. Henüz özgür topraklarda özgür insanlar değiliz. Henüz kölelikten özgürlüğe geçmiş değiliz. Biz sadece kölelikten kaçtık, ancak henüz özgürlüğü elde edemedik.

Bu noktada, umutsuzca Firavun’dan ayrılmaya ihtiyacımız vardır. Bu koşula “Pesah” denir. Firavun ve Mısır ile ilişkili nitelikleri düzeltmeye başlarız. Başka bir doğamız yok. Tüm sahip olduğumuz şey; ıslah etmemiz ve iyi niyete çevirmemiz gereken şey, kötü eğilimimizdir. Mısır’dan çıktıktan sonra bu koşula ulaşmak için, kendi kendimizi düzeltme yönünde, arınma yapmamızı sağlayacak özel bir güce ihtiyacımız vardır. Bu döneme “Ömer’in günlerini geri saymak” denir.

Mısır’da bizim için ekmek boldu. Biz Mısır’dan çıktıktan sonra ilk hafta boyunca “Matza” denilen “sade ekmek” yedik. Daha sonra normal ekmeye döndük. Bu döneme “Ömer’in günlerini geri sayma” denir. “Ömer” tahıl demetidir.

Biz kötü arzularımızın hepsini, 49’unu birden kontrol ederiz. Bu arzular “Sefirot” olarak adlandırılır. 7 sefirot ya da arzularımızın 7 parçası “Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod, Yesod ve Mahlut” olarak adlandırılır. Her biri 7 bölüme ayrılır. Bu yüzden, düzeltmek için hazır olduğumuz, 7×7=49 farklı arzuya sahibiz.

Biz bu arzuları Mısır’dan göçümüz sırasında “terk ettik” yani onları kullanmayı durdurduk. Şimdi onları tekrar denemeye başladık. Her arzuyu kontrol eder ve onları başkalarını incitmek, iftira atmak, kavga vs. de kullanıp kullanmadığımızı değerlendiririz. Aynı arzuları başkaları yararına kullanmanın bir yolunu bulmalıyız.

Biz, arzularımızın her birinde, kötüyü iyi eğilime çevirmeliyiz. Kötülüklerimizin bir “envanter”ini yapmak zorundayız. Arzularımızı ihsan etme niyetiyle kullanmanın bir yolunu bulmalıyız.

Buraya kadarı, henüz önceki koşulumuzdan ayrılmakla ilgili değil. Pesah akşamı boyunca, bütün arzulardan kaçar ve saklanırız. Onları kontrol eder ve arzularımızın şimdi neye benzediğini anlamaya çalışırız. “Mısır’ın dışında” ve Firavun’un gücünden halen uzak olmanın bu yeni seviyesinden onlar üzerine düşünürüz.

Arzularımıza bakar ve daha önce onlara sahip olduğumuz için dehşete düşeriz. Ancak, şimdi onları zaten kendimizden uzaklaştırdık; artık onları bizim olarak düşünmeyiz. Kendimizi Mısır’dan çıkışta ve her türlü bencil arzunun dışında olma noktasında tanırız.

O zaman, yeni bir “seviye”den, her arzuyu birer birer, 49 unun hepsini kontrol ederiz. Henüz edindiğimiz bu yeni seviyeden itibaren, buna “Ömer’in 49 gün sayması” denir, bütün arzularımızı saymaya ve test etmeye başlarız ve onları değiştirmemizin mümkün olup olmadığını ve daha önce kötüye kullandıklarımızı, iyi amaçlar için kullanıp kullanamayacağımızı görürüz.

Bu, kötülüğümüzü bize gösteren Firavun nedeniyle mümkün olur. Şimdi yavaş yavaş kötüyü iyiye çevirebiliriz. Ömeri’in 49 gün sayması, “Şavot” (Tora’nın verilmesi) denilen 50. gün için hazırlıktır.

Bir yanda bütün arzularımızı saydığımız ve onların envanterini yaptığımız için “Şavot” denir, öte yandan Islah Eden Işığını edindiğimiz için de buna “Tora’nın Verilmesi” denir. Yaradan şöyle söyledi: “Ben kötü eğilimi yarattım ve ona şifa için Tora’yı yaptım.”

Şu anda, arzularımızın bir dökümünü yaptığımız için açıkça kötülüğü görmekteyiz. Şimdi, Tora’nın en önemli yasası “Komşunu kendin gibi sev” olduğu için, arzularımızın hepsini birbiri ardına, ihsan etmek ve başkalarına yardım etmek için kullanmamıza yardımcı olacak belli bir güce, “Tora” denilen özel bir ışığa ihtiyacımız var. Sonunda ulaşacağımız seviye budur.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/biz-kole-miyiz/

Pesah Özel Bir Bayramdır

Soru: Musa denilen gücü nasıl edinebiliriz? Doğamızda mevcut olmadığını söylemenize rağmen.

Cevap: Musa (İbranice “Moşe” – çekmek) bizim içimizde uyanan bir niteliktir ve bizi Sina Dağı’nın dibinden, genel nefretin en yoğun olduğu duruma, Sina Dağı’nın zirvesine yükseltir. Kişi onun tepesine tırmandığı zaman, zirvede olan Yaradan’a ulaşır.

Bu dağa tırmanmadan, kestirmeden gitmek imkânsızdır; ona tırmanmamız gerekir. Bütün dünya için yol budur. Bugün, bütün insanlık, bizi ayıran muazzam nefretle çevrilmiştir; Sina Dağı’nın dibindedir. Ancak, aynı zamanda, Tora denilen metot ifşa olmuştur. Tora, Dağın zirvesindeki Islah Eden Işık’tır.

Herhangi bir özel çaba göstermemiz gerekmez ve korkacak bir şey yoktur. Bu büyük nefreti edindiğimiz zaman, bu yöntemi alacağımız dağın dibindeyizdir ve böylece karşılıklı yardım ve bütünleşme ile yavaş yavaş yükselebileceğiz.

Ardından, Sina Dağı tapınak dağı haline gelir, tepesinde Yaradan’ın ifşa olduğu yerde tapınağın olduğu.

Temel olarak Pesah’ın özü budur. Bu ulusun, yeni insanlığın takviminin bu bayramla başlamasının nedeni budur.

Tora’nın alınmasından önce, insanoğlu hayvanlar gibi gelişti ama o andan itibaren, Yaradan’la bağımız oluştu, bu güç bize sürekli olarak egonun üzerine yükselebilmemiz ve birbirimize daha çok yakınlaşarak, nefret dağına tırmanmamız için yardım eder.

Aynı zamanda, daha büyük bir derecede Yaradan’ı ediniriz çünkü bu iki güç zaten içimizde ortaya çıkar, bencil güç ve özgecil güç. Kendimizi bu iki güçten inşa ettiğimiz zamanki koşula Yaradan’ın ifşası, ya da ruh onların arasında ifşa olur denir.

Bu iki güç yukarıdan gelir, biz bunları karşılıklı olarak iptal etmek yerine, aralarına kendi direncimizi koyarak onları birleştirmeye çabalarız, bütün bağlantısız parçaları ekleyerek ve birleştirerek aralarındaki uyumu yeniden canlandırmaya çalışırız. Sonra bu uyum, bizim ruhumuzu, üst varlığımızı oluşturur.

Pesah’ı en önemli ve en büyük bayram olarak kabul etmemizin nedeni şudur: Çünkü adamın, Âdem’in (İbranicede “domeh” –Yaradan’a benzemek) yaratılışını sembolize eder.

Orada tabiî, sevgi niteliğiyle egoyu tamamen nasıl örteceğimizi söyleyen birçok incelikler, kanunlar ve farklı nüanslar vardır, hepsi bu. Her şey aşağıya buna göre gelir!

Biz bu bayramı en küçük ayrıntısına kadar çalışabiliriz, neden bazı şeyleri yemeye izin verilip, diğer şeyleri yemenin yasak olduğu hakkında, Pesah’ın neden yedi gün olduğu hakkında, neden dört bardak şarap içeriz ve Haggadah’ta açıklanan kostümler neden vardır hakkında.

Ancak bunlar sadece, nefret ve sevgi, alma ve ihsan etmenin nitelikleri olan, her seviyede artı ve eksi arasındaki doğru bağlantıyı yaratmak için uygulamamız gereken eylemlerdir. Biz nefreti sevgiyle örteriz ve birlikte onlar bize edinim duygusunu, Yaradan’a bağlılık duygusunu verecekler.

Böylece, biz sadece küçük bir egodan çıkıp sevgiye gelmeyiz ama bizim dünyamızdan çıkıp mükemmel sonsuz bir dünyaya geliriz. Pesah’ın gerçekten özel bir bayram olmasının nedeni budur.

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-ozel-bir-bayramdir/

Modern Babil

Soru: Yahudi ulusu, Pesah Bayramı’nın ithaf edildiği, özel bir dönüşüm geçirdi; bu kölelikten özgürlüğe geçiştir. Bu dönüşümün anlamı nedir?

Cevap: Kölelikten kurtuluşun anlamı, kişinin egoizminden çıkarak sevginin gücünü edinmesidir. Bizi ilerleten bir sistemin kontrolü altındayız ve özellikle Firavun denilen, egoizmimizin gücünün altındayız.

İlk önce, bu köleliğin içinde iyi hissederiz ama sonra sürgünde ve bizi yöneten egoizmimizin kölesi olduğumuzu fark ederiz. Bu otorite ile aynı fikirde değilizdir ve bundan, birbirimize karşı olan kötü tutumumuzdan kaçmayı isteriz çünkü görürüz ki; bu yapı içinde hareket etmek ve var olmak mümkün değildir.

Birçok başarısız denemeden sonra, hiçbir şeyin yapılamayacağını ve sadece bir mucizenin bizi kurtarabileceğine inanırız. Nitekim egoizm o derecede öldürüyor ki, hayatlarımızda hiçbir şeyde, hiçbir şekilde başarıyı görmüyoruz. Aramızdaki Firavun’un kanunları böylece kendini açıkça gösterir.

Bugün İsrail’de görülen durum budur. Küçük bir ülkede 23 siyasi parti var, nüfusun farklı kesimleri arasında büyük uçurumlar, eğitim sisteminde krizler, artan boşanma oranı ve uyuşturucu kullanımının çoğalması var. Vatandaşların yarısı eğer şans verilse başka bir ülkeye gitmek için istekli.

Birbirimize karşı kaba tutumumuz, yollarda ve başka yerlerdeki davranışlarımızda görülebilir. Kibir ve başkalarına kayıtsızlıkla bölündük. Egoizm içimizde hüküm sürmekte ve bu şekilde davranmamıza neden olmaktadır. Bu bizim hatamız değildir, bu bize oyun oynayan doğamızdır.

Kişi, bizi köleleştiren kötü eğilimin, bizim doğamız olduğunu anlamalıdır. Eğer ondan çıkmazsak, ondan sonra hayatlarımız sona erecek ve geriye çocuklarımız için iyi bir şey bırakmayacağız. Hayat daha kötü olacak ve onlar, bir zamanlar bizim sahip olduğumuz mutluluğun kırıntılarına bile sahip olamayacaklar.

Bu köleliktir ve Pesah Haggadah bize özgürlüğe erişmek için nasıl kaçılacağını anlatır. Ama her şeyden önce, kölelik içinde olduğumuzu anlamamız gerekir. Kendimizi karşılıklı nefretle bizi birbirimizden ayıran egoizmin karanlığı içinde gördüğümüz sürece, bu ölüm meleğinden özgürlük gerçeğini anlamak mümkün olmaz.

Kendi ülkemizde özgür insanlar olmayı, arzularımızdan bağımsız olmayı istemek zorundayız. Sevgiyi, bağı, karşılıklı garantiyi ve bencil doğamızın üzerinde herkesle aramızda birlik edinmeyi istememiz gerekir.

İsrail halkı egoizminden bir kez kaçtı ve tapınağın inşası denilen sevgi ve birliğin zirvesine yükseldi. Ama sonra o yükseklikte kalmamız mümkün olmadı ve oradan düştük.

Rabbi Akiva, başkalarını kendin gibi sev ilkesini terk edemezsiniz; aksi takdirde asılsız nefrete tekrar geri düşeceğiz, diye öğretmiştir. Mısır aramızdaki nedensiz nefret koşuludur. 2000 yıl önce ikinci Tapınağın yıkılmasından sonra, Mısır denilen bu nefret koşuluna geri döndük.

Birlik ve bağ içinde yaşanan binlerce yıldan sonra, Yahudi halkı yeniden Mısır’a, asılsız nefrete gitti. Ancak bugün, bütün dünya, Mısır’da olduğumuzun farkına varmak zorunda.

Bir kez, İbrahim’in önderliğinde küçük bir grup Babil’i terk etti ve İsrail Halkı olarak birleştirmiş oldu. Ama sonra Babil’e geri dönüldü ve tüm Babillilerle karışıldı. Bugün biz yine kendimizi, aynı Babil kulesi ile yüz yüze bulduk ve başkalarını anlama ve tanımaya isteksizlik ve birbirimize karşı nefret ile karşı karşıyayızdır. Buna dillerin karmaşası denir.

Bir kez daha, bir zamanlar Antik Babil’de gerçekleştirildiği gibi aynı eylemi yapmak zorundayız. Şöyle söylenir; babaların eylemleri, oğulları için bir örnektir. Bugün bizim Mısır’dan çıkmaya bir kez daha ihtiyacımız var ve bu nihai kurtuluştan önceki son sürgün olacaktır!

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 22/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/modern-babil/

Firavun – Kötülüğün Kaynağı

Soru: Ben egoizmin olumlu bir nitelik olduğunu düşünüyorum, o olmadan kişi gelişemez. Eğer bir çocuk egoizme sahip değilse, öğrenmek ve gelişmek için çabalamaz.

Cevap: Bilgi, eğitim, kültür, dünyayı görme, uzaya gitme arayışlarına kötü egoizm denmez. Kötü eğilim, aramızdaki kötü ilişkiler, başkalarını kullanmak, onları baskı altına almaktır.

Sadece gelişmeyi ve iyi bir adam olmayı arzulamak egoizm değildir çünkü bununla ben insanlığa yarar sağlamak isteyebilirim. Egoizm, başkalarına boyun eğdirme, onları köleleştirme arzusudur.

Mısır Kralı Firavun, tüm kötülüklerin kaynağıdır. Doğası gereği her insanda doğuştan gelen bu özel güç, bizim birbirimizle olan ilişkimizi zehirleyen, kötü eğilim olarak adlandırılır. Biz sadece bunun hakkında konuşuyoruz, insanın gelişme arzuları hakkında değil.

Firavun, Mısır Kralı diye adlandırılır çünkü o, bizim arzularımızı dikkate almadan, üzerimizde kesin bir hüküm sürer. O sadece bize ne yapacağımızı emreder – ağır işleri sırtımıza yükler.

Firavun bize inşa etmeyi yani birleşmeyi emreder. Ama biz birleşmeyi ister istemez, o aramızda durur ve birbirimizle kavga ettirir ve bundan zevk alır.

Günümüz insanlığı, Firavun denen özel bir gücün kölesidir. Doğada, tüm dünyayı evrim süreci içinde geliştiren bir kuvvet vardır. Bu, teknoloji, bilim, kültür ve eğitimin genel gelişimine yol açar.

Ama bu gelişim içinde, bizi birbirimize kötü ve bencilce davrandıran, diğerlerinden üstün, daha başarılı olmaktan ve onları rahatsız etmekten zevk alan bir güç vardır.

Herkes Firavun olmak ve diğerlerini kontrol etmek ister. Eğer başkalarını kaçacak hiç bir yerleri kalmaksızın aşağılama yeteneği varsa bundan haz alır. Yani Firavun hepimizin içinde yaşar.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/firavun-kotulugun-kaynagi/

Köle, Özgür Olan Birisini Anlamaz

Soru: Pesah, Mısır’dan, kölelikten göç, neden yeniden doğumu andırır? Hikâye Musa’nın doğum hikâyesi ile başlar ve doğum sırasındaki kasılmalara benzeyen Mısır felaketleri ile biter. Bundan sonra, sanki yeni bir dünyaya doğmuş gibi, son denizi geçerler.

Cevap: Yeni hayat ana rahmine düşmüş ve Mısır denilen dev bir kabın içinde pişmiştir. Bizim algı ve sezgilerimiz, bencil doğamızı anlama ve bununla başa çıkma çabalarımızın dışında biçimlenir.

Sonunda, bencilliğimize direnmekten aciz olduğumuzu, kaçmaktan yani bencilliğin üstüne yükselmekten başka hiçbir seçeneğimiz olmadığının farkına varırız. Bu niteliksel değişiklikler gerektirir: Tüm alışkanlıklarımızın, ilişki biçimlerimizin ve Babil’de edindiğimiz yetiştiriliş tarzımızın tamamen değiştirilmesini gerektirir.

İbrahim’in metodunu kullanarak, birlik olmaya başladığımızda, hayata dair, yeni alışkanlıklar, birbirimize karşı yeni bir tutum ve her şeyin birliğin gözlüklerinden algılandığı, yeni bir bakış açısı kazanırız. Bu yeni bir doğuma işaret eder, çünkü ben, kendine, ailesine, ulusuna, dünyaya ve tüm hayata birliğimiz aracılığıyla bakan yeni bir kişiye dönüşürüm.

Daha sonra eğer önceki benle, İbrahim metoduna göre yetiştirilmeden ve başkaları ile birlik olmadan önceki benle karşılaşsaydım, o zaman biz birbirini anlamayan iki farklı insan olurduk: Bunlardan biri köle ve diğeri ise bencil doğasından bağımsız, özgür bir insan. Çünkü bu edinilen yeni bir doğadır; nefretin doğası yerine sevginin doğası.

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 22/03/2015]

http://laitman.com/2015/04/a-slave-cannot-understand-someone-who-is-free/

Dr.Michael Laitman’ın Sabah Derslerinden Seçilmiş Alıntılar

Realitenin Algılanması

Kişinin yapması gereken tek şey, kendi algısını değiştirmektir. Bu dünya ile diğer dünya arasında fark yok. Tam tersi, bunların hepsi bizlerin kendi niteliklerimizde realiteyi nasıl algıladığımızdır. Uzak mesafede olan herhangi bir galakside değil ve fiziksel ölümden sonra da bunu aramamalıyız. Cennet, başka dünyalar… Bunların hepsi kişinin kendi içinde hissettiği gibi. Ne zaman? Realite algısını değiştirdiği zaman. Yani kişi, alma arzusundan ihsan etme arzusuna geçtiği zaman. Sadece bunun içinde tüm değişimler olur. Bu yüzden bizler tüm çaba ve çalışmalarımızı bu nokta üzerine odaklamalıyız. Ve bu nokta şu ki: Bizler ihsan etme niteliğine nasıl ulaşacağız? Kendi içimizde inşa olan tek adam tek kalp olarak birleştiğimiz zaman. Kişi bunu dostlarıyla beraber yapabiliyorsa zaten bunun içinde olduğunu keşfeder. Onların içinde misin peki? Hayır, daha değil ama kişi bunun içine girdiği zaman onun içinde olduğunu görür.

[1 Nisan Sabah Dersi]

Bu Bizim Çalışmamızdır

Bütün çalışma ekmeğin kendi içerisinde değil, fakat ”kötü gözün ekmeği” içerisindedir. Yani, edinmek adına, ihsan etmek adına niyetin içerisinde olup, bu niyet Yaradan’ın yaratmış olduğu alma arzusunun üzerine binmiştir. Ve kendimizi bir süreçten geçiyormuşuz gibi, yani alma arzusunun bize verilen olan kap olduğunu görmemiz gerekir ve bizim bütün endişemiz bu kabın içindeki, edinmeye veya Yaradan’a ilişkin ve bu iki unsurun arasında kendimizi görebilmemize dair olan niyettir. Alma arzusu önce benden ayrılır ve daha sonrasında ise, bu ”Firavun” olarak adlandırılır, sol tarafta durur ve Yaradan, ihsan etme kuvveti, sağ taraftadır ve ben onların arasında ne yapmam gerektiğine karar veririm.

Ve sonrasında, ben sol ile bağımı kopardığım ve kendimi sağ ile ilişkilendirmeyi istediğim zaman, bu ilk manevi eylemdir. Fakat daha sonra, benim sola geriye dönmem gerekir, kendimi Yaradan ile ilişkilendirebilmem için benim oradan kuvvetleri edinmem gerekir, güçlü şekilde alma arzusu ile sağa doğru.. Ve işte bu şekilde ben her seferinde Firavun’un kuvvetini gittikçe daha fazla Yaradan ile bütünleşmek adına kullanırım.

İşte bu yüzden bizim kendimizi onların ikisi arasında duruyormuşuz gibi görmemiz gerekir. Şöyle yazdığı gibi: “Firavun’a gelin ve bu şekilde seviyeyi inceleyiniz ve Mısırlılar’ın ekmeklerini yememeye dikkat ediniz.” Burada söylenmek istenen şudur: Yani, ben alma arzusuna ilişkin çalışmayı istemem. Benim bedenime ihtiyacı olan şeyi vermem gerekir ve benim bununla ilgili bir sorunum yoktur, burada soru, ben niçin bunu yerine getiriyorum? Bu bizim çalışmamızdır.

[31 Mart 2016 Sabah Dersi 1.bölüm, 21.dk]

Mucize

Anlayabilmeye, bilebilmeye ve hissedebilmeye ilişkin kesinlikle arzu duyduğumdan değil, mutlak surette yanlış olur bu; nitekim ben hala kablarımın içerisinde maneviyatı edinmeye çalışırım. Orada bir mucizenin gerçekleşebilmesi için arzu duymam. Bunun gerçekleşmesi için bir mucize olması gerekir. Ve bu bize bağlı değildir ama yalnızca buna ilişkin duyduğumuz eksikliğe bağlıdır. ”Ve İsrailoğulları çalışmadan dolayı içlerini çektiler” ve sonrasında bu gerçekleşti ve ferahladılar. Bu nedenle, Mısır’dan çıkış ”mucize” olarak adlandırılır.

Ve bu tutumun bütün çalışma için aynı şekilde olması, tüm çabalarımızda, tüm yaşamımızda, şimdi hazırlık esnasındaki zamanda da, sürekliliğin böyle olması gerekir. Bizler neye kendimizi hazırlıyoruz? Bir mucizeye. Bir mucizenin gerçekleşebilmesi için gereken koşullar nedir? Bizim bunu incelememiz, buna arzu duymamız ve bunu uygulayabilmemiz gerekir.

[31 Mart 2016 Sabah Dersi son bölüm, 20.dk]

Manevi Yol Haritası

Bizler ”sevgi tüm günahların üstesinden gelir” ıslahı hakkında konuşuyoruz. Yani benim egom artakalır ve egom tüm dünyaya yayılır fakat onun üzerinde ben ihsan etme niyetini inşa ederim, egoma rağmen kendi dışımdaki alanda ihsan etme tutumumu kurarım. Bu bizim anlatamayacağımız bir şeydir. İşte bu yüzden şöyle yazılıdır ”ve siz ifşa edersiniz ama bir yabancı değil”. Birey bunu edinene kadar bunun ne olduğu bilemez. Fakat bizim bu mucizenin, Islah Eden Işığın üzerinde çalışmamız ve kendimizi tam da bu noktaya getirebilmemiz gerekir. Ve bu noktanın üzerinde dururken ve Islah Eden Işığı beklerken, bu duruma ”Sina Dağı seviyesi” içinde olmak denir. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar çok bağın olması gerekir, bundan ayrılmamak, etrafımızda kendimizi gitgide daha fazla kısıtlamamız, hepimizin bu şekilde olması ve bizlerin, bağ kuramayacağız ve sonrasında ise talepte bulunacağımız bir seviyeye erişmemiz gerekir. Ve burada bu, Mısır’dan çıkışa ilişkin bütün süreç ve daha sonrasında ise de, Tora’nın ifşası gerçekleşir.

Daha sonra bizler gözlerimizin önünde ilk kez görüntülenen Sina Dağı ve devamındaki bağ noktasına kendimizi iliştirir, sonrasında ifşa olmuş olan bu arzuları da buna ilave etmeye başlarız. Daha sonrasında bizler önce başarısız oluruz ve ardından düzeltiriz, başarısız olur düzeltiriz; sonrasında ise bizler çöl sürecine başlarız. İhsan etmek adına tüm bu arzuları ıslah edene kadar, öyle ki bu arzular aramızda birleşsin, bizler daha sonra İsrail ülkesini fethetmeye başlarız, bu bir sonraki safhadır.

[31 Mart 2016 Sabah Dersi son bölüm, 29.dk]

Sürgün ve Bağ

Bizler bağ kurmayı istemeyiz. Zaten sürgün içindeyiz. Öyleyse haydi bağ kurmaya çalışalım. Buna göre, bizler sürgünü, saf olmayan 49 kapıdan geçişe kadar hissedeceğiz. Bizim umutsuz olmamız gerekir. Sürgünü hissettiğimiz kadar, bağın sayesinde kurtuluşa ulaşmayı isteriz. Buradan da daha fazla içsel sürgüne doğru ve oradan da karanlığa doğru geçeriz. Bizler bir kez daha bağ kurmayı ister ve onun dışına, sürgünden dışarıya çıkabilmeyi isteriz. Bizim bağ kuramadığımız ve birbirimizi sevemediğimiz durum, sürgün olarak adlandırılır. Böyle yapmayı deneyerek, bizler sonrasında daha fazla dayanamayacak hale gelene kadar ”ve İsrail oğulları çalışmadan dolayı iç çektiler” seviyesine ulaşacağız.

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

“Doğru Niyet” ve “Arvut” nedir?

Doğru niyet, öncelikle Yaradan’a tutunmaktır. Gruba değil, kendime değil ve herhangi bir şeye değil, ilk olarak Yaradan’a. Yaradan, O amaçtır. Ben O’nu edinmek istediğim zaman, imkânları zorlarım. İmkânlar arasında başlıca grup bulunur, ”ya bir grup ya da ölüm”. İşte budur.

Bizim bağ kurmamız gerekir. Çünkü bizler aynı zamanda aramızdaki bağın içerisinde, ihsan etmeye ilişkin bir niyetimizin olup olmadığını idrak etmeye başlarız. Bu sebeple aramızda, aramızdaki bağın içerisinde Rabaş’ın grup hakkındaki Makalelerini uygulayabilmeye çalışırız. O, bir grup haline dönüşürken ihtiyaç duyulan insanlar arasındaki doğru bağın bütün temelini, ilk yirmi üç Makalesinde ifade etmişti.

Maneviyatta tek bir kişinin olması bir şeye yaramaz. Çünkü onu içinde ihsan etme adına bir niyet mevcut olamaz. Bu yüzden şöyle yazılmıştır, ”çoğunluk en azı ikidir”, en azından iki kişi. Yani biri diğerine yönelik şekilde ama aslında birçok kişi olmalıdır. Mümkün olduğu kadar çok, onlu olana kadar, daha fazla değil. Bizler onludan fazla olamayız, bu şekilde kurulmuşuzdur.

Sonrasında ise, ben amaç olarak Yaradan’a ve O’na yönelik ihsan etme niteliğine sahip isem, O’na memnuniyetle ihsan etmeyi istiyorsam, bunlar zaten iki eder. Daha sonra ben onu Islah Eden Işık ile edinmeyi istersem, olur üç. Bu ışık da, yalnızca bu şekilde gruptaki dostlara yönelik şekilde ihsan etmeye çalıştığım koşulda etki eder, dört. Bu ”insan sevgisinden Yaradan sevgisine doğru” olarak adlandırılır. İşte bu şekilde amaca erişir ve sonrasında bu şeylere tutunurum.

Daha sonra benim için, grup bağ kurar ve onun içerisinde Arvut bulunur, karşılıklı endişe, her biri kendisini sıfırlar, her biri diğerine Yaradan’ı nasıl onurlandırdığını vs. gösterir. İşte bu şekilde, bizler yavaş yavaş bunu gerçekleştiririz.

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

Sevgi Tüm Günahları Örter

“Sevgi tüm günahları örter” bu ne anlama geliyor? Bağ kurmak, tüm bu reddediş kuvvetleri, itiliş kuvvetleri öyle bir safhada oluyorum ki herkesi eleştiriyorum, “Onlar kim, onlar ne biliyor ki, onlarla nasıl birlikte olabilirim, onlardan nefret ve acı çekiyorum”. Bu çok güzel ve çok büyük bir keşfediş, anında yapmıyorum ama daha sonra Yaradan’a şükrediyorum. Gruptan nefret etsem de onları istemesem de grupla entegrasyonuma devam ediyorum. Aslında kalpteki bu ağırlığı yukarıdan bilerek alıyorum ve bu nefrete bir şey yapmıyorum, bu nefretin üzerine sevgi inşa ediyorum, bu nefretin hissiyatından acı çekmiyorum, ona şükrediyorum, iyiye şükrettiğim gibi kötüye de şükrediyorum.

[29 Mart 2016 Sabah Dersi]

“O’ndan Başkası Yok” Algısı İçinde Yaşamak

Kişi şayet kendisine hedef koyar ve ”gözlerimi kapattım”a doğru kendisini yöneltirse, diyelim ki, ben bir şey görmüyorum, dünya mevcut değildir, ne siz, ne de dünya, hiçbir şey.. Ben şimdi öncelikle kendimi doğru niyet ile hazırlıyorum. Yani mevcut olan yalnızca Yaradan ve bendir; kendi içimde ve dışında olan her şey O’dur. Her şey benim O’nun yüceliğine gelebilmem içindir, yani O’nun yüceliği benim O’nun gibi büyük olabilmeme ilişkin niyettir. İdrak, hissiyat ve aslında O’na uygun şekilde hareket etmem, O’nun içerisinde sıfırlanmam ama O’nunla bir ortak gibi olabilmemdir. Yaradan benden bunu ister.

Daha sonrasında ben gözlerimi açarım ve dünyada gerçekleşenlerin, bana doğru gelen şeyler olduğunu görürüm. Yaradan benim için böyle bir çalışmayı oluşturmuş ve benim de tüm dünyayı bir Firavun gibi görmem gerekir. Beni rahatsız eden, öyle ki ben yalnızca Yaradan’ı değil, tüm dünyayı ifşa ediyorum. Sonrasında ise, O’nun benim için bütün bunlarla dengelediği bir çalışmam olur ve benim O’nu her bir yerde dengeleyebilmeme ilişkin bir çalışmayı yapmam gerekir. Kişi yaşamı bu şekilde görebilirse eğer, o zaman kişinin kendisini bunun içerisinde her zaman yalnızca güçlendirmesi gerekir ve sonrasında ise kişi her bir anda Yaradan ile bir sohbetin içerisinde olduğunu görür.

Daha önce söylemiş olduğum gibi, her şey hazırlığa bağlıdır. Dünyaya, dışa çıkıyorsam eğer, derse geliyorsam eğer, her bir anda ve o anın içerisinde gözlerimi kapıyor ve ”O’ndan başkası yok, iyilik yapan iyi”yi hayal ediyorsam eğer ve sonrasında gözlerimi açıyorsam ve dünyanın bu olduğunu, algılayışımı ve hissiyatımı buna getirmem gerektiğini görüyorsam; İyilik yapan iyi, O’ndan başkası yoktur. Tüm bunların içerisinde Yaradan kıyafetlenmiştir.

[31 Mart 2016 Sabah Dersi 1.bölüm, 34.dk   ve 54.dk.’lar]

 

Ben eğer Yaradan’ın bana verdiği ile hem fikir olursam, o zaman cennette olurum.

Bizler orada sokaktaki bir kedi gibi yaşayan, güneşte oturan ve onun kendisini iyi hissettiği gibi bir kişi hakkında konuşmuyoruz ve buna ”cennet” denilmez. Bizler büyük bir alma arzusu olan kişi hakkında konuşuyoruz. O sürekli ıstırap içinde, her çeşit sorunda, grupta, iş yerinde, evde.. Her çeşit yöne doğru, o büyük bir baskı altındadır. Ve o her şeyin, Yaradan’dan gelen şeyler, ”iyilik yapan iyi”den olduğunu kabullenir. Ve sonrasında, kişi şayet bu şekilde kendisini Yaradan’a yönelik düzenlerse, o zaman bütün bu gizlilikler, çift gizlilik, tek gizlilik, tek ifşa ve çift ifşa haline gelir.

[4 Nisan 2016 Sabah Dersi Son Bölüm]

 

Pesah kaynaktır, anahtardır. Bizler şayet bunu anlayabilirsek, o zaman artakalan her şeyin neticesi, ”Mısır’dan çıkışın hatırasıdır”.

[4 Nisan 2016 Sabah Dersi Son Bölüm]

 

Ben şayet dünyayı, ihsan etmeye ilişkin şekilde düzenlemek istersem, benim aslında onu tanzim etmem gerekir. Yani dünyasal hareketleri de aynı zamanda gerçekleştirmek. Kutsal tapınağı inşa etmeyi, kabları kurmayı; onlar kendi içlerinde bir şey değildirler, kutsallıkları yoktur, bir şeyleri yoktur ama taşıdıkları bir anlam vardır. Bu nedenle, bizim dünyamız içinde aslında en üst dereceden güç alarak, eylemlerimizi en alt seviyeden itibaren yapmamız gerekir. Bizler titizlikle tüm bu şeyleri birleştiririz.

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

 

Bizim bütün çalışmamız talepte bulunmak. MAN’ı, bize ihsan etme kuvvetini verecek Yaradan’a doğru bir dua talebinde bulunmaktır. Geriye kalanın tümü bize bağlı değildir. Geriye edindiğiniz, sizin içinizde neyin ifşa olduğuna ilişkin şekilde, siz çalışmayı yaparsınız. Sizin zaten edinmiş olduğunuzun dışında, daha farklı şekilde çalışma yapma imkânınız yoktur. Bu nedenle, ne şekilde veya sonrasında onlar ile nasıl çalışacağınız değil, nasıl ihsan etme kuvvetlerini daha çok edineceğiniz hakkında yalnızca düşününüz. Bizi ilgilendiren şey, bizim üzerimizde bunun nasıl şekilde kıyafetlendiği, nasıl gösterildiği ve bizi nasıl ittiğidir. İşte bu şekilde bizler bunu yaparız.

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

Günlük Sabah Derslerinden Seçilmiş Sorular Ve Cevaplar

 

Soru: Kişi Mısır’da alma arzusunda ve daha sonra Musa nereden geliyor?

Cevap: Mısır alma arzusunun içerisinde ve burada herkes ama herkes alma koşulunda çalışıyor. Aşama aşama burada bir farklılık gerçekleşiyor ve anlıyoruz ki, ailesi İsrailoğullarına ait, almak için alma koşulunda değil ve burada görüyoruz ki daha yüksek bir amacımız var hayatımın anlamı ne ve burada gelişim kişinin içerisinde aşama aşama büyüyor. Burada kırıklıktan gelen bir durum var. Mısır’daki Musa ise, burada niyeti almak için olan kişinin içinde aniden doğan ihsan etme tavrına göre değişimdir. Yani burada kişinin içerisinde uyanan manevi anımsayış ihsan etmeye yönelik daha yüce bir değer vermesi ve bu seviyeye daha da fazla değer vermesi Reşimot’tan geliyor.

Soru: Reşimot’u oturup beklemeli miyiz?

Cevap: Bizim burada konuştuğumuz Reşimot’u hayvan gibi oturup beklemek değildir.

Burada kişiye verilen bir uyanış var buradaki gerçek şudur ki; bu uyanışın ne olduğunu bilmiyoruz. Yani burada kişi üzerinde çalışan sürekli bir ıslah eden ışık var ve bu ıslah eden ışık gittikçe daha derin manevi anımsayış denen Reşimot’u kişide uyandırıyor ve bu daha güçlü bir şekilde uyanıyor, ve kişi burada ıslaha geldiğinde bu daha derine iniyor.

Soru: Yoldaki bu uyandırılışta da almak niyeti var, ta ki ıslah eden ışığa gelene kadar, daha sonra burada, ihsan etmeye mi geliyoruz?

Cevap: Evet bu doğru

Soru: İçimizdeki Musa’yı nasıl uyandırıyoruz?

Cevap: Bu benden gizli ve ben bunu ortaya çıkarmak istiyorum. Bunu Mısır’dan çekmek istiyorum. Bizim burada ihsan etme denilen niyetimizi sivriltmemiz işte budur. Musa ve burada yaptığımız her şey, burada sabit olarak mümkün olduğunca ihsan etme niyeti içerisinde olmaya çalışmamızdır. Burada önemli olan, bu koşuldan daha fazla daha fazla bu niyetin içerisinde olmak ve önemli olan bu niyetin içerisine girmeye çalışmak, burada almak için almak durumundan çıkmaya çalışmaktır. İlk önce niyet daha sonra eylem niyet ile büyür.

Soru: Bizler Mısır’da bütün bu almak arzusu niyeti içerisinde iken nasıl olacakta ihsan etme niyeti içerisinde arzu duyup yürüyeceğiz?

Cevap: Burada Mısır’daki koşuldan Musa’ya gelene kadar kafası zaten karışık yani bizimle ne yapılıyor bütün her şey Yaradan’ın işi ve bunun dışına çıkmak ve tekrar burada Musa’nın Cetro’ya gitmesi ve burada her şey daha sonra 40 sene çölde yaşamaları ve bizim burada henüz daha hafed hesed’te olmayan ıslah olmamış arzuların içerisinde yaşadığımız,öyleyse biz burada Mısırlılar durumunda ne yapacağız? Sadece Musa’yı büyüteceğiz tüm konuşulan bu, yani burada İsrailoğulları nın Musa’yı büyütmesi, onların kendi başlarına ihsan etme niyetleri yok bunu onlara Musa sağlıyor,bunu sadece Musa noktasında incelemeliyiz.Bizim de burada keşfedeceğimiz nokta,Yaradan’a memnuniyet getirmek için bu BİNA denilen bu koşula yükselmek.

Soru: Musa denilen koşula nasıl yükseleceğiz?

Cevap: Sadece aramızda kuracağımız Musa denilen koşuldaki bağ ile bu da gerçekten inşa edildiğinde bu Musa koşuluna geliriz,bununla birlikte kendi koşulumuzun dışına çıkmamız ve o noktaya bağlanmamız yani bütün bu arzularımızın içerisindeki en iyi arzu, yani bu Musa’nın var olduğu, hepimizin karşılıklı ortak bildiğimiz bu arzunun içine girmek. Aksi halde Musa Mısır da değil.

[10 Nisan Sabah Dersi İlk Bölüm]

Soru: Niyetteki değişiklik ile, kendisini arzusuna karşı haz almaya yönelik ikna eden birisi ile aramızdaki fark nedir? Niye ışık, bu çalışmanın özelliği ne?

Cevap: Ben alma arzumun üzerine çıkıyorken ve başkalarına yöneliyorken daha büyük bir kap, dışımdan bir kap hissediyorum. Benim ve dışımdaki kabın arasındaki fark, Yaradan hissiyatını verir. Çünkü dışarıdaki kaba yönelik ben, yaratılan olarak Yaradan’a yönelmiş oluyorum. Ek bir şey beni dolduruyor. Bu sevgi dolu yaklaşımın ötesinde insan başkasına iyidir. Eğer olumlu bir şekilde ondan bir şey almadığımdan yaklaşırsam Yaradan’ın yaratılanlara yaklaşımı gibi olur. Ve buna ışıkla dolmak denir. Sonsuzluğu, bütünlüğü orada hissediyorum. Her şey yaratılanlarda olur Yaradan’da değil. Her şey alma arzusunun içinde ve bunu Yaradan’ın ihsan etme niteliğinde olan ihsan etmek için yapıyoruz. O yüzden “dostunu kendin gibi sev koşulunda” başkalarına ihsan edersem, başkalarını gerçekten düşünürsem, arzularıyla bütünleşmiş olursam ve iyi kanal olursam yani onlara bir şey veren olarak, o zaman onlara yönelik Yaradan gibi oluruz. Her üst derece, alt dereceye göre Yaradan olarak bilinir. Bu nedenle, bu durumda ışıkla dolmuş koşulda oluyorum. Hepsi rölatif.

Soru: Pratik olarak kişi kendini sürekli inceleyecek olursa, kendinden çıkma ile kendisini ikna etme arasındaki izlenimi nasıl bilecek?

Cevap: Mümkün değil ki! O seviyeye gelene kadar nasıl yapacak? Adam sadece kendini ikna eder. O hissiyata gelmeden neyin ne olduğunu nereden bilir ki! Sen şunu soruyorsun: Hangi dışsal cihaz, terazi, ölçü gibi bir şey kullanabilirim ki? Dışarıda mı? Biliyor mu? Bilmiyor mu? Yaradan’a kaç safhası kaldı? Nasıl ölçebilir ki? Öyle bir imkan yok!

– Belki bir metod, yaklaşımdan bahsediyoruz…

Cevap:Yoo..Metod kişiye önünde kaç safha var, söylemiyor. Her şey kabın içinde. Kabın dışındakini ölçmüyorsun bile. Sahip olmadığın algıyla doğru şekilde nasıl ölçeceksin? Hala daha kaç safhadan geçeceğim ki o duruma geleyim. Her şey kişinin içinde olan durumuyla ilgili. Yargıç gözüyle gördüğünden daha fazlasını bilmiyor.

– Aynı koşula geliyoruz. Her şey kap ile. Yalan da gerçeklikte kap ile…

Cevap: Evet. Yalanın da gerçek olduğunu bilmiyoruz.

Soru: Peki, gerçekçi sınama nerede?

Cevap: Realizm, sadece hocanı, kitapları takip etmektir. Rasyonel bir yaklaşımdan bahsediyorsun ama rasyonel bir taleple. Ne istediğini anlıyorsun değil mi? Diyelim ki şuan entelektüel kafamı kullanmak istiyorum 20. derecede ve 21. derecede ne olduğunu bilmek istiyorsun. Nasıl yapacaksın böyle bir şeyi?

– Bilmiyorum ama sınayacak bir şey olması gerekmiyor mu?

Cevap: Hayır! Sınamak demek; taviz vermeye razısın demektir. Doğru koşulda isen, tek sınamam budur.

Soru: Diyor ki Mısır’dan çıkana kadar adam ıslah olamaz, sevap tutamaz…?

Cevap: Sevap, ihsan etmek için bir eylem yapmak demektir. Alma arzusunun üzerine çıkamıyor isen ve alma arzusunu almak için kullanmayacağım demiyorsan, ihsan etmek için nasıl bir şey yapabilirsin ki? Dolayısıyla tüm sevaplar için ne diyoruz: Mısır sürgününü hatırlayarak yapalım.

Soru: Islah eden ışığın burada rolü nedir?

Cevap: Ben her defasında, alma arzumun içinde almak için olduğumu, bağ kurmaya yönelik arzumun eksik olduğunu, ihsan etmeyi ifşa etmeyi istemediğimi keşfediyorum. Bunu ıslah eden ışık yapıyor. Kabı ıslah etmede, her şeyde ışık… Adı IŞIK! Alma için çalışsa bile işe yarar. Uzaktan geliyor diyoruz ama hiç kaptan çıkmıyor. Sadece kabın içinde gizli. O yüzden ‘’sürgün’’, ‘’gizlilik’’ demek yani hislerimizde değil! Işık uzakta derken kabımızın içinde ama hissetmiyoruz. Kendi hislerimizden maneviyatı anladığımız için ve hislerimizde dışarıdan gelen bir şey uyandığı için öyle diyoruz.                                                                                                  [28 Mart Sabah Dersi]

Soru: Önce atalarımız putperestti diye yazıyor. Bu koşuldan ayrılmaları için bilince ihtiyaçları var mı?

Cevap: Firavun egonun hükmü altında, egomuz bizi çalıştırıyor bizi öldürmek istiyor. Nasıl öyle bir çalışmadan çıkacağız ve nasıl başka bir çalışma talep edeceğiz? Adam, sigara içiyor diyelim. Kötü bir şey yaptığı kararına varmadığı sürece, nasıl bu hazdan ayrılacak? Zararı faydasından fazla diye kendisini nasıl ikna edecek?

– O zaman bunu durdurmak için, kötü olduğu bilincine ihtiyacım var.

Cevap: Evet. Mısır sürgününü kötü olarak ifşa etmen lazım. Mısır’da ne var? Her şey… Pitom, Ramses, hepinize penthouse aldık diyelim… Herşeyimiz var. Et, balık, tavuk, öyle bir alıyorsun ki burjuva hayatınız var. Alma arzunuzla çalışıyorsunuz. Dünyevi hayatınızdaki mutluluğu istiyorsan; eşin, çocukların, güvence vs. Bu Mısır. Bugün dünyanın halini ıslaha yönelik görüyor musun? Islaha doğru gittiklerini henüz görmüyorlar. Rölatif bir sürgündeler. O yüzden yedi yıl açlık yılına başlıyoruz.

Soru: Grupta olup sürgünde olabilir miyim?

Cevap: Elbette. Özellikle grupta sürgünü hissetmemiz gerekir. Sadece grupta bu tür koşullardan geçiyoruz. Dünyaya baktığınızda, daha önce oralarda terörün olabileceği hiç aklınızın ucuna bile gelmeyeceği yerlerde, her köşede terörist göreceksiniz. Ve kaçısınız olmayacak. Adam bunun uğruna ölüp cennete gideceksem ne güzel diyecek. Yani onlar yaradılışın amacına böyle gitmeyi daha kolay bulacak. Elbette bu Yaradan’a giden yol değil ama dünyanın ıslahı için güçlü bir simülasyondur.

[28 Mart Sabah Dersi]

Soru: Adamın kalbi Yaradan için yararlı diyor. Adamın kalbi ne demek?

Cevap: Adamın tüm arzusuna kalp adı verilir. Kalpteki nokta ek bir arzudur. Kalbin içinde olan ve bu arzu Yaradana yönelen arzudur. O yüzden adamın kalbi yani kişinin içindeki arzulardır.

Soru: Peki adamın kabinde ne kadar arzu var?

Cevap: 613 arzu var ve hepsini ıslah etmemiz lazım. Çünkü başlangıçta herkeste olduğu gibi haz alma niyetinde. Arzular Yaradana memnuniyet vermek niyetinde olmalı ki O’nunla form eşitliğine gelelim. Yaradan bize nasıl ihsan etmek istiyorsa bizde ıslah olarak O’na geri iylik yapmamız lazım. İşte o zaman “ben sevgilim için sevgilim benim için” denir. O zaman form eşitliğine geliriz ve bu form eşitliği O’nunla Dvekut’a (birleşmeye) getirir bizi. O yüzden adamın kalbine tapınak adı verilir -bir ev. Yani ihsan etmek için odaklanmış arzular Keduşa o zaman bu bir ev olur Yaradan’ın ifşası için.

Soru: Eğer her şey maneviyatta ise neden birinci ve ikinci tapınağa sahip olduk?

Cevap: Islahımızda genel arzumuzu Yaradan’a yer vermek için, arzularımızda kıyafetlenmesi için farklı safhalardan geçeriz. Bu safhalar arasında varyasyonlar olur. Birinci tapınak denilen bir safha var, yani ilk ıslaha ulaştığımız zaman Yaradan kendini kıyafetlendirir. Ama birinci tapınak sadece genel klinin bir parçası.

pesah kitap 1

 

 

 

 

 

 

 

Yuvarlak = Genel Kli veya buna kalp adı verilir. Bizim ıslah ettiğimiz şey başlangıçta bu arzunun küçük bir kısmı. Bu küçük kısma İsrail adı verilir.(Kırmızı ile çizilen bölge). Sen insanların arasında azınlıksın denir. Bundan dolayı önce bu küçük kısım ıslah edilir İsrail adı verilen. Bu kısmın içinde Midraş Harişon birinci tapınak, yıkım, kırılış ve ikinci tapınak ve tekrar yıkım ve sürgün. Sürgün ta ki tüm bu klinin kırılıp tüm kalple karıştığı safhaya gelene kadar. Bu arzulara dünya ulusları adı verilir. Yukarıdakine İsrail, alttakilere ise Dünya Ulusları adı verilir. Tüm bu kapla birbirine karıştığı zaman 2000 sene sonra bir karışım oldu ve şimdi sürgün bitiyor. Buna sürgünün sonu adı verilir. Yani tüm bu arzuların içinde yeterince karışım olduğu zaman sürgünden gelen bir ıslah olur – şu anda yaptığımız şey bu. Sonrasında tam bir kurtuluş. Tam kurtuluşa üçüncü tapnak adı verilir.

Soru: Tamam bu içsel çalışma. Dışsallıkta da tapınağımız yok mu?

Cevap: Dışsallıkta da her şeyin olması lazım. İçsellikle dışsallık arasında bir fark yok.

pesah kitap 2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

çizim 2-1

Farklı bir model bu. Tüm realite daire ile çizim. Bu realitenin içinde cansız var daha sonra bitkisel sonra hayvansal, biraz daha küçük olarak çizilen ise konuşan (cansız, bitkisel, hayvansal, konuşan).

Ve üst ışık tüm realiteyi doldurmalı. O yüzden üst ışık geliyor ve tüm realiteyi inşa ediyor. O yüzden buna Or Makif (Saran Işık) denir. Or Makif tüm realiteyi etkiliyor ve realite bu şekilde ıslah oluyor. (Çizim 2_1)

pesah kitap 3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

çizim 2-2

Eğer bizler konuşan seviyeden yani bizden bahsediyorsak o zaman bizlerin gerçekten de kendi içimizde tüm yaratılışı tutmamız lazım. Konuşan seviyesi Yaradanla form eşitliğine ulaşmak zorunda, bu yüzden bizlerin öyle bir forma gelmemiz lazım ki üst ışık etkilesin. Bizler niyeti (Kavana’yı) ıslah ederiz ihsan etmek için. Ve niyetten sonra eylemi ıslah etmemiz gerek. Eylemler kalbi takip eder denir. Eylemler, her manevi biçim dünyevi dalına ulaşmalı. Eğer ben tüm dünyanın ihsan etmek için organize olmasını istiyorsam bunu pratikte eylemlerde yapmak zorundayım. Bu ne anlama geliyor: Dünyevi eylemlerde yerine getirmem gerekiyor. Yani tapınağı inşa etmem lazım kapları inşa etmek lazım. Bunların hepsi kendi içinde kutsallığı sahip değil. Sadece onların sembolize ettikleri şey kutsal. O yüzden bizler dünyamızda temelde eylemler yapmak zorundayız. En yüce en arı niyetlerden başlayarak en alt eylemlere kadar. Bu şeyleri birbirine bağlayacak olanlar bizleriz. (Çizim 2_2)

pesah kitap 4

 

 

 

 

 

 

 

 

 

çizim 2-3

Burada iki şey var: Tapınağa sahip olmadan önce bizler Yaradan’ın ifşasını alıyorduk ve onu niyette tutuyorduk, arzuda ve eylemde (dünyevi eylemde). Ve bu yüzden görebiliyorsun, özellikle ne arzuda ne de niyette bizler bir şey yazamayız bir nesilden bir nesile bunun geçmesi için. Ama bizler eylemlerden bahsettiğimizde bunları insanlar arasında geçirebilrsin. Tüm metinler -hayvanlarla, taşlarla, evlerle…- farklı elemntlerle eylemler yapmamız için yazıldı çünkü bu herkesin anladığı dil. Eğer tüm bu sistemin içindeyseniz anlarsınız bu kök bu da dal. Kök ve dal birbiri ile bağlı. Bizler burada dalların dilini konuşuyoruz. Yani sanki fiziksel eylemler yapıyormuşuz gibi. Ama tüm anlam niyetlerde. Az veya çok bu eylemleri yaparak kendi içlerindeki Yaradan’ın ifşasını açıklamışlar. Tapınak yıkıldıktan sonra yani kök ve dallar arasındaki bağı kaybettikten sonra kalp artık Keduşa’da olmadığı zaman, bu kökle bir bağın olmadığı anlamına gelir. Bizler tamamen dallardayız o yüzden bu safhaya sürgün adı verilir ve sonrası bizler öyle ölçüde kökten uzaklaştık ki bizlerin köke yönelmesi mi lazım yoksa buna gerek yok mu bilemiyoruz. Bu yüzden burada bir problem var. Eğer bizler sadece dalları yerine getirirsek (yani dinlerde yapılan şey bu) o zaman neslin düşüşündeyiz demektir. Çünkü bizler daha fazla daha fazla eğilimlerin derinine giriyoruz. O yüzden Kabalisteler diyor ki bizler Kabala bilgeliğini öğrenmek ve eylmelere niyeti eklemek zorundayız. Ancak şu anda hiç kimse bunda bir kar görmüyor, niye bunu yapayım ki diye düşünüyor. “Sen dalları tutarsan bir sonraki dünya için bu yeterli” şeklinde kişi eğitim alıyor. Bizler üçüncü korkuya gelmemiz lazım Zohar’ın da açıkladığı gibi. Yani ikinci korku yeri. İkinci korku ne: İhsan etmek istiyorsun öbür dünyada öbür dünya için, diğer dünyadaki kar için. Ama Kabalistler bu eylemlere niyet eklememiz lazım diyor. (İhsan etmek için olan niyet). Ama niyeti eklemek şu anda çalışmayan bir şey. Günümüzde kimsenin niyet umrunda degil. Kabala bilgeliğine saygı duymuyorlar. Kabala’dan herkes nefret ediyor. Çünkü Kabala bilgeliği kimsenin yapmak istemediği şeyleri zorunlu bırakıyor. Bizler dindarlar yerine laiklere dönüyoruz. Laiklerin ne niyeti var ne de eylemi var ve onları ilk başta niyete çekiyoruz. Çünkü eylem yapmak istemiyorlar. Sanki dindar olacaklarmış gibi düşünüyorlar. Onlara hem eylem hem de niyet yaptırmak kafalarını karıştırıyor. Bu, ozaman onlar için tamamen mistisizm olur. Bizler burada arı niyetlerden bahsediyoruz. Öğrendiğimiz şey şu: Bizler nasıl bağ kuracağız ki “ihsan etmek için” edinelim. Bizler “ihsan etmek için”e sahip olduğumuz zaman Keduşa’nın kıyafetlendiğini göreceğiz yavaş yavaş tüm dünyada. O zaman bizler kendi içinizde bir eğilim yani bu eylemleri yapma eğilimini hissedeceğiz. Yani bu eğlime tutunma arzusu, bu doğal bir biçimde olacak. İlk Kabalistlerin başına geldiği gibi. (Çizim 2_3)

Soru: Çizime göre sürgün sayesinde aslında ek bir niyete sahip olduk ihsan etmek için. Eğer sürgün olmasaydı böyle niyetlere sahip olmak istemezdik. Bize ek bir düşüşe sebep olacak ise neden kurtuluşa ihtiyacımız var?

Cevap: Üst ışık tüm arzunun üzerine ihsan edemez. Yaratılan varlık alma arzusu, Yaradan da ihsan etme. Tamamen zıt. Bu ikisini birbirine bağlayan bir şey yok. Bu yüzden kendi aralarında bir bağ olması ve alma arzusunun ihsan etme niyetini yukarıdan alması imkansız. Yani kendini zıt bir şekilde kullanması imkansız.

pesah kitap 5

 

 

 

 

 

 

 

 

çizim 2-4

Başlangıçta alma arzusu ham madde. Alma arzusu basitçe bir arzu, haz alma arzusu. Bu alma arzusunu Yaradan’a benzer biçime getirmek için ilk başta bunun Yaradan’dan zıt olması lazım. Bizler arzuyu değiştiremeyiz. Arzunun kendisi doğa. Bu değişmez, sabittir. Değişen tek şey niyet. Bizler bu alma arzusunu nasıl kullanacağız. Yaratılan varlık, bir arzuya bir niyete sahip ve niyetini hissettiği her yönde kullanabilme kapasitesine sahip. Bu şekilde arzusunu alıyor, kullanıyor ve değiştiriyor. Arzunun üzerinde olan niyet ile bunu yapıyor. Ancak Yaradan alma arzusunu yarattı ama daha niyeti yaratmadı. Yaratılan varlık nasıl alma arzusu niyetinde olduğunu hissetmeli ki bunu ihsan etme niyetine çevirebilsin -arzu aynı alma arzusu-. Bizler bu alma arzusuna niyetler getirmeliyiz ve bu niyetler Yaradan’dan zıt olmalı (Yaradan’dan zıt olan niyet: sürgün). Bu arzunun kullanılışı değil, arzunun niyetinin kendi için kullanılışıdır sürgün. Daha sonra kurtuluşa yükseliniyor. Yani sürgünden kurtuluşa. Üst ışık ihsan etmeye getiriyor. Alma arzusu başlangıçta gizli veya ifşa oluyor ihtiyaca göre, sahip olduğum niyete göre. Bir kutuya sahibim. Bu kutunun içindeki arzuyu “ihsan etmek için” veya “almak için”e göre kutu açılıyor veya kapanıyor. Her şey niyete göre belirlenir. Hem sürgünü hem de kurtuluşlara ihtiyacımız var. Sadece bir kez değil bir kaç kere. Çünkü tüm arzulardan geçmek için. Işık tarafından yaratılan arzunun kendisi 4 parçayı içine dahil eder. Bunlar Aviyut dereceleridir. Yani arzuların ölüçleridir (Arzunun miktarı.). Bizler her arzuyu ıslah etmek zorundayız. Sahip olduğumuz kuvvete göre ıslah etmek durumundayız. O yüzden ilk önce küçük arzular ıslah edilir. Buna İsrail denir. Çizimde yeşi kap içerisinde 1. ve 2. arzular İsrail, daha sonra dünya uluslarının arzuları ıslah olur. (Çizimde 3. ve 4.). Bunlar daha ağır ve zor arzulardır. Şimdiye kadar bizler hazırlıktan geçtik. İsrail manevi yükseklikte idi, kendilerini ıslah ettiler, düştüler, kırıldılar ve dünya uluslarının arzuları ile karıştılar ve şu an için hepimiz tam bütün kurtuluş için hazırız. Burada iki yıkım var, 1. ve 2. tapınak. Şimdi ise tam kurtuluşun olması gerekiyor. Tüm insanlığın kurtuluşu.

[8 Nisan Sabah Dersi 34-60 dk arası]

Soru: Mantık üstü inancın dünyadaki tüm kuvvetleri yok etmesi ne demektir?

Cevap: İhsan etme kuvvetini yukarıdan alırsın ve bu sana egonun üzerine çıkmana yardımcı olur. Bizler arzuyu iptal etmiyoruz. Bu arzunun üzerine çıkıyoruz. İçimizdeki Mısır’a zarar vermiyoruz onları öldürmüyoruz. Tam tersi bunların üzerine çıkıyoruz. Buna kahraman Gibor adı verilir. Kahramanların kahramanına ne denir? Bütün arzularımızı almak içinden onların üzerine çıkarak ihsan etmeye çeviriyoruz. Bu da ikinci safhadır.

Soru: Firavun diyor ki : Yaradan kim ki O’nu dinleyeceğim ?

Cevap: Sen , O’na ihsan etmeye tutunmak, başkalarını sevmek istemiyorsan Yaradan’dan daha önemli isen; kendinden ayrılmak istemiyorsan ,kendine tutunduğun sürece Firavun ’un kölesisin demektir.

Soru: Beni engelleyen bu engelleyicilerle nasıl ilişki kuracağım? Geliyor, ilişki kurmak istemiyorum. Ne yapmalıyım? Arttırmam mı lazım? Kullanmam mı lazım?

Cevap: Kişinin kendisini Firavun ile kavga edeceği koşula getirmesi gerekir. Kişi ne yapar? Bizler bu dünyada her şeyin verildiği gibi çalışmıyoruz, maneviyatta tek bir eylem bile yapamayız. Bizler kendi aramızda bağ kurmaya çalışıyoruz. Bunlar tabi ki maneviyatın dışındadır. Ama bunları yaparak manevi kuvvetleri kendimize çekiyoruz. Bu dünya ile ilgili özel olan bu zaman… Bunu yaparsak Firavunun kuvvetini arttırıyoruz. Ve der ki: ‘’Ben onun kalbini ağırlaştırdım.’’ Yaradan Firavunun kalbini ağırlaştırarak ,kişi başka seçeneğinin olmadığını ,ondan kaçması gerektiğini görür.

Soru: İkinci engelleyicilerden başlıyorum. İsrail’in önemi yani dostların önemi azalıyor. Onların Yaradan’a doğru arzuları var ve birden bire diyorum ki: kim bu dostlar? Seneler boyunca onların yüce olmasını sağlamaya çalıştım ama biranda bir engel geliyor, dostlar ve İsrail önemsiz oluyor? Bununla ilgili ne yapmalıyım? Bu oyuna geri mi dönmeliyim?

Cevap: Hayır. Her zaman eyleme geri dönmelisin. Buradaki olay şu: Bu üzerine işlenen bir işleyiş. Hepsini bir seferde yapamazsın. Bu neyi ortaya çıkarır? Seçimin olmadığı için oyuna devem etmek zorundasındır. Bu şekilde büyürsün, çocuklar gibi ıslah eden ışık organize eder. Kuruş kuruş, damlaya damlaya göl olur, budur. Ve iki düzlemde, birisi Yaradan’a karşı Yaradan’ın yüceliğini arttırmamız lazım, Yaradan’ın Firavun üzerinde kontrolü budur ve ikincisi; kendi kuvvetimiz yani bizler yapabiliriz, bizler buna değeriz. Yoldan çıkacağız demek değildir bu, her şey öneme bağlıdır. Bizler doğanın sistemi içindeyiz. Bu kapalı bir sistemdir. Bunun içindeki bir şeyi değiştiremem. Tam tersi, sistemin içinde kanunlar, kurallar var, kendini bu sisteme adapte ediyorsan o zaman çalışırsın. Eğer sistemle adapte olmazsan yapamazsın, onun kanunlarına göre çalışamazsın. Bu bir kanun , HAVAYAH .Işıklarla kapların birbirleriyle olan bağı. Kli tarafından üstesinden gelme kuvvetidir. Ne oluyor? Kli kendini ışığa adapte ediyor bu kadar! Bir sisteme sahipsin. Sen sisteme kendini adapte ettiğin ölçüde eylemleri yaparsın. Eğer kendini adapte etmediysen ayrılırsın. O yüzden şöyle söylenir : Tora insanların dilinden konuşur. Bizlerde sanki Tora ’da birçok hikaye duyuyoruz. İnsanların ağlayışı, yakarışı deniyor. Bunu kendi dilimizde açıklıyoruz. Ancak sistem içinde bu hikayeler kuvvetler olarak ifade edilir. Kuvvetler arasındaki oran koşulu belirler. Yani bizler ağlarız, yakarırız. Bizim kuvvetlerimiz   eğer sistem içindeki eylemle adapte olduğu zaman kendimizi sistemin içinde eylem yaparken hissederiz.

Soru: Engelleyiciler dışarıdan geliyorsa örneğin; medya veya Facebook gibi İsrail’in önemini azaltıyorsa ?

Cevap: Yaradan’ın Musa’ya söylediği gibi; Firavun ’a gel, onun kalbini ağırlaştırdım. Yaradan Firavun’un kalbini ağırlaştırır. Kişinin içindeki ego kuvvetlerine Firavun denir. Daha agresif olur. Aynı şekilde İsrail’de de bu böyledir. Ne yapıyor? Yaradan Mısırlıların kalbini ağırlaştırıyor. Ve İsrail ile üstesinden gelsinler ve desinler ki: Bunların hepsi Yaradan’dan geliyor. Yaradan ne demek? Sistemin içinde çalışan genel bir kuvvet. Ve bizler kalbin ağırlaştırılması için kendimizi hazırlandıysak; o zaman sistemdeki kuvvetler egoistik kuvvetler olur, biraz daha büyür. Ya Firavun veya Mısırlılar üstesinden gelir. O zaman kişi zayıflar ve nasıl çalışabileceğini görmedi olur… Çevre vasıtasıyla Firavuna karşı Yaradan genel alma arzusunu arttırır. Kişi toplumdan talep etmeli. Ne yapmalı? Yaradan’ın önemini gözünde arttırmak için; O’ndan başkası yok, O iyilik yapan ve iyiliksever, bu şekilde kişi çevresi tarafından kendini ikna eder. Herkesin yeterince kuvveti var. Dünyada yaradılışın amacına ulaştıracak kuvveti almayan insan yok! Sistem açısından konuşuyorum. Bunlar kanunlar, kurallar… Kullandığımız güzel kelimeler değil!. Kabların kırılması ile herkesin içinde bir kıvılcım oluştu ve saran ışık var. O yüzden problem yok, her koşulda bir fırsata sahipsiniz. Sizler çevre ile doğru ilişki kurarsanız ; çevre seninle aynı yakarışa sahip olan aynı kırılmış kaplar, ne istediğiyle ilgili bir eğilimdir, eğer bunu yaparsak, bu bağa karşı eğilim gösterirsek bağ ile ıslah eden ışığı çekeriz.

Soru: Firavun’un kalbini ağırlaştırdım demek ile alma arzusu ne oluyor? Kötü mü hissediyor? Kişiye ne oluyor?

Cevap: Firavun Yaratan’dan daha önemli oluyor. Kişinin gözünde başkalarına olan sevgi, Yaradan’ı hayal ettiği her şey önemsizleşiyor. Dünyevi, geçici, maddesel olan şeyler onun için önemli olmaya başlıyor.

Soru: Musa’dan Firavun’a gelme talebi nedir peki ?

Cevap: Sen eğer Yaradan ile kalpteki ağırlaştırmaya karşı yürümek istiyorsan; Yani kendi içindeki arzularının Yaradan’ın önemine sahip olmadığını görürsen, bununla Yaradan’ın kuvvetiyle özellikle savaşmak istersin…

Soru: Bu mantık üstü inanç mı?

Cevap: Mantık üstü inancı bilmiyorum. Buraya kelimi eklemek istemiyorum. Bir muhakeme diğer bir muhakemeyi gerektiriyorsa bu doğru bir analiz olmaz. Mantık üstü değil, eylemlerle bunu yapmalıyız.

Soru: Kişi yola devam eder, hala bir şeyler olacağı için mi yolda kalır?

Cevap: Tabi değişim, bir mucize başımıza gelene kadar. Kendi içimizdeki sistem, tamamıyla bir şey almak için olan sistemdir. Birdenbire kendimizi doyurmak yerine ihsan etmek için çalışmaya başlarız. Bu mucize olana kadar. Mısır’dan çıkış. Bizler her zaman bundan ne kazanacağım diye bir hesaplamanın içindeyiz. Bu doğal ve çok net. Bu yüzden çok büyük bir ışığa sahip olmamız lazımdır. Mısırdan çıkış o yüzden bir mucizedir. Gar da Hohma’dan gelen bu ışıktır, bizi Mısır’dan çıkarır. O kadar yücedir ki; Hoşeh karanlık yani onun üzerinde Hasadim yok. Onu anlamamız lazım. Tora’da karanlık dediği zaman, o yüce bir ışıktır. Hasadim ile kıyafetlendiğinde, gün olur. Hasadimle kıyafetlenmeden geldiği zaman karanlık olur. O yüzden Hasam’ in kıyafeti olmadan, karanlıkta yürüdüler denir.

Soru: Bizler bu mucizeyi nasıl gerçekleştireceğiz?

Cevap: Bizler kalpteki ağırlıktan korkmamalıyız. Yolda amaç uzak, önemsiz görünerek bir çeşit zayıflama olabilir. Kişi kendi kuvvetine göre ne kadar çaba sarf etmeliyim diye kendini inceler. Şunu da anlamalıyız ki dünya her gün iyiden kötüye doğru da ilerliyor. Önümüzdeki senelerde göreceğiz. Burada söylediğim bütün dünya Mısır’da hissedecek. Bu Firavun’ un kalbini ağırlaştırdım demek. Dünya daha da kötü olacak. İnsanoğlu olarak koşulumuz bu. Bu dünyada kendini besleyecek bir şeyleri olmayacak. Yiyecekten değil, haz alma arzusundan bahsediyorum. Yani kendi önlerinde muhteşem yemekler olsa bile artık bundan tatmin olmayacaklar. Çünkü hayvansal arzunun yanında adam arzusu ve kendi içindeki adam aç olacak. Yani depresyonda olacak, yemek istemeyecek, çaresiz olacaksın. O yüzden bizler öyle bir koşula doğru ilerliyoruz ki tüm dünya bu yedi yıllık kıtlığı hissetmeye başlıyor. Dünyanın üzerine karanlık çökmeye başlıyor. Biraz önce konuştuğumuz Hohma ışığı, karanlık. Hasadim ile kıyafetlenmemiş hali. Bizler Hasadim’i getirmediğimiz sürece dünya daha da karanlık olacak. Nasıl bir ağlayış, yakarış olabileceğini düşünebiliyor musunuz? O zaman bizler Mısır’dan çıkabileceğiz. Dünyada olan her şeyden Yahudiler, İsrailliler ülkesi suçlanacak. Bu yüzden bizlerin ıslah eden ışığı en kısa zamanda tüm dünya uluslarına ışığı geçirmemiz lazımdır ki onlar Hasadim ışığına sahip olsunlar ve ışığa doğru yürüyebilsinler. Onların Mısır’dan çıkmalarına gerek yok. Yapmaları gereken tek şey; dünya uluslarının bizleri takip etmesi, bizlere doğru yönelmesidir. Mısır’dan çıkış, sürgünden kurtuluşa geçmek sadece İsrail’e verilen ruhlar içindir.

Soru: Bizler zamanı nasıl hızlandıracağız? Ne yapmalıyız? Başka neler yapmamız gerekir?

Cevap: Elimizden geldiği kadar ilerlemek ve Kabala Bilgeliği’nin dağıtımını yapmak. Daha çok dost ve öğrencileri bağlayabiliriz, kalpteki noktaları kendimize çekebiliriz. Gerçeğe karşı arzusu olan bizlerle kalır, bazıları düşer, yoldan çıkar. Dahası tüm ruhlar üç kategoriye bölünür. İlk Roş’a aittir, İsrail’e yani başa, diğerleri İsrail halkına aittir. Bu insanlarda Roş’a aittir ancak Roş’un Ahap’ıdır. Diğer ruhlar ise Guf’a yani Partzuf’un bedenine aittir. Onlar kendilerini İsrail’e yakınlaştırmalı ve tutunmalılar. Onlarda Adam denilen klinin kıvılcımlarına sahiptirler. İsrail’in yaptıkları onlar tarafından kabul edilirler. Şöyle denir : Dünya ulusları İsrail halkını omuzlarında tapınağa doğru taşıyacak… O yüzden tüm dünyada bu ıslah metodunun dağıtımını yapmalıyız. Bir şekilde herkes gelebileceği en iyi safhaya gelecek. Sonuçta son safhada küçük büyük kalmayacak, herkes eşit olacak. Bu nicelik, İsrail ise nitelik, tüm yaratılışı tamamlayacağız.

Soru: Yaradan’ın yardımı konusunda Yaradan’a güvenmek ne demektir?

Cevap: Kendi aramızda birlik kurmaz ise yaptığımız hiçbir eylem meyve vermez. Ne yapıyoruz? Dua adı verilen kendi kuvvetimizi aktif hale getiriyoruz ve ıslah eden ışığı çekiyoruz. Eylemin kendisini yapanı içimizde doğru şekilde görmeliyiz. Yaradan her safhada kendi içimizde neler yapıyor? Kalbi ağırlaştırıyor, Firavun’u gözümüzde yükseltiyor. Kendi gözümde Mısırlılar’ın önemini arttırıyor. İsrail kuvveti mi? Gözümdeki Yaradan’ın kuvveti mi? Bu dört parça ile nasıl oynuyor? Bir zaman şöyle, diğer başka zaman şöyle … Bana ne için izin veriyor? Manevi kuvvetimle çalışabilmek için yer veriyor.

Soru: Bunlar aslında dereceler. Birinci engelleme, ikinci engelleme , bizler burada neden bahsediyoruz?

Cevap: Mısır’da bu engellere sahipsin. Her derece sahip olduğun kalpteki ağırlık. Çünkü bir sonraki derece, her zaman gün karanlık ile başlar.

 

Soru: İsrail ile Yaradan bir değil mi?

Cevap: Hayır. Tabi ki değil. Eğer İsrail Mısır’da ise Yaradan ile bütünleşme içinde değilse o zaman bir değildir daha…

Soru: Firavun ile ilgili şöyle söyleniyor. Mısır’dan çıkmadan önce ona neden klipa deniyor anlamadım?

Cevap: Firavun, Yaradan’ın arka tarafı.

Soru: Kişi ihsan etme kuvvetine sahip olduğu zaman klipa olmaz mı?

Cevap: Görünüşte Keduşa’ya karşı olan tüm kuvvetlere Klipa adı verilir. Belirli bir koşul gelir. Çalışmanın, amacın önemini kaybediyorum. Diyorum ki ; futbol izleyeyim, Bnei Baruch, amacı hissetmiyorum vs. hepsi neden? Kalpteki ağırlığı hissediyorsun ve buna Firavun adı verilir. Amaç gözümde artık o kadar önemli değil, buna Klipa adı verilir.

Soru: Tora’nın içindeki bu iki klipa isimlerine bu iki engelleyici adı mı veriliyor?

Cevap: Bu iki engelleyici tüm klipaları içine alır. Bunların hepsi Firavun’un parçası ancak bu kişiye göre iki kuvvet olarak ortaya çıkıyor. Birinci kuvvet, kişi güçsüzleştirilerek, diğeri de kişinin gözünde Yaradan’ın önemi güçsüzleştiriliyor. Sonuçta bu tek bir kuvvettir. Daha sonra bu kuvvetin arttığını göreceğiz. Onların birisinin üstesinden geldiğin zaman, ihsan etmeye ulaştığın zaman ikincisi geliyor. Bunun üstesinden geldiğin zaman ihsan etme kablarıyla çalışıyorsun. Hem Hasadim, hem Hohma ile. GE ve AHAP’la.

Soru: Kalpteki ağırlık geldiği zaman buradaki çıkış neye bağlı?

Cevap: Ben bu kuvvete sahip değilim veya Yaradan önemli değil. Yani Yaradan önemli değilse, bunu çevreden alabilirim kendi başıma bunu yapamam. Yaradan’ın yüceliğiyle ilgili konuşacak, beni etkileyecek çevreye ihtiyacım var ve başka şansım yoktur. Belki oturup bekleyeceğim, belki bir şeyler okuyacağım, belki alışkanlık vasıtasıyla bunlar yoldan çıkmamı engeller. O yüzden, eşim, çocuklarım, öğrencilerim var ve bu tür yatırımlar yola bağlıyor.

Soru: Engeller geldiği zaman ne yardımcı olur?

Cevap: Kalpteki ağırlık vasıtasıyla Firavun’dan nefret etmeye başlarım. Nefret ne ile ilgilidir? Firavun’a odaklanmamalı, Yaradan’a karşı talep olmalı… Ne olmuş nefret ediyorsam? Bu düşmana bir varoluş veya bağımsızlık atfediyor muyum? Bu üst kuvvet! Bu kukla, melek gibi. Yaradan gözümün önünde ortaya çıkarıyor, kafamı karıştırıyor ki daha fazla daha fazla Yaradan’a odaklanayım. Firavun’un yaptığı şey budur. Firavun’a bakıyorum ve odaklanmamı kaybediyorum. Bir anda sisli olmaya başlıyor her şey. Buna kalpteki ağırlık denir. O zaman daha fazla kalibre olarak tekrar odaklanmam lazımdır. Tekrar bulanıyor, tekrar odaklanıyorum ta ki gerçek vizyona gelene kadar. Bu Firavun’un yaptığıdır.

Yaradan ona senin oğulların sürgünde olacak dediğinde, İbrahim neden çok keyifliydi? Çünkü Yaradan kişiye karşı bir kuvvet inşa ediyor ki kişi Yaradan’dan yardım talep etsin. Başka türlü hangi ihtiyaç seni oraya getirecek ki? Şu anda bir eksikliğe sahip değilsin. Diyorsun ki: O’ndan başkası yok! O iyiliksever, O’na memnuniyet vermem lazım? Bunların hepsi bizden ayrılmış durumda. Ters kuvvetleri hissederek bunlar vasıtasıyla Yaradan’a daha iyi odaklanırız, daha fazla daha fazla bağ kurarız. Rezistans, karşı geliş olmadan nasıl keşfedeceksin ki? Maneviyata nasıl ulaşırsın? Yaradan kalpteki ağırlık denen bir eksiklik verir ve bunun sonucunda, Firavundan Yaradan’a gelirsin. Firavun, Yaradan’ın arka tarafı…

Soru: Bu karşı gelişle adamın yapacağı bir şey var mıdır? Yoksa bu işleyişin içinden mi geçecek?

Cevap: Ne demek istiyorsun? Bu karşıt kuvvete karşı kişi ağlamaya, dua etmeye başlamalı.

Soru: Bu duaya nasıl gelecek?

Cevap: Sana bu alma arzusu, bir ağırlık veriliyor ki daha üst dereceye yükseltsin ve denir ki: Ben kalbini ağırlaştırdım… Burada on derece, ilk On Sefirot’un inşası, on veba … olması gereken bu! Başka türlü manevi Partzuf’a sahip olamazsın. Bu çevreden gelir…

[15 Nisan 2016 Sabah Dersi Zohar Bölümü]

Makaleler

Bu Yudah İçin

Atalarımızın Mısır’da yedikleri o ekmek. Matza yemenin ıslahı (sevabı) acele gelecek kaçış ilgili olarak halka Mısır’dan ayrılmadan önce verilmişti. Ardından Matza yemenin sevabı onlara hâlâ kölelerken verildiği ve sevabın amacının kurtarılış zamanı olduğu zira aceleyle ayrıldıkları söylenir.

Bu nedenle Mısır’da çıtır yufka ekmeği (Matza) yenildiğini bugün bile hatırlamaktan hoşlanıyoruz çünkü bizler de gurbette esir edilmiş gibiyiz. Ayrıca bu Sevap ile yakında bizim günlerimizde olacak olan kurtuluşu genişletmeyi hedefliyoruz, tıpkı atalarımızın Mısır’a yediği gibi.

Bu yıl burada – önümüzdeki yıl özgür. Yukarıda bu Sevabı hedefleyerek, Mısır’daki atalarımızın Matza’yı yiyerek Sevabı gibi, kaderimiz olan garanti edilmiş kurtuluşu, uyandırabiliriz yazılmıştır.

Bizler köleydik… yazıldığı gibi “Kötülükle başlar övgüyle biter.” Kötülükle ilgili olarak bir Kabalist ve Şumuel ihtilaftaydılar: Kabalist önce “başlangıçta atalarımız putperestti,” dedi ve Şumuel önce “Bizler köleydik,” dedi. Uygulama Şumuel’i izliyor.

Bu ihtilafı anlamamız lazım. “kötülükle başlar övgüyle biter” in nedeni şöyle yazıldığı gibidir “ışığın karanlığı geçtiği kadarıyla.” Dolayısıyla, kötülük olgusunu hatırlamalıyız, yani onun vasıtasıyla Yaradan’ın bize iyiliğinin derin bilgisini edinebiliriz.

Tüm başlangıcımızın sadece kötülük içinde olduğu biliniyor, zira “hiçlik varoluştan önce gelir.” Bu nedenle “vahşi merkebin sıpası insanda doğar.” Ve sonunda, insan şeklini alır. Bu, Yaratılış’taki her elemente uyar ve bu ulusun da kökenindeydi.

Bunun nedeni, Yaradan’ın Yaratılışın varlığını yoktan meydana getirmesidir. Dolayısıyla, daha önce hiçlikte olmayan hiçbir yaratılış yoktur. Bununla beraber, bu hiçliğin yaratılıştaki her elementte belirgin bir formu vardır, çünkü realiteyi dört türe, cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan, böldüğümüzde cansızın başlangıcının tamamen hiçlik olduğunu görüyoruz.

Ancak, bitkiselin başlangıcı tamamen hiçlik değildir, sadece önceki formudur, ki kendisiyle kıyaslandığında hiçlik kabul edilir. Ve dikme ve çürüme konusunda, ki bunlar her tohum için geçerlidir, cansızın şeklinden alınmıştır. Ayrıca, hayvansal ve konuşanın hiçliğiyle de aynıdır: bitkisel form hayvansala göre hiçlik sayılır ve konuşana göre hayvansal form hiçlik sayılır.

Bu nedenle, Makale bize insanın varoluşundan önceki hiçliğin hayvansal form olduğunu öğretir. Bu yüzden şöyle yazılmıştır, “vahşi merkebin sıpası insanda doğar”, zira her bireyin hayvansal koşulda başlaması gerekliliktir. Ve şöyle yazılmıştır, “İnsan ve hayvan Senin esirgediklerindir, Tanrım.” Ve, bir hayvana varlığını sürdürmek ve amacını gerçekleştirmesi için her şey verilmiştir ve O insanın varlığı ve amacını gerçekleştirmesi için de her şeyi sağlar.

Dolayısıyla, kendi hazırlıkları bakımından insanın hayvana üstünlüğünün nerede olduğunu anlamalıyız. Gerçekten de bu onların arzularında ayırt edilmiştir, zira insanın arzuları elbette hayvanınkinden farklıdır. Ve bu ölçüde, Yaradan’ın insanı kurtarması ile hayvanı kurtarması farklıdır.

Dolayısıyla, tüm inceleme ve araştırmalardan sonra, hiçbir hayvan türünde var olmayan ve insanın arzularındaki tek gerekliliğin Tanrısal Dvekut’a (tutunma) doğru uyanış olduğunu görüyoruz. Sadece insan türü bunun için hazır ve başka hiçbiri değil.

Bunu insan türünün varlığındaki tüm meselenin O’nun manevi çalışmasına özlem duymak için ona nakşedilmiş hazırlıkta olduğu ve hayvana üstünlüğü izler. Ve pek çokları zanaatkârlık ve politik hareketlerdeki zekânın bile büyük bir bilgelikle hayvanlar âlemindeki pek çok elementte bulunduğunu söylemiştir.

Benzer şekilde, insanın varlığından önceki hiçlik olgusunu Yaradan’a yakın olma arzusundaki eksiklik olarak anlayabiliriz, zira kişi hayvansan seviyededir. Şimdi, “kötülükle başlar övgüyle biter” deyişindeki sözleri anlayabiliriz. Bu, varlığımızdan önceki yokluğu pozitif bir şekilde araştırmamız ve hatırlamamız anlamına gelir, zira bu övgüden önceki kötülüğün açığa çıkmasıdır ve bundan “kötülükle başlar övgüyle biter” şeklinde yazılan övgüyü daha derinden anlarız.

Bu ayrıca, her bir sürgün boyunca yani dört kurtuluştan önce gelen her bir kurtuluş boyunca, bizim zamanımızda yakında gelmesini umduğumuz tam mükemmellik olan sonuncu kurtuluşa kadar dört sürgünün anlamıdır. Sürgün “varlıktan önce gelen hiçlik” yani kurtuluşa işaret eder. Ve bu hiçlik ona atfedilmiş HaVaYah’ı (Yaradan’ın isimlerinden biri) hazırlayan şey olduğundan, tıpkı ekmenin biçmeyi hazırladığı gibi, sürgünde kurtuluşun tüm harfleri mevcuttur, Alef (İbrani alfabesinin ilk harfi) hariç, zira bu harf “dünyanın Aluph’unu (şampiyon) ima eder.”[2]

Bu bize hiçlik formunun varoluşun eksikliğinden başka bir şey olmadığını öğretir. Ve bizler varoluşun – kurtuluş – olduğunu “ve her insan komşusuna başka bir şey öğretmeyecek… zira hepsi Beni bilecekler, en küçüğünden en yücesine kadar” sözlerinden biliyoruz. Dolayısıyla, önceki hiçlik formu, yani sürgün hali, sadece Kralın bilgisinden yoksun olmaktır. Bu Alef’in Gola’daki (sürgün) yokluğu ve Geula’daki (kurtuluş) – “Dünyanın Şampiyonu” ile Dvekut – varlığıdır. Ruhlarımızın kurtuluşu tam olarak budur, ne daha az ne daha çok, belirttiğimiz gibi Geula’nın tüm harfleri, Alef hariç, dünyanın Şampiyonu olan Gola’da mevcuttur.

Bu ağır konuyu yani yokluğun, kendi içinde, ona atfedilmiş olan varoluşun hazırlığı olduğunu anlamak için bu fiziksel dünyanın işleyişini öğrenmeliyiz. Yüce bir olgu olan özgürlük konseptinde görüyoruz ki sadece seçilen az kişi bunu algılayabilir ve onların bile uygun hazırlığa gereksinimi vardır. Ancak insanların çoğunluğu bunu anlamakta tamamen yetersizdir. Diğer taraftan, kölelik konseptiyle ilgili olarak da küçük ve yüce eşittir: insanların arasında kimse buna tahammül etmez.

(Polonya’da gördük, krallıklarını kaybettiler çünkü onların çoğunluğu özgürlüğün değerini tam olarak anlamadı ve koruyamadılar. Bu nedenle de yüz yıl boyunca Rus hükümetinin boyunduruğu altına girdiler. Bu süre zarfında hepsi boyunduruğun yükünü çektiler ve en küçüğünden en yücesine ümitsizce özgürlüğü aradılar. Özgürlüğün gerçek tadını henüz edinmemiş olsalar bile her biri hayal ettiği gibi istedi, ancak özgürlükten yoksunlukta ki bu boyunduruktur, özgürlüğün tadını çıkarmak kalplerine iyice kazınmıştı.

Bu nedenle, boyunduruğun yükünden özgür kaldıklarında bu özgürlükle neyi elde ettiklerini bilmediklerinden pek çoğu şaşkına döndü. Hatta bazıları bundan pişman oldu ve hükümetlerinin yabancı hükümetten daha fazla vergi yükü getirdiğini söyleyerek onların dönmesini istedi. Bunun böyle olmasının nedeni yokluğun gücünün onları yeterince etkilememiş olmasıydı.)

Şimdi Kabalist ve Shmuel’in uyuşmazlığını anlayabiliriz. Kabalist sözleri kötülüğün başlaması olarak yorumluyor ki bunun vasıtasıyla kurtuluşun tam anlamıyla değeri bilinsin. Bu nedenle Terah’ın zamanından başlamayı söylüyor. Ve Shmuel’in yaptığını söylemiyor, zira Mısır’da O’nun sevgi ve manevi çalışması ulusun içindeki birkaç kişiye çoktan ekilmişti. Ayrıca, Mısır’da köleliğe eklenmiş zorluklar “Âdem” denilen ulusun yaşamında kendi içinde bir eksiklik değildir.

Ve Shmuel sözleri, yokluk varlığı hazırladığından O’nun kurtarışının bir parçası olarak görülmeli ve minnettarlıkla karşılanmalı diyerek de yorumluyor. Bu nedenle, “başlangıçta atalarımız putperestlerdi” sözleriyle başlamamalıyız, zira o dönem “varlıktan önce gelen hiçlik” olarak addedilmiyor. Bunun nedeni onların insan türünde varoluştan tamamen mahrum olmalarıydı, zira O’nun sevgisinden tamamen uzaklaştırılmışlardı, tıpkı kısırlaştırılmışın sevgiden mahrum olması gibi.

Bu nedenle, Mısır’daki kölelikle başlıyoruz, O’na sevgi kıvılcımları kalplerinde yanmaya başlayıp da sabırsızlık ve çok çalışmayla her gün bastırılana dek. Bu “varoluştan önceki hiçlik” olarak addedilir ve bu nedenden dolayı önce “köleydik” der.

Ve ayrıca, bunun sebebi Yaradan bilgisinde ulusun özgürlüğü olgusunun sadece seçilmiş birkaç kişinin anlayabileceği ve hatta o zaman bile uygun hazırlığın gerektiği ancak insanların çoğunun edinmediği çok yüce bir olgu olmasıdır. Diğer taraftan, köleliğin zorluğunu algılamak herkese gayet açıktır, Even Ezra’nın Paraşat Mişpatim’in başında yazdığı gibi, “İnsan için kendisi gibi olan bir insanın otoritesi altında olmaktan daha zor bir şey yoktur.”

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/yehuda-halevi-aslag/Makaleler-yehuda-halevi-aslag/bu-yudah-icin/

Soru: Matsa yemenin bizleri özgürlüğe getireceği koşul nedir? Matsa Mısırda mı alındı?

Cevap: Bunda kendimizi doyurmuyoruz ve burada aramızda bir suçlama ve aynı zamanda “Yaradan ile bir anlaşmamız yok ve bir şey gerçekleştirmeye muktedir değiliz” diye düşünüyorsun.

Kayboluşta olduğumuz için, burada önemli olan bir an evvel özgürlüğe kavuşmak. Bu bakımdan Mısırda olduğumuzu hissediyorsak o zaman kendimizi hazırlamamız gerek. Savaşta, alma arzumuz ve egomuzdan yükselmek için egomuz yardımcı olmuyor. Gerçekten karanlıktan geçiyoruz. Bir şey yapamazlıktan, sıfır çaba, anlayış ve farkındalık… Buna hazır olacağız çünkü bu şekilde uyanabileceğiz. Bu alma kabalarımızdan ki buna başı, bilgisi ve bedeni de alma olan yeni bir kutsal kaba yükselmek istiyoruz. Aş-baha(ihsan etme) kabına ve onun başı, inanç ve bedeni de ihsan etme…

Soru: Dövüş, Savaş içerisinde olmak ne anlama geliyor?

Cevap: Tek bir şey eksik; diğerini ve Yaradan’ı sevmek… İşte bu eksik… Aslında bunun haricinde her şey var. Firavun ne istersen her şeyi veriyor. Ancak Yaradan ve dost sevgisi eksik ve onun için bu savaş söz konusudur.

Soru: Dünyevi koşula karşı gelmeyip te bu maneviyatı istediğimizde, o zaman Matsa’nın ne anlamı oluyor. Ve buna karşı savaşacak araçlarım ne olacak?

Cevap: Her zaman maneviyata çekilmek.

Soru: Mısırdan acele ile çıkmak nedir?

Cevap: Ben bunu, beni ileriye çeken bir güç ve beni arkadan iten ve zorunlu bir şekilde yaptığım bir uygulama olduğu için acele ile yani ben bunu kendimden değil, tamamen üst güç tarafından yaptırıldığım bir uygulama olduğu için acele edildi deniyor. Bu yüzden buna Mısırdan çıkışın mucizesi deniyor.

Neden peki bu aciliyet? Çünkü başta hiçbir hazırlık safham yoktu, diyebilirsin ki burada matsa yemeğe hazırlanıyorlardı. Fakat bunlar birbirine bağlı şeyler değil. Tüm bunlar alma kabından çıkışı anlatmaktadır.

Soru: Hayvansal seviye ve konuşan seviye hisaron’ları (eksiklikleri) mevcut. Peki, bunlar paralel mi çalışıyor?

Cevap: Manevi seviyede hayvansal ve konuşan seviyenin paralel çalışması mümkün değildir. Çünkü hayvansal seviye tümü ile kendisi için almak ve tüm realitenin kendisi için olmasıdır. Adam seviyesinde ise kişi onun realitesinin, bedeninin dışında. Ya bu nitelik ya da öbür nitelik var. Biz kendi bedenimize değil, yalnızca arzularımıza konuşuyoruz.

Soru: Anladım ki bunalımların koşulları var. Peki, bunun için ne yazılıyor?

Cevap: Bunalım, kişi eğer gruba bağımlı ise bu bunalım değil, en düşük seviyeleri de hissedebilir. Burada birçok uygulamalara geliyorum, öğreniyorum. Fakat içimde kendimi niyetlendirmek ihsan etmek yönünde bir istek var. İşte bunu beceremiyorum. Bu büyük bir yılgınlıktır. Bu bunalımda olmak değildir. Tamamen ne yapacağını bilemez koşuluna düşmüş olmak. Yani ölü gibi, yaşam yok.

Bunalım sana bu dünyada da mevcut kişi, grubun içinde ise bunalım içinde olması mümkün değildir. Ancak yılgınlık koşulunda olabilir. Üzülmüş olabilir. Bunalım da ise içselliğin boşlukta olması söz konusu. Bunlar birbirinden farklı bir durumlar. Bizde olması mümkün değil. Bu psikiyatrik bir fenomen. Eğer kişi kendini grup ile gerekli bir koşula getiremez ise o zaman yılgınlık içinde olabilir ve dolayısıyla kendini grubun dışında hisseder. Yaradan için çalışanda bunalım yok. Yani yapamamazlık, yılgınlık ve her şey çekiliyor. Ve artık bıkkınlık veriyor. Fakat bu kesinlikle bunalım değil. Çünkü biliyor ki kişi bu koşulda sürecin içinde olunan bir an.

Yaşamamızda olan boş zamanlar, dolu zamanlardan daha çok fakat bunlar bizler için hazırlık, hisaron dolu olan koşullar için. Çünkü bir kerede gelinmiyor. Geliyorsun, hissediyorsun ve bitiriyorsun. Daha sonra da tekrar devam etmek, bir sonraki koşul için hazırlık yapmak.

[10 Nisan 2016 Sabah dersi son bölümden]

Her Kim Yedinciyi Kutsallaştırırsa – Baruh Halevi Aşlag (Rabaş)

Kalbindeki noktayı kutsallaştırırken, kişi ”Mısır sürgünü”ne giriş yapmaya başlar ve sonrasında kişi her seferinde ihsan etme eyleminden ne kadar uzak olduğunu görür. Daha sonra ihsan etme kabları, yani eksiklik hissiyatı onun içerisinde şekillenir. Bu eksiklikler daha sonra Yaradan vasıtası ile karşılanabilir.

Böylece bireyin kablarını edinebilmesi, kurtuluşa ilişkin gereksinimine ve Yaradan’ın yardımına sahip olabilmesi için, mücadeleye başlaması gereklidir. Nitekim şöyle denilmişti; ”Yaradan ona yardım edene kadar, o kazanamaz.” Öyledir ki, kişiye mücadeleyi kazanabilme yetisi bilerek verilmemişti. Çünkü mücadele sayesinde birey, mükâfatı adına kapları ve eksiklikleri edinir.

Bu nedenle, iki şeye ihtiyaç vardır: Kabları edinebilmesi için bireyin mücadeleye girmesi ve yardıma da ihtiyacı vardır, bu şekilde de Yaradan ona yardım edecektir. Çünkü bu yardımın sayesinde o ülkenin mirasını, atalarımızdan olan İbrahim’e Yaradan’ın söz verdiği şekilde, edinir.

Buna göre, ”onun eylemine istinaden” demek, dünyasal şekilde değil, onun zıt halinde gerçekleşeceği durumdur. Çünkü dünyasal olanın içinde, birey iyi çalışmayı sunar, ona çalışmasının niteliğine göre ödeme yapılır. Nitekim burada olan aslında bunun tersidir. Çünkü kişi kutsallığın içerisinde herhangi bir şeyi yapma yetisine sahip olamadığını gördüğü zaman, ardından daha yüce bir yardıma gereksinimi olduğu ortaya çıkar. Bu nedenle, her seferinde daha büyük bir yardım alması gerekir. Daha doğrusu, daha yüce bir edinimi.

Böylece onun kazancı, eyleminden daha büyük olur; eksikliğini görerek, nitekim sonrasında daha büyük bir edinime ulaşabilme yetisi olur. Bu ”uyanmak ve yapmamak” anlamına gelir. O mücadelenin içinde yürüdü ve yapmıyor, yani o tüm eylemlerini cennet adına gerçekleştiriyormuş gibi yapamıyor. Ona denir ki, uyanmaya bağlı kazanç kişinin kendi elindedir. Yani titizlikle uyanmak ve bir şey yapmamak ama Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duymak; özellikle bunun sayesinde kişi ”atalarının mirasını” edinir.

 

Soru: Bizde niçin eksiklik hissiyatı yoktur ?

Cevap: Bizim bir eksiklik hissiyatımız yoktur, çünkü bizler beraber çalışmıyoruz.

Mısır’dan kurtuluşa ilişkin büyük eksiklik nereden oluşmuştur? Beraber çalışmaktan güç alarak ve aralarında ifşa olan Firavun’un bağ kurmalarına ilişkin engeline rağmen, karşılıklı garantörlük içerisinde buna erişebilmek ve Firavun’a da bu karşılıklı hissiyatı ulaştırabilmek adına..

Fakat Yaradan’ın yüceliği ile birlikte, aralarında onun ifşa olması gerekir. Çünkü biri olmadan, diğeri olamaz. Yaradan’ın yüceliği üzerinde çalışılırsa, Firavun ifşa olur ve daha sonrasında bizler, her ikisinin de onların aralarında durmasına karışmadan devam ederiz; Firavun ve Yaradan ve bizler onların arasındaki küçük Musa’ymış gibiyiz. İşte bu şekilde, bizler ilerlemeyi sağlarız.

[4 Nisan 2016 Sabah dersi son bölüm, 39.dk]

 

Soru: ”Mücadele etmeye gider ve yapmaz” ne anlama gelir?

Cevap: Ne yapması gerektiğini bilmez, kendi görüşüne göre edinmesi gerekeni edinemez. Sürekli olarak kendi içerisinde ümitsizliği ve sorunları biriktirir ama hala devam eder. Elinde olanın hepsi çabasıdır. Çaba nedir? Ben şayet çalışırsam ve bunun ödemesini alırsam, her şey iyidir. Bir sonraki gün yine işe giderim ve günün sonunda ücretimi alırım-çok iyi. Çalışmadan artakalan hiçbir şey yoktur. Çünkü benim içimdeki Hisaron’u biriktirmem gerekir, benim artacak bir gereksinimim yoktur ve ben ilerleme sağlarım.

İşte bu yüzden, bunun üstesinden gelmek öyle bir eylemdir ki, dün hiçbir şeyi edinmemiş olmama rağmen, ben bugün hala devam ederim. Ben bugün edinemedim-Yarın devam edeceğim vs.., ”öküzün yükü ve eşeğin taşıdığı ağırlık” gibi.. Aynı zamanda bu, benim alma arzuma nasıl bir mazeret bularak yarın, dünkü hayal kırıklığından sonra devam edeceğime bağlıdır.

Mükâfatın, ödülün alma Kelim’inin içinde olamayacağını gittikçe daha çok hissederim. Fakat yalnızca ihsan etmeye ilişkin bir fırsatım olduğu zaman bu böyledir. İhsan etmek kendi başına mükâfattır. Uygulayabilirsem şayet, ihsan mükâfattır. Fakat bu yalnızca, üstesinden geldiğimiz tüm hayal kırıklıklarının üzerinde bir ödül gibi, alma Kelim’inin içerisinde edinilmediği şekilde gelir.

Kişide bu üstesinden gelebilme kuvveti yoktur. Yukarıdan mı bunu talep etmesi gerekir?

Hayır, yapamaz- yalnızca bir çevrenin içerisinde, grubun içinde olmak koşulu altında, kişi kendisini bir grubun içerisine yerleştirir ve bütün çalışmasının birliğin içerisinde olduğunu anlar. Birliğin içinde, ihsan etme ve sevgi kuvvetini mümkün olduğu kadar ifşa etmek ister ve kademe kademe Işık, onun için bunu düzenler.

[4 Nisan 2016 Sabah dersi son bölüm, 14.dk]

İlk Yenileniş – Baruh Halevi Aşlag (Rabaş)

Tüm yenilenişler kişi kendi alma arzusundan çıktığı zaman olur. Budur Tora’nın puta tapanlara öğretilmesi, yasaklanmış durum olarak bahsettiği. Tüm yenilenme, her zaman kişi alma arzusundan çıktığı zaman olur. Budur puta tapanlar ile çalışmasının yasaklanması. Kişi, Mısır’da iken Yahudi olamaz, çünkü o zaman Mısır’ın kralı Firavun’un etkisi altındadır.

Bunlara hizmet eden, Yaradan’ın hizmetkârlığını yapmış olamaz. O yüzden İsrail’in çocukları benim kölelerim yani kölelerin köleleri değil, çünkü kişi kendine hizmet ettiği zaman Yaradan’ın hizmetkârı olamaz. Çünkü kişi iki krala aynı anda hizmet edemez. Sadece kişi Mısır’dan çıktığı zaman, yani kendisi için alma kabından çıktığı zaman Yaradan’ın hizmetkârı olabilir ve Tora’yı alabilir. İlk keşfediş Mısır’dan çıkıştır.

Rav Açıklama:

Yasaklanma, imkânsız demek, yani bizler puta tapanlar olduğumuzu anlayamıyoruz. Bizim kalbimiz ve aklımız almak için çalıştığı zaman Tora’yı anlayamayız. İhsan etmek için olan, tamamı ile farklı bir boyut, farklı bir program, yani ben tüm dünya’yı BEN olarak, kendimi onun içinde görüyorum. Benimle başkaları arasında veya genel dua ile bir farkım olmuyor. Yani cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan. Ben doğa ile entegre olduğum zaman orada Yaradan ile bütünlüğü buluyorum. O yüzden akıl, hissiyat, tavır, yaşama karşı hepsi farklı oluyor. “Maneviyat” adı verilen “Maneviyat Bütünlüğü” bu ilk yenilenme ile başlar. Kişi egoistik algıdan özgecil bir algıya geçer. Yani ben “ters çevrilmiş bir dünya gördüm” denir.

Kişi bunu bilmediği ve görmediği zaman ne olduğunu anlamaz. Kabala bilgeliğinin tamamı, benim üzerimde kıyafetlenmiş bu egoistik arzudan nasıl çıkacağımı anlatır. Nasıl bu yıldızlar ve kara delikler var ve kara delikler nasıl olurda ışığın dışarı çıkmasına izin vermez. Çünkü maddenin yoğunluğu o kadar yüksektir ki, hiçbir ışığın dışarı çıkmasına izin vermez. Bizim egomuzda öyle çalışıyor. Bizler egomuzdan çıktığımız zaman, tüm dünyaya bizim olarak belirlediğimiz zaman dünya farklı bir davranış kodunda çalışmaya başlar. Bu tüm dünyanın hepsi benim demek, tüm dünya benim demek değil…

Dünya’yı seviyorum demek, egoistik olarak dünyanın bana ait olduğunu görmek değildir.

Sevgi, kişisel endişenin üzerinde, bu dünyanın bana yakın olmasını görmek değil yani bütünlüğü ve barışı ile ilgili değil. Bunun ötesinde, bunun üzerinde… Bu yüzden maneviyatı algılamamız zordur. Islah eden ışık, tüm yenilenme kişi alma arzusundan çıktığı zaman olur. Tora’nın puta tapanlar ile çalışılmasının yasaklanmasında belirtilen yasaklama imkânsız demek. Neden imkânsız? Çünkü puta tapmanın safhasından çıkmadan kişi bunları anlayamaz. Puta tapmak demek, bu putlara inanmak, başka şeylere inanmak… Yani “O’ndan başkası yok” koşulundan başka her şeye inanmak.

Kişi “O’ndan başkası yok” koşuluna bağ kurmuyor ise o kişiye puta tapan denir. Çünkü kişi Mısır’da iken yani almak için safhasında ise yani onun arzuları, düşüncesi bu yönde ise kişi o zaman Yahudi olamaz. Yahudi olmak ne demek? Yaradan ile bütünleşmiş ve Yaradan ile form eşitliğinde bağ kurmuş; arzuları ve nitelikleri form eşitliğine bağlanmış olana denir.

Yaradan, yaratılanlara ihsan ediyor, kişi Yaradan’a benzemek istiyorsa o zaman Yaradan gibi yaratılanlara ihsan etmek zorunda. O zaman Yaradan’a benzer olduğunu keşfeder. Kişi Yaradan’ın keşfedilişinin sonucunda ne der? “Seni yaptıklarından bilirim” yani Yaradan’ın yaratılanlara yaptıklarından “iyilik yapan iyilik”.

Bizler, yaratılan varlıklara Yaradan gibi eylemler yaparsak, o zaman Yaradan’ın yaratılan varlıklara olan tavrını ediniriz. Budur “İsrail çocukları benim” yani onlar benim hizmetkârlarım, hizmetkârların hizmetkârı değil. Çünkü kişi kendine hizmet ettiği zaman, Yaradan’a hizmet edemez. Çünkü alma arzumuzu 1) Ya alma arzumuzu doldurmak için kullanırız ya da 2) Alma arzumuzu başkalarının arzularını tatmini için kullanırız.

[29 Mart 2016 Sabah Dersi]

Rabaş’ın Yazıları, Igrot, Mektup 66

Makale: Merhaba! Ve tüm dostuma en iyi dileklerimle… Psahim’de şöyle başlar; Kötüleyerek başlar ama överek biter. Neden öyledir? Çünkü şöyle diyor: Önce atalarımız putperestti. Pesah Bayramı hikâyesinde de, Haggadah’da da şöyle diyor; Başta atalarımız putperestti. Ama Yaradan şimdi O’nun çalışmasına bizleri yakınlaştırdı. Bu konuyu anlayabilmek için daha önce ne olduklarını anlamamız lazım. Kişi şunu bilmeli; Mısır sürgününden çıkış konusuyla ilgilendiği zaman, görüyoruz ki kişinin tüm ıslahı buna bağlı. Çünkü her şeyde Mısır sürgününün anısına diyoruz. Bu şu demektir: Mısır sürgününden çıkmadan hat safhaya kadar bir sevabı tutmak mümkün değildir. Genel olarak Mısır’dan çıkmış olmamıza rağmen, kişi olarak her insan bu sürgünden çıkmalı.

Rav: Olay şudur: Bir kanun var. Her manevi kök, fiziksel dünyada bir dal oluşturmalı. O yüzden, kabımızda, arzumuzda geçirdiğimiz her türlü şeyi öncelikle fiziksel bir koşuldan geçirmemiz lazım. Her şey cansız seviyeden başlıyor ve cansızdan yukarıya doğru geçiyor. O yüzden; cansız, bitkisel, hayvansal ve fiziksel seviyeden bu dünyada insan olmamız lazım ve o seviyede gelişmemiz lazım. Ta ki aramızda bağ kurup, dünyada yaradılışın amacıyla bağımızı hissedene dek. Bu yaradılışın amacına olan ihtiyaç daha doğrusu arzu, ilk kez bu dünyada yaşayan 5776 yıl önce bir insanda ifşa oldu (Adem). Arkasından ek bir fiziksel gelişim oldu. Babil’den, Mısır’dan, İsrail topraklarına girişte ve orada geçirilen tüm koşullarda; I. tapınak, sürgün ve II. tapınak arkasından yine sürgün ve şimdi tüm bu fiziksel dereceleri tamamladık. O yüzden ıslahın son safhasındayız. Ancak fiziksellikte her şeyi geçirdik. O yüzden materyalleşmesi gereken her şey oluyor. Bizlerde fiziksellikte başladığı gibi, çünkü her şey Mısır sürgününden başlıyor, Mısır; ilk hissetmemiz gereken manevi seviye. Baal Hasulam’ın da TES’e giriş madde 2’de, Yaratılışın amacı için hayatın manası ne? Oradan arzu üzerine açıkladığı gibi, bu dünyadaki yaşayış tarzına yönelik, hayatın amaçsız olduğu ama bir amacı edinmek istediğini yazıyor. Gerçekten ne için yaşamaya değer? Sürgün denilen şey, orada başlıyor. Daha önceki koşula göre her şey daha iyiydi ama şimdi problemler, sıkıntılar, sorunlar var. Benzer şekilde her birimiz o soruya geldiğimizde, tüm realiteyi keşfetmek istiyoruz. Şimdi de tüm dünya “hayatın manası ne?” sorusuna yakınlaşıyor. Ya da kötülüğün farkındalığına… O yüzden genel olarak, bu sürgün hikâyesi olarak yazılan her şeyi içsel koşullarımız olarak değerlendirmeliyiz. Bu, bize öyle gelse de fiziksel hikâyelerle değil, her şeyi manevi bir yoruma sokmalıyız. O yüzden önce sürgün, arkasından kurtuluş.

Makale: Mısır sürgününden çıkmak, sürgüne gitmeden mümkün değildir. Sadece o zaman adam sürgünden çıkıyorum diyebilir. Ve Haggadah’ın yazarı bize bununla ilgili şöyle söylüyor: Kişi bilmeli ki; başta babalarımız putperestti. Yani putperestlerin hükümdarlığı altında köleydiler, sürgündeydiler. Ancak o zaman Yaradan onları yakınlaştırdı.

Rav : Eğer biz sürgünün içinde olduğumuzu hissediyorsak ve tahammül edemiyorsak, ıslaha doğru yakınlaşırız. Sürgünün kendisi adamın kurtuluşunu doğuruyor. Yani bizler, Mısır denilen, sürgün denilen bu koşulda kalmaya tahammül edemiyoruz ve ışığın özlemimizi etkilemesi ve değişim yapması lazımdır. Ve İsrailoğulları haykıracak şeklinde yazdığı gibi. Bu tür sürgündeki farklılıklarla, ıslah eden ışıkla sürgünden çıkıyoruz. O yüzden kişi içinde bulunduğu koşulda nelerden geçeceğini bilmeli – egoist arzulardan kurtuluş – ve bunun üzerine ihsan etme ve sevgiye çıkmak zorunda. Kişi, bunu sahip olduğu her şeyin üzerinde istemeli. Sonuna kadar dolacak olsa bile alma arzusuna göre hiçbir şey almak istemiyor ve bunun üzerine çıkmanın gerekliliğini hissetmesi gerekiyor. Bu bir çeşit kişinin yaptığı kısıtlamadır. Bu egoist kabın üzerine yaptığı kısıtlama Mısır sürgününden çıkıştır.

Makale: Ancak putperestlerin hükümdarlığı altında olduğunu hissetmiyorlar ise, o zaman adam şunu diyebilir: Yaradan bizi yakınlaştırdı. Yani kişi sadece Yaradan’dan uzak olduğunu hissederse, Yaradan beni yakınlaştırdı diyebilir. Çünkü her zaman kab eksiklik, Işık ise bu eksikliği doldurandır. Bu yüzden bilmeliyiz ki; kendimizi tümüyle hazırlamalıyız. Bu şu demektir: Kişi kendisini ciddi bir şekilde kontrol etmelidir ki gerçek koşulunu görsün. Yaradan’a olan inancı tam olarak ne? ve tam olarak inancı var mı? Yani gerçek mi? Suni mi? Şöyle ki; kişi acaba sadece alışkanlıktan mı yapıyor? Kendi arzusundan yapmıyor mu?

Rav: Kişi kendisini derin bir şekilde her zaman kontrol etmelidir. Ancak, sevap saydığı eylemlerle değil. Çünkü dini vecibeler denilen şeylerin hepsi, eğitimden gelen, gelenek-göreneklerdir. O yüzden dini vecibeler yapıyorlar. Bunlar sevap değildir. Sevap; kişinin an be an kendisini analiz etmesidir. Niyeti ne? Ne için çalışıyor? Yönü ne? Şunu anlamalıyız ki; bizim anlayışımıza göre, öyle ışık gelipte ortaya çıkıyor diye bir şey yok! Yani şu olay var: İçimizde haz alma arzusu var, mutlu olma koşulu. Ben ise arzuyu değiştirmek istediğim zaman ve arzu değiştikten sonra arzunun o değişimi, arzuda ışık var demektir. Elektrik gibi. Bu elektriğin ne olduğunu bilmiyoruz. Ve sadece eylemlerin sonuçlarını hissediyoruz. Işıktan da benzer şekilde bahsediyoruz. Eğer ihsan etmek istiyor isem; ihsan etme arzum demek, sevmek istiyor isem öyle bir dürtüm var ise, içimde işliyor ise, ona ışık diyoruz. Yani dışarıdan öyle beni bir şeyler dolduruyormuş gibi değil. Şimdi, yeni bir şekilde işleyen arzumun içerisinde doyum(haz) alıyorum. O yüzden buradan şunu anlayabiliriz ki; Sevgiden mutlu olmak nedir? Sevgiyle dolmak nedir? Buradan kişi neden alma arzusunda doyum alamıyor anlayabiliriz. Neden? Çünkü adam sürekli olarak doyum almak için dışarıdan bir şeyin gelmesini bekliyor. Mümkün değil ki… O yüzden sadece başkalarına ihsan etmek istersem, sanki ihsan etmek gibi bir eğilimim var ve bu eğilimle, bu doyumla kendimi dolu hissediyorum. Işık içinde hissettiğim yani alma arzumdan hiç çıkmıyoruz. Dışarıdan bir şey almıyoruz. Tüm bu değişimler alma arzumun içinde oluyor. Ya kendi içimde doyum istiyorum ya da dışımdan. O nedenle ihsan etmek ya da almak için dediğimiz zaman, ihsan etme niyetiyle doluyuz, buna ışık diyoruz. Kişi arzusunu nereye yönlendireceğine dair kabının içinde bir değer veriyor.

Makale: Ve kişinin nitelikleri düzende mi? Yani tüm eylemlerimiz Yaradan için olacak mı? Ya da Allah korusun olmayacak mı? Yani adam kendisini mutlu etmek için mi yapacak?

Ve hocalarımızın şöyle dediği gibi; Diğer milletlerin koşulu günah. Yaptıkları tüm iyilikler sadece kendileri için ve onlar Yaradan için hiçbir şey yapacak kapasiteye sahip değiller. Ve eğer kişi, bu kanun altında ise diğer insanlar gibi ona sürgünde denir. Ve o zaman, o kişiye putperest denilir. Ve şimdi Yaradan’a dua için bir koşul vardır. Yaradan ona yardımcı olsun. Kişi sürgünde ve putperest olarak yaşıyor iken, şimdi diyebilir ki; Yaradan bizi çalışmaya yakınlaştırdı. Öyle ki Yaradan için çalışalım, putperestler için değil!

Rav: Yaradan için çalışmak demek; Yaradan’ın işi, insan sevgisi, başkalarına ihsan etmek maneviyatın en büyük kuralıdır. Eğer başkalarına yönelik ilişkimde, ihsan etmek, onlara iyilik yapmak istiyorsam, bu niyet ile dolduysam ancak o zaman niyetim gerçek mi hissetmeye başlarım. Üst ışık beni doldurur. Niyetim dediğim budur.

Makale: Ve bu Mısır sürgününden çıkmak olarak bilinir. Tüm yapılanlar sadece Yaradan uğruna ve tüm sevaplar Mısır sürgününün anısı uğruna… Ve sadece Mısır sürgününden çıktıktan sonra, Yaradan’ın emirlerini tutabiliriz. Başka bir neden için değil! Tanas’ın dediklerinin anlamı budur. Kötüleyerek başlar ve överek bitirir. Bu şu demektir ki; kişi maneviyata başlarken, kişi nasıl putperestlerin ve kötülerin hükümdarlığı altında yaşadığının kötülüğünü anlatarak başlar ve sonrasında çalışmaya kendisini nasıl yakınlaştırmaya başladığını, ki bu överek bitirmek olarak bilinir.

Rav: Bizler de egomuza tahammül edemediğimiz, ne kadar nefret ettiğimiz koşula gelirsek iyi olur demek istiyor… Yaradan bizi çalışmasına yakınlaştırdığında överek aktarabiliriz.

Makale: Çalışma, Yaradan’a inançta ve çalışmamızın hepsi Yaradan için. Hocalarımızın da burada yazdığı gibi; Rabba Hanina dedi ki; Onlar yakalandığı zaman dedi ki; bir şey için yakalandığına mutlusun. Bana yazıklar olsun, beş şey için yakalandım. Rabbi Hanina O’na şöyle söyledi. Beş şey için yakalandığına mutlusun. Kurtuldun. Bir şey için yakalandığıma yazıklar olsun. Kurtulamadım. Sen merhamet uğruna maneviyatla ilgilendin… Rav Hanina’nın söylediği gibi her kim maneviyatla ilgilenirse Yaradan’a doğru olanlar için! Çok gün gerçek tanrıları olmadan geçti. Şöyle ki, kişinin dünyada yapması gereken ana şey şu: yaptığı her şey Yaradan için olmalıdır ve kişi sadece kendini mutlu etme doğasıyla yaratıldığı için, kendisi için iyilik görmediği yerde bir şey yapamaz. Bu durumda kişi, Yaradan için nasıl çalışabilir. Ancak Yaradan bizlere emirler verdi. İnsanla insan arasında. Kişi bu durumda dostu için de, Yaradan için de çalışabilir. Kişi manevi çalışma ve ıslahı ile ilgileniyor olsa bile ve Yaradan için sadece Tora ile ilgilenip ihsan etme ile ilgilenmez ise, ihsan edemez. Şöyle ki, kişi başkalarına iyilik yaparsa, Yaradan’ını da sevmeye gelir. O zaman manevi çalışma ve ıslahı Yaradan için yapabilirdi. Şöyle ki; kişi kendi niteliklerini başkalarının iyiliği için kullanırsa, daha sonra bu nitelikleri Yaradan’ın iyiliği için kullanmayı öğrenir. Çünkü kişi, nitelikleriyle öğrenmeye başladıysa, Yaradan’a inancı oluşabilir. O zaman, kişi inançla form eşitliğine gelebilir ki bu Yaradan’ın niteliğine tutunmaktır. O merhametli olduğu gibi sen de merhametlisin diye yazar.

Rav: Yaradan’a inanç demek; saf ihsan etmektir. Merhamet, sadaka, bunlar işin başı. Tek kalp tek adam olma yolunda ilerlerken, kişi birisine bir şey verdiğini söyleyemez. Kendimizi bir olarak hissettiğimiz zaman ihsan ediyormuşuz gibi hissi olmaz çünkü birsek hepimiz birizdir. Üst ışık herkesi dolduruyor, hepimiz Yaradan’ı hissediyoruzdur.

[28 Mart 2016 Sabah Dersi]

Rabaş, Merdivenin Basamakları 2. Cilt 72. Mektup

Her kim bu üç şeyi Pesah’ta söylemedi ise görevini yerine getirmemiş olur. Bunlar Pesah, Matsa (yatsı ekmek) ve Maro’dur (acı karaturp); bunların ne demek olduğunu anlamalıyız. Manevi çalışmasının sıralaması şudur: Kişi işe başlamalıdır, akabinde yukarıdan yardım gelir. Hocalarımızın söylediği gibi: “Adamın eğilimi onu her gün yener ve onu öldürmek ister, Yaradan’ın yardımı olmasaydı adam bununla başa çıkamazdı.” Bu şu demektir: Kişi sadece çalışmak istediği zaman yukarıdan yardım görür. Bir kural vardır; kişi Yaradan’a ihtiyaç duyduğu zaman yardım alır, yani kişi yalnız yapamadığını görürse. Yoksa talep otantik bir talep değildir, zira kendi başına yapabilir. Ancak tembeldir ve tembele yardım verilmez, sadece Yaradan’a özlem duyanlar yardım görür. Hocalarımızın dediği gibi “Bir leopar gibi bıçkın, ceylan kadar hızlı, aslan kadar güçlü ve kartal kadar çevik.”

Matsa ve Meriva kelimeleri şöyle; Yaradan ile yürüdüğünde, kişi her zaman iyi eğilimi kötü eğilimin üzerine koymalı, “kızgın ol ama günah işleme,” diye yazdığı gibi. Raşi bunu şöyle yorumluyor “Kötü eğilime savaş açmak.” Kişi her gün kötü eğilime savaş açtığı zaman ve bir milim bile ilerleyemediğini gördüğü zaman ve hatta daha da kötüye gittiğini görünce, kendisinde acı hisseder, buna Maro deriz yani acımtırak. Bu yüzden İsrailoğulları, ıslahın yolunda 49 arı olmayan kapının önünde durdu ve akabinde Yaradan onları ıslah etti, bunu anlamak çok zordur; nasıl olur da Moşe ve Aron, Yaradan’ın mesajcıları olarak gelmeden önce, o kadar çok kirliliğin içinde değillerdi? Moşe ve Aron geldikten sonra Mısır’daki koşulları gördüler, Mısır’da kirliliğin tam içine düştüler, hatta öyle ki, koşul şu ki her şey hisse bağlıdır, kişi gerçek realiteyi hissedemez. Hocalarımızın dediği gibi; “kişi kendi günahlarını göremez, kişi maneviyatı sadece arzuladığı yerde öğrenir.” Bu yüzden kişi, gerçeğin gerçek olduğu gibi görmez, gerçeği görmek ancak yukarının yardımı ile olur; bu yüzden Moşe ve Aron gelmeden önce halk gerçeği görmüyordu. Ancak daha sonra tüm işaretleri gördükten sonra, gerçeği görmekle ödüllendirildiler, aynen olduğu gibi. Ve gördükleri şuydu: En alt derecede, 49 kirli kapının olduğu yerde oldukları. Ve akabinde ıslahla ödüllendirildiler, yani acıyı hissettikten sonra, koşulları üzerinde gerçek bir dua oluşturabildiler.

Şöyle devam eder: Maro dediğimiz bu acı, Yaradan’ın yardımı yani Moşe ve Aron’un vasıtası ile işaretler ve imalar ile Yaradan’ın onlar vasıtası ile gösterdikleri ile. Ve bundan sonra Pesah ile ödüllendiler yani Yaradan İsrail oğullarının evlerinin üzerinden geçti, buna derecelerin üzerinden atlamak denir.

Normalde kişi bir erdem öğrendiği zaman yavaş yavaş ilerler, ancak burada tam tersi oldu, her defasında kirliliğin derinine daha fazla düştüler ve sadece gerçek koşullarını görünce, gerçek bir dua ile Yaradan’dan yardım isteyebildiler ve ancak o zaman Yaradan yardım etti.

Pesah, Matsa, Maro beraber giderler yoksa ıslah ile ödüllendirilmek mümkün değildir. Gola denilen sürgün kelimesi ile Giliu denilen ifşa kelimesiyle aynı harflerden oluşur, Golua kurtuluş ve aradaki tek fark “a” harfidir. Bu bize şunu gösterir, kişi sadece sürgünü hissettiği zaman alef “a” harfi dünyanın şampiyonu olarak bilinir ve kişiye ifşa olur, bu durumda hocalarımızın söylediklerini anlayabiliriz.

Maro, Hassa (marul) neden denilir, zira Yaradan üzerimize merhamet getirdi. Bunu anlamak zordur. Şöyle ki “Yaradan bizleri kurtardı” koşulu tatlı bir şey olmalı idi, acı bir şeyler değil. Yukarıda dendiği gibi; kişinin Yaradan’dan yardım alabilmesi için öncelikle kişi içinde bulunduğu koşulun ne kadar acı olduğunu hissetmeli ve bu acıyı kişi günahlarını görmeden hissedemez, sadece Yaradan’ın yardımı ile içinde bulunduğu koşulu görebilir. Bu nedenden dolayı Maro dediğimiz acı var, yani Yaradan’ın merhameti bize gerçeği gösterir ve buna acı koşul denilir ve akabinde Yaradan bizi kurtarabilir. Ümit edelim ki Yaradan bizi kurtuluşa getirsin.

[8 Nisan Sabah Dersinden]

Rabaş’ın Yazılarından 3. Cilt – İbrani Kadını Doğurduğu Zaman

Şöyle denir; İbrani kadını doğurduğu zaman, eğer bu erkek bebek ise ölüme at, kız ise yaşasın. Bütün bu koşulun hepsini Firavun yapılandırdı. “Erkek ise ölüme at, kız ise yaşasın”. Mısır’ın Kralı Firavun böyle diyordu.

Burada manevi çalışmaya gelmemiz için tam bir arzuya gelmemiz gerekiyor. Tora ve sevaplarda şöyle bir emir var; Tora ve sevapları çalışırken, bunları Yaradan için yerine getirmemiz gerekiyor. Ancak Mısırlılar denilen koşul var ve Mısırlılar denilen koşul, dünyevi koşulları yerine getirmek. Mısırlılar’ın da burada kendi elleri ve kolları ile yerine getirmek istedikleri Tora ve sevaplar var.

Kişi kendisine ne yapmak gerektiğini açıklamalı. Yani kişi, Tora ve sevabı yerine getirirken, yani ihsan etme eylemini getirirken, kişi açık ve net olmalı. Tora ve sevabı düzenlemeli. Öyle ki burada, bu çalışmaya hiç durmadan devam etmeli. Yani burada “kız çocuk ise yaşasın, erkek çocuk ise ölüme atın” dedikleri niyetten bahsediyor. Böyle bir kişi, Mısır’dan çıkmak istemeyen bir kişi.

Bu yüzden kişinin Mısır’dan çıkması için yardım lazım. Kişi hangi konuda yardım istediğini bilmesi ve aklı ile çıkmadan önce yardım istemesi lazım. “Bebek erkek oldu ise ölüme at”. Ve bu dünyadaki anladığımız bir şekilde değil. Yani burada şunu diyor: Firavun kendisi için değil, Yaradan için çalışmayı yasaklıyor. Çünkü burada, Musa koşulu var. Musa koşulunu, Firavun ölüme atmak istiyor. Manevi olarak bu koşulun içerisinde ilerlemek ve kişinin burada Mısır’dan çıkışına gelmesi için. Yani Mısır, kendisi için çalışma, ihsan etmede değil. Yani kendi yararı için çalışan, başkası için değil. Burada bir işaret verilir; panim (yüz ve sırt) koşulunda, TAS’ta açıklandığı gibi kişi, birinin sırtını gördüğünde onu tam bilemez. Ancak dostunun yüzünü gördüğünde onu tam tarif edebilir.

Bu yüzden bir şeye cevap verirken tam bir kesinlik içinde olmalı. Kesinlik koşulu “yüz”, kesin olmayan koşul “sırt” dediğimiz koşul. Akıl, hep bilmek koşulundan işler ve “yüz”, üst olana yönelik önemi arttırır. Bu da ancak inanç koşulunda gerçekleşir. Ve burada akıl ile çalışmak, yüzün dışındaki bir durumdur. İnanç ve ihsan etme ancak kişiyi “yüz” koşuluna getirir. Ancak bilmek kişi için çok önemli hale gelirse, bu da bir işarettir. Kişinin bu defa doğan çocuğu erkek ise yani ihsan etme, o zaman Firavun da “erkek çocuğu ölüme atın” der. Çünkü burada Musa koşulundan şüphelenir ve Mısır’daki sürgünden kutsallığın sarayına, bunun içerisindeki inanca gelir. Ve buna “Sen beni bilme koşulunda edinemezsin” denir.

Firavun her tarafa emretti. Bu “İsrailoğullarından doğan erkek çocuğu ölüme atacaksın”. Mısırlılar denen koşulda ise bu yoktur. Çünkü Mısırlılar denen koşul; Tora ve sevaplar, dünyevi koşullardır. Daha sonra şöyle der: “Hangi izlenimde kişi Musa denilen koşulda (ihsan etme) ödüllendirilir?” . Burada şu mümkündür ki; realitede ancak ihsan etme niyeti ile bu gerçekliğe gelebilir.

Dünyevi koşullar içerisinden ve bu koşullar üzerine çıkarak İsrail denen koşula gelir. Yani dünyevi koşulların üzerindeki bu ihsan etme koşuluna “erkek” denir ve burada elle, kolla yapılan ihsan etme eylemlerinin üzerindeki ihsan etmek, ki bu da “erkek” olarak adlandırılır. Bu sadece dünyevi koşulda almak denilen, almak koşuludur. Ancak, çocuk erkek ise bu esnada bile Musa şüphesi ile birlikte Mısır’daki sürgündedir. Bu nedenle bütünün koşuluna gelmesin diye “ölüme atın” denir.

[10 Nisan Sabah Dersi İlk Bölüm]

ZOHAR’dan Seçilmiş Alıntılar

Mısır Kralı Öldü

340. Ve o uzun zaman boyunca öyle bir koşul geldi ki Mısır Kralı öldü. Ve bu sürgünün sonuydu. O ana kadar İsrail oğulları köleydi. Uzun zaman dediği: Mısır’da kaldıkları uzun zaman boyunca ve bu zamanın sonu geldi demektir. Ve sürgün sona geldiği için şöyle yazılır: Mısır Kralı öldü. Yani Mısır’ın Kralı tahttan indirildi, onurunu yitirdi. Bu yüzden onunla ilgili şöyle yazar: Mısır Kralı öldü. Çünkü düşüş onun için ölümdü. Ve Mısır Kralı’nın ölmesi, Yaradan’ın İsrail’i hatırlamasına neden oldu, onların dualarını duydu.

341. Mısır Kralı, İsrail’e hükmettiği sürece İsrail’in haykırışı duyulmamıştı. O hükümdar, yerinden inince öldü olarak adlandırılır ve aralarındaki bağdan dolayı İsrail oğlulları haykırdı ve haykırışları Yaradan’a yükseldi. Ancak o ana kadar haykırışklarına cevap verilmedi.

342. Gel ve Yarada’nın merhametini gör. O’nun merhameti İsrail’in üzerinde olduğu zaman, yargı niteliğini zorlar ve aşağıya indirir ve onlara acır. Büyük denize iki göz yaşı damlası getirir.

İkinci kısıtlamada Malhut Bina’ya yükseldi, Yod ışığa girdi ve hava (Avir) oldu. Dolayısıyla Bina’nın ışığı hava oldu; Malhut’un yargılarının ona girmesi yüzünden. Avir (hava) Roş’u olmayan VAK demektir ve Malhut’un yükselişiyle Bina’da iki çeşit yargı var olur: Gadlut zamanındaki Bina ile karışan Malhut, AB SAG’dan gelen aydınlık, Malhut’u Bina’dan kendi yerine geri getirir. Dolayısıyla Yod Bina’nın Avir’ini terk eder ve Bina’ya geri döner, ışık yani içinde GAR olmak için. Bu yüzden Katnut ve Gadlut Bina’da olduğu zaman, benzer şekilde Malhut’ta da olur ve Mohin-de-GAR Malhut’ta da ortaya çıkar.

Dolayısıyla O’nun merhameti İsrail’in üzerine olduğu zaman, Din niteliğini zorlar ki bu Malhut’un Bina’ya yükselişidir ve onlara acır ve Malhut’u kendi yerine geri getirir. O zaman GAR Bina’nın, Malhut’un ve aşağıdaki İsrail’e gelir.

Ve aşağıdaki İsrail’in ruhlarında, Yaradan iki koşul getirir. İki çeşit yargı var. Bina ile harmanlaşan Malhut, Malhutla harmanlaşan Bina. Neden göz yaşı olarak biliniyor. Bina ve Malhut’un arasındaki karışma, göz yaşlarının karışma koşulundan gelir. Meduma’yı (karışmayı) artırmak için içlerindeki yargı belli değil. Çünkü Katnut zamanında bile Bina ışığı Avir olduğu zaman ve ZON ışığıda onlar üzerinden Avir olduğu zaman, Klipa yargılara tutunmak istediği zaman, bu iki yargılar yargı değil diye inkar edilir. Yani onlara tutunmaları sona erer. O yüzden içlerindeki yargı o kadar net değil. Bu nedenden dolayı göz yaşı olarak bilinirler.

343. Ov denilen Klipa’yı takip etmiyoruz. Şöyle ki: Onun önünde inkar ettiğimiz için içlerinde yargı olmadığını söylüyoruz ve uzaklaştırıyoruz. Bu iki göz yaşında barizdir ki yargı iki göz yaşında nettir. Yani kralın 10 sefirotunda, Yaradan için iki göz yaşı vardır. Biri Malhut ve Bina’nın karışımı diğeri Bina’nın Malhutla karışımı. Yargı ikisinden de geliyor. Dolayısıyla içlerindeki yargı nettir. Yaradan, oğullarını hatırladığı zaman onları büyük denize getirir. Bu Hohma Malhut onları tatlandırır. O yüzden Bina niteliği Malhut’ta ifşa olur. Daha sonra Malhut Gadlutta İma’yı alabilir. Annenin kız çocuğuna kıyafetlerini ödünç vermesi gibi. O zaman Malhut’un yargı nitelikleri merhamet olur. Bu şu demektir: O zaman İsrail üzerinde merhamet olur. Gar ışıklarını alırlar. Yargı dediğimiz şey iki göz yaşından gelir. Köklerinde Bina’da iki koşul var: Malhut’un kendisine gelmesi, Malhut’tan diğer yargıların kendisine gelmesi. O yüzden Malhut’taki bu göz yaşları yargı olarak bilinir.

344. Mısırlılar onların peşinden gidiyorladı. Bu Mısır’ın Kralı şu demek, hala İsrail Mısır’dan ayrıldıktan sonra vardı. Hatta yukardaki şeyleri destekliyor. Yani Mısır Kralı öldü. O yüzden Mısırılıları görün ve o yüzden de Mısır Kralı öldü diyor. Bu bize şunu öğretir: Mısır sürgününden sonra Kral yoktu. Çünkü yüceliğinden indirildi. Bu yüzden şöyle yazar: “Gör ki Mısırlılar” ama Mısır Kralı diye yazmıyor. Bunun nedeni, öldü demesi, tümüyle pasifize olduğu için değil ama yüceliğinden indirildiği ve artık zarar veremeyeceği için. Şöyle yazdığı gibi: Hayatında sana zarar vermek isteyen herkes öldü. Yani artık sana zarar verecek durumda değiller. Yani öldü demek, artık zarar verecek durumda değil çünkü tahtından indirildi.

345. Mısır’ın tüm kralları Firavun olarak adlandırılır. Burada şöyle söyleniyor; sadece Mısır Kralı öldü. Firavun Mısır Kralı öldü diye yazmıyor. Bunun nedeni şu: Mısır’ın bakanı ile hükümdarı ile ilgili Firavun yazsa idi esas Firavun olurdu, Mısır’ın hükümdarı değil. Yukarıda bir hükümdarlık olduğu sürece halkı arasında da bir hükümdar vardır. Yukarıdaki hükümdar yerinden edilince, aşağıdaki hükümdar da yerinden edilir.

350-351. İsrailoğulları haykırdı. Ve kendi ızdırapları yüzünden haykırdılar diye yazmıyor. Şöyle ki: Başkalarının hüzünleri için haykırdılar. Yani yukarıdan melekler onlar için haykırıyordu. Yani yukarıda melekler İsrailoğulları için. Dolayısıyla aralarındaki bağdan dolayı, İsrailoğulları işi yapanlar olarak bilinir. Yani yukarıdaki manevi çalışmayı yaparlar ve hizmet eden melekler, onların haykırışı Yaradan’a yükseldi. Bu şu demektir: Daha önce onların haykırışı Yaradan’a yükselmişti.

352. Yaradan’ın yukarıdaki melekleri yargıları nedir? Şöyle dediği gibi: Ateşten nehirler sizin hükümdarınız. Peki ateş nehrinden onlara geçiriyorsa, onlara inkar edilen ne? Ateş var, ateşten daha kızgın ateş var, ateşi söndürür. Ateş nehrinin ateşi daha da ağır. Orada yargılar alev melekleri üzerine.

353. İç çekiş ve haykırmak. Burada iç çekmek, ağlamak ve haykırmak diye üç koşul var. Bunlar birbirine benzemez. İç çekmek dedikleri şey: İsrailoğulları içlerini çekti. Ağlamak ve haykırış ise Yaradan’a yükselen koşul. Her biri ayrı şekilde yorumlanır. Ama İsrailoğlulları bu üç koşulu da yerine getirdi. Ancak bir başkası şöyle dedi: Ağladı ve haykırdılar ama iç çekmediler. Bu, iç çekmek kendilerinin yaptığı bir şey değildi, o, yukarıdakilerin onların adına yaptığı şey. Ağlamak ile haykırmak arasında fark nedir? Şöyle ki: Haykırış sadece duada olur. Şöyle yazdığı gibi: Tanrım duamı duy ve haykırışıma kulak ver ve haykırışım sana ve sen beni iyileştireceksin. Dolayısıyla haykırmak demek duanın kelimeleri. Ağlamakta ise ağlamaklı sözler yoktur. Ağlamak hepsinden yücedir çünkü ağlamak kalpte olan bir şeydir; bir duadan ve iç çekmekten, Yaradan’a çok daha yakındır. Şöyle yazdığı gibi: Bana doğru ağlarlarsa elbette onları duyacağım. O yüzden düşünce, ses ve cümle olarak bilinir. Bina Zeranpin ve Malhut. O yüzden sözsüz ağlamak, adamın içinde duasından daha değerlidir. Çünkü sözler ifşadır ve ifşa da kötü söze tutunacak yer vardır. Ama ağlamak sadece kalbin içinde ifşa olan bir şey ve orada kötü laf edecek bir durum yoktur. Ve iç çekmeden de daha çok kabul edilir. İfşası çünkü iç çekenin içindedir ki iç çekmek Bina ve alttaki Yaradan’a bu şekilde çok tutunamaz. Bu yüzden ağlamak daha çok kabul edilir.

[13 Nisan Sabah Dersi Zohar Bölümü]

Genel ve Birey

Okuma: Ben sizin Yaradan’ınızım, bu mitsva ilk mitsvadır çünkü şöyle bir kural vardır, herkes birey olarak Yaradan’ını bilecek.

Rav: Genel edinim var, bireysel edinim var, öyle bir safhaya gelmeliyiz ki, hep beraber genel sisteme öyle entegre olmalıyız ki tüm sistem O’nun olacak yani her parça, tüm sistem kadar önemli, integral bir sistemdeyiz, akabinde kişi ne kadar sistemin içinde olduğunu, ne kadar sorumlu olduğunu, biri olmadan diğeri olmaz, o yüzden kişi tüm sisteme belli bir sorumluluk sunmak zorunda, sisteme verdiği sorumluluk kadar adam sistem, hisseder ve kendini Yaradan ile ilişkilendirir.

Okuma: Birey ve Genel, baş ve sondur, genel olarak erkek ve dişi Z’A olarak; Nukva da birey olarak bilinir. Dolayısıyla her kim manevi çalışma ile bu dünyada ilgilenir ise hem genel hem de bireysel ilgileniyor demektir ki bunlar, Roş ve Sof olarak bilinir, sevapta yani ıslahta, şöyle ki bu dünyada ki bir adam genel ve bireydir, benzer şekilde ikisinde de tamamlanmalı. Bu durumda dünyanın ıslahı da genel ve birey. Şöyle ki, Z’A genel olan Nukva ile birleşmeli, bu nedenden dolayı her şeyin başlangıcı olarak bilinir. Dünyada bir yönetici ve yargıç vardır ki bu tüm dünyaların tanrısı Yaradan olarak bilinir ve adamı tozdan yarattı ve burnundan hayatın soluğunu verdi ki bu genel olarak bilinir.

Rav: Kişi içerisinde Kabala bilimine bir şekilde sanki mistitizm gibi bakar bazen, sanki hayatına bir şeyler ekleyecekmiş gibi. Ama daha sonra bakar ki bu önemli bir şey, adamın hayatını tepe taklak çevirebilir. Dolayısıyla yeni bir boyut için açılım var, kişisel ve içsel dönemi yani üst dünyada bu dünyada yaşadığı kadar yaşamak anlayışında, bu yükseliş kendisinde olur ise demek ki doğru fırsat olarak bakıyordur koşula.

Okuma: İsrail Mısır’dan çıkınca, Yaradan’ı bilmiyordu. O yüzden Musa geldiği zaman ilk sevabı öğretti: “Bileceksiniz ki ben Tanrınız ve Yaradan’ınızım ve sizi ben çıkaracağım.” Bu sevap olmasaydı, İsrail asla Yaradan’a sadık olmazdı, Yaradan’ın onlar için Mısır’da yaptığı tüm mucizelerden sonra bile .

Rav: Yani egomuzdan kopmak için tüm Mısır’a ihtiyacımız var. Bu dünyada işleyen güç var, tam bizi kontrol ediyor, bu dünyanın hepsi Mısır ve Firavun olarak bilinir. Biz öyle bir safhaya çıkmalıyız ki İsrail toprakları dediğimiz ,Yaradan’ın olduğu yere. Sonuç olarak bu dünyada iki yer var: Mısır’ın, Firavun’un kontrol ettiği ve Yaradan’ın kontrol ettiği koşul. Mısır’daki kölelikte olduğumuzu fark etmemiz lazım, bu insanoğlunun keşfetmeye başladığı bir şey. Bu dünyada olanları görürseniz bu şekilde ama içselliğimizde hemen keşfetmemiz lazım, dışarıdaki insanlar gibi dışsallığımızda değil. Dışarıdaki insan dışsallığını keşfediyor, bu dünyada her şeyleri olmasına rağmen ruhlarına canlılık verebilecek bir şeyleri yok. Bizlerin de bu koşulda her şeyimiz var ama Yaradan’ın yok hissiyatında olmalıyız; Mısır’da her şeyleri var, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında ama bir şeyleri eksik, Mısır’da Yaradan ile bağın olmaz, bu yüzden kaçmaya razılar oradan.

Okuma: Bu sevabı genel olarak bildikleri zaman onlar için büyük mucizeler yapıldı, zira emindiler ki bunlar vasıtasıyla Yaradan’a olan inançları geçecekti. Şöyle yazıldığı gibi: “Yaradan’a inandılar ve hizmetkarı Musa’ya da.” Kırk yılın sonunda, hem toprağa ait olan hem de yabancılara ait olan tüm manevi çalışmadaki ıslahları yerine getirdikten sonra onlara bireyi anlattı.

Rav: Bizler Mısır’dayız ve sadece ve sadece Firavun’un emrini tutabiliriz. Onun ıslahları dediğimiz şey egomuz için, Firavun’un sevapları dediğimiz şey egomuz için iyi olan şeyler. O yüzden kişi egosu için olduğunda onları mutluluk ile yapar. Çünkü o yazılım içimizde otomatik olarak var, makine gibiyiz. Yani insan denilen şey kukladan farksız, adam bunları yapıyor sanki bu benim iyiliğim için…İçimizde var olan yazılımın içinde yaşıyoruz, adam içindeki işleyen programa göre bir şeyler yapıyor ve mutlu oluyor. Bizim keşfetmemiz gereken şey, bu yazılımın bize verdiği kayıp, zarar. Firavun’un köleleriyiz, inşa ettiğimiz her şey yok oluyor ve bunu gördükçe ortaya çıkan şey şu ki bunların hepsinden, Firavun’dan nefret etmek için geçiyoruz. Çünkü her şey Mısır’da yutuluyor o yüzden harey-miskenot dedikleri şeyler, piton ve ramses, yani her şey ego için, İsrail için bir şey yok. Bu şekilde ilerliyorlar, bu nedenden dolayı bir tek sevabı yani ihsan etmek için bir eylemi yapamazsın, kişi Mısır’da iken bunu yapamaz, sadece sürgünden, Mısır’dan çıktıktan sonra, Mısır’ı bıraktıktan sonra, Kızıldeniz açıldıktan ve ıslahlardan geçtikten ve Sina Dağı’nda bir sürü arvut koşuluna geldikten sonra, ihsan etmek için eylem yaparlar. İhsan etme eylemine, sevap denilir.

Soru: Yaradan denilen konsepte yaklaşımı nasıl doğru bir şekilde geliştirebilirim?

Rav: Bir güç tüm realitede işliyor, “O’ndan başkası yok”, tüm iyi ve kötü şeyler ne olursa olsun, oldu, oluyor ve olacak olan her şey Yaradan’dan; başka hiçbir şey yok ve “O’ndan başkası yok” Makalesinde yazdığı gibi, kişi bir çok gücün var olduğunu görüyor ama öyle görmesinin nedeni Yaradan’ın tek olduğunu güçlendirmek için. Çünkü biz yaratılan varlık olarak hiçbir şey anlayacak durumda değiliz, biz sadece karanlıktan ışığı anlayabiliriz.

Soru:Yaradan’a olan yaklaşımım illizyon ve sanki doğru yapmıyormuşum gibi geliyor, bunu açıklar mısınız?

Rav:Yaradan’a doğru henüz bir duygun yok ise bu konsept içinde elbette stabil değil, bende hissediyorum ne olmuş yani, adam yola öyle böyle başlar.

Soru: Yaradan denen bu koşula nereden başlayacağım?

Rav: Rabaş’ın grup Makalelerini okuyacaksın.

[15 Nisan Sabah Dersi Zohar Bölümü]

DERSLERDEN SEÇİLMİŞ VİDEOLAR

 

11 Nisan 2016 dersi son bölümden – Acı İlacı Tatlı Hissetmek

 

11 Nisan 2016 dersi son bölümden – Egoist Arzuların Üzerinde Maneviyat Çalışmak

 

11 Nisan 2016 dersi son bölümden – Sürgün Kurtuluş Demektir

 

13 Nisan 2016 ders ilk bölümden – Kişi Tek Başına Mısır’dan Çıkamaz

 

13 Nisan 2016 dersi son bölümden – Mısırdan Çıkış Ve Kurtuluş

 

13 Nisan 2016 dersi Zohar bölümünden – Mısır Kralı Öldü

 

15 Nisan 2016 dersi ilk bölümden – Düşüş ve Sorumluluk

 

15 Nisan 2016 dersi ilk bölümden – Firavun’un Kalbinin Ağırlaşması

 

15 Nisan 2016 dersi ilk bölümden – Kalbin Ağırlaşması ve Karanlık-Kıyafetlenme-Hasedim

 

15 Nisan 2016 dersi ilk bölümden – Yaradan Ne Demek – Her Şey Aramızdaki Bağda

 

20 Nisan 2016 dersi son bölümden

 

25 Nisan 2016 dersi ilk bölümden – Soru/Cevap

 

26 Nisan 2016 dersi son bölümden – Kişinin Yapması Gereken Islah

 

26 Nisan 2016 dersi son bölümden- İlerleyişin Gelişiminin Hızını Değiştirebilirsin

 

26 Nisan 2016 dersinden – Sabır, Üst Işığa Bizi Değiştireceğine Dair Güven ve Üst Işığa Dönmek (Talep Etmek)

 

27 Nisan 2016 ders ilk bölümden – 49 Arı Olmayan Kapıdan Geçene Kadar

 

27 Nisan 2016 ders son bölümden – Firavun Seni Mısır’da Tutuyor

 

28 Nisan 2016 dersinden – Gece Dersinin Önemi

 

28 Nisan 2016 dersinden – Bayramlar Manevi Gelişimimizdeki Gelişim Safhalarıdır

Pesah ile İlgili Bazı Terimler ve Açıklamaları

Firavun: Kötü eğilim (bencillik)

Musa (Moşe): Nefretin üzerinde birleşme arzusu (kalpteki nokta) İsrail (Yisrael): Yaşar El (Yaradan’a Doğru anlamındadır) “tek adam, tek kalp” şeklinde birleşmeye ant içtikten sonra, ”ulus” lakabını ödül olarak kazanmış insanlar. Mısır: Temelsiz bir nefrete dayalı bilinç seviyesi Sina Dağı: Nefret Dağı anlamında, temelsiz nefret (ibranicedeki ”Sina” kelimesi, ”nefret” anlamındadır)

Matsa (mayasız ekmek): Bencilce arzularımızdan kopuşumuzu sembolize eder. Bu yüzden buna ”yoksulluk ekmeği” adı verilir.

Hamets (mayalı): Haz alma arzusu. Pesah öncesinde alma arzumuz ile haz alırız, Pesah sonrasında ise vermekten (ihsan etmekten) haz alırız.

Mısır çölünde 40 sene: Temelsiz nefret seviyesinden (Mısır), ”tek adam, tek kalp” (İsrail) şeklindeki birliğe doğru geçişin safhalarına ilişkin süreç.

İsrail ülkesi: İsrail insanları ”tek adam, tek kalp” şeklinde birleştikleri ve bir ”ulus” haline geldikleri zaman, İsrail topraklarında yaşıyorlar denir.

Pesah Sederi Temelsiz nefrete (Mısır) dayalı bilinç seviyesinden, ”tek adam, tek kalp” (İsrail) birliğine geçiş düzeni.

Kaynakça

Pesah’ın Tanımı

[1 Nisan Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_bs-igeret-10-1925-pg-048_2016-04-01_lesson.mp4

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-igeret-72_2016-04-08_lesson.mp4

[1 Nisan Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_bs-igeret-10-1925-pg-048_2016-04-01_lesson.mp4

 

Dr.Michael Laitman Blog ve Web Site Yazıları

Mısır Karanlığından Kaçış

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/misir-karanligindan-kacis/

Farklı Bakış Açılarına Göre Pesah

http://laitman.info.tr/2016/04/farkli-bakis-acilarina-gore-pesah/

Arzularımızın Egemenliğinden Kaçış

http://laitman.com/2010/03/escaping-the-rule-of-our-desire/

Pesah: Nefretten Sevgiye

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.com/2015/04/pesach-from-hatred-to-love/

Her Şey Pesah İle Başlar

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.com/2015/04/everything-starts-with-pesach/

Pesah Geleceğin Hatırlatıcısıdır

http://laitman.info.tr/2015/04/pesah-gelecegin-hatirlaticisidir/

Pesah Bize Ayrılma İçin Neden Olmadığını Gösterir

http://laitman.com/2015/04/passover-shows-us-there-is-no-room-for-separation/

Pesah: Maneviyat İçindeki Kardeşler

http://laitman.com/2015/04/pesach-brothers-in-spirit/

Pesah Ve Göç Gecesi

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-ve-goc-gecesi/

Pesah Bayramı’nın Anlamı

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-bayraminin-anlami/

Uçurum Üzerine Bir Adım

http://laitman.com/2015/04/pesach-a-step-over-the-abyss/

Pesah Herkese Bir Örnektir

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-herkese-bir-ornektir/

Nefret Kelepçelerinden Özgürlük Bayramına

[Israil 103 FM Radyo Programından, 15/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/nefret-kelepcelerinden-ozgurluk-bayramina/

Oğlunuza Ve Herkese Anlatın

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”,31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/oglunuza-ve-herkese-anlatin/

Özgürlük Geni

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”,22/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/ozgurluk-geni/

İyi Ve Kötü Firavun

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/iyi-ve-kotu-firavun/

Ölüm Meleğinden Kaçış

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/olum-meleginden-kacis/

Dört Oğul

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/dort-ogul/

Birliğe Kaçış

[04/02/2012 Günlük Sabah Dersi 4’üncü Bölümden, TES’e Giriş]

http://laitman.info.tr/2016/04/birlige-kacis/

Pesah: Mayalı Ekmek Satışı

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 31/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-mayali-ekmek-satisi/

Sizlere Özgürlük Ve Sevgi Diliyorum!

http://laitman.info.tr/2016/04/sizlere-ozgurluk-ve-sevgi-diliyorum/

Biz Köle miyiz?

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/biz-kole-miyiz/

Pesah Özel Bir Bayramdır

[KabTV’den ”Pesah Hakkında Konuşma”, 18/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/pesah-ozel-bir-bayramdir/

Modern Babil

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 22/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/modern-babil/

Firavun – Kötülüğün Kaynağı

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 24/03/2015]

http://laitman.info.tr/2016/04/firavun-kotulugun-kaynagi/

Köle, Özgür Olan Birisini Anlamaz

[KabTV’den ”Yeni Bir Yaşam”, 22/03/2015]

http://laitman.com/2015/04/a-slave-cannot-understand-someone-who-is-free 

 

Dr.Michael Laitman’ın Sabah Derslerinden Seçilmiş Alıntılar

Realitenin Algılanması

[1 Nisan Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_bs-igeret-10-1925-pg-048_2016-04-01_lesson.mp4

Bu Bizim Çalışmamızdır

[31 Mart 2016 Sabah Dersi 1.bölüm, 21.dk]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1989-13-lechem-ra-ain_2016-03-31_lesson.mp4

Mucize

[31 Mart 2016 Sabah Dersi son bölüm, 20.dk]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1990-11-ner-hanuka_2016-03-31_lesson.mp4

Manevi Yol Haritası

[31 Mart 2016 Sabah Dersi son bölüm, 29.dk]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1990-11-ner-hanuka_2016-03-31_lesson.mp4

Sürgün ve Bağ

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1987-14-kesher-bein-pesach_2016-04-08_lesson_n2.mp4

“Doğru Niyet” ve “Arvut” nedir?

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1987-14-kesher-bein-pesach_2016-04-08_lesson_n2.mp4

Sevgi Tüm Günahları Örter

[29 Mart 2016 Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1990-41-mitzvot-kalot_2016-03-29_lesson.mp4

“O’ndan Başkası Yok” Algısı İçinde Yaşamak

[31 Mart 2016 Sabah Dersi 1.bölüm, 34.dk ve 54.dk.’lar]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1989-13-lechem-ra-ain_2016-03-31_lesson.mp4

 

[4 Nisan 2016 Sabah Dersi Son Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-dargot-sulam-380-mekadesh-shvii-2_2016-04-04_lesson.mp4

[8 Nisan Sabah Dersi Son Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1987-14-kesher-bein-pesach_2016-04-08_lesson_n2.mp4

 

Günlük Sabah Derslerinden Seçilmiş Sorular ve Cevaplar

[10 Nisan Sabah Dersi İlk Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-dargot-sulam-923-ialdeihen-ivriot_2016-04-10_lesson.mp4

[28 Mart Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1991-44-zachu-israel_2016-03-28_lesson.mp4

[28 Mart Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-igeret-66_2016-03-28_lesson.mp4

[8 Nisan Sabah Dersi 34-60 dk arası]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1987-14-kesher-bein-pesach_2016-04-08_lesson_n2.mp4

[15 Nisan 2016 Sabah Dersi Zohar Bölümü]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_zohar-la-am-shmot_2016-04-15_lesson.mp4

 

Makaleler

Bu Yudah İçin

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/yehuda-halevi-aslag/Makaleler-yehuda-halevi-aslag/bu-yudah-icin/

[10 Nisan 2016 Sabah dersi son bölümden]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_bs-zot-le-yehuda_2016-04-10_lesson.mp4

Her Kim Yedinciyi Kutsallaştırırsa – Baruh Halevi Aşlag (Rabaş)

[4 Nisan 2016 Sabah dersi son bölüm, 39.dk] ve [4 Nisan 2016 Sabah dersi son bölüm, 14.dk]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-dargot-sulam-380-mekadesh-shvii-2_2016-04-04_lesson.mp4

İlk Yenileniş – Baruh Halevi Aşlag (Rabaş)

[29 Mart 2016 Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1990-41-mitzvot-kalot_2016-03-29_lesson.mp4

Rabaş’ın Yazıları, Igrot, Mektup 66

[28 Mart 2016 Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-1991-44-zachu-israel_2016-03-28_lesson.mp4

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-igeret-66_2016-03-28_lesson.mp4

Rabaş, Merdivenin Basamakları 2. Cilt 72. Mektup

[8 Nisan Sabah Dersi]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-igeret-66_2016-03-28_lesson.mp4

Rabaş’ın Yazılarından 3. Cilt – İbrani Kadını Doğurduğu Zaman

[10 Nisan Sabah Dersi İlk Bölüm]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_rb-dargot-sulam-923-ialdeihen-ivriot_2016-04-10_lesson.mp4

 

Zohar’dan Seçilmiş Alıntılar

Mısır Kralı Öldü

[13 Nisan Sabah Dersi Zohar Bölümü]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_zohar-la-am-shmot_2016-04-13_lesson.mp4

Genel ve Birey

[15 Nisan Sabah Dersi Zohar Bölümü]

http://files.kabbalahmedia.info/files/trk_t_rav_zohar-la-am-shmot_2016-04-15_lesson.mp4

 

Derslerden Seçilmiş Videolar

Youtube Kabala InfoTV

https://www.youtube.com/playlist?list=PLBpk4AmfJ_7F0CS1Ze0YJ47DBLTplWRQv

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,257