e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Kabala ve Felsefe 2

Dışarıda ne var?

  • ‘Ben’ ve bana olanlar – Yaratan’ın hareketleri
  • Hislerimiz nasıl işliyor?
  • Biz hiç ‘kabuk’umuzdan çıkabilecek duruma gelebilecek miyiz?
  • Bir his kanıtlanabilir mi?
  • Neden ‘kalpteki nokta’ filozoflarda gelişmedi?

Yaratan ile aynı niteliklerde olmayı istemek ile O’nun eylemlerini araştırmak arasındaki fark nedir?

Yaratan’ın eylemleri aslında biz meydana getiren şeylerdir ve hem içimizde hem de bize olan şeylerin bütünüdür. Bunlar bizim çalışabileceğimiz şeylerdir. Öyleyse ben sadece kendimin ufak bir parçasını hissedebilecek durumda olabilirim, ama benim hissettiğim bu şey her ne ise ben onu araştırabilecek durumdayım. Diğer bir taraftan, benim göremediğim benim dışımda olan herhangi birşeyi, ben kavrayamam, araştıramam veya tartışamam. Benim dışımda olan bu şeyler sadece belirsiz imgelemdir. Ben bunları iç algılarımı kullanarak hissediyorum ve yorumluyorum ki bu kesinlikle doğru bir algı değil. Bu neden bu şekilde olmak zorunda?

Bu, bu şekilde çünkü Yaratan ve yaratılan varlık ötesinde hiçbir şey yok. Yaratan adı verilen birşey var ve O’ndan oluşan herşey yaratılan varlık. Onların arasında bir geçiş yok. Başka kelimeler ile anlatmak gerekirse, Yaratan’ın içerisinde yaratılan varlık var olur ve bu yaratılan varlık – biz, Yaratan ile formun eşitliğini edinebilir. Benim var olduğum alanda edinme seviyelerine sahibim ki bunlara ‘’dünyalar’’ (kökten dörde “Dalet”) adı verilir. Bunlar aslında benim sistemimin parçası; bunlar benim duyularımın ötesinde sahip olduğum özgürlük dereceleri ve bu seviyede benim alabileceğim ışığın azalan niteliği.

Bu demek oluyor ki benim hislerim o kadar da keskin değil, onların keskinlik veya açıklık seviyesine ‘’dünyalar’’ denir. Ben yavaş yavaş daha çok ve daha çok hissedebilecek duruma geliyorum ta ki ben bütünlüğümü hissedene kadar, hem kendimde ve hem de Yaratan’dan aldığım şeyde.

Benim edindiğim her ne ise, araştırılabilir ve kavranabilir olan şeyler, sadece benim O’ndan aldığımdır. Ben asla O’nu edinemem. Benim erişebileceğim şey formun eşitliği, iç niteliklerimde sahip olacağımın benim dışıma eşit olduğu (örneğin, Yaratan) bir duruma gelebilmek. Sadece formun eşitliği derecesi diyebilirim ki benimle olan ile O’nunla olan olabilir. ‘’Eylemlerinizden’’ demektir ki O’nun benim üzerimdeki hareket etme şeklinden ben O’nun hareketlerini anlayabilirim, onların derinliğine ulaşırım. Ben onları özümde çok açık bir şekilde hissediyorum ve onların O’ndan geldiğini biliyorum ve ben kendimi O’na uyarlayabilirim. ‘’Sizin eylemlerinizden biz sizi bildik’’ demek, O onu veya bunu sevebilir demektir. Biz hala yine de duyularımızın algıladıkları ile sınırlıyız.

“Dışarıdaki gerçekliğe değer biçmek mümkün değildir” ne anlama geliyor?

Biz asla dışarıda olanı hissedemeyiz. Biz neye ‘dışarıdaki’ diyoruz? Benim ‘dışımda’ çalışan hiçbir his yok. Ben şu anda Yaratan’ın içinde yer almış durumdayım ve benim bedenime ve hislerime giren şeyler dışında, ben hiçbir şey hissetmiyorum. Görüntü içeride meydana gelendir. Duyma içeride meydana gelendir. Benim duyumla duyduğum şey nedir? Benim kulak zarıma doğru giren ve baskı yapan şeydir. O kulak zarının ötesinde benim bazı sinirlerim var, bir tür mekanizma öyle ki bu mekanizma bilgiyi beynime gönderiyor ve beyin araştırmaya başlıyor, bu ne olabilir? Bu neye benzer? Neden şimdi benim kulak zarım ona baskılayan şey ile benzer durumda? Aslında, gerçekten kulak zarımı baskılayan şey ile hiçbir bağlantı yok.

Bu bir perde gibi. Bütün duyularda perdeler var, hem manevi kapta hem de bedensel kapta. Her bir kap kendi uyarılmasından etki alır, giren şeyden değil çünkü dışarıdan hiçbir şey girmez. Aynısı görüntü içinde geçerlidir. Gözümüzün kenarında sinirlerimiz var ki bu sinirler ışık tanecikleri ile uyandırılıyorlar, fotonlar ile ve sonuç olarak kimyasal parçacıkları kullanıyorlar. Aynısı dokunma içinde geçerlidir. Eğer biz bu hislere anestezi uygularsak sonrasında dışarıda hiçbir şey yokmuş gibi hissederiz. Biz onları belirli teknikler kullanarak genişletebiliriz, mesela beynimizin içine bir parça koyarak, ama bütün bunlara rağmen biz asla kendimizden çıkamayız.

İşte bu nedenden dolayı her ne oluşturursam, her ne yaparsam ve benim çevremi hissetme şeklim, benim yanıtlarım aracılığı ile hissetmek için oluşturulduğum şekildir.

Ben asla dışımda ne olduğunu bilmem, hatta şimdi bu dünyada bile. Yaratan sonsuzluktur, ama ben onu nasıl kavrarım? Ben sadece kavrayabilecek durumda olduğum zaman kavrarım. Görüşümü ek bir his (tıpkı ihsan için olan farklı bir yazılım gibi) aracılığı ile genişlettiğim zaman kavrayabilecek duruma gelirim, sonra ben de sadece benim dışımda olan birşeylere olan karşılığımı araştırırım, bu, Yaratan’dır. İşte biz bu şekilde yapıldık; bu kabuğun dışına asla çıkamayacağız. Bu yukarıdan aşağı doğru yaratılmış bir kap, aynı direkt ışığın dört Benihot’unda öğrendiğimiz gibi, yukarıdan aşağıya. Bizler alıcılarız, bunun almak için veya ihsan etmek için olması fark etmez, kabın içinde olan şey bu, başka hiçbir şey değil.

Hala edinmemiş biri bile ve Kabala çalışan biri felsefi konuları tartışır.

Kabala çalışmasına gelmiş, hala hiçbir şey hissetmeyen, altıncı hissi hala edinmemiş biri bile felsefi şekilde konuşur. Kişi kavramadığı konular hakkında konuşur. Bir insan sadece kendi kendine bunun üzerine bir bilim veya felsefe oluşturmama şartı ile bunu yapabilir. Tercihen kişi üst ışığı çekmek için kendini Kabala çalışmasına sokmalıdır ki bu o kişinin içinde bir kap oluştursun. Kişinin içindeki bu kap Yaratan ile formun eşitliğinde olacaktır, bu şekilde kişi Yaratan’ın ona yolladığını doğru şekilde anlayabilir.

Bizim Kabala’nın Bilgeliğine olan ilgimiz Yaratan’ın hareketlerini almak içindir ve onu kendi ıslahımızın miktarına bağlı olarak doğru olarak hissetmemiz için. Biz bir kere bütün ‘’alan’’ınımızı ıslah ettiğimizde, kabın etrafında ihsan etmek için bir perde oluştuğu zaman, sonrasında biz Yaratan’ın bütün bolluğunu geri ihsan edebileceğiz. Bunu yaptığımız zaman sonrasında biz ‘’eylemlerinizden sizi bileceğiz’’ ve aynı O’nun gibi olacağız. Bundan biz O’nun kim olduğunu anlayacağız ve bu anlama da bizim içimizde olacak.

Öyleyse Kabala’nın bütün çalışması felsefi araştırmalarımızı konu etmek değildir, çünkü bu bize hiçbir şey vermez. Bütün çalışma duyularımızı değiştirmek içindir.

İnsanlık felsefe ve bilim doğrultusunda gelişti çünkü gidecek başka yeri yoktu. Başlangıçtan itibaren, dünyanın milletleri kalpteki noktaya sahip değildi. Bu sadece yirminci yüzyılın sonlarına doğru gelişti. Kalpteki nokta olmadan (İbrahim’deki gibi ki bu onun içinde başlamıştır), insan ne biliyor? Bir hayvandan biraz daha fazla akla sahip. Bir hayvan neden bunun yaşam olduğunu düşünmez, ama insan düşünür. Bütün budan ortaya çıkan insanlığın bilgisi ve yüksek eğitimidir. Ama onlar Kabala’ya ulaşamamışlardır ki bu açıktır, çünkü ortada bir iç eksik yoktur veya kalpteki noktanın gelişimi için bir kap.

Onlar içinde kalpteki noktanın şekillenmesi mümkün değildi çünkü onun gelişimi uzun bir ilerleme sonucu olmak zorundadır, binlerce yıl süren. Sadece şimdi insanlık ‘’hayatlarımızın anlamı nedir?’’ diye sormaya başlıyor – böyle olmakla beraber hala çok ciddi şekilde sorulmuyor.

Bu felsefe maneviyatı engelliyormuş gibi.

Felsefe maneviyatı engellemiyor. Felsefe, ben derdim ki, insanlığın hatalarından biri, ki bu yaratılış amacına doğru binlerce yıldır sürmekte olan acı yolunda ilerler.

Kabalistlerin herhangi birşeyi gerçekten hissettiklerini ispatlamak mümkün mü yoksa bu sadece bir düstur mu?

Herkim hissediyorsa – hisseder ve herkim hissetmiyorsa – hissetmez. Siz onlara inanabilirsiniz veya inanmayabilirsiniz, bu fark etmez. Onlar size ‘’biz hissediyoruz’’ diyerek gelmiyorlar. Onlar ‘’biz görüyoruz, bizim vizyonumuz var! Biz resimlerin içinde geleceği önceden haber veriyoruz, bize gelin!’’ diyerek, peşlerinden insan sürüklemek isteyen filozof veya din adamları değiller. Hayır! Aksine, Kabalistler kimseyi istemiyor. Bu sadece şimdi böyle, bizim eksikliğimiz olduğunda ki bu onlar manevi dünyayı araştırmaya başladığında sahip oldukları genişlikte ilerler, biz onlara geleceğiz ve onlara sorular soracağız.

Birşey görmeyen ya da hissetmeyen birine ispatlamak nasıl mümkün olur, öyle birşeyi ki başka biri görmekte ve hissetmektedir? Kişi bir duyudan noksandır, öyleyse o duyu olmadan o kişiye herhangi birşey açıklamak nasıl mümkündür?

Hatırlıyorum, biz bir tür müzik yazmıştık ve hemen yanımızda büyük bir kedi yatıyordu, 10 belki 15kg. Kedi benim yanımda yatıyordu ve ben şarkı söylüyordum ve biri de çalıyor ve notaları yazıyordu. Gülüyorduk, ağlıyorduk, bağırıyorduk veya mutluyduk, iki saat sonra her türlü heyecan beni yorgun bırakmıştı. Bu kedi sadece orada yatıyordu ve ona hiçbir şey olmuyordu, belki arada bir kulağını biraz döndürmüştü sanki biz onu rahatsız ediyormuşuz gibi ama hepsi bu kadardı.

Bu bir örnek, ama biz de hayvanlar ile aynı seviyedeyiz. Benim içimdeki insani kısım, maneviyat değil, ama ‘’bu dünyanın insanı’’ diye adlandırılan hayvandan birazcık yukarıda. Bu kısımda ben hayvandan zaten çok farklıyım öyle ki ona hiçbir şey açıklayamıyorum. Ona neden ağladığımı açıklayabilir miyim? Eğer böyleyse, hiçbir zaman manevi dünyaya dokunmamış bir kişiye maneviyatı açıklamak nasıl mümkün olur? Siz ne söylerdiniz? Bundan dolayı Kabalistler her çeşit kitap yazar ve insanlar kendi deneyimlerinden ne hayal edebiliyorlarsa hayal ederler.

Aynı zamanda filozoflar da araştırmalarına insan ne için yaşar sorusundan başladı, öyleyse neden kalpteki nokta kendini onların içinde ifşa etmedi?

Filozoflar araştırmalarına ‘’insan ne için yaşıyor’’, ‘’Hayatlarımızın amacı ne?’’ sorularından başladı. Öyleyse neden kalpteki nokta kendini onların içinde ifşa etmedi? Bunun sebebi kalpteki noktanın zihinsel arzu aracılığı ile ifşa olmamasıdır. O açığa çıktı çünkü açığa çıktı. Bunun anlamı onun ilk olarak geldiğidir ve sadece bir kere insanın içinde zaten aktif hale geçince, kişi araştırmaya itilir. Ancak sonra, bir kere kişi kalpteki noktayı geliştirirse, onun araştırmaları manevi olacaktır. Eğer kişi kalpteki noktadan araştırmıyorsa, bunlar bedensel araştırmalardır.

Filozoflar (örneğin Spinoza gibi) aynı zamanda sevginin ve duygunun konuları ile de ilgilendi.

Filozofların ilgilendiği sevgi ve duygular maneviyata, Kabala’ya ait değil. Öyleyse sevgi Kabala mıdır? Hayatın özü aslında felsefenin konusudur ki bu – ‘’felsefe’’ ismine göredir.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,107