e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Gebelik ve Doğumun Anlamı

1) KURALLAR

Genel ve Tekil

Yaratılışın ilerleyişi Yaradan çalışmasına öykünmek olarak tanımlanır. Yaradan çalışmasına “İlahi Takdir” ya da “yaratılışın doğası” denir.

Bedene” tamamen formsuz, şekilsiz “cansız formundaki basit bir et ve kan meselesi” denir. Bu böyledir, çünkü isim ve “form” ile tanımlanan bir şey, beden değil manevi güç olarak kabul edilir.

Bu bize tüm bedenlerin eşit olduğu yasasını verir. Yeryüzü parçalara ayrılmayan —onun formu değişmez— tek bir beden olduğundan, cansız olanda parçalara bölünemez.

Dünyadaki çoğalma gücü muhteşem bir genel manevi güçtür. Bu sebeple değerlidir, tekil olan ise aşağı ve bayağıdır. Bu bencil bir insanla kendini ulusuna adamış insan arasındaki farkı belirtir.

Hiç şüphe yoktur ki kolektifin erdemi onun çoğalma gücüyle tanımlanır, çoğalma gücünü manevi ve yüce bir konu olarak kabul ederiz.

Öyle görünüyor ki, kendini ulusuna adamış kişi şehrine adamış kişiden daha önemlidir, kendini dünyaya adamış kişi ulusa adamış kişiden daha önemlidir. Bu ilk anlayıştır.

Maneviyatta Doğum

Dolayısıyla, bireyin doğumu gibi kolektifin de doğumu vardır. Bu manevi gücün yenilenmesiyle gerçekleşir, yani anlayışların gelişimi kolektif için doğumdur, çünkü maneviyatta formların eşitsizliği dünyaları birbirinden ayırır. Bu doğum vasıtasıyla ıslah dünyasına girmek demektir.

Mısır’dan Çıkışa Doğum Denir

Eğer manevi özdeki çoğalmadan bahsedersek, bu bir annenin rahminden çıkıp —tüm kirlilik ve nahoşlukla beraber karanlık ve bozuk bir dünya— mükemmellikle aydınlanmış ıslah dünyasına doğma hadisesine benzer.

Böylece Musa’nın peygamberliği vasıtasıyla bu dereceye ulaşmış ve ölüm meleğinden kurtuluşla ödüllendirilerek Tora’yı almış olan rahipler krallığının tanımladığı hazırlık çalışmasının manasını anlayabiliriz.

O zamanda onların “Hoş bir toprak, iyi ve geniş” denilen yeni bir aydınlanmış dünyanın havası içine doğmaya ihtiyaçları vardı.

Ölü Doğmak

Doğan ölü doğar çünkü gebelikten—demiri eriten kazan ve Mısır’da kölelik demek olan— sonra doğum gelir. Fakat onlar gelmeleri gereken aydınlanmış dünyadan yaşam özünü almaya Amalek ile savaş başlayana dek hazır değildirler ve Sina çölüne varırlar. Sina, aynı şekilde telaffuz edildiği için Sinaa (nefret) demektir, yani her hastalığa neden olan ıstırap.

Bir Anne ve Babaya Doğmak

Böylece yaşam özünü almaya değer hale gelirler ve “Ve sen Bana rahipler krallığı ve kutsal ulus olacaksın,” onlar için gerçek olur. Önce, kişisel varlıklarını iptal edecek rahipler krallığı, akabinde “dostunu kendin gibi sev” vasıtasıyla Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek demek olan kutsal ulusa ulaşırlar.

Yeni doğan bir bebek onun güvenliğini sağlayan anne ve babasının sevgi dolu ellerine düşer.

Benzer şekilde her biri 600.000 ruha garantör olduğunda, yaşam özünü alır, şöyle yazdığı gibi, “Ve İsrail orada dağın önünde kamp kurdu,” RASHI şöyle yorumlar: “Tek kalp, tek adam olarak.”

2) ARKADAN VE ÖNDEN

İnsanın gözleri öndedir. Bu insanın aşağıdan yukarıya büyüyecek şekilde sadece geleceğe bakabileceğine işaret eder. Ancak, yukarıdan aşağıya, arkasına bakamaz. Şöyle yazdığı gibi: “Arkana bakma!”

Bu sebeple insan gerçeği inkâr eder çünkü başlangıçtan yoksundur. İlk bölümü kayıp bu nedenle de içeriği tam anlaşılamayan bir kitap gibidir. Edinmiş olanların tüm avantajı bilgiyi, yani yukarıdan aşağıya olan dereceleri edinmekle ödüllendirilmiş olmaktır.

İnsan her şeyi kapsar, görür ve düşünür. Herkes bilir ki, o kendi bedeninin dışına bakmamaktadır yine de tüm dünyayı edinir, insanların ne düşündüğünü bilir onlar tarafından nasıl sevileceğini hesaplar ve onların arzularını kendine uyarlar.

Bunu bilmek için sadece kendi içine bakması yeterlidir. Bu böyledir çünkü herkes eşittir ve bir insan tüm insanları içine dâhil eder. Kişinin bilgisinin kısıtlı olması demek insanın kendi düşüncesini bilmemesi ya da o zamanla ilgili bir şey hatırlamadığı için onun hakkında konuşamaması demektir.

Ellinci Kapı

Bu “ve sen benim arkamı göreceksin, benim yüzüm görülmeyecek,” ayetinin anlamıdır.

Musa bu anlayışın manasını edindi, yani tam anlamıyla yukardan aşağıya tüm anlayışları. Buna “manevi dünyaların arkası” denir ve onun tek eksikliği “yüze” bakmaktı, yani ıslahın sonu vasıtasıyla geleceği görmek. Bina seviyesi yüz kapı olduğundan ve Bina Kabalistlerce tüm yeryüzünün annesi, İma (anne) olarak adlandırıldığından, buna “Bina’nın elli kapısı” denir. İçinde tüm yüz kapıyı edinmekle ödüllendirilen kişi, bütünlüğün ifşasına gelir.

Arkadan elli kapı gebeliktir, yani yukarıdan aşağıya ilerleme, önden elli kapı ıslahın sonu için gereken yoldur. Bu sırada “Tüm yeryüzü O’nun bilgisiyle dolacak,” ve “Her biri dostuna, kardeşine şöyle diyecek, ‘Tanrı’nı bil,’ çünkü en küçüğünden, en büyüğüne hepsi beni bilecek.”

Bu Musa’nın “Lütfen bana ihtişamını göster,” duasının anlamıdır, yani Bina’nın elli kapısı. Yaradan ona şöyle der, “Sen Ben’im arkamı göreceksin;” yukarıdan aşağıya benim arkamdaki elliyi görmen yeterlidir. Öndeki tüm elliyi görmeyeceğinden, “Ben’im yüzüm görülmeyecek,” “İnsan beni görmeyecek,” yani kaplar tamamıyla dolmadan, zamanından önce görülmeyecek. Bu “Bina’nın elli kapısı (akıl) dünyada yaratıldı, ve biri Musa’ya verildi” sözünün anlamıdır.

Fakat maneviyatta eksiklik yoktur. Daha ziyade ya hep ya hiçtir, tıpkı “Azıcık bozulmuş bir yemin tamamen bozulmuş bir yemindir,” sözünde olduğu gibi. Fakat sonunda kapların ölçüsü büyüdüğünde ve uygun olarak geliştiğinde, ellinci kapıyı edinmeye uygun hâle gelirler. (Bilmelisiniz ki iki tür edinim vardır: Peygamberlik ve ilim. İlimle ilgili olarak, Musa tüm bilgelerin edindiğini edindi. Fakat peygamberliği edinemedi. Bu atalarımızın dediği şeyle ilgilidir, “Bir bilge peygambere yeğdir,” ve ayrıca Süleyman’ın da ellinci kapıyı edindiğini söylemişlerdir).

Ruh Bedeni Yaratır: Gebelik ve Büyüme

Sürülmüş buğdayda iki şekil gelişim görürüz:

  1. Toprağa ekildiği andan formundan çıkmaya hazır olmak. O zamana kadar bu yukarıdan aşağıya ilerleme, gebelik olarak kabul edilir.

  1. Son noktaya gelindiğinde, büyüme başlar. Bu atasının seviyesini elde edene kadar aşağıdan yukarıya ilerlemedir.

Genel ve Tekil Aynıdır

Genel ve tekil bir göldeki iki damla gibidir. Bu hem dışsal, gezegenler ve evren hem de içsel, güneş ve gezegenler sistemindeki en küçük atomda bile böyledir. Benzer şekilde insan dünyanın içselliğidir ve insanın içinde tüm üst dünyaların, Atzilut, Beria, Yetzira ve Asiyaimgelerini bulursunuz. Bu Kabalistlerin dediği gibidir, “Atzilut Rosh’tur (baş), Beria Chazeh’in (gögüs) yukarısıdır, Yetzira oradanTabur’a (göbek) kadar olan kısımdır, Asiya Tabur’dan aşağısıdır.”

Bu sebeple insan anlayışında da yukarıdan aşağıya ilerleme vardır, yani anneden, atalarının otoritesinden çıkıp, tamamen kendi otoritesine girene kadar, atalardan, anneden başlayan yavaş ilerleme.

Sonrasında aşağıdan yukarıya ilerleme, yani atalarının formunu tamamen bıraktığı bakım dönemi başlar.

Ancak, Adam HaRishon (ilk insan) Yaradan’ın yaratımıdır. O kesinlikle bir kadından değil, ilk yaratılışın hepsinde olduğu gibi yeryüzünün tozundan dünyaya gelmiştir, şöyle yazdığı gibi, “Hepsi tozdandı.” Ama yine de bu toz üst dünyalardan uzanır.

Bu böyledir çünkü yukarıda da ışık ve kaplar vardır. Işık alma formu, kap alma arzusudur. Alma arzusu olan kap asla durağan değildir, ne önem bakımından ne de bağımsız realite bakımından, o sadece aldığı şeyle durağandır. Bu sebeple alma eyleminden başka bir erdemi yoktur.

Örneğin, zenginlik isteyen yoksul bir adam, elindekiyle memnun zenginlik peşinde koşmayan yoksul bir adamdan daha önemli değildir. Tersine, ondan daha kötüdür çünkü alma arzusu alınan şeyle bir olur ve onlar bir şeyin iki yarısıdır. Her bir yarım ayrıldığında parçaların hiç tartışmasız kendi içinde değeri kalmaz.

3) RUH NEDİR?

Kabala İlmine Göre Gelişim Yasası

Bir şeyi başlangıcından sonuna kadar görmeden açıklamak mümkün değildir. Ve insan sadece kendi içindekini hissettiğinden, önce kendini bilmelidir, en azından doğumundan yetişkinliğe kadar. Fakat bu böyle olmadığından, insan kendini ancak tam bir varlık olduğunda bilmeye başlar, dolayısıyla kişi kendini özümseme becerisinden yoksundur.

Kimse Kendini Bilmez

Çünkü bir şeyi bilmek için öncelikle onun negatif niteliklerini idrak etmek gerekir. İnsan kendi yanlışlarını (kişi başkalarında gördüğünü alır, parlamayan bir aynaya bakar gibidir) göremez. Bu böyledir, çünkü insanın almak istediği şey ona haz olarak gelir aksi takdirde onu almaz. İnsanın edindiği pek çok tecrübe haricinde, hazzın olduğu yerde kötülüğü görmemesi yasası vardır. Ancak tecrübe edinmek günler, yıllar alır ve herkesin yapamayacağı bir ders alma, sonuca varma idraki gerektirir. Bu sebeple kimse kendini bilmez.

Oysa Kabalistler bunu tam anlamıyla başarır. Bu demektir ki onlar realitede insanın edinebileceği tüm bu dereceleri edinmekle ödüllendirilmişlerdir. Bu tam edinime “ruh” denir.

Bu Ruh Adam HaRishon’un Sahip Olduğudur

Yukarıda açıkladığım gibi dünyalar iki şekilde edinilir:Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya. İlkinde kişi yukarıdan aşağıya edinir, ruhun aşağı doğru sallanması. Sonrasında aşağıdan yukarıya çıkış, edinimin kendisi gelir.

İlk ilerlemeye İbur (döllenme) denir ve bu babasının beyninden ayrılıp dünyaya gelene kadar annesine bağlanan damlaya benzer. Bu yukarıdan aşağıya son derece olarak kabul edilir. Annesine ve babasına bağlılığından sonra dünyaya geldiğinde bağımsız olur ve böylece yukarıdan aşağıya ilerleme başlar.

Tüm bunların sebebi O’nun düşüncenin benzersiz olmasıdır. Bu nedenle tüm durumlar, genel ve özel aynıdır.

Bedenin ve Ruhun Doğumu ve Büyümesi

İnsanın doğduğu andan itibaren aşağıdan yukarıya ediniminin geri dönüşü başlar. Buna “gelişim yasası” denir ve yukarıdan aşağıya inişin tüm yollarını izler.

4) YUKARIDAN AŞAĞIYA VE AŞAĞIDAN YUKARIYA

Büyüme Gebeliğe Tanıklık Eder

Her iki gelişim bir göldeki iki damla gibidir, yukarıdan aşağıya ilerlemeyi aşağıdan yukarıya ilerlemeyi gözlemleyerek anlayabiliriz.

Bu nedenle dört dünyada —ABYA— Asiya’dan başlayarak dört aşama vardır tıpkı bir meyvenin toprağa ekildikten sonra hamlığa sonrada olgunluğa erişmesi gibi.

  1. Meyvenin olgunlaşma işaretleri başlamadan önceki durumu. Bu Asiya dünyasıdır.

  1. Tatsız olsa da yemeğe uygun olduğunu andan itibaren Yetzira.

  1. Tat fark edildiği andan itibaren Beria.

  1. Tam tat ve güzellik ortaya çıktığında bu Atzilut’tur. Bu sıralama aşağıdan yukarıyadır.

Her Doğan İki Yolla Gelir

Dört dünyada —ABYA— açıklanan aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya ilerleme, dünyadaki en küçük şey için bile geçerlidir, yani sebep ve sonuç. Sebep baba, kök ve işletendir. Sonuç ise işletilen ve sebep vasıtasıyla ilerleyen demektir. Bu sebeple çocuk dal ya da bir uzantı olarak kabul edilir.

Bu iki ilerlemenin mânâsı genelde olduğu gibi özelde de aynıdır. Yukarıdan aşağıya ilerleme, doğana ve kendi başına bir otorite hâline gelene kadar sebebi sonuçtan ayırma yoludur. Aşağıdan yukarıya ise sebebi edinene kadar büyümenin gelişim yasasıdır. Bu demektir ki, ilerlemenin sonunda tamamen ona eşit hâle gelir.

Yukarıda açıkladığımız gibi dünyasal baba ve onun yavrusu için doğum aşağıdan yukarıya çıkıştır. Tüm dört tür için aynı şey geçerlidir; cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan.

Tüm dünyalar maneviyat unsurlarının o dünyalara yayılmasıdır. Bu böyledir, çünkü bir olandan [Ehad (eşsiz)], Yehida (o da eşsiz) doğar ve Yehida’nın tüm yolları hem genelde hem özelde birbiri ardına gelir.

5) ÖYKÜNEN YARATILIŞ

Mutlu İnsanlığın Doğuşu

Yaratılış düzenine baktığımızda şu sözleri buluruz: “Tanrı’nın yerine getirmek için yarattığı.”

Bu demektir ki, önümüze serili olan Yaradan çalışması bize yerine getirmemiz ve ona eklemeler yapmamız için verilmiştir. Aksi takdirde, “yerine getirmek” sözü tamamıyla anlamsız olurdu. Öyleyse neden “yerine getirmek” sözü buraya eklenmiştir? Bu ayet bize Yaradan’ın yaratılış çalışmasının ne az ne de çok bizim kendi başımıza onu tamamlamamızı mümkün kılacak ölçüde olduğunu öğretir.

Gerçekte tüm gelişimimiz ona öykünmekten başka bir şey değildir. Yaptığımız tüm yenilikler ve tertiplerin tüm tadı ve güzelliği doğaya öykünmekten başka bir şey değildir. Bir marangoz, eğer dört ayak üzerinde duran varlıkları yaratan Yaradan’ın çalışmasına öykünmeseydi dört ayaklı masa yapmayı nereden bilirdi? Ya da bedenin bir araya gelmiş organlarına öykünmeseydi iki tür tahtayı birleştirmeyi nereden bilecekti?

İnsanoğlu önüne serili realitenin güzelliğini ve mükemmelliğini fark etmiştir. Bunu fark ettiğinde de ona öykünür ve benzerini yapmaya çalışır. Sonuç olarak, insan icatlarla dolu harika bir dünya yaratana kadar, ilk örnek başka bir örneğe temel olur.

Yaratılışa bakarak uçaklar kuş kanadına benzer kanatlarla ve bir radyo kulağın duyduğu ses dalgalarına göre inşa edilmiştir. Kısacası yaratılıştaki tüm başarımız realiteye öykünmek olmuştur.

Realite Ve Realitenin Varlığı Birbirini İnkar Eder

Realitenin hiçbir eksiklik olmadan tüm güzelliği ve ihtişamıyla önümüze serili olduğunu görürüz. Gerçekten de bu aydınlanmış bir dünyadır. Fakat bunun karşısına realitenin varlığını, yani yaratılanların yaşamlarını sürdürmeleri için kullandıkları yöntemleri yerleştirdiğimizde onların yamuk, bozuk, tatsız ve çok kontrolsüz olduğunu görürüz. Daha önce realite ve realitenin varlığı konusundan “birliğin anlamı” makalesinde bahsetmiştik.

Netice ve Doğum

Tüm bunlardan bilmelisiniz ki, genel tekile daima eşittir, Yaradan daima tekil otoritede olduğu için kendi içinde çoğulluğu hissetmez, bu nedenle bireyin faydasına olan şey aynı zamanda kolektifin de faydasınadır.

Bireyin doğumu ve varlığı doğum anından itibaren test edilir ve “bu dünya” denilen Yaradan’ın hazırlamış olduğu yerde ortaya çıkar. Yaradan, insanın onu iyileştiren, tam bir adanmışlık ve sevgiyle tüm ihtiyaçlarını karşılayan sadık bir sevgili eline düşmesinin garantörüdür.

Aynı şey kolektif içinde geçerlidir. Eğer kolektif ıslah olmuş bir dünyaya doğmak isterse, bu kolektif çocuğun adanmışlıkla onu sevecek sadık ebeveynler eline düşeceğini, yani başkalarını sevme emrini yerine getireceğini görmek önemlidir. Tora’nın veriliş sebebi budur.

Ancak, biz sadece insanla ilgilenmek ve Yaradan çalışmasının ona ne kadar hoşluk ve iyilik getirdiğini, insanın varlık düzeninde ne kadar kötülük ve hoşnutsuzluk olduğunu —nereye dönerse dönsün kişi hükmeder ve varlığı yalnızca dostunun yıkımı üzerine kuruludur— görmek için buradayız.

6) İNSAN ÇALIŞMASININ GEREKLİLİĞİ

Tanrı’nın Yerine Getirmek için Yarattığı

Biliriz ki Yaradan çalışması sadece insan gücünün ulaşabileceği noktaya kadardır. Yaradan her şeyi midemizdeki besinin çaba sarf etmeksizin sindirilmesine benzer şekilde yaratmıştır.

Ancak, tüm çalışma Yaradan’a memnuniyet verdiğinden, O’nun çalışmasını isteyen kişi, ocağın üzerine onun için konan yemeği hiçbir surette pişirme arzusu olmayan biri gibi değil, O’nun gibi memnun olan ve bu çalışmadan haz alan biri olmalıdır.

Bu durum öğretmenin öğrencisine onun gibi olma gücü verme arzusuna benzer. Yaradan ayrıca Yarattığı Varlıklar O’nun gibi yaratıcı ve yenilikçi olduğunda memnun olur. Yine de yenileme ve geliştirme gücümüz gerçek bir inovasyon değildir. Daha ziyade bu bir çeşit öykünmedir. Öykünme ne kadar doğanın çalışmasına benzerse biz o kadar gelişiriz.

Buradan biliyoruz ki, biz de doğa gibi realitenin varlığı olan kendimizi ıslah etme gücüne sahibiz.

7) YAŞAM İŞARETİ OLARAK HAREKET

Cansız, Bitkisel, Hayvansal,Konuşan

Manevi yaşamla ilgili olarak insanlar ikiye ayrılır: 1) Cansız, bitkisel, hayvansal; 2) konuşan. Cansız, bitkisel ve hayvansal tamamen ölü olarak kabul edilir. Konuşan ise canlıdır.

Yaşam hareket etme gücüdür. Bilinir ki, yaşamın başlangıcı tamamen zıt iki eylemle yerine getirilir.

Konuşan doğduğunda cansız olarak kabul edilir ta ki kapları annesinin karnındayken yaşam ve harekete hazır olduğundan, iteklemeyle uyanana kadar. Dünyaya geldiğinde, büzülmeyi uyandıracak olan dünyanın alışkın olmadığı soğuk havası onu etkiler.

İlk büzülmeden sonra yine eski ölçüsüne gelmelidir. Bu iki şey —büzülme ve genişleme— ona yaşam veren ilk adımdır.

Ancak, bazen doğumun zayıflığından ötürü, fetüs güçsüz düşer, dünyanın soğukluğu büzülmeyi değiştirecek kadar güçlü olmadığından, büzülme uyanmaz. Bu ölü doğmaya sebep olur, yani yaşamın içinde kıyafetlenmesi için sebebi yoktur.

İçsel büzülme olmadan genişleme olmaz. Bu böyledir, çünkü hiçbir şekilde sınırlarından fazlasına genişlemez, bu nedenle hareket olmaz. Yaşam ışığına hazır olan varlığın işareti en azından bir sebeple büzülme gücüne sahip olmasıdır. Bu sırada yaşam ışığı gelir ve genişlemeyi yapar ve ilk yaşam hareketi başlar. Böylece hareket başlar ve o yaşayan, hareket eden varlık haline gelir.

İlk harekete “bir ruh” denir, yani burun deliklerine üflenen yaşam özü, şöyle yazdığı gibi, “ve burun deliklerine yaşam nefesi üfledi.”

Ancak, cansız, bitkisel ve hayvansal her ne sebeple olursa olsun içsel büzülmeyi yapacak güce sahip değildir. Ve bu böyle olduğundan yaşam ışığının onlarda kıyafetlenmesi ve genişlemeye sebep olması imkânsızdır.

O değiştirilemez bir yasa vermiştir, büzülme ve genişleme olmadan kap sınırlarının ötesinde genişleyemez. Bu sebeple cansız, bitkisel ve hayvansal sonsuza kadar cansız olmaya mahkûmdur.

Konuşan ise yaşam için uygundur. Ancak yukarıda söylediğimiz gibi, üzerinde işleyecek ve en azından ilk büzülmeyi yapacak bir sebebe ihtiyacı olduğundan ölü doğar. Bu Tora ve iyi amellerden gelen soğuk hava etkisiyle olur.

Büzülmenin Niteliği

Büzülme varlığın kendi gücüyle olmalıdır. İki tür büzülme algılarız: 1) Soğukluk gibi dışsal bir sebebin sonucu olarak büzülme, 2) kabın kendisinden gelen büzülme.

  1. Yeni doğanı uyandırmak için yapılan baskı ve ilk vuruş onun bedeninde büzülme meydana getirse de, genişleme geri gelir ve onu uyandırır. Yaşam ışığı nedeniyle değil, daima sınırlarını korumak zorunda olan kabın kendisinin yapısı nedeniyle geri döner. Bu sebeple bir şey gelip onu baskılarsa, kap kendi yerine geri dönme gücünü edinir.

  1. Fakat eğer büzülme kabın içinde gerçekleşiyorsa ve dışsal sebep yoksa, o zaman önceki sınırına hiçbir şekilde dönemez çünkü içinde olan büzülme kendi yapısından dolayıdır. Dolayısıyla kendi orijinal sınırlarına dönmesi imkansızdır.

Yaradan istisnadır, yani yeni, bireysel bir ışık içinde genişlemeli, orada daimi olarak kalmak için orijinal ışığa ilave olduğu yere, alıştığına geri dönmelidir. Bu demektir ki, her büzüldüğünde ışık geri döner ve önceki ölçüsüne genişlemesine sebep olur. Bu ışığa “yaşam” denir.

İki Büzülme:Tekil ve Genel, Onlara Zıt İki Genişleme

Kan ruhtur. Bu böyledir çünkü kırmızı rengin ona katılacak beyaz renge ihtiyacı vardır ve sonra buna “kan” denir. Beyaz daimi olarak kırmızıya katılmadan önce bu kan olarak kabul edilmez çünkü bu sırada içinde uzanma (dinginlik) ve doğuş vardır. Bu böyledir, çünkü kanın doğası O-Dem’dir (“kan” veya “dinginlik” anlamında iki İbrani kelime) ve sonra “Efendin için dingin ol,” sözlerinden gelen “O-Demrengi” denilen bozuk doğuş içine işlenir. Bu sebeple renk kaybolur ve tekrar bozuk dinginlik olan beyaz, yani renksiz hâle gelir.

Ve her ikisi bir araya geldiğinde onlar yaşam kanının tendonları olur. Bu ikisi tezatlık oluşturarak yaşam kanının tendonu hâline geldiğinde, kişi yaşayan ruh hâline gelir, yani O-dem’den (kırmızı), O harfi ayrılır ve Dam’ı (kan) daimi olarak terk eder. Ama yine de bu kanda birleşmeden önceki dinginlik ve doğuş vardır.

Bu nedenle kanı iki tür algılarız: kırmızı ve beyaz. Bu demektir ki, önceleri ayrı ayrı işleyen aynı kırmızı ve beyaz şimdi birleşmiş ve “yaşayan ruh” dediğimiz kanı meydana getirmiştir.

Bilin ki bu Nefeş (ruh) ve Ruach (öz) denilen kısmi büzülme ve kısmi genişlemenin anlamıdır.

Ancak, genişlemeyi yapan o ışık —ruhun parçası— muhteşem bir üst ışıktır. Bu sebeple ışık o yapıya atfedilen her türlü büzülmeyi tamamlar ve doldurur.

Bilinir ki, kırmızı kaybolup, bir araya geldiklerinde düştüğünden, o bedenin O-Dem rengini (kırmızı) almaya uygun olmayan parçasında zaten beyaz var. Bu sebeple ışık, yukarıda bahsedilen yaşayan ruhun ışığının ilk genişlemesini tamamladığında, başlangıçta içinde olan eski büzüşmeyi tekrar doldurur. Buna formu tamamen silinen kırmızı renkten uzanan “genel genişleme” ya da “beynin tendonları” denir.

Burun deliklerine üfledi” (İbranicede “burun” yazılır) sözünün anlamı budur. İlk burun kırmızı-beyazdır. İkinci burun tamamen silinip giden beyazdır. “Ve insan yaşayan ruh oldu,” önce ilk genişleme olan kırmızı-beyaz burundan çıkar fakat sonrasında ruh olur çünkü ikinci buruna da bir ruh olan ve GAR olarak kabul edilen silinip giden beyaz yayılır.

Ayrıca bilmelisiniz ki, kanın tendonlarının ilk genişlemesi kişinin farkındalığı olmadan işleyen ilik ile ilgilidir…Ve sonra ışık ruhunu henüz edinemediği için kişinin farkındalığı olmadan işler.

Baş ve Beden Arasındaki Zıtlık

İlikten gelen tendonlarda kırmızının sağda olduğu açıklanmıştı. Bu varlığın rengidir. Beyaz tam soldur çünkü ikinci burunda beyaz silinmiştir, renk kaybolduğundan dolayı kırmızı varlık, beyaz yokluktur.

Tersine beyaz dinginken bu imge sağ olur. Böylece renge ihtiyacı olmayan ebedi ruh olur. Geride kalan önceden kaydedilen kırmızı renk şimdi sola, Gevura’ya yerleşir. Buna O olmadan Dam (kan) denir böylece beyaz sağda olur, ihtiyaç olmadığından kırmızı renk onun içinde oluşmaz ve kırmızı “kan” denilen sol, Gevura olarak kabul edilir.

Burada anlamak zorundasınız ki, yukarıda bahsedilen ilk burundaki kırmızının —ruh olarak kabul edilen ve ikinci burundan sonra sola yerleşen— Reşimo’su (hatırlama) silinir ve daimi olarak onun yapısından ayrılır. Bu sebeple, baş, beyin hiçbir şekilde kırmızı olmayan beyazdır.

İbur (Düşünce)

Hamilelik sırasında fetüs yalnızca bitkiseldir. Hareketleri annesiyle beraber gerçekleştiğinden, hareketleri yaşam hareketi olarak görülmez.

Çevresine “karın” denir ve anne üzerinde işleyen çevrenin sınırıdır ve o anne ne yerse onu yer. Doğum başla başlar.

Yaşamın Özü

Yaşamı bilmek kendini bilmektir. Hareket büzülme ile tanımlanır çünkü hiçbir varlık bir milim bile sınırlarından daha fazla genişleyemez.

Bu baştan başlar çünkü orada bu gücün verilişi sınırlarla kısıtlanmıştır.

Bilmelisiniz ki, başka bir güç onu sınırları ölçüsünde büzerse, bu cansız olanı hayvansal yapmaz. Daha ziyade kendi başına büzülmelidir. Fakat halen daha hayvansal iken bu olacak? Bu üst güçle ödüllendirilmek için dua gerektirir.

Bu şekilde saran ışık altında gizli olanı ve “insan Ben’i göremeyecek” sözünün manasını anlayabiliriz çünkü canlı hareket eder ve halen daha büzülemiyorsa o zaman canlı değildir. Bu “Erdemlinin ölümü bir öpücükledir,” sözünün anlamıdır, yani büzülme gücünü kaybeder.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,322