e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Kabala Kütüphanesi > Makaleler > Yaşamın İki Anlayışa Ayrılmasının Nedeni

Yaşamın İki Anlayışa Ayrılmasının Nedeni

Makale 1, 1988

Bilgelerimiz şöyle dediler (Berahot 18): ‘Yaşayanlar öleceklerini bilirler. O erdemliler ki, onlara ölümlerinde ‘yaşayan’ denir. RAŞİ şöyle yorumlar: ‘O erdemliler öleceklerini nasıl bilirler? Onlar ölüm gününe dikkat ederler ve günahtan kaçınırlar.’ ‘Ve ölüler hiçbir şey bilmezler. O günahkârlara yaşamlarında ‘ölü’ denir.’ RAŞİ şöyle yorumlar: ‘Günahkârlar hiçbir şey bilmezler.’ yani ‘Onlar bilmiyormuş gibi yaparlar ve günah işlerler.’

Dolayısıyla ‘ölüm’ denilen bir yaşam vardır. Başka bir deyişle günahkârlara yaşamlarında ‘ölü’ denir. Ayrıca ‘yaşam’ denilen bir ölüm vardır, bu da erdemliler arasındadır.

Yani yaşamda iki anlayış vardır: 1) Günahkârların yaşamı 2) Erdemlilerin yaşamı

Erdemlilerin yaşamına ne dendiği yazılmamıştır. Daha ziyade yazılan şey, erdemlilerin ölümünün ‘yaşam’ olarak adlandırılmasıdır. Eğer erdemlilerin ölümüne ‘yaşam’ deniyorsa, o zaman erdemlilerin yaşamının kesinlikle daha yüksek bir derece olduğunu söylemeliyiz.

RAŞİ’nin yorumuna göre, öyle görünüyor ki, onların ölümünde yani onlar ölü olarak görüldüklerine baktıkları zaman, günah işlemiyorlar. Peki bu yaşamla nasıl ilişkilidir? Günah işlemeyen birinin zaten yaşamı var mıdır? Ayrıca RAŞİ günahkârlara yaşamlarında ‘ölü’ denildiğine dair bir yorum yapmıştır. Neden? Çünkü günahkârlar hiçbir şey bilmezler, yani bilmiyormuş gibi yaparlar. Bunu, onların ölüm günü hakkında bir şey bilmedikleri şeklinde değerlendirmeliyiz.

Bunu da anlamalıyız. Ölüm gününü hatırlamayan kişi günah işlemeli midir? Nihayetinde bilgelerimiz şöyle demiştir (Berahot 5): ‘Kişi daima iyi eğilimi kötü eğilim üzerinden kızdırmalı, rahatsız etmelidir. Eğer onu yenerse, iyidir. Eğer yenemezse, kişi Şema okumaları yapmalıdır.’ Bu demektir ki, eğer kişi ölüm gününü hatırlamıyor olsa bile günah işlemek zorunda değildir. Peki RAŞİ’nin yaptığı, onlar ölüm günü hakkında bir şey bilmiyormuş gibi yaparlar, bu nedenle de günah işlerler, yorumu ne anlama geliyor? Bu, günah işlemek istemeyen birinin daima ölüm gününü hatırlaması gerektiği anlamına mı geliyor?

Yukarıdakilerin tümünü anlamak için önümüzde duran her şeyi yani daha sonra yapılacak olan yaratılışın ıslahı meselesinin yanı sıra yaratılış amacını da hatırlamalıyız. Kli (kap) olmadan ışık yoktur kuralını da anlamalıyız. Yaratılış amacının, Onun yarattıklarına iyilik yapmak olduğu biliniyor. Bu demektir ki, bir eksiklik olmadan dolum olamaz. Bu nedenle Yaradan yokluktan varoluş, bir eksiklik ve haz almaya özlem yarattı. Buna ‘haz alma arzusu’ denir.

Alma arzusu’ denen bu Kli’nin üzerinde daha sonra Tzimtzum (kısıtlama) denen bir düzeltme yapıldı. Bu demektir ki, bolluğun alımından dolayı, veren ve alan arasında bir eşitlik yoktur ve Kli, Dvekut (bütünleşme) denen form eşitliğine özlem duyar. Bu nedenle de kendi alma arzusunun içine almak istemez. Bunun yerine bu anlayışta bir Tzimtzum vardır ve yalnızca ihsan etmeye niyet edebildiği yerde alacaktır. Bu yaratılışın ıslahıdır ki böylece yaratılanlar Yaradan’dan haz aldıklarında tatsızlık hissetmezler.

Artık yaratılış amacının, yaratılanlara haz ve memnuniyet vermek ve yaratılışın ıslahının yaratılanların hazzı almalarında rahatsızlık hissetmemeleri için olduğunu anlıyoruz. Kli’ye ‘eksiklik’ denir ve ‘ışık’ ‘dolum’ olarak adlandırılır. Dolayısıyla yaşamın kıyafetlendiği Kli’ye ‘arzu’ ve onun içinde kıyafetlenen yaşama ‘ışık’ denir.

Bundan iki çeşit Kelim’e (kaplar) sahip olduğumuzu öğreniyoruz: 1) Yaratılışın ıslahı olmaksızın ‘almak için almak’ denen Kli 2) Yaratılışın ıslahı ile ‘ihsan etmek için almak’ denen Kli.

Yukarıdakilere göre ‘ışık’ yaşam olarak adlandırılır. Dolayısıyla alma arzusunun Kelim’inde kıyafetlenen Yaradan’dan form eşitsizliği aldığımız, Hayatların Hayatından ayrılmamıza neden olan bir yaşamımız var. Bu nedenle bu yaşama, orada gerçekleşen ayrılık nedeniyle ‘ölüm’ denir.

Ayrıca ‘ihsan etmek için almak’ denen yaratılışın ıslahının olduğu Kelim’de kıyafetlenen ‘ışık’ adı verilen bir yaşam vardır. Bununla amaç ihsan etmek olduğundan, onlar ‘alıcılar’ olarak adlandırılmalarına rağmen, haz alırken bile Dvekut’da kalırlar. Sonuç olarak kişinin aldığı ışığa yani yaşama ‘hayat’ denir, zira ışık Hayatların Hayatına bağlı kalır.

Böylelikle şu söylenenleri yorumlayabiliriz: ‘‘Yaşamlarında günahkârlara ‘ölü’ denir,’’ zira onlar aldıkları her şeyi ayrılığa neden olan alma kaplarına alırlar. Bu nedenle ‘yaşamlarında günahkârlara ‘ölü’ denir’ denmiştir. Bu ‘‘yaşamlarında erdemliler ‘yaşayanlar’ olarak adlandırılır’’ ifadesinin nedenini de açıklar, zira onlar Kli’nin dolumunu yani ışık ve hazzı ihsan etme kaplarına alırlar; böylece alan haline gelmelerine rağmen Hayatların Hayatına tutunurlar.

Ancak buna göre bilgelerimizin ‘‘yaşamlarında erdemlilere ‘yaşayan’ denir’’ sözlerini nasıl yorumlayabiliriz? Mesele şu ki, çalışma düzenine Lo Lişma’da (O’nun adına değil) başlarız ve Lo Lişma’dan Lişma’ya (O’nun adına) geliriz. Bu nedenle kişi çalışmaya başladığında niyet kendi iyiliği içindir; buna ‘ödül ve ceza’ denir. Daha sonra kişi ödüllendirilir ve yukarıdan ona bir uyandırılma ile her şeyi Yaradan’ın iyiliği için yapmak demek olan hakikatin yolunda yürümesi gerektiği gösterilir.

Kişiye yukarıdan kendi iyiliği için değil de “Yaradan’ın iyiliği için” in ne demek olduğu gösterildiğinde, beden çalışmadan kaçar ve artık çalışmak istemez. O zaman kişi düşüş durumunda olduğunu düşünür.

Yani kişi çalışmaya başladığında yükseliş durumundadır, yani daha saftır ve o kadar da maddileşmemiştir. Bu yüzden beden çalışmasına karşı gelmez. Ama şimdi beden maddeleşmiştir ve bu nedenle de çalışmak istemez. Diyor ki, ‘Bu çalışma benim için değil çünkü yalnızca ilerlemeyi bıraktığımı değil, gerilediğimi de görüyorum. Bu nedenle çalışma zaman ve çaba kaybı. Manevi hayatı edinemeyeceğimden, en azından maneviyatı düşünmeyen ama yalnızca maddeselliği düşünen dünyanın geri kalanı gibi maddesel hayatı edineceğim.’

Onlar gibi olacağım ve en azından bu dünyada yapabileceğim şeylerden zevk almaya çalışacağım. Aksi taktirde her iki şekilde de ellerim boş kalacak.’ O zaman şöyle der, ‘‘Bilgelerimizin söylediklerini yapacağım (Yoma 72): ‘Raba Bilgelere dedi ki, ‘Size yalvarıyorum, çift cehennemi miras almayın!’’ RAŞİ ‘çifte cehennem’ ifadesini, Tora’da bu dünyada çaba göstermek ve emek sarf etmek olarak yorumlar. ‘Ve bunu yerine getirmeyecek ve ölümünün üzerine cehennemi miras alacaksın ve yaşamında dünyanda zevk almayacaksın.’

Bununla kişi ‘ölüm’ denilen düşüş durumuna geldiğinde yani ölümün tadını hissettiğinde, eğer ihsan etme yolunu izlerse, yani yaptığı her şey yalnızca Yaradan’a memnuniyet vermek için olur ve kendisi için hiçbir şey istemezse, buna ‘Yaradan’a adanmışlıkla hizmet etmek’ denir. Bu kişiye ölüm gibi hissettirir.

Aslında bu sorduğumuz soruyu gündeme getirir, ‘Bir Mitzva’nın (iyi işler/emirler) bir Mitzva’yı tetiklediği’ bilinmektedir. Peki kişi Tora ve Mitzvot’a (Mitzva’nın çoğulu) bağlanmışken yaşamın tadını hissettiği bir koşuldan neden yalnızca Tora ve Mitzvot’u Yaradan adına izleyeceğini söylemeye başladığı, bunda yaşamın değil ölümün tadını hissettiği bir koşula gelir? Bir Mitzva’nın bir Mitzva’yı tetiklediği kuralının olduğu yerde şöyle yazılmıştır (Avot, Bölüm 4, 2): ‘‘Ben Azai der ki, ‘Hafif bir Mitzva’ya koşun ve günahtan kaçının, çünkü bir Mitzva bir Mitzva’yı ve bir günah bir günahı tetikler, zira bir Mitzva’nın ödülü bir Mitzva’dır ve bir günahın ödülü bir günahtır.’’

Mesele şudur ki, kişi Lo Lişma’da çalışmaya başladığında, çalışmaya kendisini bütün kalbiyle adadığında ve her şeyi ciddiyetle üstlendiğinde, bu nedenle yukarıdan kendi menfaati için değil de ihsan etmek için çalışmanın olduğuna dair bir bilgi bahşedilir. Kişinin organlarında bu bilgiyi hissetmekle ödüllendirilmesinin sebebi, bir Mitzva’nın bir Mitzva’yı tetiklemesindendir, çünkü herhangi biri kişinin bütün çalışmasının kendi menfaati için değil, Yaradan’ın iyiliği için olmasının ne olduğuna dair bir hissiyatla ödüllendirilmez. Bu, özellikle bütün gücüyle Lo Lişma’da çalışanlarla ilgilidir. Bununla Lişma’yı hissetmeye gelirler ve beden bununla kesinlikle hemfikir olmaz.

Ancak şimdi kişi görür ki, ihsan etme çalışmasında bedenin alacağı bir şey yoktur; bu kişi bir ikilemde kalır: Şimdi ‘günah’ denilen düşüş durumunda olduğunu söyleyebilir. O zaman umutsuzluğa kapılır ve en önemli şeyin ihsan etmek olduğunu artık gördüğünü ama ihsan etmek için çalışamadığını söyler. Bu nedenle mücadelen kaçmalı ve en azından maddesel hayattan zevk almaya dönmelidir ya da bu çalışmaya başladığında bütün eylemlerin Lo Lişma amacıyla olduğunu söyleyebilir. O zaman çalışma, alma arzusuna karşı değildi bu yüzden beden itiraz etmiyordu. Ama şimdi ‘Yaradan adına çalışmak’ denilen Lişma’nın varlığını bilmekle ödüllendirildiğine göre, doğasına karşıt olduğundan beden kesinlikle buna itiraz etmelidir. Öyleyse Yaradan adına nasıl çalışabiliriz? Cevap şudur; küçük olanın büyük olana hiçbir ödül olmadan hizmet edebilmesi doğaldır, zira ona hizmet etmekten büyük sevinç duyar.

Bu şu soruyu gündeme getirir; beden neden Yaradan adına çalışmayı kabul etmez? Cevap şudur; beden Yaradan’ın yüceliğine inanmaz, çünkü inanmaya ihtiyaç duyulan yerde beden itiraz eder zira inanç önemsiz bir şeydir. Bu demektir ki, Onun yüceliği mantık dahilinde ifşa olmadığında ancak inanmamız gerektiğinde, kişi bunu ‘düşük’ ve ‘aşağı’ görür. Beden bu çalışmaya dayanamaz.

Bu nedenle Yaradan’ın, Onun yüceliği ifşa olmasın diye gizliliği ve Tzimtzum’u (kısıtlama) neden yarattığını sormalıyız. Daha doğrusu kişi Yaradan’ın yüceliğini hissetmek isterse buna ancak inanç ile ulaşabilir. Cevap biliniyor. Kişi henüz alma arzusundan temizlenmediğinde, her şeyi yani Yaradan’ın bütün ifşalarını kendine sevgi Kelim’ine alacaktır. Bu onu maneviyattan ayıracak ve ‘Efendisini tanımak ve Ona karşı isyan etmeyi amaçlamak’ gibi olacaktır.

Eğer kişi erdemli ise bilgelerimizin dediği gibi “Erdemli onu yapanı haklı çıkarır.” yani düşüş zamanının mevcut hissiyatının, Yaradan’ın kendisine hizmet etmekten onu reddettiği için değil, tam tersine bunun kendisi için büyük bir ıslah olduğunu söyler. Yani şimdi ona Yaradan’ın yüceliğine mantık ötesi olarak inanması için bir yer ve ayrıca Yaradan’dan yüceliğini kendisi için aydınlatmasını isteme ihtiyacı verilmiştir.

Kişi bu ifşadaki haz nedeniyle Yaradan’ın yüceliğini hissetmek istemez. Onun niyeti kendi alma kaplarını memnun etmek değildir. Tam tersine içindeki alma arzusunun tamamını iptal etmek istediğinden ve beden teslim olmak istemediğinden, Yaradan’dan onun için aydınlatmasını ve gizliliği kaldırmasını ister ki böylece Yaradan’ın önünde kendisi için alma arzusu iptal edilsin.

Bununla Ben Azai’nin dediği şeyi, ‘hafif bir Mitzva’ya koşun’ ifadesini anlayacağız. Yani kişi bir ikilemde kalır: Kişi düşüşün, bir arzu ve çalışmada herhangi bir canlılık olmaksızın hoşnutsuzluğun tadını hissettiği ama her şeyi zorlamayla yaptığı koşuldaki çalışma için özleme sahip olduğu önceki derecesinden düşüşünün ona yukarıdan geldiğini söyleyebilir. Çünkü onlar kişinin hakikatin yolunda yani mantık ötesi inanç ile yürümesini ister, bu da kişinin mantık ötesi gittiğinde kendisine önemsiz gelmesi nedeniyle hafife aldığı hafif bir Mitzva’dır.

Ya da kişi tam tersini söyleyebilir: Bu, ‘Bir Mitzva bir Mitzva’yı tetikler.’ yüzünden değil, sadece diğer insanlardan daha kötü niteliklere sahip, daha kaba bir insan olmasındandır. Bu nedenle günah işliyordur ve kutsallık çalışmasına layık değildir. Bunun yerine ‘Bir günah bir günahı tetikler.’ Şu anda Tora ve Mitzvot’da bildiğim şeyler zorunlu olduğundan ve kutsal çalışmaya dair hiçbir sevgim olmadığından başka bir günah işleyecek ve zorlamanın yolundan ayrılacağım. İyi ruh hali içinde olduğumda Tora ve Mitzvot’a bağlanacağım. Bu arada maddesel hayatıma döneceğim ve en azından Raba’nın sözlerinde olduğu gibi bu dünyanın tadını çıkaracağım.

Bu nedenle kişi bir ikilemle yüzleştiğinde Ben Azai ‘Hafif bir Mitzva’ya koş’ der, yani koş ve hafif bir Mitzva seç. Bu demektir ki, bu koşul hafif bir Mitzva olarak kabul edilir ve hakikate giden yolda yürümeniz için size yukarıdan verilmiştir. Bunun sebebi ‘Bir Mitzva’nın bir Mitzva’yı tetiklemesidir.’ Lo Lişma’ya başladığınız ve niyetiniz kendinizi tüm kalbinizle Tora ve Mitzvot’a adamak olduğu için, bu nedenle ‘Bir Mitzva bir Mitzva’yı tetikler.’ Bu yüzden size Lişma meselesinin bilgisi yukarıdan verildi ve bunu hissetmeye başladınız. Bu kişinin Yaradan’ın onu daha yakına getirmesine ihtiyaç duyduğu zamandır, zira o zaman bilgelerimizin söylediklerini, ‘İnsanın eğilimi onu her gün yener’ koşulunu görür. Yaradan’ın yardımı olmasaydı kişi bunun üstesinden gelemezdi.

‘…ve günahtan kaçar.’ Yani şu an içinde olduğu durumun bir günah olduğunu söylemekten kaçar. Bunun yerine bir Mitzva’nın bir Mitzva’yı tetiklediğini ve bunun bir günah olamayacağını söyler. Eğer böyle demezseniz ama tam tersine bunun bir günah olduğunu söylerseniz o zaman bilin ki, ‘bir günah bir günahı tetikler.’ Böylece başka bir günah işlemeye zorlanacaksınız yani maddesel hayata dönecek ve başladığınız çalışmayı terk edeceksiniz, çünkü en azından bu dünyadan haz almak isteyeceksiniz, ‘Ölümünüzün üzerine cehennemi miras almayacaksınız ve yaşamınızda kendi hayatınızdan haz almayacaksınız’ diyen Raba’nın sözlerinde olduğu gibi.

Yukarıdakilere göre ‘Yaşayanlar öleceklerini bilecek; yaşamlarında o erdemlilere ‘yaşayan’ denir’ şeklinde yazıldığını söyleyen RAŞİ’nin yorumuyla ilgili sorduğumuz soruyu anlayabiliriz. Onlar öleceklerini nasıl bilir? Ölüm gününü dikkate alırlar ve ölüler hiçbir şey bilmiyorken günahtan kaçınırlar. O günahkârlara yaşamlarında ‘ölü’ denir. Der ki, onlar bilmiyormuş gibi yaparlar ve günah işlerler.

RAŞİ’ye göre, ölüm gününü dikkate almayan birinin zaten günahkâr olduğu anlaşılıyor. Şunları sorduk: 1) Erdemlilere yaşamlarında öleceklerini bildikleri ve günah işlemedikleri için ‘yaşayan’ denir, yorumuyla ilgili. Dolayısıyla günah işlemeyen birinin zaten hayatı vardır. Günah işlemeyen biri ile yaşam arasındaki bağlantı nedir? 2) Erdemlilerle ilgili ‘Yaşayanlar öleceklerini bilecek’ diyen RAŞİ’nin sözlerinden öyle anlaşılıyor ki, onlar ölüm gününe dikkat etmiş ve günahtan kaçınmışlardır. Onun sözlerinden anlaşılıyor ki, onlar ölüm gününe dikkat ettikleri için günah işlemezler, aksi takdirde onlar da günah işlerlerdi. Ancak bilgelerimiz günahı engelleyen ölüm gününün şart olmadığını söylediler (Berahot 5); bilgelerimizin şöyle söylediği gibi, ‘Kişi daima iyi eğilimi kötü eğilim üzerinden kızdırmalıdır. Yenerse iyi ama yenemezse kişi Tora’ya bağlanmalıdır. Bağlanamazsa Şema okumaları yapmalıdır. Yapamazsa buna ölüm gününde değinmelidir.’

Bu nedenle birinin günah işlemesini engelleyen ölüm gününün şart olmadığını görüyoruz. Buna göre anlamalıyız ve bu yüzden söyledikleriyle ilgili net olmalıyız ki, ‘ölüm günü’ yani bu, kişinin düşüş durumuna geldiği, Tora’da, duada hiç tat hissetmediği zamandır. Kişinin Tora ve Mitzvot’ta yaptığı her şey zorunludur ve gerçekten de kişinin hiçbir canlılığı yoktur, bu gerçekten de ölüm gibi hissettirir.

Kişi kendisine şunu sormalıdır: ‘Önceki durumumdan düşmemin sebebi nedir? Yani ihsan etme çalışmasına başlamadan önce mutluydum ve Yaradan’ın işçisi olacağımdan emindim. Bu beni her zaman çaba göstermeye davet etti ve herhangi bir zayıflık ya da aylaklık bilmezdim. Tam tersine her şey için daima uyanıktım. Ama ihsan etme yolunda çalışmaya başlar başlamaz çalışmadaki tüm canlılığı yitirdim ve her şeyi tembelce yapıyorum. Çalışmada ölüm tadı hissediyorum. Bilgelerimiz bir Mitzva’nın bir Mitzva’yı tetiklediğini söylediler ama şimdi ben tam tersini görüyorum.

Gerçekten de kişi o an hissettiği ölüm haline dikkat etmelidir. Bu nedenle ‘yaşayanlar öleceklerini bilirler; onlar ölüm gününe dikkat eder ve günahtan kaçınırlar’ der. ‘Ölüm gününe dikkat etmek’ ifadesinin anlamı şudur ki, ‘Bir Mitzva bir Mitzva’yı tetikler’ kuralına göre şimdi gün olmalıydı. Yani kişi Lişma çalışmaya başladığında, şimdi hakikat yolunda yürüdüğünden daha canlı olmalıydı. O halde neden şimdi karanlık olan ve yaşam olmayan ama gece kabul edilen ölümü hissediyor?

Ancak erdemli olan kişi onu yapanı haklı çıkarır ve der ki, ‘Şüphesiz, Yaradan’ın şimdi bana verdiği bu düşüş, benim iyiliğim içindir. Yani Yaradan şimdi kişinin kendisi için değil, yalnızca Yaradan için çalıştığında bunun ne anlama geldiğini bilmeme izin verdi. Beden, bu doğasına aykırı olduğu için buna elbette direnir. Diğer taraftan kişi Lişma çalışmasına başlamadan önce ve kendi çıkarının hizmetkârı iken, bu nedenle beden buna direnmiyordu.

Dolayısıyla bu ona bildirildiğinin bir işaretidir ki böylece kişi beden direndiği için doğru yolda yürüdüğünü bilecektir. Aksi taktirde bedeni direnmezdi. Bu nedenle şimdi kişi Kli denilen bir ihtiyaca sahiptir, Yaradan ona yardım edecektir, şöyle yazıldığı gibi, ‘Arınmaya gelene yardım edilir.’ Bu böyledir, çünkü doğasına karşı gelmek için Yaradan’ın yardımını alır, çünkü doğal olan her şeyi kişi yapabilir. Ancak doğaya aykırı olan, ‘yukarıdan bir mucize’ olarak adlandırılır yani kişinin doğasına karşı gidebilmesi için ona yalnızca yukarıdan güç verilebilir.

Bu nedenle ‘ölüm gününü anlamaya dikkat etmek’ demek, hissettiği bu ölümün bir gece değil gerçekten de bir gün olması demektir. ‘Ölüm günü’ demek, burada bunun ‘yaşam’ denilen ‘gün’ olduğunu veya bunun ‘ölüm’ olduğunu söylemek adına, seçim için yer var demektir. Bu bana doğduğum amaca ulaşmak için dürüstçe ve kapsamlı bir şekilde emek sarf ettiğimde geldi. Lo Lişma’ya başladığım ve Lo Lişma doğama zıt olmadığı için beden direnmedi.

Ama şimdi yukarıdan Lişma yolunda yürümekle ödüllendirildim. Bu nedenle beden direniyor ve doğaya aykırı olduğu için çalışmaya enerji vermek istemiyor. Bu yüzden şimdi ölüm tadı alıyorum. Bu nedenle şimdi ‘ölüm’ değil,’ ‘gün’ olduğunu söylersem, bu koşuldan şu anda gittiğim yolda başarılı olacağıma dair güven alırım.

Ölümü hissettiğim bu durumun, düştüğümü gördüğüm için, ‘düşüş’ denilen günah koşulunda olduğum ve bundan dolayı çalışmada yapacak başka bir şeyim olmadığı için olduğunu, bu yüzden de bunun zaman kaybı olduğunu söylemekten kaçınırım. Bunun yerine bu koşulun bir düşüş olmadığını, derecelerde bir yükseliş olduğunu, hakikat yoluna çıktığımı söylerim.

Günahtan kaçınmak’ sözü, onların bu durumun bir günah olduğunu ve doğal olarak bir günahın bir günahı tetiklediğini yani tüm mücadeleden ayrılmanın benim için daha iyi olduğunu söylemekten kaçınmaları anlamına gelir. Bunun yerine bir Mitzva bir Mitzva’yı tetiklediğinden derecelerde yükseldiğimi söylerim.

Sonuç olarak ‘Bir Mitzva bir Mitzva’yı tetikler’ ifadesini geçmiş ve gelecekle ilgili olarak değerlendirebiliriz. Yani eğer kişi, bu durumun bir Mitzva olduğunu söylerse, o zaman bir Mitzva bir Mitzva’yı tetikler yani artık kişi kutsallığın derecelerinde yükselmekle, hedefe ulaşmakla ödüllendirileceğine dair inanca ve güvene sahip olur.

Bununla neden ‘Yaşam için bizi hatırla, Ey yaşamı arzu eden Kral, Senin, yaşayan Tanrı’nın iyiliği için bizi yaşam kitabına yaz,’ dediğimizi anlayacağız. ‘Senin, yaşayan Tanrı’nın iyiliği için’ dediğimizdeki sonu anlamalıyız. İki tür yaşamın olduğunu görebiliyoruz: 1) Günahkârın yaşamı 2) Erdemlinin yaşamı. Günahkârın yaşamı, ‘Yaradan’dan ayrılık’ denen alma kaplarındadır. Erdemlinin yaşamı Yaradan’la Dvekut (bütünleşme) olan ihsan etme kaplarındadır. Bu nedenle ‘Yaşam için bizi hatırla’ dediğimizdeki yaşam hangisidir? ‘Senin iyiliğin için’ demek, ihsan etmek için demektir. Yani bizler ihsan etme kaplarındaki yaşamı istiyoruz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,286