e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Kabala Kütüphanesi > Makaleler > Çalışmada, ‘Çünkü Siz Tüm Halkların En Küçüğüsünüz’ Nedir?

Çalışmada, ‘Çünkü Siz Tüm Halkların En Küçüğüsünüz’ Nedir?

Makale No. 40 (1990)

(Tesniye 7:7-8) şöyle yazılmıştır: “Efendi’nin sizi arzulaması, sayıca halkların herhangi birinden daha fazla olduğunuz için değildir, zira siz bütün halkların en küçüğüsünüz. Efendi sizi sevdiği ve atalarınıza ant içtiği yemini tuttuğu için, Efendi sizi güçlü bir elle çıkardı ve sizi kölelik evinden, Mısır Kralı Firavun’un elinden kurtardı.” Bilgelerimiz şöyle demiştir (Hulin 89), “Yaradan, İsrail’e ‘Sayı olarak daha çok olduğunuz için değil’ diyor, ‘Sizi arzuluyorum, çünkü size yücelik ihsan etsem bile, Benim önümde kendinizi küçültürsünüz.’”

Bunun bize ne öğretmeye geldiğini, bilgelerimizin, Yaradan’ın İsrail’e, “Sizi arzuluyorum, çünkü size yücelik ihsan etsem bile, Benim önümde kendinizi küçültürsünüz.” diye söylediği şeyi anlamalıyız. Yaradan, “Size yücelik ihsan etmeme rağmen, kendinizi etten ve kemikten insanın önünde küçültüyorsunuz” deseydi, bunu anlardım. Ama bilgelerimiz, Yaradan’ın huzurunda anlamına gelen, “Benim önümde kendinizi küçültürsünüz” dediler. Yaradan kişiye yücelik verirse, Yaradan ona yücelik verdiği için Yaradan’ın huzurunda kendisinden gurur duymamasının derecesi nedir?

Eğer kral, bir kişiye yücelik verir ve bakanların önünde onu yüceltirse, kişi kralın önünde de kendisinden gurur duyar mı? Bu olabilir mi? Eğer olursa, Yaradan’ın önünde kendilerinden gurur duymayıp, O’nun önünde kendilerini küçültmeleri neden önemlidir? Diğer bir deyişle, kimin önünde kendilerini küçültürler? Kişi Kral’ın yüceliğini anladığında, kendisini Kral’ın önünde daha da alçaltır.

Bunu anlamak için, yaratılışın ıslahı olan çalışmanın sırasını hatırlamamız gerekir. Yani, “Form eşitliği” olarak adlandırılan Dvekut’u [bütünleşme] elde etmek yani ihsan etme kaplarıyla ödüllendirilmek için, “Tzimtzum [kısıtlama] ve Keduşa’da [kutsallık]” gizlilik olarak adlandırılan, bir ıslah gerçekleşti. Yani O’nun, yaratılanlara vermek istediği haz ve memnuniyetin gizlendiği Tora ve Mitzvot’un [emirlerin/iyi işlerin] tadı. Buna, yaratılanlara vermek istediği her şeyin, Tora ve Mitzvot’ta kıyafetlendiği ve Zohar’ın “613 Pekudin [Aramice: teminat]” dediği, “Yarattıklarına iyilik yapma arzusu” denir.

Sulam’da [Zohar üzerine “Merdiven” yorumunda] söylendiği gibi, Pekudin, Pikadon [İbranice: teminat] kelimesinden gelir çünkü her Mitzva’da [Mitzvot’un tekili], o Mitzva’da kıyafetlenmiş özel bir ışık vardır. Ama Tzimtzum’dan ve yaratılışın ıslahından dolayı üzerlerindeki gizlilik nedeniyle, onların içinde kıyafetlenen ışığa ulaşabilmek ve kişinin onlarda kıyafetlenen haz ve memnuniyeti alabilmesi için, öncelikle uygun Kelim’i edinmesi gerekir çünkü ışık ile form eşitliği olması gerekir -ışık nasıl veriyorsa, Kli [kap] de ihsan etmek için çalışmalıdır.

Bununla birlikte, doğası gereği, insan kendisi için alma arzusuna sahiptir, ihsan etme arzusu yoktur. Peki, insan, Yaradan’ın yarattığı doğasını nasıl değiştirebilir? Bilgelerimiz, bunun hakkında şöyle demiştir: “Yaradan dedi ki, ‘Kötü eğilimi ben yarattım, Tora’yı da şifa olarak yarattım.’” Başka bir deyişle, Tora kişiye kendini sevmekten nasıl çıkacağını ve ihsan etme arzusunu nasıl kazanacağını öğütler. Zohar, bu durumda, 613 Mitzvot’un, ihsan etme arzusunu elde etmek için 613 öğüt anlamına gelen, “613 Eitin [Aramice: öğütler]” olarak adlandırıldığını söyler çünkü sadece ihsan etme arzusunda, “iyi ve iyilik yapan” denilen ışık kıyafetlenir.

Bilgelerimiz, bunun hakkında şöyle demişlerdir: “Kişi her zaman, hatta Lo Lişma’da [O’nun rızası için değil] bile, Tora ve Mitzvot’la meşgul olmalıdır çünkü kişi, Lo Lişma’dan, Lişma’ya [O’nun rızası için] gelir.” Çünkü içindeki ışık onu ıslah ettiği için, kişi bununla Lişma derecesine ulaşacaktır.

Lo Lişma ile ilgili olarak, birçok anlayış vardır:

  • Provoke etmek için öğrenmek. Bu tarz, en kötüsüdür. Bilgelerimiz bunun hakkında (Berahot 17), “Tora Lo Lişma ile uğraşan birinin doğmamış olması daha iyi olurdu.” demişlerdir.
  • “Rabbi” olarak anılmak için öğrenmek.

Bu iki anlayışta, kişi insanlardan ödül ister ve yaptığı bu çalışma için Yaradan’ın kendisini ödüllendirmesini istemez.

  • Yaradan’ın, kendisini bu dünyada ödüllendirmesi için öğrenmek -yaşam, yiyecek, içecek, sağlık vb.
  • Yaradan, bir sonraki dünyada kişiyi ödüllendirsin diye öğrenmek.
  • Kişi, büyük bir Kral’a hizmet ettiğini hissettiği için Tora ve Mitzvot ile meşgul olur. Bu nedenle, Tora ve Mitzvot ile meşgul olmaktan haz alır. Bu demektir ki, büyük bir Kral’a hizmet ediyormuş gibi hissettiği bu sevinç nedeniyle, onun için çalışmaya değer. Büyük bir Kral’a hizmet ettiği için çalışan kişi, Yaradan rızası için çalışıyor olsa da bu, saf Lişma olarak kabul edilemez yani yaptığı çalışma için herhangi bir ödül istemez. Yine de, kişi bu çalışmada iyi bir tat hissetmeye özlem duyar çünkü yüce Kral’ı hisseder.

Bu nedenle, bunun hala saf Lişma olarak kabul edilmediğini bilmeliyiz çünkü sonunda, çalışma sırasında hissedeceği hazzı özler. Çalışma sırasında duyduğu haz, Yaradan’ın hizmetkârı olmak istemesinin nedenidir. Bundan, çalışma sırasında duyulan arzunun, onu Tora ve Mitzvot ile meşgul eden tek şey olduğu sonucu çıkar. Dolayısıyla bu da Lo Lişma olarak kabul edilir. Ancak bu Lo Lişma, içindeki ışık kişiyi ıslah ettiği için onu Lişma’ya getirir.

Bu, “Zohar Kitabına Giriş”te (30-31. Maddeler) yazıldığı gibidir; “İkinci ayırım on üç yıl ve sonrasıdır. O noktada, kalbindeki noktaya (ki bu, alma arzusuyla giyinmiş Keduşa’nın [kutsallığın] Nefeş’inin Ahoraym’ıdır [arkası]) güç verilir. O zaman kişi, Tora ve Mitzvot’u uyguladığı ölçüde, Keduşa dünyalarının sistemine girmeye başlar. Birincil amaç, manevi alma arzusunu elde etmek ve yoğunlaştırmaktır. Yine de ilkinden çok daha önemli bir derecedir; bu, kişiyi Lişma’ya getiren derecedir, bilgelerimizin dediği gibi, “Kişi her zaman Tora ve Mitzvot Lo Lişma ile meşgul olmalıdır, kişi Lo Lişma’dan Lişma’ya gelir.”

“Bu, Kutsal Şehina [Kutsallık] olan hanımına hizmet eden Keduşa’nın hizmetçisi olarak kabul edilir. Hizmetçi, kişiyi Lişma’ya getirir ve o, Şehina’nın aşılanmasıyla ödüllendirilir. Yine de kişi, onu Lişma’ya getirmek için uygun olan her önlemi almalıdır. Ve bu ayırımdaki son derece, tıpkı kişinin bedensel aşka aşık olduğu gibi, tutkunun nesnesi bütün gün ve bütün gece gözlerinin önünde durana kadar, Yaradan’ı delicesine sevmektir, şairin dediği gibi, ‘O’nu hatırladığım zaman, O benim uyumama izin vermez.’”

Bütün bunlardan sonra, “ihsan etme arzusu” olarak adlandırılan Lişma düzeni başlar. Ve burada, kişi ihsan etmek için kendini tamamen çalışmaya veremez yani sadece Yaradan’a ihsan etmeyi isteyemez, “çünkü O büyüktür ve hükmeder.” İnsanın bunu nasıl başaracağına dair hiçbir fikri yoktur. Bu, Mısır’da sürgünde olmayı ihsan etme arzusu olarak kabul edilir. Kişi bu arzuyu ancak mantık ötesinde anlayabilir, zira mantık dahilinde bunu idrak etmek için bir anlayış yoktur.

Diğer bir deyişle, insan haz almadığı bir şeyi yapmanın nasıl mümkün olduğunu anlayamaz. Sonuç olarak, kişi çalışması için herhangi bir ödül talep etmese bile, onu çalışmaya zorlayan şey Yaradan’ın haz almasıdır. Bundan, kişi hazzını alır. Dolayısıyla burada zaten bir haz meselesi vardır yani Kral’a hizmet etmekten haz alıyordur; bu onun hazzıdır. Ama başka türlü nasıl olur da o kişi haz olmadan çalışır?

Dolayısıyla insanın ihsan etmek için çalışması gerekir denildiğinde, bu “mantık ötesi” olarak adlandırılır. Mantık ötesi olan her şeyde, kişinin kendisi için alma arzusu orada yoktur. Diğer bir deyişle, kişiye, yalnızca Yaradan’ın bu çalışmadan haz alması için çalışması gerektiği söylenir. O zamanda, kişinin büyük bir krala hizmet ettiği için mutlu olması gerektiği söylenir.

Ancak, eğer büyük Kral, yüceliğini ve önemini ifşa etmiş olsaydı, haz, mantık dahilinde olacaktı. Yani akıl, büyük bir Kral’a hizmet etmenin değerli olduğunu anlar. Fakat kişi Kral’ın büyüklüğüne ve önemine dair inanca sahip olması gerektiğinde, küçük bir krala hizmet ettiğini hisseder. Bu nedenle, mantık ötesi, O’nun büyük bir Kral olduğunu söylediğinde, alma arzusunun bu çalışmayı kabul etmesi için yer yoktur çünkü tüm hazlar, mantık ötesi üzerine inşa edilmiştir.

Bu nedenle, Kral’ın önemini görmediğinde, bedenin neden çalışmak istemediği açıktır. Daha ziyade, akıl gerektirse de, Kral’ın büyüklüğü ifşa edilmezse, orada alma arzusunun kendisi için daha fazla yer olmadığı söylenir. O halde, kişi “Çünkü O büyüktür ve hükmeder”i nasıl çalışabilir? Bu ifşa edilseydi iyi olurdu, fakat “Efendi kim ki, O’nun sesine itaat edeyim” diyen Mısır kralı Firavun, Yaradan’ın büyüklüğünün bu anlayışını yönetir.

Bu nedenle, çalışma esas olarak bu yerdedir yani burada Lişma meselesi başlar, bu demektir ki kişi Yaradan’ın, yaptığı çalışmasından haz alması için çalışmak ister ve kişi için hangi hazzı hissettiği önemli değildir. Diğer bir deyişle, yaptığı çalışma ona sanki Kral’ın büyük olduğunu hissetmiş gibi gelirken, aslında “Şehina’nın [Kutsallığın] toz içinde olduğunu” hisseder. Yani herhangi bir önem hissetmez ancak tozun tadına varır. Ama yine de kişi üstesinden gelir ve “Bu, benim için büyük bir Kral’a hizmet ediyormuşum gibi önemli” der. O zaman, kişinin Kralın yüceliğine ve önemine inanması gerekmediği için, alma arzusu da kesinlikle haz alır.

Şehina’yı tozun içinde olarak hissederken, kişi bedenin üstesinden gelmek için nasıl güç toplayabilir? Bu çalışmadan nasıl keyif alabilir? Daha da şaşırtıcı olanı, bundan hiç tat almazken kişi çalışmak için nasıl bir ihtiyaç ve istek duyabilir? Kişi çalışmak zorundaysa, eğer başka hiçbir seçeneği yoksa bu anlaşılabilir. Ama hiç tat almadığı böyle bir çalışmayı yapmak istemesi nasıl mümkündür? Ve böyle bir işin üstesinden gelecek, keyif duyacak gücü olmadığı için, böyle düşük bir durumda Kral’a hizmet ederken ve toz tadı alırken Kral’a nasıl hizmet edebilir?

Dolayısıyla bu konuda, Yaradan’dan ona, O’nun yüceliğinin ifşasını vermesini istemez ki böylece bundan iyi bir tat alsın. Aksine Yaradan’dan bedenin üstesinden gelebilmek ve memnuniyetle çalışabilmek için, ona güç vermesini ister çünkü alma arzusu, toz tadında olan çalışmadan hoşlanmadığından, artık sadece Yaradan için çalışabilir. O halde insan neden çalışır? Elbette, sadece Yaradan rızası için. Mantık dahilinde böyle bir çalışmaya yer yoktur ve bu çalışmada insan, böyle bir şekilde çalışmak istemesinin doğası gereği imkânsız olduğunu görür.

Bu çalışmada, böyle bir koşul içinde, kişi, kendi iyiliği için değil de ihsan etme arzusuyla çalışabilmesinin hiçbir yolu olmadığını görür. Böyle bir şey ancak yukarıdan bir mucize ile olabilir. Ve gerçekten de buna “Mısır’dan çıkış” yani doğası gereği sahip olduğu akıldan, haz almadıkça hareket etmenin mümkün olmadığı yerden çıkmak denir. Diğer taraftan, burada kişi Yaradan’dan kendisine hiçbir duygu ya da tadın olmadığı yerde çalışması için güç vermesini, ancak Yaradan’ın bu çalışmadan haz aldığına inanmak ister çünkü her şey ihsan etmek içindir.

Bu sebeple bu dua içten bir duadır çünkü kişi, ihsan etmek için bir şey yapmayı asla umut edemeyeceğini görür. İnsan kaybolduğunu hisseder. O zaman kişi, Yaradan ile yakın temas halindedir ve bu, kişinin takdir etmesi gereken bir şeydir -Yaradan’dan kendisine yardım etmesini ister ve dünyada onu kurtarabilecek kimse yoktur.

Nihayet, burada en zor soru geliyor; kişiye, tadı toz gibi olan bu çalışmadan Yaradan’ın memnuniyet duyduğunu ve kişinin Yaradan’dan istemesi gereken çalışmanın bu olduğunu çünkü onun, her şeyi sadece Yaradan’ın haz alması için yapmak istediğini kim söyledi?

Bunun cevabı “bilgelere inanç” tır. Bizler, onların sözlerine inanmalıyız. Kişinin, Yaradan’ın kendisine yardım etmesi için dua etmesi, böylece alçakgönüllülük halinde çalışabilmesi ve tadın sadece tozun tadı olması, bu, yalnızca bilgelere olan inanç temelinde olabilir; onlara, kendi çıkarımız için değil ancak bu yolla bir Lişma koşuluna ulaşabileceğimize inanma temelinde olabilir. Başka bir deyişle, sadece onlar Lişma’nın ne olduğunu ve ona nasıl ulaşılacağını bilirler.

Yukarıdakilere göre, “Sayı olarak daha fazla olduğunuz için değil” sözü ile ilgili olarak bilgelerimizin söylediklerine dair sorduklarımızı yorumlayabiliriz. “Yaradan İsrail’e dedi ki, ‘Sizi arzuluyorum, çünkü size büyüklük ihsan etsem bile, Benim önümde kendinizi küçültürsünüz.’” “Kralın övdüğü birinin, kralın önünde gurur duyması adetten midir?” diye sorduk. Öyleyse neden bize İsrail’in, Yaradan’ın önünde kendini küçülttüğünü söylüyorlar?

Yukarıda, çalışmada iki anlayış olduğunu açıkladık: 1) Yaradan, Tora ve Mitzvot ile meşgulken kişiye parladığında ve çalışmada iyi bir tat hissettiğinde ve Yaradan’ın yüceliğini hissettiğinde, büyük bir Kral’a hizmet ediyordur ve kişi zaten “O’nu hatırladığım zaman, O benim uyumama izin vermez.” derecesini edinmiş demektir. 2) Lişma çalışması, ödül almak için değil, ihsan etmek için anlamına gelir. O zaman insanın bedeni direnir çünkü çalışmada herhangi bir tat hissetmez. Bununla birlikte kişi, Yaradan’ın yüceliğine dair herhangi bir hissiyat istemez çünkü o zaman bu his ona, Tora ve Mitzvot ile meşgul olurken hissettiği bu duygu nedeniyle, onu Tora ve Mitzvot ile meşgul olmaya zorlayan bir sebep verir. Artık sadece Yaradan rızası için değil, kişinin kendi hazzı da buna dahil olmuştur.

Bu çalışma tamamen mantık ötesi olduğundan, dünyada böyle bir şeyi anlayabilecek bir akıl bulunmadığından, bu idrake “Şehina tozun içinde” denir ve kişi, Yaradan’ın özellikle bu çalışmadan memnuniyet duyduğuna inanmalıdır, buna “Benim önümde kendinizi küçültürsünüz” şeklinde çalışma denir.

Bu demektir ki, Yaradan, onlara Yaradan’ın yüceliğini hissetmelerine izin verdiğinde, “Artık mantık ötesi çalışmamıza gerek yok çünkü beden de Yaradan’ın yüceliğini hissettiğinde ‘bir meşalenin önündeki mum gibi’ iptal olur” demezler. Bunun yerine onlar “‘Çünkü siz bütün halkların en küçüğüsünüz’ şeklinde çalışmak istiyoruz” derler yani bir insandaki bütün halklar, bu çalışmanın rezil, değersiz ve sıradan olduğunu söylerler yani “Şehina tozun içindedir”.

Bilgelerimizim dediği gibi, “Yaradan İsrail’e ‘Sayı olarak daha çok olduğunuz için değil’ dedi, ‘Sizi arzuluyorum, çünkü size büyüklük ihsan etsem bile, Benim önümde kendinizi küçültürsünüz.’” “Ben, İbrahim’e yücelik verdim.” Elbette o zaman kişi mutlu olmalıdır çünkü Yaradan’ın yüceliğini zaten hissetmektedir ve artık bedenden direnç görmeyecektir. Yine de kendini küçültür ve “Ben de toz ve külüm” der.

Diğer bir deyişle, kişi Yaradan’a şöyle der; “Ben, ‘Senin Tanrın, Efendi Benim’ şeklindeki çalışmanın toz ve kül halindeki koşuluna özlem duyuyorum” yani çalışmanın onun için “Şehina tozun içinde” olduğu zamana. O zaman kişi, çalışmasının tamamen ihsan etmek olduğundan emindir, alma arzusunun bunda hiçbir rolü yoktur. Bu, Yaradan’ın önünde kendini küçülttüğü anlamına gelmez yani Yaradan’ın önünde, kendisiyle gurur duymaz. Daha ziyade bu, Yaradan ona büyüklük vermesine rağmen, alçakgönüllülük koşulu içinde çalışmak için kendini küçülttüğü anlamına gelir.

Benzer şekilde, Yaradan Musa’ya ve Harun’a yücelik verdi ve onlar, “Ya biz?” dediler. Diğer bir deyişle, Şehina’nın onlara göre toz içinde olduğu bir zaman için, çalışmaya özlem duydular. İşte o zaman, çalışmada tat hissetmedikleri zaman, günahkâr gelir ve “Senin için bu çalışma nedir?” anlamına gelen “Ne” sorusunu sorar, bu aşağılık çalışmada özellikle çalışmak istemen nedendir? Günahkâr olan, “Bu çalışma senin için nedir?” diye sorar, zira o zaman onlar, çalışmalarının tamamen ihsan etmek olduğundan emindiler ve alma arzusunun bunda bir payı yoktu.

Davud’da da durum aynıdır. Yaradan ona yücelik verdi ve o, “Ve ben” dedi, “Senin Tanrın, Efendin Benim” anlamında. Bu çalışma onun içindi (“Senin Tanrın, Efendin Benim” denilen göklerin krallığının yükünü üstlenmek istediğinde) ve onun bedeni için “Ve ben bir solucanım, bir insan değil” şeklindeydi.

Even Ezra, “Ve ben bir solucanım, bir insan değil” sözleri hakkında sorar. O, “Kişinin kendisi hakkında insan olmadığını söylemesi pek olası değildir. O sadece düşmanların aleyhine konuşur, onların kendisini küçümsediklerini ve onların gözünde bir hiç olarak görüldüğünü söyler.”

Burada da, bunun anlamı şudur ki, Yaradan ona yücelik verdiğinde, o, “Artık bedene karşı savaşmama gerek yok çünkü beden Yaradan’ın önünde, bir meşalenin önündeki mum gibi iptal olacak” demedi. Bunun yerine, o şöyle dedi: “Bir alçakgönüllülük haline özlem duyuyorum, böylece düşmanlarım yani bedenimdeki dünya ulusları, “yalnızca ihsan etmek için çalışmak” dedikleri ve o, çalışmada hiçbir hissiyata sahip olmazdı dedikleri, çalışmamı küçümseyecekler.” Bu, onun hiçbir şekilde insan olmadığının bir işaretidir -onlar çalışmasının düzenini küçümsediklerinde.   Bu, “İsrail, Benim önümde kendinizi küçültürsünüz.” olarak kabul edilir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,098