e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Zohar > VaYeleh [Ve Musa Gitti]

VaYeleh [Ve Musa Gitti]

Ve Musa Gitti

1) “Musa’nın sağına yol gösteren, önlerindeki suları ayıran O’nun ihtişamının kolu.” Yaradan’ın istediği, İsrail’e ne mutlu!” Ve onları istediği için, onları “Kutsal ilk doğan oğullar,” kardeşler, diye adlandırır, sanki aşağıya onlarla yaşamağa gelmiş gibi. Yazıldığı üzere, “Ve onlar bana sığınacak bir mabet yapsınlar, böylece onların arasında oturabilirim.” Onları yukarıdaki gibi düzeltmek ister, onların üstüne yedi tane nur bulutu yerleştirir ve O’nun Şehina’sı önlerinde yürür, yazıldığı üzere, “Ve gündüz vakti, Efendi onların önünde yürür.”

Musa, Aaron ve Miriam

2) Üç kutsal kardeş onların arasında yürür: Musa, Aron ve Miriam. Onların erdemi ile Yaratan yüce yetenekler verir. Aron’un tüm günleri boyunca, nur bulutları İsrail’den uzaklaşmaz. Aron İsrail’in sağ koludur, yazıldığı üzere, “Ve Kenan’lı, Arad’ın kralı… duy, İsrail Atarim içinden geldi.” “Atarim içinden” bunun anlamı; kendini her yerde destekleyen, İsrail, silahsız yürüyen bir erkek gibi idi, Atarim “yerler” anlamına gelir [İbranice Atar ‘yer’ demektir]. Ve sonra, sağ kolları olmadığı için “Ve İsrail’e karşı savaştı ve onların bazılarını esir aldı.” Aron bedenin sağ kolu, Tifferet idi. Bu nedenle yazılmıştır ki, “Musa’ın sağına yol gösteren, ihtişamın kolu,” Tifferet’in sağ kolu.

3) “Ve Musa gitti.” Nereye gitti? “Ve Musa gitti”nin anlamı, o kolları olmayan bir beden gibi gitti demektir, yazıldığı üzere, “Davacının önüne güçleri olmadan gittiler, “çünkü Aron, sağ kol, öldü ve beden, Musa, bu nedenle ayrılmak istedi.

4) Musa’nın hayatı boyunca, İsrail ekmeğini gökten yedi. Yuşa geldiği zaman, şu yazılmıştır, “Manna ertesi gün kesildi ve onlar Pesah’ın ertesi günü, topraktan üretileni yediler.” Manna ve topraktan gelen ekmek arasındaki ilişki nedir? Manna yukarıdandır, cennettendir, ZA’dandır, ve topraktan gelen ekmek aşağıdandır, “toprak” diye adlandırılan Malhut’dandır. Musa var olduğu sürece, güneşin bedeni, ZA, bu dünyayı aydınlatarak yönetmekteydi. Musa ayrıldığı zaman, güneşin bedeni ayrıldı ve ayın bedeni, yani Malhut, yani Yuşa belirdi. Bu nedenledir ki cennetin ekmeği kesildi ve topraktan, Malhut’dan üretileni yediler.

Musa Güneşin Hakimidir; Yuşa Ayın Hakimidir

5) Yaratan Musa’ya, “Dinle bak, benim meleklerim senin önünde gidecekler,” dedi. Musa, “Ama bu nedir?” dedi. Bu güneşin yönetimi, ZA’nın yönetimi son bulacaktır ve ay yönetecektir, demektir. “Ayın bedenini istemem,” yani “melek” diye adlandırılan Malhut’un yönetimini istemem. ZA’ya dedi ki, “Senin yüzün gitmez, bize burada yol göstermez, benim istediğim güneşin bedenidir, ZA’dır, ama ayınki, Malhut’unki değil.” Böylece güneşin bedeni aydınlattı ve Musa, İsrail’in önünde güneşin bedeni gibi oldu. Musa vefat ettiğinde, güneş son buldu, ay aydınlattı ve Yuşa ayın ışığını kullanıyordu. Yazıklar olsun bu utanca.

6) Ve dedi ki, “Bugün yüz yirmi yaşındayım; artık daha fazla dışarı çıkıp içeri giremem.” Kırk yıl İsrail’i güneş aydınlattı. Bu kırk yılın bitiminde son buldu ve ay aydınlattı. Bu nedenle Musa “Artık daha fazla dışarı çıkıp içeri giremem,” dedi, artık ayın, Yuşa’nın yönetiminin zamanı idi. Yazıldığı üzere, “Yargılanmadan yok olan vardır.” Bu dünya insanın yararına olan her şeye ihtiyaç duyar, böylece vakti gelmeden ayrılır, yani yargılanmadan yok olacaktır.

7) Yukarıdan gelen canlar erkek ve kadın olarak çıkar gelirler, bu dünyaya varınca bedene bürünmek için ayrılırlar. Bazen bir kadının ruhu, eşinin, erkeğinin ruhundan önce çıkar gelir. Kendi bağlı olduğu kadını henüz gelmemiş olan erkek, kendi eşi olmayan bir başkası gelip onunla evlendiğinde her zaman, kendi bağlı olduğu eşi geldiğinde- bu dünyada Tzadek [yargı], yani Midat-ha-Din [yargının niteliği] bu dünyanın günahlarını hesaplamak için uyandığı zaman- onunla evlenen adamı alır, yani onun ruhunu alır, adam bu dünyadan ayrılır ve kendi eşi onunla evlenir. Bu nedenle Yaratan için eşleştirmeler Kızıl denizi yarmak kadar zordur.

8) Eğer, kendi eşi olmayan erkek işlerini yozlaştırmış ise, kadının kendi eşinin onu alma zamanı geldiğinde, bu erkek bu dünyadan alınır. Hatta bu erkek işlerini günahları ile o kadar yozlaştırmamış olsa bile, ölüme mahkûm edilmesi zorunlu olduğundan, o zaman gene de ölme zamanı gelmeden önce gider ve bu mahkûm edilerek yapılmaz. Bunun hakkında yazılmıştır, “Yargılanmadan yok olan vardır.” Dinim-de-Tzedek onu günahları ile yüzleştirir, yani Midat-ha-Din’in Malhut’u, çünkü her ne kadar kanuna göre ölmesi zorunlu olmasa bile, kadın için eşi ile evlenmenin zamanıdır.

9) Ama o neden öldü? Yaratan neden bu çifti birbirinden ayırmadı, böylece kadının eşi gelip onunla evlenirdi? Gerçekte, bu adamın yararınadır; Yaratan ona merhamet etmiştir, böylece kendi karısını başkasının elinde görmeyecektir. Ve eğer kadının eşinin işleri doğru ve dürüst değilse, bu kadın ona ait olmasına rağmen, gene de diğerinin- kadının eşi olmayanın- önünde reddedilmez.

10) Krallık kesinlikle David’in olduğu halde, henüz David’in zamanı gelmediği için, Kral Saul krallığı aldı. Bu nedenle Saul geldi ve onu aldı. Kendisine ait olanı miras alma zamanı olduğunda, Tzadek [yargı] uyandı ve Saul’u günahları nedeni ile aldı, David’in önünde red edildi ve David geldi ve kendisine ait olanı aldı.

11) Neden Yaratan, David’e vermek için, Saul’u krallıktan, almadı, böylece ölmek zorunda olmazdı? Yaratan onun ruhunu, o hala kral iken almakla ona merhamet gösterdi, böylece, başlangıçta kendine ait olanı alarak, hizmetkârlarının ona hükmettiğini görmedi. Benzer olarak, başkasının eşi ile evlenen kişi için, diğerinin bu kadınla evlenme zamanı geldiğinde, Yaratan onun ruhunu alır ve karısını kendi eşine verir, böylece karısını başkasının elinde görmez. Bu nedenle, bir kadınla evlenirken, kişi, başkası tarafından defedilmemesi için, Yaratandan merhamet dilemelidir.

12) “Ve Efendi bana dedi ki, ‘Yeter, artık bana bu konudan söz etme.” Yaratan Musa’ya dedi ki, “Musa, dünyanın değişmesini istiyor musun? Sen hiç ayın güneşe taptığını gördün mü? Sen hiç güneş hala mevcutken ayın hükmettiğini gördün mü? Aksine senin ölme zamanın geldi, Yuşa’yı bana çağır. Güneş alınsın ve ay yönetsin. Daha da ötesi, eğer bu topraklara girersen, senin yüzünden ay götürülecektir ve yönetmeğe kadir olamayacaktır. Gerçekten de, ayın, Yuşa’nın yönetimi başladı ve sen bu dünyada olduğun sürece yönetemez.”

13) “Yuşa’yı çağır ki onu görevlendirebileyim, çadır toplantısında hazır bulun.” Yuşa’yı Yaratan değil ama Musa görevlendirdi. Musa’ya şu yazılı olanları söyledi, “Dinle bak, sen atalarınla yatmak üzeresin ve bu insanlar kalkacaklar… ve beni terk edecekler ve benim sözleşmemi çiğneyecekler… Ve o gün onlara karşı öfkem tutuşacak… Şimdi böylece, bu şarkı söylemeyi kendin yaz ve onu İsrail oğullarına öğret; bunu onların ağzına koy.” Musa’ya söylenenlerin hepsi buydu. Böylece “Ki onu görevlendirebileyim” nedir? Sonunda, onu bir şey için görevlendirmedi ki.

14) Daha doğrusu, Yaratan Musa’ya her ne kadar atalarınla yatsan da her zaman ayı, Yuşa’yı aydınlatmak üzere yerleşeceksin. Güneş gibi, o batmış bile olsa, yalnızca ayı aydınlatmak için batmıştır. Bunun nedeni şudur, çünkü battığı zaman, ayı aydınlatır. Bu nedenle, sen aydınlatmak için yatacaksın. “Ki onu görevlendirebileyim”in anlamı işte budur. Musa, ayrılışı ile Yaratanın sözlerini Yuşa’ya aydınlatır, ayrıldıktan sonra, güneşin ayı aydınlattığı gibi. Bunu takiben böylece, Yuşa’ya aydınlatması söylenir. Bu nedenle şu yazılmıştır, “Dinle bak, sen atalarınla yatmak üzeresin,” yani Yuşa’yı aydınlatmak için. Şu yazılmış olanın anlamı budur, “Yani Yuşa’yı görevlendir… ve güçlendir onu.” “Yuşa’yı görevlendir,” bu tamamen onu aydınlatmak için.

15) Yazılmıştır ki “Ve Musa Yuşa’yı çağırdı ve tüm İsrail’in önünde ona dedi ki, ‘Güçlü ve cesur ol, çünkü böylece geleceksin.” Daha sonra şu yazılmıştır, “Çünkü böylece getireceksin.” “Gelmek” ona bilgi vermek anlamındadır, böylece bu topraklara girebilir ve orda olabilir ve “Getirmek” ona İsrail üzerindeki yönetimin bilgisini vermek demektir. Bunu takiben ona iki şey söylenmiştir: İsrail toprakları içinde kendisinin var oluşu söylenmiştir ve İsrail üzerindeki yönetimin bilgisi verilmiştir.

Dünyanın Her Ucundan Şarkılar Duyarız

16) “Dünyanın her ucundan şarkılar duyarız, ‘Dürüst olanlara övgüler.’ Ama dedim ki, ‘Benim sırrım bana! Benim sırrım bana! Yazıklar olsun bana! Tüccarlar haince alışveriş yaparlar.'” Bu dünyada günahlarından arınmak ve sonraki dünyada kutsal olmak için ne Efendilerinin ihtişamını fark eden ne de yukarı Keduşa’ya [kutsallık] saygı duyan bu insanlara yazıklar olsun. “Dünyanın her ucundan” kutsal yukarı örtüdür, Malhut’dur. “Şarkılar duyarız,” yazıldığı üzere, “Geceleyin şarkı söyler,” bu, Knesset İsrail’in, Malhut’un Yaratanın, ZA’nın önünde söylediği şarkılar ve övgülerdir. “Geceleyin”in anlamı, Yaratanı övmek için hazır ve mevcut olduğu zaman ve Yaratan dürüst olanla Eden bahçesinde oynadığı zaman demektir.

17) Ve ne zaman Yaratanı övmek için hazır olur? Gece yarısından sonra. Sonra, “Şarkılar duyarız,” yani övgüler. Ve şarkılar yazıldığı üzere, “Zalim olanın şarkısı susturulur,” yani anlamı, tüm şu zalim hükümdarların yerlerinden kökten söküldüğüdür. Bu şu nedenledir, çünkü gece başladığı zaman, birçok zalim hükümdar, davacı bu dünyada mevcuttur, iftira atmak için dünyada dolaşır gezerler. Gece yarısından sonra, bir ruh uyanır ve onları yerlerinden kökten söker, hüküm süremesinler diye uzaklaştırır. “Şarkılar duyarız,” bunlar, geceleyin Knesset Ysreal’in Yaratana yaptığı övgüleridir. Neden? Yazılmıştır ki, “Övgüler olsun Dürüst Olana,” bunun anlamı, Malhut onunla tek bir Keduşa içinde kutsanmak için Yaratan ile tek bir Zivug ile birleşmek ister, övgülerin anlamı, ” Dürüst Olana” yani Yesod’a duyulan arzu demektir.

18) “Ancak ben derim ki, ‘Benim Raz’ım [sırrım] bana! Benim Raz’ım bana!'” Bu yüce bir sırdır çünkü Raz “sır” demektir. İkinci “Benim Raz’ım bana” kutsal bir ruh yaymaktır, yani anlamı, gece yarısı, Yaratanla ve Şehina’sının bu Zivug’u yüce bir sırdır. Ve eğer aşağıdaki insanlar onların Zivug’unda kutsanırsa o zaman ve bunda niyet ederlerse, büyük bir ruh yayarlar.

Ancak, “Yazıklar olsun bana,” bu nesle ve bu dünyaya. “Tüccarlar haince alışveriş yaparlar,” yani anlamı onların hepsi, yukarı takdiri inkâr ederek, orada yalan söylerler, kendileri hakkında yalan söylerler, yani anlamı Zivug zamanında kutsanmamışlardır. Ve kendileri hakkında sadece yalan söylerler, ama doğuracakları oğulları, onlar Zivug zamanında, bu yukarı Keduşa olmadığı zamandır, yalan söyledikleri için yalan söylüyor olacaklar. Böylece, Yukarıda ve aşağıda kusurlu vardır.

19) İsayah bunu gördüğü zaman, günahtan korkan herkesi bir araya topladı ve onlara kutsal yolları öğretti, Zivug zamanında nasıl Kralın Keduşa’sında kutsandığını ve böylece de çocuklarının kutsal olacağını öğretti. Onlar kutsanır kutsanmaz, doğurdukları oğulları onun adını aldılar, yazıldığı üzere, “Dinle bak, Ben ve Efendinin bana verdiği çocuk İsrail’in belirtileri ve mucizeleri olacağız,” yani geri kalan diğer milletlerden seçilip ayrılmış olacağız.

20) “Dünyanın uçlarından şarkılar duyarız.” İsrail kutsal sözleşme gemisi önlerinde bu topraklara girdikleri zaman, İsrail bu toprakların bir tarafından övgüleri ve neşeyi ve yukarı şarkıcıların bu topraklarda şarkı söylediğini duydu. O zaman, “Ne mutlu dürüst olana.” Sonra övgüler Musa içindi çünkü mutluluk ihtişam ve övgü demektir. “Dürüst olana” yani Musa’ya demektir, bu geminin bu topraklarda olduğu yerde, bir ses duyulacaktır ve “Bu, Musa’nın İsrail çocukları için koyduğu yasadır [Torah’dır],” diyecektir. “Yazıklar olsun bana, tüccarlar haince alışveriş yaparlar,”ın anlamı, İsrail Yaratana ihanet etmekle yazgılıdır ve bu topraklardan bir kere sökülüp atılacaktır demektir. Ve onlar aralarında yalana tutundukları için, başka topraklarda günahları tamamlanana kadar bu topraklardan ikinci bir kere daha sökülüp atılacaklardır.

Üçü Bir Tanıklık İfadesindedir

21) “Çünkü orada belki sana karşı şahitler olabilir diye, bu yasa kitabını al ve onu Efendin Tanrının gemi sözleşmesinin yanına koy.” Neden ” Efendin Tanrın,” der, ama “Efendimiz Tanrı” demez?

22) “Üzerinde durduğun yer kutsal topraktır.” Kutsal toprak yaşayanların topraklarıdır, Malhut’dur. “Üzerinde durduğun,” ama daha sonra, “Çünkü orada belki sana karşı şahitler olabilir.” Gerçekten de tanıklık edecek bir şahit.

23) Üçü bir tanıklık ifadesindedir: İshak’ın kuyusu, inanç, Yuşa’nın yerleştirdiği taşa tanıklık ederler. Bu şarkı söyleme her şeyden fazladır, yazılmıştır ki, “Bu şarkı söyleme belki benim şahidimdir.” Böylece onlar dört tane mi? Gerçekten de öyle ama inanç ile ilgili olarak hiçbir tanık ifadesi yazılmamıştır.

24) İshak’ın kuyusu hakkında nasıl bilgi ediniriz? Çünkü “orada belki sana karşı şahitler olabilir.” diye yazılmıştır. “İnanç” yazılmıştır ki, “Hisse seçilmesi ile olarak, mirasları bölünecektir.” Diyecektir ki, “Bu Yuğda için ve bu Bünyamin için ve benzer olarak herkes için.” Bu nedenle yazılmıştır ki, “Hisse ile” yani burada söz edilen inançtır. Yuşa’nın taşı yazıldığı üzere, “Dinle bak, bu taş bize karşı şahitlik edecektir.” Ve yazılmıştır ki, “Bu şarkı söyleme onların önünde bir şahit olarak ifade verecektir.” Kesinlikle İsrail hakkında tanıklık edecektir.

Şarkı, Şarkı Söylemek

25) “Ve …bu şarkının sözlerini onlar bitirene kadar… Musa konuştu.” Neden “şarkının sözlerini” diye yazılmıştır? “Şarkı söylemelerini” diye yazılmalıydı. Ayrıca neden “onlar bitirene kadar” diye yazılmıştır? Musa’nın tüm sözleri Yaratanın ismine nakşedilmiştir. Onlar gelecek ve yükselecek ve düşecek ve Yaratanın ismine nakşedileceklerdir. Ve bu nedenle yazılmıştır ki, “onlar bitirene kadar,” yani bu, tamamen Yaratanın ismine nakşedilene kadar anlamındadır.

26) “Bu şarkının sözleri.” “Bu şarkının sözleri” diye değil, ama “Şarkının sözleri” diye yazılmalıydı. “Bu” ne anlama gelir? Bu Yaratanın şarkı söylemesidir, yazıldığı üzere, “Şarkıların şarkısı, bu Solomon içindir,” tüm barışın, yani Yaratanın ona ait olduğu kraldır o. Ve yazılmıştır ki, “Bir ilahi, Şabat günü için bir şarkı,” yani gerçek Şabat günü için, yani Malhut için. Yaratanın Şabat günü, Malhut için söylediği “bir şarkı.”

27) Orada “şarkı” dendi ve burada, “şarkı söylemek” dendi. “Şarkı” erkektir, ZA’dır ve “şarkı söylemek” Nukva’dır, Malhut’dur. Mose ile karşılaştırıldığında insanların gözünde tüm peygamberler maymundur. Onlar der ki, “şarkı,” yani bu “Şarkıların Şarkısı” demektir, “Bir ilahi, Şabat günü için bir şarkı” ve Musa “şarkı söylemek” dedi. Ama Musa “şarkı” demedi ve onlar, “şarkı söylemek” mi dediler? Ancak Musa onu kendisi için demedi, ama İsrail için dedi.

28) Böylece Musa’nın onların hepsinden daha yüksek bir kademede olduğu açıktır. Musa aşağıdan yukarıya yükseldi ve onlar yukarıdan aşağıya indiler. Musa aşağıdan yukarıya yükseldi, öğrendiğimiz üzere kutsallık azalmadı ama arttı. Musa aşağıdan yukarıya yükseldi, demektedir ki, bu kralı öven kraliçenin övgüsüdür ve Musa kral ile birleşirken, o Malhut ile başladı.

Buradan çıkan, onun şarkı söylemesi aşağıdan yukarıya yükseldi ve onlar yukarıdan aşağıya indiler, şarkı söylemek, erkek, övgü, Kralın kraliçeyi övmesidir ve onlar kraliçede birleşirler. Buradan çıkan, onların şarkıları yukarıdan aşağıya, ZA’dan Malhut’adır. Böylece bununla Musa’nın erdemi tüm diğerlerinden daha çok kabul görmüş olur, yazıldığı üzere, “Böylece Musa ve İsrail çocukları bu şarkıyı Efendiye söyleyecekler,” kraliçenin şarkısını. Kime? Efendiye. Bu nedenle yazılmıştır ki “Ve Musa bu şarkı söylemeyi yazdı” ve “Ve bu şarkı söylemeye tanıklık edecektir.”

29) “Ve bu şarkı söylemeye tanıklık edecektir.” “Ve bu sözler tanıklık edecek,” denmeli değil miydi? Bunun yerine, “Ve yer yüzü ona karşı ayağa dikilecektir,” yani yeryüzü, Malhut anlamındadır, insanlara karşı Din’i ölüm cezasına çarptırmak için isyan eder. Musa her şeye önem verir, bu nedenle şarkı söylemek, Malhut demiştir, Malhut içindeki meselelere tutunmak için ve burada Din onların üstündedir, yazıldığı üzere, “Bu şarkı söylemek onların önünde şahit olarak tanıklık edecektir… onun eğilimini bildiğim için.” Şu da yazılmıştır, “Benim ölümümden sonra yozlaşarak hareket edeceğinizi ve size emrettiğim yoldan döneceğinizi bildiğim için.” Ve bunu yaptığınızda derhal, “Bu şarkı söylemek onların önünde şahit olarak tanıklık edecektir, ” yani Malhut sizi cezalandıracaktır.

30) “Gökler onun günahlarını ortaya çıkaracaktır ve yeryüzü ona karşı ayağa kalkacaktır.” “Gök” diye adlandırılan ZA yalnızca günahları saklar. Ancak “Ve yeryüzü ona karşı ayağa kalkacaktır.” Yeryüzünde, Malhut’da, ona yapılanı Din ona yapana yapar.

31) “Ve David Yaratana bu şarkı söylemenin sözlerini söyler. “Şarkı söylemeyi aşağıdan yukarıya, Malhut’dan ZA’ya söylediği için şimdi övgü David’indir. Bu kademe ile- aşağıdan yukarıya şarkı söylemek ile- ödüllendirilir, ama o bu şarkıyı yalnızca kendi günlerinin sonunda söyledi, böylece daha büyük bir tamamlanma olacaktı, öğrendiğimiz üzere, “Efendinin onu tüm düşmanlarının ellerinden aldığı gün.”

32) En önemli şarkı söyleme hangisidir? Öğrendiğimiz üzere, çalışma sözlerde ve hareketlerde olmalıdır, iki birleşimde- aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya. Ve burada, aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıyadır ve kalbe hedeflenmiştir ve her şey tek bir bağlantıda bağlanmıştır.

Tanrımızı Yüceltmek İçin Onun İsmini Seslenirim

33) Önce, Musa aşağıdan yukarıya söyledi, “Onun ismini seslenirim” “Seslenmek”, yazıldığı üzere “Ve O Musa’ya seslendi,” bu Şehina’dır. Daha sonra, “Tanrımıza yüceltmek için” dedi. Bu yukarı kraldır, Za’dır. Daha sonra yukarıdan aşağıya, ZA’dan Malhut’a kademesi indi, yazıldığı üzere “Dürüst ve dosdoğru.” Dürüst Yesod’dur; dosdoğru Malhut’dur. Daha sonra bir inanç düğümüyle bağladı ve dedi ki, “O” yani ” Dürüst ve dosdoğru olan O.” “O” herkesi bağlayan Eyn Sof anlamına gelen bir sır olduğu için bu herkes için bir bağlantıdır.

34) Bu nedenle, adam Efendisinin övgüsünü aynı yolla kanıtlamalıdır. Önce, aşağıdan yukarıya Efendisinin ihtişamı, Malhut’u, kuyunun dibinin iksirinin taştığı yere, Bina’nın yerine yükselterek ve sonra yukarıdan aşağıya, bu iksir deresinden, Bina’dan ZAT’ın tüm kademelerine genişleterek, en son kademeden, Malhut’dan kutsamaları tamamen yukarıdan aşağıya uzatarak. Daha sonra hepsi bir inanç düğümüyle bağlanmalıdır, her şeyi Eyn Sof’a bağlamak için. Bu, kutsal isimle birleşmek için Efendisine saygı duyan bir adamdır. Bu nedenle şöyle yazılmıştır, “Onlardan Beni onurlandıranı ben de onurlandıracağım,” bunun anlamı: Beni bu dünyada onurlandıranı ben de sonraki dünyada onurlandıracağım.

35) “Ve beni küçümseyenler değerden düşecektir.” Bunlar, kutsamaları gereken yere uzatmak ve Efendinin adını onurlandırmak için, kutsal isimle nasıl birleşeceğini bilmeyenler ve inanç düğümünü bağlamayanlardır. Efendisinin adını onurlandırmayı bilmeyen kimse için doğmamış olmak daha iyidir.

“Âmin” Diye Cevaplamak

36) “Ve beni küçümseyenler değerden düşecektir.” Bu, Efendisinin adını onurlandırmayı bilmeyen ve Âmin’e niyet etmeyenlerdir, öğrendiğimiz üzere, “‘Âmin’ diye cevap veren, kutsayandan daha yücedir.” Ve Rabbi Şimon der ki, “Âmin” diye cevap veren kişi kutsamaları kaynaktan, Bina’dan ZA’ya ve Kraldan kraliçeye uzatır. Aynı zamanda, Rabbi Elezar’ın nakşedilmiş harflerinde, Âmin’in Alef’inden, Bina’dan, Âmin’in Mem’ine, ZA’ya ve Âmin’in Mem’inden Nun’a, Malhut’a [Âmin’in İbranice harfleri Alepf-Mem-Nun] der. Kutsama Nun’a, Malhut’a eriştiği zaman, onlar kutsamaları oradan dışarıya, yukarıda olanlara ve aşağıda olanlara ve her şeye yayarak genişletirler. Ve kutsama iksirinden sarhoş olan ses dışarı gelir, falanca kişi kutsal Kralın hizmetkârının çıkardığı ses.

37) İsrail Âmin demeyi sürdürdüğü ve kalplerini gereken yere hedeflediği zaman, yukarıda birçok kutsama kapısı açılır, tüm dünyada pek çok iyilikler olur ve her şeyin keyfi vardır. Buna neden olmaktan dolayı İsrail’in ödülü nedir? Onların ödülü hem bu dünyada hem de sonraki dünyadadır. Bu dünyada, dertleri olduğu ve Efendilerine dua ettikleri zaman, tüm dünyada duyulan ses “Kapıları açın ve bu dürüst sadık milleti içeriye bırakın.” diye bildirir. Onu “sadık” diye okuma ama Âmin diye oku [İbranicede sadık ve Âmin kelimelerinin yazılışı benzerdir], “Âmin ” diye cevaplamayı yerine getiren. “Kapıları aç” İsrail onlar için kutsama kapılarını açtığı için şimdi kapıları aç ve bırak bu derdi olanların duası kabul olsun.

38) Bu onların bu dünyadaki ödülüdür. Sonraki dünyadaki ödülleri nedir? Âmin diye cevaplamayı yerine getiren bir kişi bu dünyadan ayrıldığı zaman, o neyi yerine getirir- söyleyenin kutsama yapmasını bekler ve ondan sonra, “Âmin” diye cevap verir, yapması gerektiği gibi. O zaman, onun ruhu yükselir ve onun önünde, “Onun önündeki kapıları aç,” diye bildirir, sadık yani Âmin olduğu her gün ona kapıları açtığı için.

39) Âmin nedir? Âmin ondan derelerin uzadığı kaynaktır, Bina’dır. Bu Âmin diye adlandırılır, yazıldığı üzere, “Ve çırak olarak Onun yanındaydım.” Onu Amon [çırak] olarak okuma, ama Âmin diye oku. Tüm kademeleri tutan- uzayıp gelen nehir, Bina- “Âmin” diye adlandırılır, yazıldığı üzere, “bu dünyadan bu dünyaya,” yukarı dünyadan, Bina’dan aşağı dünyaya, Malhut’a. Burada da Âmin’den Âmin’e, yukarıdaki Âmin, Bina, aşağıdaki Âmin, Mahlut. Âmin bunların hepsini tutmak demektir.

40) Âmin’in Aleph’i kuyunun derinliğidir, bütün kutsamalar oradan taşar gelir ve var olur. Açık Mem uzayıp giden bir nehirdir, Yesod’dur. Açık bir Mem Yesod ve kapatılmış Mem Bina’dır, yazıldığı üzere, “Belki yönetim artar” [Marbe (artar) kelime sonunda olmamasına rağmen kapatılmış Mem ile yazılmıştır].

41) Gerilmiş (son) Nun iki harfe dahil edilmiştir, Nun: Gerilmiş Nun [] ve eğilmiş Nun [], bu aynı zamanda, “eğilmiş Nun” diye adlandırılan Nukva-de-ZA’ya da dahil edilmiştir. Gerilmiş Nun Vav [] harfini de kapsar, bu da içinde erkeği kapsar, Vav harfi, ZA’dır. Çünkü gerilmiş Nun, tek olarak birleşmiş olarak dâhil olan erkek ve dişinin bir genişlemesidir, ZA-Vav ve Malhut- Nun. Bu nedenle, her şey berber olarak Nun [Nun-Vav-Nun] diye adlandırılır, Vav erkek olarak ve gerilmiş Nun erkek ve dişiyi kapsayarak. Eğilmiş Nun bir gerilmiş Nun içerir. Mem Âmin’dir ve Meleh [Kral] için kısaltılmış bir addır. Böylece, Âmin her şeyi içeren Sadık Kral için kısaltılmış bir kısa addır.

42) Kutsama yapan birisinden bir kutsama duyan birisi eğer kalbini Âmin’e yönlendirmezse onun için şu söylenir, “Ve beni küçümseyenler değerden düşecektir,” yazıldığı üzere, “Siz, ey keşişler benim adımı küçümseyen için” cezası nedir? Yukarıda kutsama açmadığı için ona da kutsamalar açılmaz. Dahası, bu dünyadan ayrıldığı zaman, onun önünde, “Falanca kişinin önündeki kapıları kapatın ve onu içeriye bırakmayın; onu kabul etmeyin.” denir ve bildirilir. Yazıklar olsun ona ve yazıklar olsun onun ruhuna.

Eden Bahçesinin Kapıları ve Cehennemin Kapıları

43) Cehennemdeki tüm günahkârlar belli bölmeler üzerinden yükselirler. Cehennemde birçok kapı vardır ve her kapı Eden Bahçesinin kapılarına karşılık gelir. Cezasını çeken günahkârlar oralardan alınır ve dışarı yerleştirilir. Tüm kapılar Eden Bahçesinin kapılarına karşılık gelen isimlerle adlandırılır ve Eden Bahçesindeki her kapı Cehennemdeki aynı kapıya karşılık gelir. Eden Bahçesindeki bu kapılar, kapılara zıt kapılar, Cehennemdeki bu kapıyı gördükleri zaman, buradan hangi Behina’nın [muhakeme] Eden Bahçesindeki hangi kapıya karşılık olduğunu bilirler.

44) Cehennemdeki son bölme, hepsinden daha aşağıdır, iki katlı: bölme üstüne bölmelidir. “Kalın karanlığın ülkesi” diye adlandırılır, yazılmıştır ki, “dört köşeli ve çift,” olacaktır ve bunu “usandırıcı bir meydan” olarak tercüme edebiliriz. Burada da “Kalın karanlık”da iki misli demektir. Bu bölme “Şeol’un dibi” diye adlandırılır. Şeol üst bölüm, “dibi” de alt bölümdür. Bu nedenle de kalın karanlığın ülkesi “dip” diye ve aynı zamanda da “kara talih” de denir. Bu nedenle “Şeol ve kara talih” diye yazılmıştır, bunlar çift katlı bölmedir, biri diğerinin üstünde. Bütün bölmeler çift katlı değildir ve hepsi usandırıcı da değildir, yani bu bir tanesi dışındakiler “Kalın karanlığın ülkesi” diye de adlandırılmazlar.

45) “Dip” diye adlandırılan kara talihe alçalan birisi asla yükselmez. Bu kişi yok olmuş ve tüm dünyalarda kaybolmuş sayılır. Burası kişilerin Âmin diye cevaplamayı hor gördüğü alçalttığı yerdir. Onlar, kaybettikleri- yani değerini bilmedikleri- âminler kadar Cehennemde hüküm giyerler. Hiç kapısı olmayan dip bölüme indirilir, orada kaybolur ve oradan asla yükselmez. Bu nedenle, “Bulut nasıl biter kaybolursa, Şoel’e inen de öyle bir daha yukarı gelmeyecektir,” diye yazılmıştır. Ancak Jonah der ki, “Şoel’in dibinden yardım gelsin diye ağladım; Sen benim sesimi duydun,” ve böylece oradan yükseldi mi? Yazılmıştır ki, “O Şoel’e indirir ve yukarı getirir.” Ama burası Şoel’dir, buradan yükselmek vardır, oradan hiç yükselmek olmayan diptir. Burada pişmanlık getirdi ve tövbe etti ama orada pişmanlık getirmedi.

46) “Benim insanlarım iki kötülük işlediler: Kendilerine sarnıçlar, kırık sarnıçlar yontarak, Beni, yaşayan suların çeşmesini terk ettiler.” “Beni, yaşayan suların çeşmesini terk ettiler” Yaratanın ismini Âmin ile kutsamadılar demektir. Onun cezası yazıldığı üzere, “Kendilerine sarnıçlar, kırık sarnıçlar yontarak,” bu “dip” diye adlandırılan Kara Talihe kadar uzanarak kademe kademe cehenneme iner. Eğer Âmin ile tamamen Yaratanı kutsamayı hedeflerse, kademe kademe yükselerek bir sonraki dünya tarafından saflaştırılır, bu sürekli olarak devam eder ve asla durmaz, yazıldığı üzere, “Efendi sadık olanı korur ve gurur sahibine tam olarak cezasını verir.”

Kuyunun Şarkı Söylemesi

47) Şarkı söylemek kutsamasından yukarıdan aşağıya tüm dünyalar kutsanana kadar uzanır. İnanç düğümüyle bağlamak için, İsrail aşağıdan yukarıya şarkı söylemeye yazgılıdır, yazıldığı üzere, “O zaman İsrail bu şarkıyı söyleyecek.” “Söyledi” demez, ama gelecekte “Söyleyecek” der. Benzer olarak, bunların hepsi gelecek zaman için söylendi, aşağıdan yukarıya, bu şarkı söyleme, yukarıdaki ZA için şarkı söyleyen Malhut olduğu için, yazıldığı üzere, “Yüksel, oh kuyu, onu cevaplandırdılar.” Onlar “bir kuyu” olan Malhut’a seslendiler, “Kocanla, ZA ile birleşmek için kendi yerine yüksel. “Malhut ZA’ya yükseldiği zaman, bu aşağıdan yukarıyadır.

48) Daha sonra yukarıdan aşağıya genişleme vardır, yazıldığı üzere, “Bir temsilcilerin kazdığı kuyudur, insanların soylu olanlarını, onu asaları ve bastonları ile kazdılar. Kuyu Malhut’dur. Temsilciler onu kazdı, yani AVI onu düzelttiği için, AVI ona yol açtı, yazıldığı üzere, “Ve Efendi kaburgayı yaptı.” “İnsanların soylu olanlarını onu kazdı.” bunlar atalardır, bunlar “insanların soyluları” diye adlandırılan HGT-de-ZA’dır. “Onu kazdılar”ın anlamı yani, Kralın onunla kutsama içinde asadaki, Yesod’daki Zivug vasıtası ile çiftleşmesi için bir yer kazdılar demektir. “Asaları ile” NH içindedir. Bu yukarıdan aşağıya uzaktır. Ve yazılmıştır ki, “Çölden Mattabah’a kadar, Mattanah’dan Nahaliel’e ve Nadaliel’den Bamot’a kadar. “Çölden” “konuşma” diye adlandırılan Malhut’dur. “Mattabah” diye adlandırılan Yesod’a yükselir ve Mattanah’dan Nahaliel’e, Tifferet’e yükselir ve Nahaliel’den Bamot’a AVI’ye yükselir. Bu tam bir bağlantıdır, inanç bağıdır, her şeyin desteğini içeren bir bağdır.

49) İsrail tüm diğer şarkı söylemeleri kapsayan, tam bir şarkı söylemeğe yazgılıdır, “Ve o gün sen, “Efendiye şükürler olsun, onun ismini haykır, insanlar arasında onun işlerini bilinir kıl.” O zaman yazılmıştır ki “Ve Efendi tüm yeryüzünün kralı olacaktır, o gün Efendi ve onun ismi bir olacaktır.” Ve yazılmıştır ki, “O zaman ağzımız kahkaha ile dilimiz şarkı söylemeyle dolu olacaktır ve milletler arasında “Efendi bununla yüce şeyler yapmıştır.” denecektir.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,310