e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Kim Duaya Neden Olur

Makale No. 18, 1985-86

Atalarımız şöyle yazar: “Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmeli.” Bu bize gösterir ki kişi, Yaradan için çalışmasında kendi hatasını hissettiği bir duruma geldiğinde, bu duruma şükran duyması onun için zordur. İnancının olması gerektiği gibi olmadığını, yani Yaradan’ın iyiliksever olduğuna inanamadığını hissettiği zaman ve bu duyguyla, Yaradan’a teşekkür edemediğini ve tüm kalbiyle, “Bırakın dünya olsun, diyen O kutsaldır,” diyemediğini gördüğü zaman, şükran duyması zordur. Çünkü bunu diyebilmesi için dünyadan haz alması gerekir fakat haz ve sevinç hissetmiyorsa, Yaradan’a teşekkür etmesi zordur. Ve Yaradan’ın yarattığı dünya için O’nu övememek ve tüm kalbiyle, “Bırakın dünya olsun, diyen O kutsaldır,” diyememek, kişiye acı verir.

Ve bu eksiklik ona acı verir, yani Yaradan’dan uzak olduğu için, yani kendini sevme koşuluna battığı için bu hissin ona gelmiş olduğunu söyler. Bu, onun Yaradan’dan ayrılmasına neden olur, yani Yaradan’ın yüceliğini hissetmez çünkü Yaradan ondan gizlenmiştir.

Ve dolayısıyla, kişi gerçeği göremez. Şöyle yazdığı gibi: “Çünkü bu senin hayatın ve senin yaşamının süresi.” Ve ayrıca, kişi çalışmanın önemini hissedemez. Şöyle yazdığı gibi: “Çünkü milletlerin gözünde bu senin bilgeliğin ve senin anlayışın. Onlar tüm bu kanunları duyacaklar ve diyecekler ki, ‘Elbette bu yüce millet, bilge ve anlayışlı insanlardır.’”

Kişi iç gözlem yaptığı zaman şöyle düşünür: “Milletlerin bizim hakkımızda, ‘Elbette bu yüce millet, bilge ve anlayışlı insanlardır,’ demesinin heyecanı nerede? Manevi öğreti yüzünden böyle diyorlar çünkü biz, ‘Yerine getir ve yap onları; çünkü milletlerin gözünde bu senin bilgeliğin ve senin anlayışın,’ diye yazılı olanı yerine getiriyoruz. Öyleyse neden maneviyat ve ıslahların önemini hissetmiyorum?”

Bu derin düşünce durumunda, kişi Yaradan’ın çalışmasına saygı göstermekten ne kadar uzak olduğunu hissettiği zaman, uyanmaya başlar ve “Bir şey yapılmalı, yaşamımın geri kalan kısmında bu aşağılık durumda kalamam,” diye düşünür. Elbette, bu O’na yakınlaştırsın ve ona yukarıdan yardım etsin diye kişinin Yaradan’a dua etmeye başladığı zamandır, atalarımızın dediği gibi, “Kim ki arınmak için gelir, ona yardım edilir.”

Diğer bir deyişle, O, Keduşa’nın (kutsallık) yüceliğine ve önemine dair gizliliği kişiden kaldırmalıdır. Böylece kendini sevme koşulundan gelen tüm bayağı düşünceleri ve arzuları aşabilir ve tüm kaygısı sadece Keduşa için nasıl bir şeyler yapabileceği hakkında olacaktır. Buna, “Yaradan’a memnuniyet vermek üzere” denir. Ve elbette, bu ancak kişi Yaradan’ın yüceliğine ve önemine inandığı ölçüde olabilir.

Dolayısıyla, kişi Yaradan’ın yüceliğini ve önemini görmek için Yaradan’dan onun gözlerini açmasını ister. Şöyle yazdığı gibi: “Efendim, neden sen benim ruhumu reddediyorsun? Neden sen yüzünü benden saklıyorsun?” Ve sonra can-ı gönülden bir dua olur… Yani, o anda, kişi Yaradan’ın onun kalbini şifalandırmasını ister. Şöyle yazdığı gibi: “Kalbi kırık olanları kim şifalandırır ve üzüntüsünü sarar.”

Ve sonra kişi Yaradan’ın onu Kendine yaklaştırma duası için uyanışın kendinden geldiğini düşünür ve O’nun kurtarışını bekler, Yaradan onun duasını yerine getirerek ona yardım edecektir; yani Yaradan onu O’na yakınlaştıracaktır çünkü o dua etmektedir.

Dolayısıyla, kişi Yaradan’ın ona vermesi gerektiğini düşündüğü şeyi Yaradan’dan almadığı zaman, Yaradan onun duasını yerine getirmiyor diye kızar. Diğer insanlar söz konusu olduğunda da, maneviyat arzuları yok diye O’nun onları yakınlaştırmadığını düşünür fakat o, Yaradan’a hiçbir eğilimi olmayan, dolayısıyla da Yaradan’ın onları yakınlaştırması gerekmeyen diğer insanlar gibi değildir.

Ve bu insan, Yaradan’ın onu yakınlaştırmasına yardımcı olması için dua eder. Onun diğer insanlar gibi olmadığını Yaradan’ın kendisi görebilir. Daha doğrusu, o kişi halktan daha yüksektedir; dünyayı ve onun amacını anlar, yaratılış amacı üzerine ve ne elde etmesi gerektiğine dair düşünür fakat diğer insanlara baktığı zaman, onların alçaklığını görür. Onların tüm düşünceleri ve eylemleri kendi çıkarları içindir fakat kendi aklı ve niteliklerinin diğer insanlarınkinden daha erdemli ve değerli olduğunu düşünür.

Dahası, bazen grubundaki insanlardan bile daha erdemli olduğunu görür. Onların maneviyatı ara sıra düşündüğünü bilir, oysa onun her düşüncesi ve arzusu sadece maneviyat hakkındadır. Kendini sevme koşulundan daima çıkmak ister ve Yaradan’dan bütün istediği sadece onu bu alçaklıktan kurtarması içindir. Ve dostlarının da aynı ölçüde ciddi olduklarını, sadece maneviyat hakkında düşündüklerini görmez.

Bu nedenle, Yaradan onun duasını yerine getirmediğinde hâyâl kırıklığına uğrar, diğer dostları gibi onu şu anki seviyesinde bıraktı ve onunla yani duasıyla ilgilenmedi diye üzgündür. Oysa gerçekten tüm kalbiyle dua etmişti. Bu yüzden, duanın yerine getirilişi açısından, yukarıda bir hata bulur.

Ve kendine sorar, “Fakat yazılıdır ki, ‘çünkü sen her ağzın duasını duyarsın’ ve ‘her ağız’ demektir ki ağzın tümü dua etmelidir, yani kişinin tüm bedeni Yaradan’ın ona yardım etmesini talep etmelidir fakat diğer insanların duası yerine getirilmez çünkü onların ki ‘her ağız’ ile değildir.”

Bunun hakkında Baal HaSulam der ki: “Yazılıdır ki, Ve öyle olacak ki onlar çağırmadan önce, Ben cevap vereceğim ve onlar henüz konuşurken, Ben duyacağım.” Bunu şöyle yorumlar: Kişi hatasını hissettiği ve Yaradan’dan ona yardım etmesi için dua ettiği zaman, bu ona bir neden verildiği için değildir. Daha doğrusu, kişi Yaradan tarafından tercih edilmiştir ve Yaradan onu yakına getirmeyi diler.

O anda, Yaradan kişiye kendi hatasının hissini gönderir ve O’na katılması için onu çağırır. Diğer bir deyişle, ona Yaradan’a dönme ve Yaradan’la konuşma arzusunu vererek onu yakına getiren Yaradan’dır. Bundan şu sonuç çıkar ki, kişi dua etmeden önce bile, dua çoktan yerine getirilmiştir. Yani, Yaradan kişinin O’nla konuşmasını sağlayarak onu yakınlaştırdı. Buna, “Onlar çağırmadan önce, ben cevap vereceğim,” denir. Yani, Yaradan’a dua etme düşüncesi insanın zihninde belirmeden önce, Yaradan o kişiyi O’nun yakınına getirir.

Fakat neden Yaradan onu seçti ve O’na gelmesi ve dua etmesi için ona çağrı yaptı? Buna hiçbir cevabımız yok. Bunun yerine, bunun böyle olduğuna dair mantık ötesi inanmalıyız. “İlahi Takdirin İdaresi” dediğimiz şey budur. Kişi, “Yaradan’ın bana yukarıdan bir uyanış vermesini bekliyorum ve sonra kutsallığın çalışmasında çalışabileceğim,” dememelidir. Baal HaSulam der ki: “Gelecek açısından, kişi ödül ve cezaya inanmalıdır,” yani kişi demelidir ki, “Eğer ben kendim için değilsem, kim benim için ve ben kendim için olduğumda, ben neyim ve eğer şimdi değilse, ne zaman?”

Bu yüzden, kişi bir dakika daha beklememelidir. Bunun yerine, demelidir ki, “Eğer şimdi değilse, ne zaman?” Ve daha iyi bir zaman için “Sonra kalkacağım ve kutsallığın çalışmasını yapacağım” dememelidir. Aksine, atalarımızın dediği gibi, “Zamanım olduğunda çalışacağım deme, belki de zamanın olmayacak.”

Fakat bu durumdan sonra, Baal HaSulam der ki: “Kişi İlahi Takdir’e inanmalıdır, yani Yaradan’ı çağıran kişi değildir fakat kişiyi çağıran ve ona, “Senin benimle konuşmanı istiyorum,” diyen Yaradan’dır. Dolayısıyla, yakınlaşma düşüncesi kişiden değil Yaradan’dan gelmiştir. Bu nedenle, kişi Yaradan duayı duymadı diye düşünmemelidir. Aksine, kişi Yaradan’a dönmeden önce bile Yaradan onu yakınlaştırdı.

Buna, “Onlar çağırmadan önce, ben cevap vereceğim,” denir. Yukarıda bahsedilenden çıkan sonuç şudur ki; Eğer kişi alçak durumunu hissetmek için uyanmışsa, bu kişiden kaynaklanmaz. Aksine, ona bu hissi Yaradan gönderir. Dolayısıyla, kişi Yaradan’dan uzak olduğuna dair bir düşünceye sahip olduğunda ve onu yakınlaştırması için Yaradan’a dua etmeye başladığında,Yaradan onu yakınlaştırmak üzere çağırdığı için önce Yaradan’a minnet duyana kadar dua etmemelidir.

Yaradan insanın O’na dua etmesini ister. Ve kişi maneviyatı hatırladığına ve maneviyatta bir şeyler elde etmeye çalışması gerektiğiyle ilgili kendini analiz ettiğinde, bu düşünceyi ona Yaradan’ın yolladığını söyleyebiliyorsa o zaman dua edebilir.

Atalarımızın söylediği şeyin anlamı budur, “Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli.” Diğer bir deyişle, kişi maneviyata dair durumunu düşünmeye başlar başlamaz, ona bu düşünceyi ve maneviyat arzusu verdiği için hemen Yaradan’ı övmeli ve O’na teşekkür etmeli. Daha sonrasında, Yaradan’ın onu çağırdığını bildiğinde, onu yakınlaştırdığı için hemen Yaradan’a teşekkür etmeye ve O’nu övmeye başlar. Bu, kişinin durumu için dua edebildiği zamandır çünkü erdemliğin eksikliğini, gerçek ile yalan arasındaki ayrımı bilmediğini görüp, Yaradan ona gerçeğin yolunu göstersin diye dua eder.

Atalarımızın şu söylediklerini anlayabiliriz; “Ve Yaradan ona cevap verdi. ” Kabalist Levi dedi ki, “Babasından yarım kilo altın almak için çaba gösteren prens hakkında bir alegori vardır. Arapçada ‘çaba göstermek’, ‘istemek’ demek olduğundan hem içinden hem dışından çaba gösteriyordu. ‘Yarım kilo almak’ demek, babası da ona vermeyi istiyor ve onun alışını hızlandırmak için onun karşısında çaba gösteriyor demektir.”

Açıkladığımız şeye göre, kişinin yakınlaşmayı istemesinin nedeni Yaradan’dan gelir. Yaradan kişinin uyanması için beklemez fakat kişiyi uyandırır. Daha sonra, kişi Yaradan onu yakınlaştırsın diye dua eder. Bunu şu mısra hakkında verdiği alegoriyle anlayabiliriz “Ve… onu cevapladı,” ki bu, İzak Yaradan’a dua etti demektir.

Ve bunun hakkında bir alegori verir, babası, yani Yaradan plan yapar, yani babası ona bir düşünce ve O’na dua etmesi için arzu verir ve daha sonra prens plan yapar. Diğer bir deyişle, Yaradan’a yönelen bir halk prenstir ve Kral’ın sarayı dışında durup, Yaradan’a yakınlaşmayı, yani Kral’ın sarayına girmeyi dilerler. Bu demektir ki önce başlayan cennetteki babadır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,292