e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Harflerin Sırrı 1

Bir Harf. Bu Nedir?

Maneviyatta İnsanın Etkileri

Dünyanın harflerle yaratıldığı kibirle söylenmemiştir. Yirmi yedi model ve yirmi yedi kanun vardır ki biz bunlar ile harekete geçiriliriz, eğer doğru karşılık vermeyi bilirsek. Bu yirmi yedi harf bizim içimizde.

Yüce yönetimin bilgeliğini ve bu harflerin yüceliğini fark edeceğimiz zaman, doğru şekilde karşılık vereceğiz.

Harfleri okumak bir hikâye okumak gibi değildir, ama yirmi yedi niteliği nasıl elde etmeyi bilmek önemlidir. Sonra, bir insan kelimeleri okuduğu zaman, kendi iç harflerini dış sembollerin üzerine yerleştirir ve metnin içine dâhil olur. Üst dünyanın duygusuna girer, yazarın kitabın her bir harfini oluşturduğu o yerde yazar ile birleşir ve karşılaşır.

Bu yirmi yedi model veya manevi kabı edinen bir insan, Zohar’ı okuyabilecek ve aynı duyguları deneyimleyebilecek duruma gelecektir, kitabı yazarken Kabalist Şimon’un hissettiği izlenimlerin aynılarını hissedecek duruma gelir.

Yaşadığımız bu yüzyılda toplum, din, bilim, politika vs yönünden eksik bir süreçte ve bu eksiklik yaşadığımız bu dünyada açıkça da hissediliyor. Bunu fark etmemize rağmen yinede yaşadığımız bu dünya hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz ve bu dünyada yolumuzu kaybetmiş gibi devam ediyoruz. Asıl soru şu; “insanlık nasıl daha fazla gelişebilir?”. Biz görüyoruz ki insan bütün o önemli sorulara doğru yavaş yavaş itiliyor, “neye yarar?”, “hayat nedir?”, “içinde yaşadığımız bu dünya nedir?”

İnsan gerçekliği doğru keşfedebilmesinin aciliyetini hissediyor.Ancak; gerçekliği, doğa kanunları hakkında ki kendi bilgi eksikliğini, kişinin hayatta kalması ve hayatla nasıl başa çıkabileceğini bilememesinin nedenlerini.

Deneyimlerimizin binlerce yılı boyunca, insanlık beş duyu ile gerçeğin algılanmasının yeterli olmadığını ve bizim sürekli hatalar yaptığımızı keşfediyor. Biz her şeyi içine alan, genel kurallar hakkında bilgi eksikliğimizi daha çok fark ettikçe, aynı zamanda bu kuralları anlamadan asla birbirimize, doğaya ve kendimize nasıl davranmamız gerektiğini bilemeyeceğimizi anladık.

Günümüzde genel gerçekliğin anlaşılma eksikliği dünya genelinde bir sorun olmaya başladı ki bu sorun hemen çözülmek zorunda.

Kabala’nın bilgeliği aracılığı ile genel gerçekliğin güçlerinin ifşası için çalışabiliriz; bu güçler ki bütün gerçekliği izler ve yönetir.

Kabala bilgeliğinin kadim kitaplarında bildirildiği gibi; İnsanlar bu ilime ilgi göstermeye başlayacak, onun bilgeliğine varacak ve kendilerini onunla dolduracak. Böylece Kabala bilgeliğinin gerçek doğasını keşfedecekler.

Bütün gerçekliğimizin doğru duygusunu kazanmak için ki bu bizim beş duyumuzun kavrama gücünün dışındadır, onu doğru olarak çalışmalıyız. Sonra, çalıştığımız zaman ve onu kavramak istediğimiz zaman, yeni ve daha geniş bir dünya bizim için açılacaktır.

Bu yeni dünyaya “üst dünya” veya “manevi dünya” denir; yakında onu hissetmeye başlayacağız. Soru şu, onu hissettiğim zaman, duygularımı nasıl gösteririm? Hissettiğim şeyi nasıl araştırabileceğim? Bu bilgiyi bir başkasına nasıl aktarabileceğim? Benim gibi onu hisseden biri ile o gerçekliği nasıl paylaşabilirim?

Bu gerçeklik daha geniş, üst, özgün gerçeklik.

Neden “özgün”? Çünkü ben onu kendi dışımda kavrıyorum, beş duyum ile değil, o benim dışımda olan şey, ben resmin içinde olmadan, sanki orada bir şeyler, ben orada yokmuşum gibi meydana geliyormuş gibi. Bu zorluk, çünkü benim bir hissim var ama ben onu nasıl adlandıracağımı bilemiyorum. Bana olan şeyleri nasıl adlandıracağımı bilmiyorum ve hissettiğim hareketleri nasıl yazacağımı.

 

Beyaz Işıkta Bir Nokta

Kabalistler onu tarif etmek için bizim gerçekliğimizden çıkmış sembolleri kullanırlar; “gerçekliğin” kendisi “beyaz ışıktır”; rengi ve şekli olmayan bir üst ışık. Kişi üst gerçekliği hissetmeye başladığı zaman, bu ışık onun içine biraz girer, sadece onun ışığı ifşa etmeye başlamasına yetecek kadar. Kişi ışıktaki bir nokta gibi olur ve bu “manevi kabın” başlangıcıdır. Daha sonra, insan üst ışığa doğru gelişir, gerçekliğin genel kanununa doğru. Kendindeki değişimleri deneyimlemeye başlar; İnsanın, gerçekliğin, dünyanın.

 

Bir nokta, bir çizgi, sağ, sol, yukarı, aşağı

İnsan hareketlerin varlığını hisseder ve onları tanımlar: Sağ, sol; bu bizim dünyamızdaki sağ ve sola benzemez ama yine de bu onun hissettiğidir, hareketler bizim dünyamızın olayları ile uyuşur, yukarı, aşağı, vesaire. Bu noktaya ek olarak, çizgiler kişinin içinde form kazanmaya başlar ve şekillerin birçok türü daha.

Biz ilişkilerimizde sallanmaları hissederiz; kişi içindeki değişimleri hisseder, hareket olarak hissettiği farklı durumları.

O harfler bir şekilde yazılmak zorundadır. İşte bu nedenden dolayı Kabalistler bir dil icat ettiler, Kabala’nın dili. Aslında – harfler.

 

Her Etki 27 Harf İçerir

Harfler nereden geliyor? Öğrendik ki kişiye ulaşan ışık onun içinde genişler ve ona dünyada var oluşunun amacını öğretir. Bu amaca Taamim denir. Anlamı ise kişi dünyada yaşadığı gerçeğinde, amacı hissetmesi, tatmasıdır.

Sonra, varlığın içindeki amacın zevki, ışığı, hissi dünyanın gerçekliğinde kişiyi terk ettiği zaman, buna Nekudot denir – “noktalar”. Noktalar yükselir, his kişiyi terk eder. Beyaz fonda siyah noktalar. Noktalar zevkin etkileridir.

Bir şeyi almanın hatırası, bir his, geçen amacın hissi “Tagin” diye adlandırılır.

O zaman harfler dünyada benim varlığımın etkileridir. Onlar eksikliktir, bir sonraki tamamlanmalar için arzudur.

Bu kurala göre, ilk olarak insan ışığın genişlemesini hisseder, sonra ışığın hissinin sebep olduğu zevkin gelişini. Bu kişiyi doldurur ve sonra terk eder. Bu oluşum kişinin içinde bir eksiklik yaratır veya ışık için bir açlık. Bu hareketlerden ve deneyimlerden biz tekrar tekrar kendimizi inşa eder ve kurarız, ışığın genişlemesi ve ayrılması aracılığı ile.

Bu harflerin nasıl inşa edildiğinin ifadesidir.

Kesin yolla Kabalistler alfabemizin harflerini tanımlarlar, yirmi yedi harf yoluyla: yirmi iki düzenli şekil ve beş bitiş şekli.

Bu şekiller veya harfler nerede, bizim çalıştığımız manevi dünyada mı?

Kişi manevi dünyayı araştırdığı zaman Keter ve Hohma adı verilen parçaları onun içinde bulur ki asla bunlara ulaşamaz. Onları hissedebilir, ama kişi hala onların üzerinde etkiye sahip değildir çünkü onlar kişinin yukarısındadır. Bu iki kısım beraber şöyle adlandırılırlar – “Galgalta Ve Eynayim”. Keter – Galgalta ve Hohma – Eynayim.

Ayrıca bir kısım daha vardır ki kişi onun içinde şekilleri veya kendisi üzerinde davranan güçleri açığa çıkarır. Bunun içerdikleri;  Bina, Zer Anpin ve Malhut.Bunlara beraber denilen ise AHP – (Ozen, Hotem, Pe) dir kulak, burun ve ağız – AHP. Bütün harfler Bina’dan izlenimlerimizdir. Bunlar harflerin Alef’ten Tet’e kadar olan şekilleridir. Tsadik içinden Zer Anpin’in harfleri Yud’dur ve Malhut’un harfleri Kuf, Reş, Şin ve Tav’dır. Yirmi iki harf, artı beş son harfler. Mem, Nun, Tsadik, Pey, Kaf, bunlar Malhut’un kendi harfleridir ve insan bu harflere üst dünyanın veya üst ışığın duygusu aracılığı ile bağlanamaz.

Ancak Keter, Hohma, Bina, ZA ve Malhut – ki bunlar Malhut’un kendi içindedir, Malhut’u desteklerler ve bu şekilde yirmi yedi harf vardır.

MANTZEPA’’CH (Mem, Nun, Tzadi, Pey, Kaf) ve yirmi iki harf daha

Harfler, diyebiliriz ki, Malhut’dur  ki bu insanın “ben”idir, bu ondan önceki bütün behinot ile bağlanır – üst ışıktan kişinin gerçekliğe girebileceği seviyedeki izlenimleri onun dışındadır.

Biz normalde dünyamızı beş duyumuz ile kavrarız ve bu şekilde algılarız. Beş duyu ile algıladığımız şeye benim “Kendim” diyoruz. İzlenim ise “benim dünyam” ve “bu dünya” dediğimdir. Ama eğer ben kendi dışımdakini hissedersem, buna “üst dünya” denir, bütün fark bu.

Kişinin kendi dışında hareket edebildiği ve dünyayı hissedebildiği genişlikte ki, bu Malhut, ZA ve Bina olacaktır. Keter ve Hohma’nın bazı duyumları da edinilebilir, ama orada harfler olmadığından beri, kişi sadece kendi kabı ile onları edinemez. Bu daha sonra kaybolan bir sınırlamadır, Kabala’nın Bilgeliğinde çalıştığımız gibi.

Bundan dolayı bütün harflerimiz, şimdilik, MANTZEP’’ACH (Mem, Nun, Tsadik, Pey, Kaf) artı yirmi iki harftir.

Her Bir Harf Üst Dünyanın Belirli Bir Niteliğidir

En küçük derecede bile maneviyata girmeye başlayan bir insanın içinde, edindiği her bilgi anında bütün yirmi yedi harfi kapsar.

Kavradığı en küçük miktardaki ışık bile kişiyi hareketleri hissetmeye başlayabileceği duruma getirir. Harflerin iç bağlantılarını anlar, kitapları doğru şekilde okur ve bir kelimenin ne olduğunu anladığı öğrenir.

Her harf belirli bir koddur, bir kural veya bir nitelik ki kişi üst dünyada bunu kavrar. “Talmud Eser Sefirot” (On Sefirot’un Kitabı)’ın da ki bu bizim ana çalışma kitabımızdır. Mesela biz öğreniriz ki; Alef harfi üst Yud – Galgalta Ve Eynayim’den inşaadır –Keter ve Hohma’nın parçası. Harfin aşağı kısmı ise – AHP ve orta kısım Parsa diye adlandırılandır. Parsa; benim ulaşabileceğim, araştırabileceğim kısım ve benden gizli tutulan kısım arasındaki ayıran sınırdır.

Ya da örneğin çizgiyi geçen harf şekilleri vardır. Bu üst dünyadan aşağı dünyaya kimi ışığın çekilmesi içindir ve bu yolla kapları tazelerler, ruhlar yine de yükselemezler, ama o ışık onların uyanmasına yardım edecektir.

Tamamen kapanmış harfler vardır, Sameh gibi ve son Mem gibi ki kabın bütünlüğünü işaret ederler, edinmenin bütünlüğünü. Bina’nın özelliği olan Sameh gibi bir özelliğe giren bir insan, bir rahim içinde gibidir, birşey onu sarar, çevreler, onunla ilgilenir ve Nuh’un gemisi gibi onu savunur,  aynı özellikler. Maneviyatta var olan kavramın adı “ana rahmi”, kişinin üst dünyaya doğru yükselen bir nokta, bir cenin gibi olduğu bir durumu tasvir eder, öyle ki o kişiyi geliştirecektir ve için için büyümesine imkân tanıyacaktır.

Mem harfi de aynı şekilde  “Saf olmayışın Mem (40) kapısı’’, “Kutsallığın Mem (40) kapısı’’, bunların hepsi edinmenin eksiksizliğini tartışır.

Edinmenin eksiksizliği nedir?

İnsanın yukarı doğru üç seviyeden geçen hareketi: Malhut’dan Zer Anpin’Bina’ya.

1. Edinmenin ilk seviyesi “Nefeş’in ışığını” almak veya hissetmektir.

2. İkinci seviye – kişi “Ruah’ın ışığını” alır.

3. Üçüncü seviye – kişi “Neşhama’nın ışığını” alır.

Bu nedenle biz iç özümüz “Neşama” (ruh) diye adlandırılır.

İki tane daha üst seviye vardır: Keter ve Hohma ki bunları edinmeyiz.

Bunlara Haya ve Yehida denir. Biz onları edinemediğimiz için onların şekli yoktur ve onları açık olarak hissedebilme veya başkalarına anlatabilme imkânımız yoktur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,274