e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Neden Özellikle Pesah Bayramı Gecesi Dört Soru Sorulur?

Neden Özellikle Pesah Bayramı Gecesi Dört Soru Sorulur?

Makale 22, 1988/89

Kişi ne zaman soru sorar? Eksiklik içinde olduğu zaman. Şunu sorar: “İhtiyacım olduğunu düşündüğüm şeye sahip olamadığımda neden acı çekiyorum?” Yaradan’a şikâyete gelir ve sorar, “Neden acı çekmek zorundayım?” Oysa kişi bereketle dolduğunda, hiçbir şeyin kölesi olmadığını bildiğinde, özgür olduğunu ya da içinde acı olmadığını hissettiğinde, “Neden” diye sorması için bir sebep var mıdır?

Dolayısıyla, neden özellikle özgürlük bayramı olan Pesah’ta (halkın Mısır’dan kurtuluşunu kutlayan bayramı) sorular sorduğumuzu anlamalıyız. Buna “dört soru” denir, yani hiçbir şeyin eksikliği olmadığı hâlde dört kere “Neden” diye sormak.

Ari’nin söylediğine göre, Pesah gecesi Şabat gecesinden daha bütündür. Der ki: Şabat gecesinde Malhut’un Mohin de Neşama’ya yükselişi, Pesah gecesinde ise Malhut’un Mohin de Haya’ya yükselişi vardır. Bu nedenle neden özellikle bütünlük zamanında sorular sorduğumuzu anlamalıyız. Kesinlikle bunun pek çok cevabı vardır ve çalışmada bunu yorumlayacağız.

Bilinir ki, insanın yaratılma sebebi bu olduğundan, manevi çalışması vasıtasıyla kendimizi ıslah eder, haz ve mutluluğu almaya lâyık hâle geliriz. Ancak, her dal köküne benzemek istediği ve kök yaratılışa ihsan etmek istediği için, alıcı ve veren arasında form eşitsizliği vardır. Bu eşitsizlik utanca sebep olur.

Dolayısıyla bunu düzeltmek için İlahi Yönetim’de bir Tzimtzum(kısıtlama) ve gizlilik söz konusudur. Tzimtzum ve gizlilik vasıtasıyla, Yaradan’ın yaratılanlar üzerindeki yönetiminin çok küçük bir anlayışına sahip olmamıza neden olan Yaradan’dan uzaklığımızın farkına varırız. Bununla ilgili “On Sefirot Çalışmasına Giriş” kitabında şöyle yazılmıştır: Eğer İlahi Yönetim tam olarak ifşa olmuş olsaydı, yasaklanmış yiyeceği yiyen kişi aniden ölürken, sevabı yerine getiren kişi, onun içinde dünyadaki büyük hazlara eş muhteşem hazlar bulurdu, hangi aptal hayatını kaybedeceğini bile bile yasaklı yiyeceği tatmayı düşünür ya da elinde zaten varken büyük maddesel hazları elde etmeyi bekler? Bu nedenle Tzimtzum (Kısıtlama) ve gizlilik, bizi Yaradan’dan uzaklaştıran ve çalışmamıza neden olan utancı ıslah etmek için verilmiştir.

Öyle görünüyor ki, Tzimtzum ve gizlilik aşağıda olanın yararınadır. Bu nedenle, İlahi Yönetim ile ilgili olarak, “İyiliği göremediğimiz ve sürgünde olmaktan, fakirlikten acı çektiğimiz için, neden Yaradan bize bu şekilde davranıyor?” sorusunu sormanın anlamı yoktur. Diğer bir deyişle, insanlar neden Yaradan’ın iyiliğimiz için bize karşı açığa çıkmayacak şekilde davrandığıyla ilgili şikâyet eder.

Ancak, O’nun yönetimini kötülemek yasaklanmıştır, yarattıklarına davranma şeklini. Onun yerine mantık ötesi inanmalıyız ki bu özellikle böyledir. Hissettiklerimizle ilgili olarak, atalarımızın yönlendirmesiyle maneviyatın yolundan yürümeli ve mantık ötesi inançla şöyle demeliyiz: “Onların gözleri var ama görmüyorlar.”

Bilinir ki, karalamak (kötülemek) üzerinde bir yasaklama vardır. Ancak, karalamanın ki bu çok kötüdür, insanlar arasında olduğu düşünülür fakat gerçekte bu özellikle insan ve Yaradan arasındadır. Şöyle yazdığı gibi: “Musa, ‘Tanrı biliyor ki, ondan yediğin gün gözlerin açılacak ve sen kötülük ve iyiliği bilerek Tanrı gibi olacaksın’ diyerek Yaradan’ı karalayan yılanın oyununu anladı.”

Yukarıda söylenenlerle, neden karalamanın diğer şeylerden daha kötü olduğunu anlamalıyız. Bu böyledir çünkü karalamak Yaradan’ı kötüleyen ve şöyle söyleyen, “Yaradan sana bilgi ağacından yememeni, onu gizlilikte tutmanı ve saklamanı emretti” yılandan gelir. Yılan devam eder, “O’nun bilgi ağacı aşağıda olanlardan saklı tutulmalıdır demesine itaat etmemelisin.” Tersine yılan her şeyin açık olması gerektiğini söyler.

Bu yılanın kötülüğüdür. Öyle görünüyor ki, Yaradan’ın açığa vurulmamış yönetiminin yanlış olduğuyla ilgili konuşmaktadır. Oysa gerçekte gizlilik, sadece yaratılanların utanç olmadan haz ve mutluluk alması içindir. İlahi Yönetim’in açığa çıkması ancak yaratılanlar, Yaradan’a memnuniyet vermek için aldıklarında gerçekleşir, yani tüm alma ihsan etme amacıyla olduğu zaman.

Öyle anlaşılıyor ki, yılan Malhut’un ıslahıyla, yani aşağıda olanların “utanç” denilen hoşnutsuzluk olmadan, haz ve mutluluk almalarını sağlayacak Dvekut’u başarabilmesiyle ilgili konuşmamaktadır.

Bu ıslahı gerçekleştirmemiz, kendini sevmeden çıkmamız, Yaradan’a yaklaşmamız ve form eşitliğini başarmamız için bize manevi çalışma verildi. Atalarımızın dediği gibi, “Kötü eğilimi ben yarattım; maneviyatı da şifası için verdim.” Yaradan Âdem’e açıkça “Bilgi ağacından yemeyeceksin” demesine rağmen, yılana göre açık bir İlahi Yönetim olmalıdır. Oysa bu idrak gizlenmelidir çünkü sadece ıslahın sonunda ifşa olması mümkündür.

Ve bu idrakle ilgili olarak yılan, ona, Yaradan’a itaat etmemesini söyledi. Diğer bir deyişle ona göre Yaradan, yaratılanlar üzerindeki yönetiminin -İyilik Yapan- gizli olmasını Âdem’in faydası için değil, başka sebeplerle yaptı. Öyle görünüyor ki, yılan maneviyat ve ıslahların gücüyle yapmamız gereken tüm ıslahın insan için olmadığını söyler.

Bu karalama maneviyatı içerdiğinden, tüm yasaklamaların en kötüsüdür. Diğer bir deyişle, bu karalama nedeniyle ıslah gerçekleşemez. Bu nedenle, Yaradan ile insan arasındaki bu karalamanın kötü sonuçlanmasından dolayı, Kabalist Akiva’nın, maneviyatın en büyük kuralı dediği “dostunu kendin gibi sev” kuralı da bozulmuş olur. Öyle anlaşılıyor ki, karalayan kişi “Dostunu kendin gibi sev” kuralının tersine hareket etmektedir. Bu sebeple kötü sonuçlanan bir durumdur.

Yukarıda söylenenlerle atalarımızın şu sözlerini yorumlayabiliriz: “Kabalist Yehuda şöyle der: ‘Adam HaRişon kâfirdi.’ Ve Raşi şöyle açıklar, ‘Kâfirdi’ demek putperestliğe yöneldi demektir.”

Bunu anlamak zordur. Adam HaRişon Yaradan ile konuştu. Yaradan ile konuşan biri nasıl kâfir olur, kalbi putperestliğe nasıl meyil eder? Her şeyden önce, Yaradan onunla konuştu, öyleyse kalbinin putperestliğe meyil ettiği konusunda nasıl yanılmış olabilir?

Yukarıda söylediğimiz gibi, Yaradan ona bilgi ağacının gizlilik içinde olmasını gerektiğini ve ıslahın sonuna kadar açılmayacağını söyledi. Yılan ona gelip, Yaradan’a itaat etmemesini, Yaradan’ın ondan gizlediği bilgi ağacında büyük hazlar olduğunu söylediğinde, yılanın sözlerini kalbinde tuttu. Buna o “kâfirdi,” denilir.

Raşi, onun kalbinin putperestliğe meyil ettiğini söyler, yani kalbi yılanın ona söylediği -dünyada açık bir İlahi Yönetim olsa daha iyi olur- şeye inanmıştır. O’nun yönetiminden hoşlanmayan kişiye “kafir” denir. Bu demektir ki, yılanın tavsiyesine göre hareket etmektedir, yani bilgi ağacı açığa çıktığında ve açık bir İlahi Yönetim olduğunda, birçok kişi kutsal çalışmaya bağlanabilir diye düşünür. Her şey mantık dahilinde kılıflanmış olduğu için insanların maneviyat ve ıslahları yerine getirmesi mantık ötesi olacaktır.

Diğer bir deyişle, bilgi ağacı demek her şey mantık dahilinde ifşa oldu demektir ve bu yüzden onunla ilgili yemekten kaçınma emri vardır. Yani her şeyin mantık dahilinde kılıflandığını, Yaradan’ın hizmetkârlarının çoğalacağını düşünmek mantıklı olsa da, Yaradan için çalışmamız mantık dahilinde değil, mantık ötesi olmalıdır.

İlahi Yönetim ile ilgili kötü konuşan yılanın kara çalmasının sebebi budur. Yaradan’ın, Yaradan çalışmasını mantık ötesi yapması demek Yaradan her şeyi mantık dahilinde yapabilir demek değildir. Onun yerine, anlamasak da inanmalıyız ki, bu yönetim en iyisidir.

Baal HaSulam da söylemiştir; Yaradan inanca giden yolu mantık ötesi seçer, çünkü Yaradan bilir ki, aşağıda olanların “ihsan etmek için almak” denilen form eşitliğine, “Yaradan ile Dvekut” hedefine ulaşabilmesinin en başarılı yolu budur.

Bilgi ağacının günahı yüksek derecelerle ilgili olsa da -ıslahın sonundaki ışık- “Yüzün Nur’u Kitabına Giriş”te açıklandığı gibi, bunu çalışmamızla ilgili olarak şöyle yorumlayabiliriz; Bu O’nun yaratılanlar üzerindeki iyiliksever yönetimine inanmak istemediğini söyleyerek, İlahi Yönetimi kötüleyen kişinin günahıdır ve bu mantık ötesi inançta da böyledir.

Ancak kişi şunu söylerse; “Açık bir İlahi Yönetim olsa, aklımla Yaradan’ın yaratılanlar üzerine iyiliksever bir şekilde ihsan ettiğini görsem ve bu mantık dahilinde olsa, sırf bunun için maneviyat ve ıslahları yerine getirebilirim.” Bu bilgi ağacının günahı nedeniyledir, yani insan özellikle mantık dahilinde gitmek, mantık ötesi inanmak istemez. Bu nedenle, iyilikseverliğe inanmadığı için Yaradan’ı karalamış olur. Bu yılanın Adam Ha Rişon’a Yaradan’ı karaladığı zamana dayanır.

Bir insanın mantık dahilinde gitmek istemesine “bilgi ağacının günahı” denir. Bu günah iki yolla ve onunla ilgili iki soruyla ortaya çıkar: 1) “Sesine itaat etmek zorunda olduğum Efendi kim?” diye soran Firavun ’un sorusu, yani mantığa ters düşen bir şeye inanmak kişi için zordur. Bununla ilgili ikinci soru da şudur: “Neden insan kendisi için değil, Yaradan için çalışmak zorundadır?” Diğer bir deyişle şunu sormaktadır, “Kendim için değil de, Yaradan için çalışarak ne kazanacağım?”

Yukarıda söylenenlerle şunu anlarız ki, insan üstesinden gelip gerçeğin yolunda yürümeyi üzerine aldığını ve atalarımızın inancına tutunmaya başladığını söyledikten sonra bile, mantığı ona her gün ilerlemek zorunda olduğunu söyler. Yine de kişi görür ki bu tamamen zıt bir durumdur, her gün geri gitmektedir. Bu nedenle, mantığı şunu söylemesine sebep olur: “İhsan etme çalışması bana göre değil. Bu daha ziyade seçilmiş birkaç kişinin çalışması.” Bundan kaçmasının daha iyi olacağını anlar.

Ona ne söylendi? Bir kez daha mantık ötesi inançla gitmesi ve mantığının onu zorladığı şeyi umursamaması gerektiği. “Hocasına İnanç” makalesinde yazıldığı gibi, kişi gerçek aşamasını göremez. O yüzden, mantık ötesi gitmelidir, sadece bu yolla hedefe ulaşabilir ve Yaradan ile Dvekut‘la ödüllendirilebilir.

Ancak, neyin bize mantık dahilinde ilerleme yerine, gerileme hissini verdiğini anlamalıyız. Diğer bir deyişle, kişi niçin düşüşte olduğunu hissetmek zorundadır? Bundaki yarar nedir? Görüyoruz ki kişi yükseliş aşamasında ve manevi arzuya sahip olduğunda, dünyevi hazları -tüm dünyanın elde etmek için peşinden koştuğu- sanki onlar gereksiz yere yaratılmış gibi görür, yani Yaradan tüm yaratılışı manevi şeylerden haz alacak şekilde yaratmış olsaydı daha iyi olacaktı der.

Bu nedenle, kişi her yükseliş sonrası düşüşe gelmesiyle ilgili ne kazanır? Sonuç olarak, kişi daima şunu sorar, “Ne kadar çıkış ve düşüş var ve bunlara neden ihtiyaç var? Yükseliş aşamasında kalsam daha iyi olurdu.”

Cevap şudur ki, bir şeyin önemini bilmeden onu takdir etmek imkânsızdır. Diğer bir deyişle, kişinin bir şeyden aldığı sevinç, onun önemiyle ilgilidir kuralı vardır. Bazen kişiye önemli bir şey verilir ve eğer onu takdir ederse, ondan büyük bir mutluluk alır fakat o şeyin değerini bilmediğinde, ondan haz almaz.

Örneğin, kişi fazla parası olmadığı için dışı pek güzel olmayan eski bir kitabı satın almak ister, satıcının kitabın öneminden haberi yoktur ve bu yüzden onu düşük bir fiyata satar. Bir zaman sonra kitabı alan kişinin evine birisi gelir, kitabı görür ve şöyle der: “Bu kitap 300 sene önce basıldığı ve dünyada bunun gibi sadece üç kitap olduğu için, bir servet değerinde.” Kitabın yüksek değerini duyunca alıcı mutlu olur.

Buradaki ders şudur, biz yükselişi takdir etme bilgisine sahip değiliz. Yani Yaradan’a inanma gücüne sahip olmanın tek anının bile değerini anlama bilgisine ve Yaradan’ın yüceliğinin hissiyatına sahip değiliz ve yükseliş zamanında meşalenin önündeki bir mum gibi herhangi bir neden olmadan O’nun önünde iptal olmayı arzularız. Doğal olarak, haz ve mutluluk alacak olduğumuz Yaradan’ın bizi kendine yakınlaştırması unsurundan hoşlanmayız. Ancak, bunun önemini bilmediğimizden, sadece öneme göre haz alırız, tıpkı yukarıdaki örnekte olduğu gibi.

Bu nedenle yükselişlerin önemini anlamamız için bize düşüşler verilmiştir, şöyle yazdığı gibi: “Karanlığa göre ışığın avantajı.” Özellikle düşüşler sırasında kişi yükselişleri anlamaya ve onları takdir etmeye gelir ve sonra yükselişlerden haz alır ve şu hisse gelir: “Onlar bizim yaşamımız ve günlerimiz.” Fakat kişi maneviyata bağlanmanın ve ilkeleri yerine getirmenin Yaradan’ın hizmetkârları arasında olmak için yeterli olduğunu düşündüğü için, inanç gerekliliğini bilmediğinden yükselişleri takdir etmesi için ona yukarıdan düşüş verilmez.

Onların çalışması dışarısıyla ilgilidir. İçe girmeye niyetleri yoktur. Diğer bir deyişle amaçları Keduşa’nın (kutsallık) -kutsal demek, “kendinden ayrılmış, kopmuş,” demektir. Şöyle yazdığı gibi: “Ben kutsal olduğum için, sen kutsal olacaksın,” önünde tamamen iptal olmak değildir, oysa kutsallıkta sadece Yaradan’ın otoritesi vardır çünkü aşağıda olan kökün önünde iptal olmak istediğinden, tüm gördüğü sadece Yaradan için yaşamanın değerli olduğudur.

Kişi sadece Yaradan’a memnuniyet vermek için yaşamak istediği bir aşamada olmak için, Yaradan için kendini iptal etmeyi değerli kılacak olan Yaradan’ın yüceliği inancıyla kendini korumalıdır. Yetişme sırasında sahip olduğu inanç onun için yeterli değildir. Başarmak istediği inanç için zaten maneviyat ve ıslahları tüm detaylarıyla çalışmakta ve yerine getirmektedir. Kendini Yaradan’ın önünde iptal etmek zorunda değildir. Onun yerine, Yaradan’ın Musa vasıtasıyla emrettiği maneviyat ve ıslahları yerine getirdiği için Yaradan’ın tüm dileklerini yerine getirmesi için dua eder.

Ödüle ve cezaya inanmaktadır. Atalarımızın dediği gibi, “Eğer çok çalışırsan, çalışmanın karşılığını patronunun ödeyeceğine güven.” Bu nedenle, vecibeleri yerine getirmesi için onu zorlayan unsur, ödülü verene değil, ödüle dayandığından, Yaradan’ın inancının yüceliğine bağlanmak zorunda değildir, sadece ödülün büyüklüğü ve küçüklüğüyle ilgilenir. Sonrasında yükseliş ve iniş, Yaradan’ın önemine ve yüceliğine inanma meselesi olmaz. Daha ziyade burada geçerli olan tek şey şudur, ya manevi çalışmaya bağlanır ya da ödüle her zaman inanmadığı için bunları yerine getirmede güçsüzleşir.

Bu, ödül almak amacıyla manevi çalışmaya bağlananların -bazen ödül ve cezaya inanmayan insanlar arasında olurlar- düşünceleriyle bir insanı etkileyebilmelerine neden olur. Bu nedenle, onlar ödül ve cezanın inancıyla ilgili farklı düşüncelere sahip olduklarından, düşüncelerinde özgür olan insanlarla bir araya gelmemelidirler. Bütün olarak Lo Lişma’ya bağlananlar yükseliş ve inişleri deneyimlemezler, yani onlar için düşüşlere gerek yoktur.

Fakat Yaradan’ın önemi nedeniyle çalışmak isteyenleri, daima Yaradan’ın önem ve yüceliği inancını arttırmak ihtiyacı duyanları, Yaradan’ın yerine getirmeleri için zorladığı şey, O’nunla Dvekut’u başarmak amacıyla maneviyat ve ıslahları yerine getirmeleridir ve bu insanlar daima Yaradan’ın büyüklüğünün değerini üstlenir. Onlar sürekli olarak şunu hesaba katarlar, kendileri için bir fayda elde etmedikleri sürece tamamen güçsüz olduklarını hissettiklerinde, eğer maneviyatta biraz ilerliyorlarsa bu Yaradan’ın onları yakınlaştırmasından dolayıdır. Öyle anlaşılıyor ki, temel çalışma kendini iptal etmektir. Yine de bu doğamıza aykırıdır; sadece O’nun yardımıyla buna ulaşabilirler.

Bu nedenle, yükseliş sırasında kişi bunun zaten olması gereken şey olduğunu düşünür ve Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla, kişinin çabasının ölçüsünü ona göstermek için “düşüşler” denilen ıslah verilir, kendi başına ne yapabileceğini görmek için. Fakat kendisi için çalışan bir hayvan değil, insan olduğunu düşünmeye başladığında, bu aşamasından yuvarlandırılır ve birden onu en dibe atmayı istediklerini bile hissedemez hâle gelir ki sonrasında kendini keşfeder.

Ama yine de düşüş sırasında, düşmeye başladığını göremez. Daha ziyade düşerken bilinçsiz olur. Bir zaman aşağıya indikten sonra yukarıdan yardım alır ve ona şöyle söylenir: “Şimdi düşüşte olduğunu bilmek zorundasın.” Bilinçsiz olduğu ona söylenmeden önce, hiçbir şey bilmez. Ancak, kişi bunun böyle olduğuna inanmalıdır çünkü hiçbir şeyin kendiliğinden gelmediğini bilir. Onun yerine bilmelidir ki, bu düşüşler ona yükseliş aşamasını nasıl takdir edeceğini öğrenmesi için verilmiştir. Fakat düşüş sırasında, kişi hiçbir şey öğrenemez.

Ancak, yükseliş sırasında gerçek bir eleştiri yapar ve şöyle der: “Şimdi inanç aşamasındayım ve bu bana Yaradan’dan geldi. Aksi hâlde derhal kendini sevme aşamasına düşerim.” Eğer bu hesapları yapmazsa ve onu yakınlaştırdığı için Yaradan’a şükretmezse, derhal atılır. Öyle görünüyor ki, takdir etmediği sürece Yaradan’a yaklaşmaktan gerçek hazzı alması imkânsızdır, yukarıda söylediğimiz gibi, “Karanlığa göre ışığın avantajı.”

Öyle anlaşılıyor ki, yaratılanların haz ve mutluluk alması ve hissetmesi için bu düşüşler gereklidir. Bunlara “sürgün” denir ve bu aşamaya “Sürgünde Kutsallık” ya da “Tozdaki Kutsallık” denir. Kişi sadece bununla haz ve mutluluk hissetme kaplarına (Kelim) sahip olabilir.

Yukarıda söylenenlerle, Ari’nin, Malhut, Mohin de Haya’ya yükseldiğinden, Malhut aynı Gadlut’a sahip olur dediği gibi neden özellikle özgürlük zamanı Pesah akşamında tam bütünlük olduğunu anlamalıyız.

Cevap şudur ki, kişi yükseliş sırasında düşüşleri düşündüğünde, onların özellikle yükselişlerin önemini açığa çıkarma gücü vardır. Aksi takdirde bu durum, servet değerinde bir şey verilen kişinin, bundan haz alıp değeri sanki birkaç kuruşmuş gibi harcaması durumuna benzer.

Bu nedenle, özellikle özgürlük zamanında soru sormak anlamlıdır. Bu soru sorma meselesi değildir, cevapları anlamak amacıyla sorulara ihtiyaç duyarız. Bununla ilgili Baal HaSulam’ın dediği gibi: “Şimdi insanların kulaklarına konuş ve izin ver komşusu olan herkesi sorsun.” Raşi şöyle yorumlar, erdemlinin söyleyeceğiyle ilgili onları uyarır “Ve onlar onlara hizmet edecek ve acı verecek” ve bu onlar için gerçek olacak ve “Sonrasında büyük kazançlarla çıkacaklar,” bu onlar için gerçek olmayacak. Bir soru akla gelir: “Yaradan halkına büyük kazanç vermek istediğinde, bunu onlara veremez mi? Halkına hilekâr olmalarını ve Mısırlılardan gümüş ve altın kapları almalarını söylemek zorunda mı?”

Cevap şudur ki, Yaradan Peygamber İbrahim’e şunu dediğinde, “Miras alman için sana bu toprakları vereceğim,” İbrahim sordu, “Neyle onu miras alacağımı bileceğim?” Yaradan İbrahim’e şöyle dedi, ‘Emin ol ki, tohumun onların olmayan topraklarda yabancı olacaktır… ve sonrasında büyük kazançlarla ortaya çıkacaklar.’” Raşi sorar, “İbrahim’in ‘Neyle bileceğim…’ sorusuna Yaradan’ın cevabında ne görürüz, onların olmayan topraklarda, yani sürgünde, İbrahim o toprakları miras alacaklarından emin olabilir mi?”

Kap (Kli) olmadan ışık olmadığı, yani eksiklik olmadan haz olmadığı için, İbrahim Yaradan’a, onların “Kutsal topraklar” denilen, böyle büyük ışıklara ihtiyaçları olduğunu anlamadım dedi. Yaradan ona dedi ki, sürgünde oldukları ve Yaradan’ın onları sürgünden çıkarmasını istediklerinde, O onları nasıl yerine ulaştıracak? Sadece büyük ışıklarla çünkü “İçindeki ışık onu ıslah eder.” Bu nedenle, onların büyük ışıklara ihtiyacı olacak.

Raşi bunu şöyle açıklar, bu sebeple Yaradan ışıkları almaları için onların Mısırlılardan kap (Kelim) –yani Mısırlıların acımasızlığını bir kredi gibi almak- ödünç almalarını ve sonra kapları onlara geri vermelerini söyledi. Diğer bir deyişle, cevapları anlamak amacıyla acımasızlığı aldılar. Yukarıda söylendiği gibi, eğer karanlığın içinden gelmiyorsa ışığı anlamak imkânsızdır. Bu nedenle bu sorular özellikle özgürlük zamanında sorulur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,408