e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

1. Mektup

1920

Dostum,

Şimdi öğle vakti, onun mektubunu ilk ayın sekizinde aldım, senin bu dilencinin benimle ilgili sitemleri tıpkı Zohar’da yazdığı gibi geçer bir dua.

Bana yazmamakla sitem ettiğinde aslında suçlaman gereken senin kendi isteksizliğin çünkü önceki mektuplarımla ben bunu zaten ispatladım. Hatırlatırım, Şevat’ın (Musevi takviminde beşinci ay) yedisinden, Nisanın sekizine kadar yani iki aydan fazla bir zamanda sana dört kez yazmışken sen bana tek bir kelime bile yazmadın.

Ve eğer bu kadarı aslanı doyurmaya yetiyorsa, o zaman şöyle yazıldığı gibidir, “Kuledeki nöbetçilerden daha yukarıda oldukları için, onların üzerindedirler.” Onun ısrarla istediği cevaba karşılık olarak, herkes kişisel kadere inanır ama buna fazlaca tutunmaz diyebilirim.

Bunun sebebi bir aptalın düşüncesinin, “iyi ve iyilik yapanın” tek örneği Yaradan’a atfedilmemesi gerektiği içindir. Ancak, sadece Yaradan’ın gerçek hizmetkârları kendi kaderinin bilgisine sahiptir ki O, hem iyi hem kötü her şeyin sebebidir. Onlar kadere yapışırlar çünkü arı olana bağlananlar, arıdır.

Koruyucu koruduklarıyla bir olduğundan, kötü ve iyi arasında belirgin bir ayırım yoktur. Onlar, O’nun benzersizliğini yüceltmeye hazır ve kapların taşıyıcıları olduklarından, hepsi bütün ve sevilendir. İyi ve kötü tüm eylem ve düşüncelerin bilgisine içgüdüsel olarak sahip oldukları ölçüde Tanrı’nın kaplarının taşıyıcılarıdırlar. Yaradan onları hazırlar, onlar O’dan gelir. Bunu ıslahın sonunda herkes bilecek.

Ancak, arada uzun ve ürküten bir sürgün var. Asıl sorun şu ki, kişi hatalı bir şey yaptığında derecesinden düşer(ve bir yalana tutunarak, kasabın elindeki bıçak olduğunu unutur). Kişi kendini eylemin sahibi zannedip, her şeyin O’dan geldiğini unutur, oysa dünyada O’ndan başka bir işleyiş yoktur.

Ders budur. Kişi önceleri bunu bilse de, yine de, ihtiyaç zamanında, bu farkındalığı kontrol edemez ve her şeyi erdemlik ölçüsüne hükmeden sebebe bağlar. Bu onun mektubunun cevabıdır.

Sana daha önce yüz yüzeyken, birinin diğerine öğrettiği bu iki kavramla ilgili gerçek bir hikâyeden bahsetmiştim. Yine de gizliliğin gücü aralarındadır, tıpkı atalarımızın rabbinin huzurundaki üzgünleri neşelendiren iki soytarıyla ilgili söyledikleri gibi.

Hizmetkârından, onu tüm vezirlerinin üzerine çıkaracak kadar hoşnut olan ve onunla ilgili kalbinde gerçek ve değişmez bir sevgi taşıyan kralla ilgili bir hikâye vardır.

Ancak, belli bir sebep olmadan kişiyi bir seferde en yüksel seviyeye yükseltmek asil bir davranış değildir. Daha ziyade, asil olan büyük bir bilgelikle tüm gerekçeleri ifşa etmektir.

Kral ne yapar? Hizmetkârını şehrin kapısına bekçi atar ve akıllı bir soytarı olan vezirine bekçi hazırlıksızken evi kuşatıp, savaş açmasını söyler.

Vezir kralın emrettiği gibi yapar ve büyük bir akıl ve kurnazlıkla kralın evine karşı savaş açar. Hizmetkâr yaşamını riske atarak, kral için duyduğu büyük sevgi açığa çıkana kadar cesurca ve adanmışlıkla vezirle savaşarak kralı kurtarır.

Sonra vezir kıyafetlerini çıkarır ve hepsi birden gülerler (vezir şiddetle savaşmış ve şimdi realite değil bir hayal yaşadıklarını anlamıştır). En çok da kral vezire gaddarlığının ve korkusunun hayali derinliklerini anlattığında gülerler. Bu kötü savaştaki her unsur büyük bir neşe ve kahkahaya dönüşür.

Ancak, o halen daha bir hizmetkârdır; bilge değildir. Tüm vezirlerin ve kralın diğer hizmetkârlarının üzerine nasıl yükseltilecektir?

Sonra kral vezire kendini bir katil ve hırsıza dönüştürmesi gerektiğini ve ona karşı acımasız bir savaş açmasını söyler. Kral onun ikinci kez savaşırken tüm vezirlerin başında durup mükemmel bir bilgelik ve erdemlik sergileyeceğini bilir.

Nitekim hizmetkârı krallığın hazinesinden sorumlu atar. Şimdi vezir acımasız bir katil kılığına girmiştir ve kralın hazinesini yağmalamaya gelir.

Zavallı hizmetkâr kap dolana kadar korkusuzca ve adanmışlıkla savaşır. Sonra vezir kıyafetlerini çıkarır ve kralın sarayında öncekinden daha büyük bir coşku ve neşe hâkim olur.

Şimdi vezir öncesinden daha akıllı olduğundan onun bu aldatmacası büyük bir sevince neden olur çünkü bilinir ki hiç kimse kralın sarayında zalim değildir ve tüm zalimler soytarıdır. Dolayısıyla, vezir kötülüğün kıyafetlerine bürünebilmek için büyük bir yetenek sergilemiştir.

Bu sırada hizmetkâr, sonraki-bilgiden “bilgeliği” ve önceki-bilgiden “sevgiyi” miras alır ve ebediyete yükselir.

Bu sürgündeki tüm savaşların muhteşem olduğu gerçektir ve herkes içsel olarak bilir ki bu sadece iyilik getiren bir neşedir. Yine de, savaşın ve tehlikenin kişi üzerindeki ağırlığını kolaylaştıracak bir taktik yoktur.

Bunu seninle uzun uzadıya konuştuk ve şimdi bu hikâyenin bilgisine sahipsin ve Tanrı’nın yardımıyla diğer yönünü de anlayacaksın.

Benden bahsetmemi en çok istediğin şey, hiçbir şey söylemeyeceğim şeydir. Bununla ilgili sana bir hikâye de anlattım, “yeryüzünün krallığı cennetin krallığı gibidir” ve gerçek kılavuzluk vezirlere verilmiştir.

Yine de, her şey kralın öğüdüne ve imzasına göre yapılır. Kral vezirlerin tasarladığı planı imzalamaktan başka bir şey yapmaz. Eğer planda bir kusur bulursa, onu düzeltmez fakat yerine başka bir vezir yerleştirir ve ilki görevinden ayrılır.

İnsan da böyledir: krallar ondaki yetmiş ulusa hükmettiğinden, içine kazınmış harflere göre davranan küçük bir dünyadır. Sefer Yetzira’da(Yaratılış Kitabı) “O belli bir harfi taçlandırdı” yazılmasının anlamı budur.

Her harf, o zaman zarfında işleyen bir vezirdir ve dünyanın Kralı onları belirler. Harf belli bir planda hata verirse, derhal ofisten ayrılır ve Kral onun yerine başka bir harf atar.

Her nesil ve onun yargıçları” denmesinin anlamı budur. Islahın sonunda Mesih denilen harf hükmedecek. O tüm nesilleri Tanrı’nın ihtişamının tacıyla bütünleyecek ve bağlayacak.

Şimdi senin devlet meselene nasıl müdahale ettiğimi anlayabilirsin… Krallar ve yargıçlar, her biri ifşa etmesi gerekeni açığa çıkarmalıdır. Birleşmenin geçidi… onları ıslah etmek istemez; her şeye rağmen ben onları ıslah edeceğim. Ve hepsi reenkarnasyon vasıtasıyla temizlenmiş olacak.

Bu nedenle tüm detaylarıyla bütün kararlarını duymak istiyorum. Çünkü her detayda derin bir ilim vardır ve eğer senden sağlam veriler alırsam onları doyurabilir ve seni mutlu edebilirim.

Bilesin ki senin dilini anlamak benim için çok zor çünkü adların devamlılığına ve anlamlarına sahip değilsin. Bu nedenle, adların anlamıyla ilgili sana bir kapı açacağım ve sen ilminin derecesini ölçebileceksin. Ben de bu şekilde senin niyetini takip edebileceğim.

Dolayısıyla, şarap-şişesinin üzerindeki harflerin sıralanışı gibi tüm mektuplarında görmüş olduğum bilmeden yazmış olduklarını sana öğretmek ve aramızda kalıcılık sağlamak amacıyla adları düzenleyeceğim.

Tüm köklerin kökünden başlamalı ve sonuna kadar gitmeliyiz. Genel olarak beş derece vardır; Yehida, Haya, Neşama, Ruah ve Nefeş. Tüm bunlar ıslah edilmiş bir bedende bir araya gelmiştir.

Yehida, Haya ve Neşama zamanın üzerindedir ve yaratılan varlığın kalbinde olmasına rağmen, onu çevrelediği düşünülür. Onlar ıslah sırasında bedene gelmez çünkü gizli kaynağın içinde de ayırt edici kökler vardır: Roş, Toh, Sof (sırasıyla, Baş, İçsellik, Son)

Roş, Yehida’nın köküdür; o Ayn Sof’tur (sonsuzluk). Orada, kendi yerinde bile ışıkları gizlidir ve her şey onun önünde meşalenin önündeki mum gibi iptal olmuştur.

Sonrasında, Toh’un kökü gelir, o Haya’nın köküdür. Ayn Sof ışığının anlamı budur, yani O’nun tam ışığının tezahürü. Zamanla bu ışık sadece kendi devamlılığı için edinilir, buna “Haya’nın kökü” denir.

Bundan sonra Sof’un kökü gelir ve o ruhların köküdür. Tıpkı başlangıçtaki gibidir. Ayn Sof. Burada bir Üst Örtü yayılır ve zaman “altı bin yıl dünya var olur ama biri bozulur” formunda başlar. Buna Ruah, Nefeş denir ve onların kökü Neşama’ya tutunur.

Ancak, onlar Nefeş ve yaşamın özü olan Tora ve buyruklar gibi aşağıdan yayılır. Nefeş süreklilik, durgunluk ve ona kazınmış dişi güçlerle sabit durumdaki bedeni güçlendiren, her şeyi saran güçtür.

Ruah yaşamın özünü ve Tora’nın ışığını dişi imgesinde açığa çıkarır. Onun kökü “ve burun deliklerine yaşam nefesini üfledi ve insan yaşayan bir ruh haline geldi” sözünün anlamını açıklığa kavuşturur. Bu, kralın yüzünün ışığında “yaşayan ruh” denilen ruha yaşam getirerek, ruha yükselen ve ondan yaşam alan öze aittir.

Bu aynı zamanda Roş’un yedi dişisinin ve Nefeş’in iki altının tüm Zivugim’lerindeki (çiftleşme) düzendir. “Tanrı yalnız olanları evine yerleştirir” sözünün anlamı budur, yani “Tüm ihtişam, saraydaki kralın kızlarına aittir” sözüyle dişilerin gücünün ortaya çıkmasıdır.

Esas ıslah ve çalışma, Zohar’ın “Üst Dünya” dediği ruhun güçlerini açığa çıkarmaktır. Bu da elbette sonun kökü gibi gizli kaynağa aittir ve herhangi bir eşleşme Üst Dünyanın realitesindeki tek ışığın belirmesi içindir. “Biz, oğulları gençliklerinde büyüyen bitkiler gibi olanız,” sözünün anlamı budur yani Üst Dünyadaki düşünce budur.

Çiftleşme ile…aşağıda olana… O’nun düşüncesi gelir ve gizli kaynağın başlangıcının sonu ışıklarla tamamlanır…Bilginin Hazinesi kitabından bir alıntı.

Akıl insanın ruhunun ve bütününün özüdür. Bu böyledir çünkü insan onun içinde tanımlanır ve onda görünenler onun kıyafetleri ve ona hizmet edenlerdir. Bazıları onun dallarıyken bazılarının ona tamamen yabancı olduğu kabul edilir.

Bu gücü ruhunun içinde olmasına rağmen insan yine de göremez; yaşayan herhangi bir şeyden gizlidir. Bununla ilgili endişelenme çünkü göz ona kumanda eder ve hepsinin arasında en önemlisi odur. Yine de kişi asla kendini göremez, fakat sadece varlığını hissedebilir. Görüş ona bilgi katmaz ama hiçbir şey boşa yaratılmadığından bir algı yaratır ve bu algıya ekleme yapmaya gerek yoktur.

Aynı zamanda insanın özü olan ruhsal güç vardır. Bu güç akıldaki hiçbir anlayışa verilmemiştir çünkü kişinin kendi varoluşunun idraki yeterlidir ve hiç kimse kendi varlığıyla yetinmez ve idrakine tanıklık talep eder.

(Eylem olmadan his olmaz, yani bazen hissiyat durur ve O’nda hiç hareket olmaz, bu şekilde o daha çok mutlak farkındalıktır). Aklın özünün formunu, aklın gözüyle azaltma anlayışının formuna benzetmek büyük yanlıştır. Bu kesinlikle yanlıştır çünkü bu anlayış açığa çıkan ve işleyen bir ışık gibidir. Onun ışıkları aktif olduğu sürece hissedilir ta ki eylem sona erinceye kadar ve sonra onun ışığı kaybolur.

Bununla, aktifken hissedilenin aklın küçük fakat güçsüz bir dalı olduğunu öğrendin. (asıl hissin bilgi olduğu düşünülür çünkü algılama gücü de bir algı, sonuçtur ve hissiyata ihtiyacı yoktur).

O, hiçbir surette öz gibi değildir ne sayısal ne de niteliksel olarak, tıpkı içindeki saran gücün formunda asla ışık olmamasına rağmen, içindeki genel saran güçle yenilenmiş ışığın kıvılcımlarını açığa çıkaran dövülmüş bir taş gibi. Ayrıca, aklın özü insandaki genel gücün özüdür ve ondan pek çok dal yayılır tıpkı eylemin yasalarına göre kahramanlık ve güç, ısı ve ışık da olduğu gibi.

Bununla “aklın ruhunu” ya da “ruhun özünü” ima etsek de, bunun sebebi aklın da ruhun en önemli dalı olmasıdır çünkü “Kişi aklına göre övülür” denir.

Kişi sahip olmadığını veremediğinden, biz onu bile akıl olarak tanımlarız yani akıl ruhun bir dalı ve parçası olduğundan en azından akıldan daha az olmaması gerekir. O, tüm dallarına hükmeder ve onları yutar tıpkı meşalenin önündeki mum gibi. Akıl hiçbir eyleme bağlanmaz fakat farklı eylemler aklın içinde birbirine bağlanır ve sabitlenir.

Kişi tüm realitenin onun hizmetkârı olduğunu anlar ve genel olarak akıl gelişirken hepsi kaybolduğu için onu geliştirmek için çalışır. Bu nedenle tüm işimiz sadece aklın yolları ve onun ihtiraslarıdır ve bundan daha fazlası gereksizdir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,342