e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Michael Laitman > Makaleler > Evrenin Bütünlüğüne Ulaşmak

Evrenin Bütünlüğüne Ulaşmak

Kabala’nın ana araştırma konusu evrenin içindeki parçaların birbiriyle nasıl bağlantılı olduğudur. Gerçeği barındıran tüm elementler ve beş dünyanın düzenli olarak birbiriyle olan bağının, doğa kanunlarıyla yönetilişinin bağlantılarının bir bütünü nasıl oluşturduğunu içerir.

Ek olarak üst dünyaların araştırıcısı tüm bu dünyaların “Sefira” denilen on ışık içinde var olduğunu görür. Bu ışıklar sırayla beş parçadan oluşur ve bu beş parça sonsuz dünya denilen Eyn Sof’a işaret eder.

Kabala’ya başlayan öğrenci çalışmalarına tek bir noktadan başlamalıdır ve bu noktadan on sefirayı, Eyn Sof’un altında olan ilk dünya Adam Kadmon (prototip insan) adlı dünyadan başlayarak çalışmaya yönelmelidir. Adam Kadmon’un da nasıl yayılıp etki ve etken yasaları dâhilinde olup astronomi, fizik ve diğer dünyevi bilimlerin altında nasıl detaylara ayrıldığını keşfetmeye başlar.

Dolayısıyla, kurulmuş olan düzenin yasaları tümüyle birbirine bağımlı olup, aşamalı gelişme yasasına dâhil olan bir olgu, başka bir olgunun gelişmesine uymazlık edemez. Adam Kadmon’un dünyasındaki gelişme tek yönlüden çok yönlüye doğru gelişir. Bu dünya ardı ardına birbirinin içinde oluşan dört dünyada izini bırakarak oluşumlarına neden olur. Tüm dünyadaki her şeyi kapsayana kadar bu dört dünyada yayılır. Bu noktadan sonra araştırmamıza gerçeklerin tüm detaylarını birbirinin içinde dâhil ederek Adam Kadmon’a ulaşana dek devam ederiz; on sefira, dört temel seviye ve son olarak da ilk nokta.

Materyal bilinmemesine rağmen, tıpkı diğer ilim dalları gibi mantık dâhilinde çalışılıp araştırılabilir. Mesela anatomi çalıştığımız zaman, konuyu hiç bilmememize rağmen bazı organların birbirleriyle bağlantılı olduğunu görebiliriz. Buna rağmen zamanla organları teker teker öğrenip çalışarak vücudun işleyişi hakkında genel bir yorum yapabiliriz.

Üst dünyalar hakkında hiç bir bilgi sahibi olmayan birisi için de aynı şeyler geçerli, bu bilgiyi tüm elementlerin birleşmesiyle kavrayabilir. Tüm detayları, nedenleri, sonuçları ve bağlantıları tüm erdemliğine erişene kadar anlamalı. Her şeyi tüm detayına kadar öğrendikten sonra genel bilgiyi edinmiş olur.

Sadece bu sıralar tüm dünya Kabala çalışmaya başlıyor. Bu ilim dalının yıllardır araştırılmamasının nedeni açıklanamıyor olması değil, tıpkı bir gökbilimcinin gezegen ve yıldızlar hakkında fikir sahibi olmaması gibi, ancak geçirdikleri evreleri bir ilim olarak araştırır. Kabala’nın bilgisi, insana gökbiliminin gizliliğinden farklı değil. Detayları ve evreleri kitaplarda detaylarıyla anlatılmakta, yeni başlayanlar için bile.

Kabala’nın gizliliğinin nedeni, Kabalistlerin şu an Kabala’ya duyulan ihtiyaç doğrultusunda, bu döneme kadar bu ilmi gizli tutmalarından kaynaklanır. İnsanoğlunun egosunun yeteri kadar gelişmiş olması, yanlış düşüncelerinin, anlayışının ve gelişiminin artık bariz olması, Kabala’nın yüzeye çıkmasındaki etkendir.

İnsanın Yaratılış Nedeni

Yaradan’ın yarattığı hiçbir şey nedensiz değil ve şüphesiz bir amacı var. Yaratılan bu değişken ortamın gerçekleri dâhilinde insanın başka bir insanın acısını hissedebilmesi çok önemli bir faktördür. Dolayısıyla bir amaca yönelik yaratıldıysak, insan bunun merkezinde ve her şey insanoğlunun ruhunun erişmesi gereken seviye için yaratıldı. Bize hüküm eden bu Üst Gücü hissedebilmeyi, tıpkı etrafımızdaki her şeyi hissettiğimiz gibi hissetmeliyiz.

Özgecil ve sevgi dolu Üst Güce benzer bir yapı edindiğimizde, içimizde ölçülemeyecek boyutta bir mutluluk yüzeye çıkar, bu his Üst Güçle bütünleşmenin getirdiği muazzam bir histir.

Anlayış Amaca Ulaştıkça Ortaya Çıkar

Her hareketin sonucu hep ilk algılayışta açığa çıkar. Mesela, ev yapmak isteyen birisi önce evi düşüncelerinde canlandırır ve hedefi yapar. Amacına ulaşmak için kafasında çizdiği bu resim ile bir yapı planı çıkarır.

Tüm evrende bu böyledir. İnsan amacını öğrendikten sonra, yaratılan düzenin de amacına yönelik, önceden belirlenmiş bir program dâhilinde işlediğini anlar. Bu şekilde insan Üst Gücü sanki komşusuymuş gibi hissetmeye başlar, gelişir ve özgecil özelliklere sahip olur.

İnsan bir merdivenin basamaklarından teker teker çıkar gibi, amacına ulaşma yolunda Yaradan’ın özgecil yapısını edinmeye başlar, amacına ulaşana kadar. Bu yolun mesafesi ve özellikleri iki farklı gerçek tarafından belirlenmiştir:

  1. Materyal Gerçek:Üst dünyalardan açığa vurulan ilk ışığın fiziksel dünyaya yansıması ve Yaradan’dan yansıyan bu ışığın ne ölçüde ve kalitede olduğu. Bu ışık üst dünyalardan art arda geçip bizim dünyamıza inerken materyal formlara doğum verir.
  2. Yüce Zihniyetin Gerçeği:Işığın üst dünyalardan aşağıya yansımasından sonra, ters hareket başlar. İnsan yaratılışının nedenine ulaşana kadar ruhani merdivenin basamaklarından yukarıya doğru çıkar.

Kabala, bu iki gerçeği tüm detaylarıyla inceler.

Yöneten Üst Güçle

Kabalistler Üst Gücü, genelde Yaradan olarak adlandırır ve mutlak şefkat olarak tanımlarlar. Kendi hislerinde böyle algılarlar. Yani, asla kimseye zarar vermeyen bir varlık olarak. Bu gerçek Kabalistler tarafından evreni yöneten temel yasa olarak nitelendirilir.

Mantığımız bize egoistliğin tüm kötülüklerin nedeni olduğunu söylüyor, “kendi menfaatimiz için arzulamak”, (ya da kısaca istemek arzusu). Bu ihtirasla kovaladığımız kişisel tatmin ve kendimizi her şeyle doyurmak arzusu, etrafımızdakileri incitmemizin tek nedeni. Yaratılan ne zaman kendisini tümüyle doyurursa, bu dünyada başka hiç kimseye zarar vermeme noktasına gelir. Buna ek olarak, eğer başka bir canlıya kendisi için arzulama hissi dışında bir nedenden dolayı zarar veren bir canlı görürsek, bunun nedeni arzularının kökünden gelen bir alışkanlık olmasıdır.

Bizleri yukarıdan yöneten gücü kusursuz kabul ettiğimizden, O’nun içerisinde kendisi için arzulamak duygusu olmadığı varsayımında bulunabiliriz. Dolayısıyla başka birisine zarar vermek gibi bir niyeti de olamaz. Buna ek olarak içerisinde özgecil bir yapıya sahip, içindeki saflığı yaratılanlara dağıtmak arzusu.

Yaratılanlar iyi ya da kötü ne hissederlerse hissetsinler tüm bunlar onlara yukarıdan gönderilir ve gönderilen her şeyin tek özelliği özgecil olmasıdır. Yaratılanlara karşı olan tek tavır budur – özgecilik. Sonuç olarak tüm yaratılanlar O’ndan sadece iyilik görürler ve başka hiç bir nedenden dolayı yaratılmadılar. Bu nedenden dolayı Kabalistler bu gücü “mutlak iyilik” olarak tanımlarlar.

Yönetilişin Amacı

Şu an ki gerçeklere bakarak yukarıdan yönetilişimizin ve kontrol edilişimizin nasıl sadece iyilik sergilediğini inceleyebiliriz.

Dört çeşit yaratılıştan (duran, büyüyen, yaşayan ve konuşan) en basit olanını bile tüm türleriyle ele alsak her birinin nasıl bir amaç uğruna etki ve etken yönetimi altında idare edildiğini anlayabiliriz. Tıpkı dalındaki bir meyvenin olgunlaşarak kıvamına gelme amacı olduğu gibi.

Bitkibilimciler bir meyvenin ilk dalında oluşumundan olgunlaşma sürecine kadar geçirdiği tüm evreleri açıklayabilirler. Ancak, birbirini takip eden hiç bir evre son halinin ne kadar güzel olacağı konusunda hiç bir ipucu vermez (tadı, büyüklüğü, renk tonu vs.) hatta son olgunlaşmış halinin tam tersi bir durumdadır. Meyvenin tadı ne kadar tatlı ise ilk hali o kadar acı ve ekşidir.

Daha da şaşırtıcısı “canlı” ve “insan” türlerinin gelişmekte olan ile gelişmiş arasındaki farkıdır. Bir canlının olgunlaşma sürecinde aklı ciddi bir evrim geçirmez ama bir insanın aklı gelişmesinin son noktalarına doğru çok ciddi değişimler kaydeder. Örneğin bir buzağı ilk günden ayakları üzerinde durabilir, yürüyebilir ve etrafındaki tehlikelere karşı duyarlıdır.

Yeni doğmuş bir insan ise etrafındaki hiç bir şeye karşı duyarlı değildir. Eğer dünyamızı tanımayan biri bu iki örneği karşılaştırsa, yeni doğmuş bir insanın amacına ulaşabileceğine bir ihtimal vermez. Eğer bebek ile buzağının aklını karşılaştıracak olursak, bebek hislerden mahrum ve aklı olmayan bir yaratık gibi gözükür.

Bu yüzden bizi yöneten Üst Gücün gelişim evrelerini göz önünde bulundurmadan, bir amaca yönelik yönetiyor olması insana çok şaşırtıcı gelebilir.

Akıllı insanlar tecrübe sahibi olanlardır. Yaratılan varlıkların gelişiminin her safhasını son noktasına kadar gözlemlemiş birisi, gelişimin safhalarında gördüğü çarpıklıkları yadırgamaz. Sadece gelişimin güzelliğini ve bütünlüğünü görür. Kabala ilmi her yaratılan varlığın adım adım gelişimini açıklar.

Dolayısıyla Üst Gücün yönetiminin detaylı olarak araştırılması her şeyin bir amaca yönelik olduğuna işaret ediyor. Amaca henüz erişmemiş olan bir canlı ise dışarıdan gözlemleyen bir insana hep çarpık olarak gözükür.

Gelişimin İki Yolu: Acı Çekmek ya da Kabala (Doğa Kanunlarına Uyarak)

Yukarıdaki anlattıklarımızdan anlayabileceğimiz gibi Üst Gücün yapısı mutlak şefkatten oluşmakta ve bir amaca yönelik her şeyi idare etmekte. Bu hiç bir kötülük barındırmayan kendi özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu demektir ki, geçirdiğimiz evreler ve yaşadıklarımız, O’nun amacına yönelik üzerimizde etki ve etken şeklinde yansıyan doğa kanunlarının, bizi itip – kakıp kabullendirerek sadece yaratılışımızın amacına ulaşabilmemizi sağlayacak arzuyu geliştirmek için. Hepimiz için kesin garantilenmiş bir şey var, o da olgunlaştıktan sonra mükemmel bir yaratılış olacağımız.

Üst Gücün amacı bizleri O’na benzer özellikler edindirterek mutlak iyiliğe ulaşmamızı sağlamak. Bunun için bize iki yol çizilmiştir:

  1. Izdırap Yolu:bizim doğamızdaki yapıyla gelişmemizi sağlayan ve bir basamaktan öteki basamağa geçmemizi sağlayan etki ve etken faktörünü içerir. Bu yolla çok yavaş gelişiriz ve yavaş yavaş kötülüklerden uzak durmayı ve iyiliğe yaklaşmayı seçeriz. Bu yol sadece çok uzun sürmemekle beraber, çok da acı ve ızdıraplı bir yoldur.
  2. Kabala’nın Yolu:Kolay ve rahat olmakla beraber gelişimimizi hızlandıran ve ızdırapsız bir yoldur.

Burada açıklamamız gereken bir durum var; Kabalistler neden Kabala dışındaki diğer metotların ızdırap yolu olduğunu söyler? Kabala, “Lekabel” kelimesinden gelir. Anlamı içine almak, davet etmek ya da misafir kabul etmek demektir. Kabalistler, insanın tüm evreni kendi içinde hissetmediği ve Üst Gücü algılamadığı ve O’nunla bütünleşmediği sürece mükemmelliğe yani yaratılışının amacına ulaşamayacağını söylerler. Kabala bu mükemmelliği insanın içinde hissedebileceğini ve tüm bu duyguları içinde barındırabileceğini yansıtmak amacıyla Kabala kelimesini kullanırlar. Bu nedenden dolayı okuyucular bunu bir nevi ukalalık olarak algılamamalı ve kelimenin anlamının sadece ulaşılması gereken en üst noktayı simgelediğini hatırlamalılar.

Her halükarda, geleceğimiz son nokta önceden belirlenmiş durumda. Bu noktaya ulaşmaktan başka çaremiz yok çünkü yukarıdan bu şekilde yönlendiriliyoruz. Etrafımızı saran gerçeği gözlemlediğimiz zaman nasıl bu iki yol dâhilinde yönlendirildiğimizi görebiliriz.

Kabala’nın Özü, Kötülüğü Anlamamızı Sağlamasıdır

İnsanın üst dünyaları edinme tutkusu ve bunu gerçekleştirebilmek için yaptığı her şey, içindeki kötülüğü fark etmesinden ibarettir. Doğal egoistliğinin üst dünyalara ulaşmasına engel olduğunu fark eder. Yaratılan tüm canlıları birbirinden farklı kılan şey içlerindeki kötülüğü ne derece fark ettikleridir. Ne kadar içindeki kötülüğü fark ederse ruhu o kadar gelişmiş demektir. Doğal olarak da bu kötülüğü daha az gelişmiş bir canlıya nazaran kendisinden daha fazla uzağa itebilir. Az gelişmiş bir ruh ise kötülüğü hissetmediği için ona dokunmaz.

Kötülüğün özü, egoistlik dediğimiz, insanın kendisine olan sevgisidir. Bu özellik Üst Gücün özgecil özelliğine terstir.

Mutluluğun özü, insanın Üst Güce olan benzerliğindedir. Üst Güce karakter olarak ne kadar benzer olursak, o kadar mutluluk duyarız.

Mutsuzluğun ve sabırsızlığın kökü ise Üst Güce olan özelliklerimizin zıtlığından kaynaklanır. Bu yüzden egoistliğimizin varlığını hissedip, Yaradan’a ne kadar zıt olduğumuzu anladığımızda çok acı çekeriz.

Egoistliğe karşı duyulan bu tiksinme duygusu her ruh için farklıdır. Gelişmemiş bir insan egoistliğin iyi bir vasıf olduğu kanaatinde olup hiç utanmadan egoistçe davranabilir. Daha gelişmiş bir kişi ise egoistliğinin kötülüğünden haberdar olduğundan, bencilliğini toplumda açıkça göstermez ve toplumun gözlerinden gizli kullanır.

Daha da gelişmiş bir insan, egoistliğinden o kadar tiksinir ki, buna tahammül edemez. Bu durumda algılayabildiği noktaya kadar egoist duygularını kendisinden keser atar ve artık başkalarının sırtından elde edilen hiç bir şeyi ne ister ne de başkasından gelen bir şeyden zevk alır. Dostlarına karşı içinde sevgi kıvılcımları oluşmaya başlar. İyiliğin özü olan özgecil duygular. Bu özellik zamanla gelişir. Önce akrabalarına karşı bir sevgi oluşur ve onlara bakmak ihtiyacı duyar. Özgecil özellikleri daha da geliştikçe önce etrafındaki herkese karşı, sonra içinde bulunduğu topluma ve en sonunda tüm insanoğluna yönelik özgecil duygular geliştirir.

Bilinçli ve Bilinçsiz Gelişim

İki güç bizi sürekli iterek ruhaniliğe uzanan merdivenin basamaklarından en üste ulaşana kadar çıkmamızı sağlar – özelliklerimiz Üst Gücün özelliklerini edinene kadar.

  1. Güçlerden bir tanesi bizim seçimimiz dışında ve haberimiz bile olmadan bizi zorlar. Arkamızdan bizi kırbaçlar; bu yol ızdırap çekerek gidilen yoldur. Bu insanoğlunun aklının bir türevi olan ahlaki ve deneysel eğitim metotlarından doğmuştur. Bu deneysel eğitim metotları tümüyle bilinçsiz olarak ve bir seçim hakkı olmadan yaratılmıştır. Ancak, bu metodun amacına ulaşmış olması ve içimizde yerleşmiş ve giderek artan kötülüklerin büyüdüğünü hissetmemizi sağlayarak bizi daha yüce bir şeylerin arayışına ittiğini artık anlıyoruz.
  2. İkinci güç ise bizi bilincimiz dâhilinde iter. Bu gücü kendimiz seçeriz. Bu bizi önümüzden çeker ve Kabalistler buna; Kabala’nın yolu derler. Bu yolu seçerek ve Kabalistlerin öğrettiği şekilde ilerleyerek, niyetlerini sadece Yaratıcı Güc’ün yapısına benzemek için kullanarak içimizdeki kötülükleri kısa zamanda fark edebilir ve iki tane faydasını görebiliriz.

Acı çekerek arkadan itilmeyi beklememiz gerekmez. Aynı zamanda Üst Gücün karakterine ulaşabilme niyetimiz içimizdeki kötülüğü görmemizi acı çekmeden sağlayacak. Ne zaman Üst Güce ulaşma arzumuz başlarsa hemen O’nun iyiliğini ve saflığını hissetmeye başlarız. Kendimizi sevmek duygusunun ve egoistliğimizin ne kadar kötü olduğunu anlamaya başlarız. Kötülüğümüzün farkına vardıkça içimizde yavaş yavaş bir sükûnet ve hatta mutluluk, Üst Güce benzemeye başladıkça, yüzeye çıkar.

Bilinçli davrandığımız için zaman kazanırız; daha fazlasını yapabilmek kendi elimizde ve dolayısıyla kendimizi düzeltmemiz daha çabuk olur, ta ki Yaradan’ın özelliklerini edinene kadar.

Kabala İlmi Kullanıcısına Fayda Sağlaması Niyetiyle Geliştirilmiştir

Kabala ile diğer eğitim metotları arasındaki fark, ne niyetle çalışıldıklarındadır. Düzeltilmeye aday insan toplumunun mu yoksa Yaradan’ın standartlarına mı ulaşmalı? Kabala’yı diğer ahlaki çalışmalardan ayıran nokta budur, tıpkı maddecilik ile ruhaniliğin farklı olduğu gibi.

Ahlak sisteminin amacı, pratik bir zihinsel düzen dâhilinde, tecrübeleriyle gelişen mutlu bir toplum inşa etmektir. Bu metot insana doğanın kısıtlamaları dışında hiç bir menfaat sağlamaz. Eğer amaç eleştiri kapsamının dâhilindeyse, insanın toplum adına yapacağı fedakârlığın faydasını, kendisine adilce düşen paydan fedakârlık ederek yapması gerektiğini nasıl ispatlayabiliriz ki?

Buna ters olarak, Kabala’nın metoduyla gelişmenin amacı insanı mutlu etmeyi garantiler. Dostunu kendi gibi seven, Üst Güçle benzerlik yasası dâhilinde bütünleşir. Dar sınırlı ve acımasız dünyasından sıyrılıp, Yaradan’a ve yaratılan her şeye karşı özgecil dünyanın sınırsız âlemine girer.

Ahlaki sistem insanın diğer insanlar tarafından sevilmesi gerektiği hissini zorunlu kılar, bu bir malı işimiz bitene kadar kiralamaya benzer. Bu tür alışkanlıklar insanın ahlaki değer merdiveninden bile tırmanmasını engeller, zira yaptığı iyilikler için etrafındaki insanların sırtını sıvazlamalarına alışır hale gelir.

Yaradan ile aynı özellikleri taşımayı arzulayan bir kişi, Yaradan’a yönelik mükâfat beklemeksizin yaptığı özgecil davranışları sayesinde gerçek anlamıyla manevi basamakları tırmanır. Yavaş yavaş yeni bir doğa edinmeye başlar ve dostlarına yönelik farklı bir özgecil yapıya bürünür. Kendisi için, bu dünyadaki mevcudiyetini sürdürmek için gerekli ihtiyacından fazlasını arzulamaz.

Ancak bu şekilde insan doğasındaki egoistlikten kurtulabilir. Kendisi için bir arzu edinmekten nefret etmeye başladığı zaman, ruhu tüm vücutsal gereksiz zevklerden özgür olduğu zaman, para, güç, şöhret gibi arzulardan uzak olduğu zaman ruh âleminin diyarına özgürce girebilir. Tüm kötülüklerden korunacağının garantisi verilir, çünkü kötülük sadece egoistlikten gelir.

Görüyoruz ki kabala sadece onu kullananlar için bir fayda sağlar. İnsanın tüm çabası içini temizlemek de olsa bu onun Üst Güce benzer olabilmesi için bir araç olur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,122