e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Sabah Dersi Materyalleri > Kabala Kütüphanesi > Sabah Dersi 2020 > Sabah Dersi Materyali 2020 – Hanuka

Sabah Dersi Materyali 2020 – Hanuka

1) Rabaş, Makale 9,  Hanuka Mumuna Dair (1986)

Hanuka, … ihsan etme kaplarını edinmek olan yaratılışın ıslahı çalışmasıdır. Buna, kendimiz için değil yalnızca Yaradan için yapmak istediğimiz “maneviyat” diyebiliriz, bilgelerimizin söylediği gibi “Tamamen Yaradan için bir adak yani yanmış bir adak, tümüyle manevidir.”

2) Rabaş, Makale 9,  Hanuka Mumuna Dair (1986)

Hanuka’- Hanu (park etmek) Koh (burada / şimdiye kadar), onlar buraya park ettiler anlamına gelir. Bu demektir ki, Kislev’in (Hanuka’nın başladığı gün) Chaf-Hey’i (Koh /25.), savaşın sonu değildi, yalnızca bir duraklama, molaydı. Bu, yeni, büyük bir saldırı başlatmak isteyen bir orduya benzer ki böylece askerler, savaşa devam edebilmek için, dinlensin ve güçlerini toplasınlar.

3) Rabaş, 26. Mektup

Hanuka konusu da böyledir. Hanu’nun (bekleme/mola) anlamı budur, bekleme bütünlük, yani parlayan ayna nedeniyle değildir. Daha ziyade bekleme Ko’dur (oraya kadar/burası), yani parlamayan ayna, bütün olmamak. Diğer bir deyişle, eğilim savaşı henüz bitmemiştir ama gerçek bütünlüğe gelmemiz gerekir. Bu Hanu-ko’nun anlamıdır, Ko, moladır, yani eğilim savaşında daha çok ilerlememize yardım edecek gücü toplamak için üst ihsandan almak.

4) Rabaş, Makale 9, Hakuka Mumuna Dair (1986)

Hanuka henüz amacın tamamlanması değildir, ancak yaratılışın ıslahıdır. İhsan etme kabını, yani ihsan etme eylemini tamamlar ve bu yüzden Hanuka’nın ışığını kullanmak yasaktır, zira kullanmak bir alma eylemidir ve mucize yalnız verme eyleminde olur, Lişma diye adlandırılan, onların ihsan edebildiği ve ihsan etmeye niyet edebildiği eylemde olur.

5) Rabaş, Makale 12, Bu Kandiller Kutsaldır (1991)

Hanukkah’da, kurtuluş sadece maneviyat üzerineydi, çünkü ferman sadece maneviyatla ilgiliydi, yazıldığı gibi (“Mucizeler Hakkında”), “Kötü Yunan krallığı, Senin halkın İsrail’in üzerine yükseldiğinde, onlara Yasanı unutturmak için ve onları kendi iradenin kurallarından çıkar, Sen büyük merhametlerinle onların dertlerinde yanlarında durdun. “

Kurtuluşun sadece maneviyatla ilgili olduğu ve eserde “maneviyat” a “ihsan etme kapları” olarak adlandırılan “ihsan etme kaplarında giyinen Hasadim’in ışığı” olarak adlandırılır. Ama burada, ihsan etme gemileriyle ödüllendirildiğimizde, bu işin sadece yarısı, savaşın yarısıdır. Yani, bir kişi aynı zamanda Kedusha’ya [kutsallığa] giren alma kapları ile ödüllendirilmelidir, yani onları ihsan etme amacıyla kullanmak demektir.

Alım kapları da Keduşa’ya girdiğinde, bu onun da almak için Kelim’e sahip olduğu kabul edilir. O zaman bu dereceye “Gevurot’un tatlandırılması” denir. Başka bir deyişle, ihsan etmek için çalışan alma kaplarını elde etmeden önce ihsan etme kapları üzerinde vahyedilen ışığı kullanamazdı.

6) Rabaş, Makale 7, Hanuka Mucizesi (1987)

Yunanlılar meselesi hem akılda hem de kalpte, mantık içerisinde gitme meselesidir. Doğaldır ki, İsrail, mantık ötesi gitmek istediği ve dışsal aklın gerektirdiklerini dikkate almadığında, yapamadılar. Buna, ‘Yunanlılara karşı olan savaş’ denir. Bu, gerçek çalışmanın başladığı andır, yani İsrail halkı, Yaradan’la Dvekut’a (bütünleşme) götüren yola çıkmak istedi. Bu, ‘mantık ötesi inanç’ olarak adlandırılır. Yunanlılar, bedeni kontrol etmek istediler ki böylece mantığın hemfikir olduğu hiçbir şeyden vazgeçmesin.

6) Rabaş, Makale 12, Bu Mumlar Kutsaldır (1991)

Kurtuluşumun Kudretli Kayası,” şarkısında, “Yunanlılar benim üzerimde toplandılar ve sonra Hasmonean zamanında kalelerimin duvarlarını yıktılar.” “Yunanlılar,” mantık içinde giden, eğer mantıklarına karşı ise hiçbir şey yapmayan insanladır. O zaman, Yunanlıların yönetimi vardı, yani onlar İsrail halkı üzerinde hükmediyorlardı.

Bu otoriteye “Yunanistan’ın hain krallığı,” denir, onun rolü İsrail halkının “Tora’yı unutmasını ve Senin iradenden uzaklaşmasını,” sağlamaktı.  Onların yönetimi özellikle mantık içerisinde gitmektir. Kaleyi koruyan duvarlarda gedik açmak budur.

8) Rabaş, Makale 9, Hakuka Mumuna Dair (1986)

Maneviyat”, ihsan etme kaplarını kullanmak anlamına gelir. Yunanlıların hükmü, ihsan etme kaplarıyla bir şeyler yapmayı yasaklamak şeklinde ifade bulur çünkü orada Tora ve Mitzvot çalışması üzerinde de denetim vardır.

Bu dışarıdaydı. Düşüncede çok daha fazlasıydı -onlar düşünceyi yönetiyorlardı ki böylece Yaradan için hiçbir şey hedefleyemesinler. Tam tersine onlar, İsrail halkının bununla Yaradan’dan ayrılacakları kendine-sevgiye gömülmesini istediler. Sitra Ahra’nın (diğer taraf) bütün düşüncesi, yalnızca onları Yaradan’dan uzaklaştırmakla ilgilidir, uzaklık ve ayrılma yalnızca “kendini-sevmek” olarak adlandırılan form eşitsizliğinden gelir.

9) Rabaş. Not, 897. ‘Hanuka Nedir?’

“Yunan’lılar”, kişi her şeyi dış akılla anlamak istediği bir felsefeyi ifade eder. “O halde Hasmon’lıların günlerinde” demek, özellikle Yaradan’ın hizmetkarları anlamına gelen Hasmon’lular olduğunda, kontrolü Yunan’lıların elinde tuttuğunu görürüz.

10) Rabaş, Not 77, Yunanlılar Etrafımda Toplandı

Yunanlılar etrafımda, sonra Haşmonayimlıların günlerinde toplandılar.”

Yunanlılar, Keduşa’nın [kutsallık] zıttı Klipa’dır [kabuk / deri]. Keduşa, mantık üstü inanç niteliğidir ve Yunanlılar açıkça mantık içinde giderler. Yunanlılar özellikle Haşmonayimlıların günlerinde gelir, yani tam da bir kişi Keduşa’nın yolunda yürümek istediğinde. Bundan önce Yunanlılara yer yoktur, çünkü “Tanrı onları birbirine zıt yaptı.” Bu “Dostundan daha büyük olanın, eğilimi ondan daha büyüktür”ün anlamıdır. (Sukkah 52).

11) Rabaş, Makale 11, Çalışmada Gerekli Olan Güçler Nelerdir (1989)

Kişi özellikle kişi Keduşa’ya yakınlaşmak istediği zaman ki bu mantık ötesi inanç yoluyla olur, kişinin içinde “Yunanlıların bakış açısı,” ortaya çıkar. Bu inanca karşı olan Klipa’dır. O zaman şunu görürüz; ihsan etme çalışmasına başlamadan önce, kişinin içindeki Yunanlılar ortaya çıkmaz ve kişi Yaradan’a olan inancının yeterli olduğunu zanneder, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek için gerekli gücü olduğunu, tek gerekenin daha çok Tora ve Mitvot yapması olduğunu zanneder.

Ancak kişi Hasmonean, olmak istediğinde, yani bu dünyayı yalnız Keduşa’nın yönetmesini istediğinde, “Yunanlılar,” inanca karşı olan Klipa her seferinde büyük bir canlılıkla ortaya çıkar ve özellikle “kalenin duvarlarını,” yıkmak ister. İnanç bu duvardır ve O’nun yüceliği, tamamen kişinin içindeki Yaradan inancının ölçüsüne bağlıdır.

12) Rabaş, Makale 12, Bu Kandiller Kutsaldır (1991)

Şöyle yazılmıştır, “Yunanlılar etrafımı sardılar … ve kalemin duvarlarını yıktılar.” Bunun anlamı şudur; kişi, “mantık ötesinde Yaradan’a inanmak,” denen duvarlarını korumalıdır. Başka bir deyişle, bunu öğrenmenin ve dua etmenin değerli olduğunu kendisi anlayana kadar beklemelidir, vb.. Aksine aklının tavsiyesini dikkate almamalıdır. Bunun yerine, kişi Tora’nın zorunlu kıldığını yolu izlemelidir; böyle davranmalıdır. Yalnız bu yolla, “koşulsuz teslimiyet,” ile kişi Keduşa’nın aklını edinir.

En önemlisi duadır. Şöyle ki, kişi mantık ötesi gitmekte ona yardım etmesi için Yaradan’a dua etmelidir, bunun anlamı şudur, kişinin çalışması sanki Keduşa’nın mantığı ile ödüllenmişçesine mutluluk içinde olmalıdır ve o zaman ne kadar da mutlu olacaktır. Benzer olarak, Yaradan’dan ona bu gücü vermesini talep etmelidir ki böylece bedeni mantığının ötesinde ilerleyebilsin. Başka bir deyişle her ne kadar beden ihsan etmek için çalışmaya razı olmasa da kişi, Yaradan’dan, yüce bir Kral’a hizmet eden birine yakışacak şekilde, mutluluk içinde çalışabilmeyi ister. Yaradan’dan, böylece memnuniyetle çalışması için, ona Yaradan’ın yüceliğini göstermesini istemez. Aksine Yaradan’dan mantık ötesi çalışmanın içinde ona sevinç duymayı vermesini ister, şöyle ki halen mantığa sahipmiş gibi olmak önemlidir.

13) Rabaş, 43. Mektup

Şarkıda söylediğimizi yorumlayabiliriz, “Ben’im Kurtuluşumun Güçlü Kayası”: “Yunanlılar etrafımı sardı… ve kulemin duvarlarını yıktı ve tüm yağları kirletti.” Homat (duvarları) kelimesi Hotam (mühür) ve Tehum (alan) kelimelerinden oluşur. “Benim kulelerim” bereketle dolu kulelerdir. “Duvar” yabancıların şehre girip onun bereketini çalmasından korumak içindir.

Burada da benzer bir durum söz konusudur, yabancı düşünceler ve istenmeyen arzuların girmesinden kaçınmak için kendimize dışarıda olanlardan bizi koruyacak bir duvar örmeliyiz. Bu duvara “inanç” denir, çünkü yalnızca inançla kişi korunabilir. Buna “alan/bölge” denir, böylece yaklaşan yabancılar kişinin duvarın dışına çıkmadığını gördüklerinde kendi yerlerine geri dönerler.

Bu böyledir, çünkü inanç mantık ötesidir ve Sitra Ahra hükmü yalnızca dışsal aklın mantığı içindedir. Bu nedenle onun insanla bir bağı ve teması yoktur.

14) Rabaş, Makale 12, Bu Kandiller Kutsaldır (1991)

Kale,” insanın içinde, belli ölçüde var olan Yaradan’ın yüceliğidir. Bu duvara,  “mantık ötesi inanç,” denir ve özellikle mantık ötesi inanç sayesinde kişi Yaradan’ın yüceliğini hissedebilir ve Yaradan’ın yüceliğini gözünde canlandırabilir. Yaradan’ın yüceliğini hissettiği zaman, kişi “meşalenin huzurundaki mum,” haline gelir ve O’nun önünde kendini sıfırlar. Ancak Yunanlılar, yani mantık içinin hükmü, onların mantık ötesinde gitmelerine izin vermez ve buna “kalenin duvarlarının yıkılması,” denir. Başka bir deyişle, mantık ötesi inanç, bu duvardır. Bu duvarın içinde kaleler inşa edebiliriz, yani Yaradan’ın yüceliğini edinebiliriz ki buna “kale,” denir. Şöyledir, özellikle mantık ötesi inanç yoluyla, “Keduşa’nın mantığı,” ile ödülleniriz. 

15) Rabaş, 68. Mektup

Kutsal ARI der ki, Homat (duvar) kelimesi Tehum (bölge/alan) kelimesinden gelir, yani İsrail halkının düşüncesi sınırlarla korunur. Bu demektir ki, tam olarak anlamasak da, Yaradan’ın dünyayı bereketle yönettiğine inanmalıyız.

Kişi bu sınırlara sahip olduğunda, düşmanlarının ulaşamayacağı bir duvarı olur. Bu duvar onu yabancı düşüncelerden korur. Bu sebeple inanca “duvar” denilir. Romalılar duvarı yıktığında bir mucize olur ve Yaradan onlara yardım eder, şöyle yazdığı gibi, “Yaradan’ın yardımı olmasaydı kişi üstesinden gelemezdi.”

16) Rabaş, 43. Mektup

Bu, “kulelerimin duvarları kırıldı,” sözünün anlamıdır, yani kulenin etrafındaki duvar Yaradan’ın dünyaya bereketle gönderdiği iyiliklerdir.

Yukarıda bahsedilen delik vasıtasıyla onlar “tüm yağları kirlettiler,” yani inanç yoluyla edindikleri tüm canlılığı ve netliği inkar ederler, çünkü Tuma’a (kirlilik) kelimesi Timtum’dan (dilsizlik) ve Situm (engelleme) kelimelerinden gelir. Son olarak bir mucize olur ve Yaradan onlara yardım eder ve onlar bir kez daha “yüzün nuru” denilen ışıkla ödüllendirilir.

17) Rabaş, 43. Mektup

Bilinir ki, üç koşul gerçekleşene kadar mumlar yakılmaz 1) içine yağ yerleştirilen kap olan mum; 2) yağ; 3) fitil. Bu üçü bir araya getirildiğinde ışığın hazzına varırız.

Bu üç anlayışı çalışma açısından yorumlamalıyız. Yağ ve fitilin yerleştirildiği kap (Kli), “mum” denilen bedendir.

Tora ve Mitzvot çalışmasındaki kişi ona ifşa olmamış şeylerle, yani dünyanın iyilikle yönetilmesiyle alakalı olarak kendini O’nun İlahiliğine zıt hisseder. İnsana göre Yaradan dünyayı farklı yönetmeliydi, yani O’nun iyiliği herkese ifşa olmalıydı. Bu insan aklıyla çelişir. Bu düşünceler içinde olmak kusur olduğundan, buna Petaltol (sarmal) kelimesinden gelen Petillah (fitil) denir.

Kişiyi Tora ve çalışma özlemine getiren farkındalık ve netliğe, Tora ve çalışmada tatlılık ve haz hissetmeye “yağ” denir.

Eğer bunlardan biri eksikse onun ışığından haz almak imkânsızdır.

18) Rabaş, 43. Mektup

Beden çaba ve netlik içindeyse, kişi özellikle ikisi vasıtasıyla ortaya çıkan Yaradan’ın ışığını edinmekle ödüllendirilir. Yağ ve fitil yanıp bitince aydınlatacak bir şey olmaz, dolayısıyla çaba ve netlik olmadığında ışık olmaz ve kişi için her şey karanlık olur.

Eğer kişi daha fazla ışık almak isterse, ışığın sızacak ve kalacak yeri olmadığından, “fitil” denilen çaba ve “yağ” denilen netliği daha çok arttırmalıdır. Bir kuraldan dolayı bu böyledir: “Emeğe göre ödül.”

Yağ” denilen netlik, esasen dışsal akılla çelişen ve kişiyi çabaya zorlayan inanç vasıtasıyla gelir. Buna Yaradan çalışmasındaki “sınavlar” denir.

Bunun üstesinden geldikten sonra, kişi ruhunu aydınlatan Yaradan’ın ışığını almakla ödüllendirilir ve kafa karışıklığı olmaz. Buna “Hanuka ışığı” denir. Bu demektir ki kişi amacı Yarattıklarına iyilik yapmak olan açık ilahilikle ödüllendirilmiştir.

19) Rabaş, Not 5, Erdemler Gibi Olan Günahların Anlamı

Bu, fitile bağlı bir aleve benzer. Yabancı düşünce, çalışmalarına bir kusur yüklemek isteyen fitil olarak kabul edilir. Yani, yabancı düşünce onu aklın ve mantığın perspektifinden düşündürür, çalışmasında yapacak hiçbir şeyi yoktur. Ve kişi yabancı düşünceyi aldığında, herhangi bir bahane üretmek istemediğini, ancak mantık üstünde olan inanç yolunda yürüyor olduğu dışında, mantığın söylediği her şeyin doğru olduğunu söyler.

Buradan, inanç alevinin yabancı düşüncenin fitiline bağlı olduğu sonucu çıkar. Böylece, ancak şimdi inanç Mitzva’sını düzgün bir şekilde uygulayabilir. Sonuç olarak, sorular ona erdem gibi olmuştur, çünkü aksi takdirde inançtan hiçbir erdemi kabul edemezdi.

Buna “ıstırap içinde sevinç” denir. Kendisini etkileyen ve iftira atmasına ve dedikodu yapmasına ve çalışması hakkında kötü konuşmasına neden olan yabancı düşüncelerden mustarip olmasına rağmen, yine de bundan memnundur, sadece şu an için, böyle bir zamanda, mantık üstü bir inanç yolunu uygulayabilir. Buna “Mitzva’nın sevinci” denir.

20) Rabaş, 68. Mektup

Aslında mucize nedir? Bilinir ki, doğal bir şey mucize olarak kabul edilmez, fakat doğaüstü bir şey mucize olarak kabul edilir. Doğal, insanın yapabileceği bir şey demektir. Fakat insanın yapamadığı bir şey doğaüstü olarak kabul edilir.

21) Rabaş, 68. Mektup

Hanuka mucizesi manevi bir mucizedir ve maneviyatta sormalıyız “Nedir?” Yoksa mucizeyi hissetmeyiz. Bu sebeple derler ki, “Hanuka nedir?” Böylece her biri maneviyatın mucizesini sorar, yani önce manevi sürgünün anlamını bilir, sonrada manevi kurtuluşla ödüllendirilir.

Bu nedenle herkes görsün diye halka ifşa ederiz. Aksi takdirde, sürgün hissiyatla ilgili olduğundan, sürgünü ya da kurtuluşu hissedemeyiz.

Öyle görünüyor ki, Keduşa tarafını seçebilmesi için kişiye verilen mucize, akıl meselesi değildir. Daha ziyade, bedenin gereksiz addettiği bir şeydir ki çalışma budur. Beden, ondan nefret eder ve çalışma meselesinin tamamını gereksiz kabul eder. Fakat tam olarak bu gereksizlikten yani kişinin bıraktığı, istemediği ve arzulamadığı şeyden, buradan ona Keduşa’da kalma mucizesi gelir.

Kavanozların kalıntısından, güller için bir mucize yaratıldı” ifadesinin anlamı budur. Kavanoz, yazıldığı üzere Rabbi Meir’in haşaratları yüz elli tat ile arındırmasıdır. Bunun anlamı, her şeyde iki yolun da olduğudur. Ne ile inceleyebiliriz? Kalan ile yani vücudun gereksiz gördüğü, onun hiç olarak kabul ettiği ile. Bu mantık ötesi inançtır ve ancak bununla Klipot’un tuzağına düşmekten kurtulabiliriz.

23) Rabaş, Makale 12, Çalışmada Tora’nın “Orta Çizgi” Dediği Şey Nedir? -1 (1990)

Hanuka Mucizesi “sağdadır,” buna onların bütünleştiği, “yaratılışın ıslahı,” denir. “Maneviyat,” denilen ihsan etme kabı nedeniyle, Kelim’in bakış açısından, buna maneviyat üzerindeki mucize denir, bu Kelim iyi eğilime ilişkindir.

Diğer taraftan, alma kalpları maddeselliğe, yani kötü eğilime atfedilir. Açıkladığımız gibi, “Efendin Tanrı’nı tüm kalbinle seveceksin,” yani her iki eğiliminle de. Bu şöyledir, Yaradan uğruna çalıştığımız ihsan etme kapları olan iyi eğilimle ve kötü eğilime ait olan alma kapları ile de. Bunlar da Yaradan uğruna, yani ihsan etmek için almak için kullanılmalıdır.

24) Rabaş, Makale 11, Çalışmada, Hanuka Mumunu Sola Yerleştirmenin Anlamı Nedir? (1990)

dünya uluslarının otoritesinden çıkardığı ve İsrail halkının, onlara hükmetmesi için her şeyi tersine Öyle ki yukarıdan bir mucize verilmeden kişinin bir şey elde etmesi imkânsızdır. Sadece bu şekilde gerçekleşene “mucize” denir.

Bu sebeple kişi, kötü eğilimin zaten farkında olduğu, içindeki ulusların hükmünden çıkmasının imkânsız olduğu, içindeki İsrail’in onların altında sürgünde olduğu ve onların gücünden çıkabilmenin bir yolunu göremediği bir aşamaya geldiğinde Yaradan onlara yardım edip onları çevirdiğinde buna “mucize” denir.

25) Rabaş, Makale 7, Hanuka Mucizesi (1987)

Hanuka günlerini neden sekiz gün yaptılar?” Nihayetinde tek bir gece için yağları vardı ve mucize, bunun yedi gün daha yanmasıydı. O halde, bu mucizeye göre sadece yedi gün için düzenlemeliydiler.

Şöyle açıkladılar, ilk gece için gerekli olan yağdan, ilk gecede kaldığı için, ilk gecedeki mucize bütün yağın yanmaması, yağın yalnızca bir kısmının yanması ve geri kalanın yedi gün daha yanmasıydı.

Bunun anlamı şudur, Yunanlıların yağ kavanozunu görememesi bir mucize olsa da buldukları yüksek rahibin mührü ile mühürlenen yağ kavanozu, mucize olarak kabul edilmez. Oysa o, doğal olmayanı ve doğaüstü olanı mucize olarak kabul eder zira yağ kavanozu bu dünyada idi ve onlar bunu görmediler.

Yağ söz konusu olduğunda bu böyle değildir. Bir gecelik aydınlatma için gereken miktar, yakılacak yağın yalnız küçük bir kısmıydı. Bu küçük miktar, kutsanmıştı ve daha uzun yandı. Bu doğal değildir yani beklenenden daha uzun süre yanması doğal değildir. Dolayısıyla ilk geceden kalanlara, yağın tamamının yanmaması durumuna “mucize” denir zira bu dünyada yoktu.

26) Rabaş, Makale 11, Çalışmada Gerekli Olan Güçler Nelerdir? (1989)

Yaradan onlar için bir mucize yaptığı, yani onlara yardım ettiği zaman, herkes tüm bu çalışmalarının onlara hiçbir şey yapmamış olduğunu, yani çalışmalarının boş yere olduğunu gördüler, zira zafer elde edememişlerdi. Yazıldığı üzere, “Sen güçlüyü güçsüzün eliyle kurtardın ve birkaç kişinin eliyle pek çoğunu kurtardın.” Şöyle ki doğal olarak, onların galip gelmesinin bir yolu yoktu, çünkü orada onlar zayıf ve azdılar. Bu nedenle mantık içinde Yaradan’ın onlara yardım ettiğini gördüler. Bu bize şunu öğretir, Yaradan yardım ettiği zaman, “O özellikle güçlü olana yardım eder, güçsüz olana yardım edemez,” denemez. Şimdi kişinin içinde hangi büyük güçlerin ve iyi niteliklerin olması gerektiğini göreceğiz ki böylece Yaradan ona yardım etsin, ona yaklaşsın. Çalışmada, şu yorumu yapmalıyız; “Sen güçlüyü güçsüzün eliyle kurtardın,” sözünün anlamı, kişinin içindeki Yunanlıların güçlü düşünceleri ve güçlü arzuları demektir, kişinin içindeki “İsrail’in eli,” güçsüz bir düşünce ve beceri demektir. Onların, kişinin içindeki dünya milletlerinin arzularının üstesinden gelecek, güçlü arzuları ve yetenekleri yoktur. Ama gene de Sen onları, bu güçlü olanları, güçsüz olanların eliyle kurtarırsın. Buna “mucize,” denir, çünkü insanın bunun üstesinden gelebilmesi doğal değildir.

27) Rabaş, Makale 7, Hanuka Mucizesi (1987)

Buldukları yağ kavanozunun anlamı budur, ki bu Yüksek Rahibin mührü ile mühürlenmişti. Kohen’e (rahip), Hesed [merhamet] denir. “Yüksek”, Hohma yani “Rahip” olarak adlandırılan Hassadim’in bolluğu haline gelen Hesed demektir. Rahip, Hesed niteliğidir ve Hesed, mantık ötesi inancın göstergesidir. İbrahim’in, Hesed niteliğinin, inancın babası olmanın anlamı budur.

Yunanlılar inancı göremezler çünkü mantık ötesi ile değil sadece mantık aracılığıyla görürler. Bu nedenle mantık ötesi inançla yürüdüklerinde, Yunanlılar onlara hükmedemedi. Yunanlıların yağ kavanozunu görmemelerinin anlamı budur.

Ve sekiz gün yanmasına dair mucizeye ilişkin olarak bu, Bina’daki Hassadim’i aydınlattığına ilişkin bir göstergedir. Bina’dan Malhut’a sekiz Sefirot vardır fakat Hohma’nın Hohma’sı aydınlatmaz. Bu nedenle sekiz gün olarak belirlediler zira sadece sekiz gün aydınlatır, şöyle yazıldığı gibi “Bina’nın [anlayış] oğulları, sekiz gün şarkılar ve ilahiler söylediler.”

19) Rabaş, Makale 32, Çalışmada, Yağın “İyi İşler,” Diye Adlandırılması Nedir? (1989)

“Yağ” iyi işler anlamına gelir, […] “yukarıdaki sebep” olarak adlandırılır. Bu nedenle fitil, yağ eksikliği nedeniyle söner. Bu sorduğumuz sorunun cevabıdır, “Yağın ‘iyi işler,’ olarak adlandırılması ne anlama gelir?”

Cevap, iyi işler fitilin içindeki yağ gibidir. Yağ bittiğinde ışık durur. Aynı şekilde, iyi işler bitince, ışık bir kez daha aşağı yere inip alçalır.

Baal HaSulam, bir yükseliş durumuna geldiğinde, yani her şeyi Yaratıcısına memnuniyet vermeye çalışmak için yapmaya değer olduğunu hissettiğinde, “Şimdi cennetin krallığını inşa etmek için bir temele sahibim, çünkü artık mantığın üstüne çıkmam gerekmiyor,” dememelidir. Aksine, “Şimdi özellikle mantık ötesinde gitmem gerektiğini görüyorum ve bunun kanıtı, özellikle mantık üstüne çıktığımda, Yaradan’ın beni yakınlaştırması ve beni sevmesidir,” demelidir.

Yaradan’ın onu sevdiğini nereden biliyor? Baal HaSulam bununla ilgili bir kural söylemiştir: Kişi Yaradan’ı seviyorsa, bunun Yaradan’ın onu sevmesinden kaynaklandığını bilmelidir, yazıldığı gibi, “Rab senin gölgen.” “Bu nedenle, bundan sonra sadece mantığın üstüne çıkmayı üstleniyorum, çünkü bu şekilde Yaradan’ın beni yakınlaştırdığını görüyorum.”

29) Makale 13, Kurtuluşumun Kudretli Kayası (1985)

Böylece, mevcut olan ile başlarız, şöyle dediği gibi, “Seni övmek sevinçtir,” yani Sen’den aldığımız iyilik için teşekkür ederiz ve Seni överiz. Atalarımızın dediği gibi, “Kişi, her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmelidir.”

Bunun nedeni, Yaradan’ın merhametli ve iyiliksever olduğuna ve O’nun insanlarına iyilik yapmayı arzuladığına inanan kişinin, dua için yere sahip olmasıdır. Bu nedenle, önce Yaradan’ı övmeliyiz, yani kişinin kendisi Yaradan’ı övmelidir. Bu, Yaradan’ın, kişinin O’nu övdüğünü görmesi gerektiği anlamına gelmez, zira Yaradan’ın insanlara ihtiyacı yoktur. Aksine, kişinin kendisi, Yaradan’a olan övgüsünü görmeli ve sonra O’ndan kendisine yardım etmesini istemelidir, çünkü O’nun amacı, yarattıklarına iyilik yapmaktır.

30) Makale 13, Kurtuluşumun Kudretli Kayası (1985)

Bu yüzden, “Seni övmek sevinçtir” dedikten sonra, dua gelir ve deriz ki, “Dua Evimi düzelt.”

Dua Evim” nedir? Şöyle yazıldığı gibidir, “Onları bile Benim kutsal dağıma getireceğim ve Benim dua evimde mutlu kılacağım.” “Benim kutsal dağım.” Har (dağ) kelimesi, Hirhurim (düşünceler/tefekkür) kelimesinden gelir, yani O, onlara Keduşa’nın (kutsallık) düşüncelerini getirecektir ve onların tüm düşüncesi, sadece Keduşa olacaktır.

31) Makale 13, Kurtuluşumun Kudretli Kayası (1985)

Ve onları Benim dua evimde mutlu kılacağım”, kişinin kalbidir, böylece orada, Şehina (Kutsallık) için bir yer olacaktır. Şehina’ya, “dua” denir, bilindiği üzere, Malhut’a “dua” denir, şöyle yazdığı gibi: “Tüm dua benim.”

Evimi düzelt” sözlerinden sonra, “Ve biz oraya şükran sunusu getireceğiz,” gelir. Öyle anlaşılıyor ki önce övgü, sonra dua ve sonra yine duanın sırasındaki gibi, övgü ve şükranla tamamlanan övgü vardır.

32) Rabaş, Makale 13, Kurtuluşumun Kudretli Kayası, 1985

Ancak eğer kişi, övgü ile başlamak istiyorsa, fakat kalbi kapalı ise, hatalarla dolu olduğunu hissediyor ve ağzını açarak şarkı söyleyip övgüde bulunamıyorsa, ne yapabilir? Tavsiye, mantık ötesi gitmek ve her şeyin “gizli Hasadim (merhamet)” olduğunu söylemektir. Diğer bir deyişle, kişi demelidir ki her şey Hesed‘dir (merhamet), fakat ondan gizlenmiştir, çünkü kişi, Yaradan’ın, yarattıkları için hazırladığı sevinci ve memnuniyeti görmek için henüz nitelikli değildir.

Ve kişi, Yaradan için övgüyü oluşturduktan, yani her şeyin, iyi ve iyiliksever olduğuna mantık ötesi inandıktan sonra, Yaradan’ın, onun kalbini, “Benim Dua Evim” yapması yani Yaradan’ın merhametinin açığa çıkması için dua etmelidir. Buna, “ifşa olan Hasadim” denir.

Ve sonra, “Biz oraya şükran sunusu getireceğiz,” yani kişi, alma kaplarını sunma ayrıcalığını kazandığı için şükranlarını sunmalıdır. Buna, kişi alma arzusunu feda etmekle ödüllendirildiği için, “Biz oraya şükran sunusu getireceğiz” denir. Bunun karşılığında, “Tapınak yeri” denen ihsan etme arzusu gelir.

33) Rabaş, Not 895, Hanukka’nın Anlamı

Hanukka mumlarıyla ilgili olarak “onları kullanma iznimiz yok, sadece görme iznimiz var”. Bu alma kapları ile kullanmaktır ve burada mucize onların Yaradan’a ihsan etme kapları ile hizmet etmeleridir.

Hanukka ve Purim arasında bir fark vardır: Hanukka mucizesi ihsan etme kapları üzerineyken, Purim’de mucize alma kapları üzerineydi. Bu nedenle orada bayram ve neşe vardır, Hanukka’da ise onları sadece görmek vardır, kullanmak değil.

34) Rabaş, Makale 12, Bu Kandiller Kutsaldır (1991)

Baal HaSulam yazılanlar hakkında, “Bu mumlar kutsaldır ve onları kullanma iznimiz yoktur, sadece onları görmek için vardır,” dedi, Hanukka mucizesi ile Purim mucizesi arasındaki farkı bilmemiz gerektiğini söyledi. Hanukkah’da, ferman yalnızca maneviyatla ilgiliydi, İsrail halkının Mitzvot’u [emirler / iyi işler] yerine getirmesi engellenmişti. Mucize şuydu ki, Hasmonealılara üstün geldiklerinde, Mitzvot’u yerine getirebildiler. Maneviyatta Kelim [kaplar] olmadığından, Kelim özel olarak “alma kapları” olarak adlandırıldığından, alma arzusu olan “yoktan var oluşun yaratılışı” olarak adlandırılır, bu nedenle şu açıklama yapılmıştır, “Bu mumlar kutsaldır ve bunları kullanma iznimiz yoktur. “

Purim mucizesinde durum böyle değildir. Şöyle ki, “Yıkmak, öldürmek ve yok etmek” (Ester 3:13) diye yazdığı gibi, kararname bedenler üzerineydi. Buradan, mucizenin bedenlerde olduğu sonucu çıkar. “Bedenler”, “alma kapları” olarak adlandırılır. Bu nedenle Purim’de, bedenle ilgili bir ziyafetin söz konusu olduğu “Sevinç, bayram ve güzel bir gün” diye yazılmıştır. Hanukkah’da bize mucize verildi, “onları kullanma izni yok, sadece onları görmemiz için var.”

35) Rabaş, Not 897, Hanukka Nedir

Hanukka mucizesi sadece iyi bir eğilimle oldu. Bu nedenle, iş henüz tamamlanmadığı için buna sadece “park etme” deniyor, yani “vücut” denen kötü eğilim üzerinde hala daha fazla düzeltme var. Bu sadece Purim’in mucizesiydi.

Şimdiye kadar zorla “gözlemlenen ve alınan” sözünün anlamı budur, çünkü kötü eğilim hala düzeltilmediği için çalışmaya razı olmadı ve şimdi mucize bedenlerin kurtarılmasındadır ve “tüm kalbinle – her iki eğiliminle” gerçekleşir. Bu yüzden buna “isteyerek” denir.

Dolayısıyla Hanukkah’da mucizenin tanınması sadece ruhun ihtiyaçları olan övgü ve minnetle olurken, Purim’de bedene dokunan ziyafet ve neşeyle mucizeyi fark ederiz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,311