e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Yukarıdan Aşağıya Negatif Bir Şey Gelir Mi?

Yukarıdan Aşağıya Negatif Bir Şey Gelir Mi?

15. Makale

14. makalede yazılanla ilgili açıklama: “Eğer İsrail ödüllendirilirse, o ateşten bir aslan gibi aşağıya iner. Eğer ödüllendirilmezse, kızgın bir köpek gibi aşağıya iner.” Bununla ilgili olarak şöyle sorulur, “Nasıl olur da yukarıdan negatif bir şey gelir?” Biliyoruz ki yukarıdan iyilik iner. Kızgın köpek gibi iner dediğimiz şeyden ne ıslahı gelir? Her şeyden önce bu pozitif bir şey değildir.

Bunu bir alegoriyle anlayabiliriz. Oğlu hasta olan bir adam doktora gider, doktor ilaç verir. Ancak bu oğluna yardımcı olmaz. Dostları ünlü bir profesöre gitmesini önerir. Yüksek ücret istemesine rağmen çok iyi bir doktor olduğundan ona gitmenin buna değeceğini söylerler. Adam oğlunu uzman doktora getirdiğinde, doktor hasta çocuğu muayene eder ve çocuğun kötü bir hastalığı olduğunu söyler.

Adam önceden anlaşmış oldukları muayene ücretini öder ve eve döndüklerinde dostlarına şöyle der, “Bu uzmana gitmemi ve doktorun yüksek ücretini ödemenin buna değeceğini söylediniz. Fakat sonuçta doktor ne yaptı? Uzman olmayan doktorun söylediği şeyi, yani oğlumun kötü bir hastalığı olduğunu söyledi. Oğlumun kötü bir hastalığı olduğunu öğrenmem için bu kadar para ödemem mi gerekiyordu? Peki neden doktora gittim? Oğlumun hasta olduğunu değil, tedavisini öğrenmek için.”

Dostları ise ona uzman doktorun teşhisine göre oğlunu şimdi nasıl tedavi edeceğini öğrenmiş olduğunu söyler. Bir hastalığı tedavi etmek için uzman bir doktora gerek yoktur, çünkü zaten her hastalığın bir ilacı vardır. Önemli olan hastalığın ne olduğunu bilmektir. Öyle anlaşılıyor ki, uzman olmayan doktora ödemiş olduğuna kıyasla ödediği bu yüksek ücret, özellikle hastalığı teşhis etmek içindir.

Öyleyse negatif olarak görünen bir bozukluğu teşhis etmek her şeye rağmen pozitiftir. Bu demektir ki hastalığı bilmek gerçekte bir ıslahtır, çünkü şimdi kişi neyi ıslah edeceğini bilir. Hastalığın ne olduğu bilinmeden onu iyileştirmek imkânsız olduğundan, hastalığı bilmek, iyileşmenin en önemli parçasıdır. Dolayısıyla kızgın köpek aşağıya indiğinde, köpeğin imgesi aşağıda olanların kendini-sevme yasası altında olduğunun göstergesidir. Zohar’ın Hav! Hav! olarak adlandırdığı şey, olumlu olarak kabul edilir, çünkü şimdi neyi ıslah edeceğimizi, tek yapmamız gerekenin alma kaplarını ıslah etmek olduğunu biliriz.

Öyleyse yukarıdan aşağıya inen köpek imgesi kötülük için değil, ıslah içindir. Dolayısıyla olumlu bir şey olarak kabul edilir. Yukarıdan gelen her şey kişiye bozukluk olarak görünse de, yakından baktığında hepsinin kendi iyiliği için olduğunu görür ve böylece neyi ıslah etmesi gerektiğini bilir.

14. Makalede alma arzusunun maddesel alma arzusunun yarısı olmasıyla ilgili açıklama: Kişi manevi alma arzusu edindiğinde tam bir alma arzusuyla bütünlenmiş olur. Dolayısıyla maddesel alma arzusuna sahip olduğunda kişi o kadar da kötü değildir, öyleyse neden daha da kötüleşmek için manevi alma arzusu gereksinimi içindedir? Bu durumda maddesel alma arzusunda kalmak iyidir diyebiliriz. Daha da kötüleşmek için neden manevi alma arzusunu edinmek için çabalasın ve neden kişi ıslah edemeyeceği tehlikeli bir bölgeye girsin ki? Dolayısıyla, maddesel alma arzusunda kalmak, yani tüm arzusunun sadece maddesel şeyler için olması, kesinlikle daha iyidir.

“Zohar’a Giriş” kitabında şöyle yazar: “İlk bölünme, dört arı olmayan ABYA dünyasının elleri altında bozulmuş alma arzusunu hiç kısıtlama olmadan tam olarak elde etmektir. Eğer bozuk alma arzusuna sahip olmazsak, onu ıslah edemeyiz, çünkü kişi içinde olmayanı ıslah edemez.”

Bu nedenle bize manevi alma arzusunun edinimini getirecek şeyleri yapmaktan başka bir seçimimiz yoktur. Fakat bu o kadar da kolay değildir. Kişinin manevi alma arzusunu edinmesi inancının ölçüsüne bağlıdır. Bu demektir ki, kişi önce maneviyata inanmalı ve onun herhangi bir maddesel hazdan daha değerli olduğunu bilmelidir. Fakat bu çok çalışmayı gerektirir ve herkes edinemez.

Nihayetinde kişi bozuk bir alma arzusu edinmiştir. Bu LoLişma’dan, Lişma’ya gelinir sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, kişi önce LoLişma derecesini edinmelidir, sonrasında onu Lişma’da ıslah etmek mümkün olur, çünkü eylemin olmadığı yerde niyet olmaz. Yalnızca eyleme geçildiğinde, eylemin “Yaradan için” denilen yolu izlemesi mümkün olur.

Yukarıda söylenene göre, bu çalışmada kişinin yaratılma sebebi olan bütünlüğü elde etmesi için gereken dört anlayış vardır. 1) Almak için almak, 2) almak için ihsan etmek, 3) ihsan etmek için ihsan etmek, 4) ihsan etmek için almak.

İlk anlayış, ilk derecedir ve yaratılanlar bu anlayışla doğar. Bu demektir ki, insan kendini-sevmeden başka bir şey bilmez. Kimseye iyilik yapma arzusu yoktur ve tamamıyla doğuştan gelen doğasına dalmıştır. Tüm dünya bu aşamadadır ve birinin diğerinden farkı yoktur.

İkinci anlayış almak için ihsan etmektir. Bu derece eylemlerini sadece almak için yapan çoğunluktan farklı olarak ihsan edenlerin derecesidir. Ancak, neden dünyanın geri kalanından farklı, yani doğasına karşı işler yaptığını açıklamak zorundadır. Bu sırada bedenine şöyle der: “Bil ki ihsan eylemi yaptığında daha fazla haz alacaksın.” Bu yaptıklarının karşılığını alacağına inanmasını sağlar. Eğer beden buna inanırsa, kendini-sevme eylemini iptal edip ihsan eylemi yerine getirmeyi kabul eder. Buna LoLişma denir, atalarımızın dediği gibi “LoLişma’dan Lişma’ya gelinir.”

Bu, aşamadan aşamaya gitmek için eylem açısından ikisi de aynı olduğundan, LoLişma aşamasından Lişma’ya geçmek için bir sıçrama tahtasıdır. Bu demektir ki, Lişma eylemine ekleyecek bir şeyi olduğunu söyleyemez. Dolayısıyla eylem açısından aynı olduklarından burada eyleme göre bir çalışma yoktur. Daha ziyade tüm çalışma niyettedir. Bu demektir ki, kişi eylemi Yaradan’ın emri olduğu için yerine getirdiğini anlamak zorundadır, çünkü Yaradan bize Mitzvot yerine getirme emri vermiştir. Bu sebeple Mitzvot’u yerine getirmek isteriz, çünkü O’na hizmet etmek büyük bir ödüldür ve O, O’na nasıl hizmet edeceğimizi bilmemize izin verir.

Bu sırada kişinin tek niyeti ihsan etmek ise ya da başka bir hesabı, yani kendini sevme düşüncesi yoksa dikkatli bir çalışma süreci başlar.

Tüm eylemlerinin Yaradan’a yönelik olmaktan uzak olduğunu gördüğünde gerçek bir çalışma yapma ihtiyacı vardır. Gerçek anlamda Yaradan için çalıştığını düşünen fakat bunun özümsemesini yapmayan pek çok insan vardır. Yüzde yüz Lişma’da olmamalarına ve Lişma’ya ekleyecek pek çok şeyleri olmasına rağmen, bunun Lişma olduğunu hissederler. Ancak gerçek şudur ki, ya doğaları ya da kendilerini nasıl kandırdıklarını onlara gösterecek iyi bir hocaları olmaması nedeniyle maneviyat algısına sahip değildirler.

Dolayısıyla, Lişma’yı başaramazlar, çünkü Lişma’ya “gerçek,” LoLişma’ya “sahte” denir. Ancak, gerçek ve sahte arasında sahteden gerçeğe atlamak için orta bir nokta olmalıdır. Sahte ve gerçek arasındaki orta nokta gerçekte bir yalandır. Diğer bir deyişle, bir yalan vardır fakat kişi yalanın gerçek olduğunu düşünmektedir. Bu demektir ki, sahtenin yolundan gidiyor fakat bunun gerçek olduğunu düşünüyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu ona göre bir yalan değil. Ancak, sahte yolda yürüdüğünü bilirse, sonrasında gerçeğin yolunda yürür, çünkü bunun aslında bir yalan olduğunu anlar. Bu yalan asıl gerçeğe, yani sahtenin gerçeğinden, gerçeğin gerçeğine geçebileceği bir sıçrama tahtasındadır.

Eğer sahtenin anlayışına sahip değilse, sahte yolda yürüdüğünü bilmediği sürece neden yolunu değiştirsin ve başka yola gitsin ki? Yalnızca sahtenin içinde olduğu anlayışına gelirse yolunu değiştirebilir ve gerçeğin yolundan yürüyebilir.

Oysa eğer kişi gerçeğin yolundaysa, yarı yolda olsa bile Lişma yolundadır. Örneğin, Kudüs’e gitmek isteyen biri arabasına atlar ve “Kudüs” yazan yol işaretlerine göre yola çıkar. Ancak, yolun yüzde seksen veya doksanını geçse bile henüz Kudüs’e gelmemiştir. Yalnızca gerçek anlamda Kudüs’e geldiğinde Kudüs’te olduğunu söyleyebilir.

Maneviyatta da bu böyledir. Eğer Kudüs’ün “gerçek,” yani Lişma olduğunu söylersek, o zaman kişi yoldayken halen daha sahtenin, yani LoLişma’nın içindedir. Tüm yolu gidip, kapıya kadar gelmiş olsa bile yine de dışarıdadır. Öyle görünüyor ki, kişi Lişma’ya girmekle ödüllendirilmeden önce Lişma’yı başardığını bilemez.

Öyleyse kişi Lişma derecesine girmiş olduğunu nasıl bilecek? Gerçeğin derecesinde olduğunu hangi işaretle anlayacak?

Bunun cevabını “Talmud Eser Sefirot” kitabında buluruz: “Bununla atalarımızın dediğini anlayabilirsiniz, ‘Tövbe nasıldır? Tüm sırları bilen O, kişinin aptallığa dönmeyeceğine tanıklık edene kadar.’” Bu kafa karıştırıcı gibi görünür çünkü kim Cennete çıkıp da Yaradan’ın tanıklığını duyar ki? Ayrıca kimin huzurunda Yaradan tanıklık edecek ki? Kişinin tüm kalbiyle tövbe ettiğini ve bir daha günah işlemeyeceğini Yaradan’ın bilmesi yeterli değil mi? Burada açıklananlardan konu oldukça basittir. Aslında kişi yukarıdan ödülün rehberliği ile ödüllendirilmeden, yani yüzün ifşasından önce tekrar günah işlemeyeceğinden tamamıyla emin değildir. Yüzün ifşası “tanıklık” denilen Yaradan kısmından gelir. Bu sebeple kişiye açık bir işaret verilir, yani “Tüm sırları bilen O, ona tanıklık edene kadar.”

Öyle anlatılıyor ki, kişi ihsanı başardığında Yaradan’ın yüzünün ifşasıyla ödüllendirilir. Tüm sırları bilen O, kişinin Lişma’yı elde ettiğine tanıklık eder. Buna “üçüncü anlayış” denir, ihsan etmek için ihsan, yani gerçeğin derecesini elde etmek. Bu kişiyi LoLişma’dan Lişma’ya getiren sıçrama tahtası ile gelir.

Kişi ihsan etmek için ihsan derecesini tamamladığında, ihsan etmek için almak olan dördüncü anlayış gelir. Bu bütünlüğün derecesidir. Bu demektir ki, kişi “Işığı ve hazzı almak istiyorum çünkü biliyorum ki yaratılış amacını yerine getirmek istiyorum,” diyeceği bir dereceyi başarmıştır. Dolayısıyla Yaradan’dan, bu O’nun arzusu olduğundan, haz ve mutluluk almak ister.

Artık “ihsan etmek için ihsan etmek” denilen form eşitliği derecesini elde ettiğinden, kendini sevme ile ilgili bir arzusu kalmamıştır. Şimdi Yarattıklarına iyilik yapmak olan O’nun arzusuna uymak ister.

Bilmeliyiz ki, yaratılış amacı ve yaratılışın ıslahı konusu vardır. Yaratılış amacı Yarattıklarına iyilik yapmaktır, yani yaratılanların haz ve mutluluk alması. Dolayısıyla kişi daha fazla haz aldıkça, Yaradan daha fazla memnuniyet içinde olur. Bütünlük derecesinde olan biri daha fazla haz ve mutluluk almak ister. Açıkladığımız gibi, bu yaratılış amacıdır.

Fakat “Dvekut” ve form eşitliği olan ihsan etmek için ihsan etme derecesini elde eden kişi için bu, yaratılış ıslahıdır. Bu demektir ki, haz ve memnuniyet alacağı bir aşamaya gelmelidir ve tüm hazları aldıktan sonra yine ihsan aşamasında kalır. Buna “ihsan etmek için almak” denir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,108