e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Kabala Kütüphanesi > Makaleler > Çalışmada, Yaradan’ı Kutsamadan Önce Selam Verme Yasağı Nedir?

Çalışmada, Yaradan’ı Kutsamadan Önce Selam Verme Yasağı Nedir?

Makale No. 17, 1989

Zohar, Tetzaveh, madde 51’de şöyle yazar: “Rabbi Yehuda, ‘Nefesi burun deliklerinde olan adamı bırakın, ne için ciddiye alınmalı?’ diye başladı. Peygamber, insanların birbirine yaklaşmaması için diğer insanlardan uzak durması ve diğer insanların da ondan uzak durması konusunda mı uyarıyordu? Ayetin, Yaradan’ı kutsamadan önce, dostuna selam vermek için kapısına gelen birinden bahsettiğini söyler. Bununla ilgili ‘Bırakın”’ denildi.

Görünüşte, kişinin Yaradan’ı kutsamadan önce dostuna selam vermesi yasağı nedir? Öyle görünüyor ki, kişi sanki Yaradan’ı onurlandırmadan önce dostunu onurlandırıyor. Ama Yaradan’ın onurlandırılmaya ihtiyacı var mıdır ki eğer kişi dostundan önce O’nu kutsamazsa, bunun, O’nun onurunda bir leke olduğunu söyleyebiliyoruz?

Bu, bir adamın kümese girip, bir horozun diğerine baktığını ve mülk sahibi olan adama aldırmadığını görmesine benzer. Horozun, mülk sahibini lekelediği söylenebilir mi? Yaradan’a kıyasla yaratılan varlıklar açısından bu çok daha fazlasıdır. O’nun insana olan uzaklığı, insanın Yaradan’a kıyasla herhangi bir şey olarak kabul edilemeyecek kadar fazladır, kişinin Yaradan’ın ihtişamını lekelediğini söyleyebiliriz.

Ayrıca şu yazılanları da anlamalıyız: “Ayet, dostunun kapısına gelen birinden bahseder.” Neden özellikle dostunun kapısı? Neyi ima ediyor? Dostunun kapısına gelmiyorsa, kişinin dostuna selam vermesine izin verilir mi? Bunu insanın çalışması açısından değerlendirmeliyiz çünkü çalışmada bahsettiğimiz her şey, kişinin içindedir yani kişinin dostu da selamı da aynı insandadır.

İnsanın çalışmasının, Yaradan’la “form eşitliği” olarak adlandırılan Dvekut’a (bütünleşme) ulaşmak olduğu biliniyor. Arzusu, yarattıklarına iyilik yapmak olan Yaradan açısından öğrendik ki, yaratılanlarda haz ve memnuniyete özlem duymak olarak kabul edilen, bir alma arzu yaratmıştır. Buna “yaratılışın amacı” denir. Gerçi utanç duymamak için, Tzimtzum (kısıtlama) ve gizlilik denen bir ıslah yapılmıştır ki böylece bizler Keduşa’yı (kutsallık) ve Keduşa’da bulunan haz ve memnuniyeti hissetmeyelim.

Her gün, “Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur” dememize rağmen, onda halen gizlilik vardır, bu yüzden buna inanmamız gerekir. Gerçi kişi, ihsan etmek üzere eylemlerini ıslah etmediği müddetçe, bunu hissetmeyiz. Bunun yerine, ihsan etme kaplarını edinmek, kişinin çalışmasına bağlıdır. O ölçüde, Tzimtzum ayrılır ve kişi, Yaradan’ın varlığını hissetmeye başlar. Bizim tüm çalışmamız budur, “Yaradan’la Dvekut” olarak adlandırılan, form eşitliğine ulaşmak.

İhsan etme kaplarıyla ödüllendirilmek için, Baal HaSulam’ın insanın içindeki üç ruh meselesini yorumladığı gibi, çalışmanın tam bir sırası vardır: 1) Keduşa’nın Nefeş’i (ruh), bunda ıslah edilecek hiçbir şey yoktur. 2) Saf olmayan üç Klipot’un (kabuklar) Nefeş’i, bu yalnız ıslahın sonunda ıslah edileceğinden, bunda ıslah edilecek hiçbir şey yoktur. 3) Yarı iyi yarı kötü olan Klipat Noga’nın [Noga Klipa’sı (Klipot’un tekili)] Nefeş’i. İnsanın tüm çalışması bu Nefeş’tedir. Kişi, bir Mitzva (emir/iyi iş) yerine getirirse, bu Nefeş Keduşa’ya bağlanır. Eğer bir günah işlerse, bu Nefeş saf olmayan üç Klipot’un Nefeş’ine bağlanır. Bu nedenle kişi, bu Nefeş’te (ruh) iyi ve kötü arasında karar verebilir ve tüm çalışması yalnızca bu Nefeş’tedir.

Bu yüzden, kişi Tora ve Mitzvot’a gerçekten bağlanmaya başladığında, Yaradan’la Dvekut’a (bütünleşmeye) ulaşmak için önünde iki yol vardır. Yaptığı çalışmanın ödülü, Yaradan rızası için değil, kendi yararı için olacaktır, bu Klipa’nın Nefeş’ini beslemeyi istemek olarak kabul edilir, kişinin çalışmasının ödülünü o alır ya da çalışması sayesinde Keduşa’yı beslemek ister yani çalışması için ödülü, yalnızca Yaradan rızası için olur; bu durumda çalışması Keduşa’nın Nefeş’ini besler. Bu, Klipat Noga’nın Nefeş’inin, Keduşa’nın Nefeş’ine katılması olarak kabul edilir.

Ancak bilmeliyiz ki, “Bütün çalışmalarınızın Yaradan rızası için olduğu” dereceyi edinmek birden olmaz. Daha ziyade bilgelerimizin şöyle söylediği gibidir, “İnsanın eğilimi onu her gün yener ve Yaradan’ın yardımı olmasaydı üstesinden gelemezdi.” Demek ki, bilgelerimizin şu iki şeyi bizlere söylemeye geldiklerini görüyoruz: 1) Kötüye tek seferde boyun eğdirmek imkânsızdır. Daha ziyade her gün, yeni bir çalışma vardır, şöyle yazıldığı gibi, “İnsanın eğilimi onu her gün yener.” 2) Kişi, Yaradan’ın yardımı olmadan ona boyun eğdiremez.

Bu iki anlayış “ışık ve Kli” olarak adlandırılır. Bu demektir ki, kişinin bulduğu eksiklik, kötülüğün onu kontrol etmesi, Kli’dir. Demek ki, kişi, Yaradan rızası için çalışmaktan ne kadar uzak olduğunu ve “Efendini tüm kalbinle sev,” vb. gibi, kendi yararı için değil meselesini hisseder. Beden, böyle bir şeyin nasıl olabileceğini anlayamaz çünkü böyle bir şeyin olması, gerçekte tüm akla ve mantığa aykırıdır.

Kişi, cennetin krallığının yükünü üstlenme meselesini yalnızca bununla, Yaradan ona kalbinin tüm dileklerini verirse anlayabilir. Demek ki, kişi Yaradan’ın insana hizmet edeceğini ve bütün ihtiyaçlarını karşılayacağını anlayabilir. Ama tam tersi olduğunda yani insanın Yaradan’a hizmet etmesi ve her zaman “Efendimiz O’nun çalışmalarıyla sevinecektir” yazıldığı üzere, Yaradan çalışmasından zevk alsın diye, Yaradan’ı nasıl memnun edebileceğini düşünmesi gerektiğinde yani yaratılanlar olan Yaradan’ın çalışması O’nu hoşnut etmek olduğunda, işte o zaman kişi, “Yaradan’ı memnun etmekle ne kazanacağım?” diye sorar, zira insanın bedeni yalnızca kendi menfaatiyle ilgili olan şeyleri anlar.

Kişinin hissetmeye başladığı eksiklik, Yaradan rızası için çalışamaması, Kli (kap) yani Yaradan rızası için çalışabilmek adına bir arzuya sahip olmasına, birisinin yardım etmesi için bir ihtiyaç olarak adlandırılır. Kişinin yukarıdan aldığı yardım, Yaradan’ın ona yardım etmesi, “ışık” olarak kabul edilir. Bu ikisi aynı anda değil, teker teker ortaya çıkar.

Bu yüzden “İnsanın eğilimi onu her gün yener.” denilmiştir. Demek ki, ışık ve Kli bir günde tamamlanmaz. Daha ziyade, Kli ışığı tam olarak almaya uygun olan eksikliği tam ölçüsünde alana dek “Kuruş kuruş büyük bir meblağda birikir.”

Bu, Zohar’da (“Zohar Kitabı’na Giriş,” Madde 140) şöyle yazıldığı gibidir, “Günden güne söz ifade olur ve geceden geceye bilgi ifşa olur,” vb. Bu böyledir çünkü son ıslahtan önce, alma kaplarımızı, kendi menfaatimiz için değil, yalnızca bizi Yapan’ı memnun etmek üzere almaya uygun hale getirmeden önce, Malhut “iyiliğin ve kötülüğün bilgisinin ağacı” olarak adlandırılır. Bu böyledir çünkü Malhut, insanların eylemleri yoluyla dünyanın rehberliğidir. Bu rehberlik, ihsan etmek ve O’nun bizim lehimize tasarladığı haz ve memnuniyetle ödüllendirilmek üzere alma kaplarımızı eninde sonunda ıslah etmemiz için bizleri yeterli hale getirir … İyiliğin ve kötülüğün rehberliği sıklıkla düşüş ve yükselişlerimize sebep olur … Bilin ki, her yükseliş ayrı bir gün olarak kabul edilir … zira tüm o geceler, birbiri ardına gelen pek çok gün haline gelene dek, Yaradan’la Dvekut’u (bütünleşme) durduran düşüşler, ızdırap ve cezalardır. Şimdi, gece ve karanlık da erdemler ve iyi işler haline geldiğinde … artık durmalar yoktur ve 6000 yılın tümü büyük bir güne bağlanır.

“… ‘Günden güne söz ifade olur,’ sözlerinin anlamı budur, zira bir günü bir sonraki günden ayıran sözcük, artık büyük bir övgü haline gelmiştir ve erdem haline geldiği için onu övmüştür. Bu nedenle, Efendimiz için hepsi bir gün oldu… zira sadece hepsi bir arada toplanarak, bu yüce bilgiyi almaya layık hale geldiler.”

Dolayısıyla “Gündüzler ve geceler” olarak adlandırılan, yükseliş ve düşüşler yoluyla, bu yüce bilgiyi tam ölçüsünde alabilmek için bir araya geldiklerinde, orada büyük bir Kli (kap) yani büyük bir ihtiyaç olmalıdır. Bu, kişinin her geçen gün Yaradan’ın, kendisine, kendine sevgiden çıkması için yardım etmesine daha fazla ihtiyaç duyduğunu görmesiyle olur. Her gün demek, yükselişler demektir yani kişi, her gün yardım alır, buna içindeki ışık kişiyi ıslah ettiği için, “ışık ve bolluk” denir.

Bu, Yaradan’ın kişiye yardım etmesi olarak kabul edilir çünkü özellikle her ikisi aracılığıyla, Yaradan’ın, kişinin lehine tasarladığı haz ve memnuniyeti almaya uygun olan bir Kli ediniriz. Bu, kişinin ıslahı ve O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olan yaratılış amacını almak üzere yeterli olması olarak kabul edilir.

Ancak çalışmanın en zor kısmı, çalışmanın düzeninin birbirini inkâr eden iki yazı şeklinde olmasıdır. Bu ikisinin nasıl doğru olabileceğini anlamak zordur.

Mesela, Baal HaSulam’ın çalışma düzeni hakkında yazdığı makalede, “Çalışmayı Yaradan’a atfederken, çalışma nasıl görünürse görünsün, Yaradan’ın çalışmamızı kabul ettiğine inanmak.” diye yazılmıştır. Demek ki, kişinin çokça bilgi ve anlayışla çalışıp çalışmaması önemli değildir, ancak çalışmasını Yaradan’a atfetmesi yani ihsan etme niyetiyle çalışması önemlidir. Yaradan, kişinin çalışmasını, herhangi bir anlayış olmadan en basiti bile olsa, seve seve kabul eder. Ancak kişi ihsan etmeyi amaçlamalıdır. Öyle ya da böyle kişi, özellikle ihsan etmeyi amaçlamasa, Yaradan’la konuşmayı amaçlasa da O’nun duyacağına inanmamız gerektiğini söylemiştir. O halde kişi, Yaradan’ın, onun duasını duyacağına inanmalıdır.

Diğer yandan, Bir Bilge’nin Meyvesi (1. Cilt, s. 119) kitabında, kişinin Yaradan’ı edinmeye yani tam bir farkındalıkla O’na bağlanmaya özlem duyması gerektiği, bunun, Yaradan olarak kabul edildiği yazılmıştır. Bu demektir ki, kişi, kendisinde maneviyatı arzulayan hiçbir şey bulamasa bile, tam ve bütün olarak kabul edilen sağ çizgide yürümeli, Yaradan’a dua etmeli ve O’na şükretmelidir. Ama kişi buna göre, Yaradan’a nasıl şükredip, O’na söylediği şeyleri Yaradan’ın duyduğunu yani çalışmasını Yaradan’a atfettiğini ve çalışması nasıl görünürse görünsün bu çalışmayı kabul ettiğini nasıl söyleyebilir?

Ancak, yalnızca Yaradan’la ilişkilendirir ve “Yaradan’a dönüyorum ve inanıyorum ki, O, benim isteklerimi yerine getirir.” derse, kişi, bununla mutlu olur ve üstün hisseder. Demek ki, insanların geri kalanının maneviyatla bağı yoktur ve kişi, Yaradan’ın ona, her ne şekilde olursa olsun maneviyatı olmadığına dair bir his verdiğine inanır. Ancak gerçek şu ki, maneviyatla ilgili düşünmeye ilgi duyması, var olup olmaması ya da şu an tamamen alçaklıkta olması yani derecelerde yükselmek ve aşağılıktan kurtulmak için hiçbir arzusunun olmadığını görmesinin bir önemi yoktur. Ama Yaradan’a şükreder çünkü insanların geri kalanı, maneviyata dair hiçbir düşünceye sahip değilken, kendisi en azından maneviyat hakkında düşünüyordur.

Kişi, Yaradan’a şükredebilirse, bu ona sevinç verir ve Lo Lişma’dan (O’nun rızası için değil) Lişma’ya (O’nun rızası için) gelir. Bu sayede bütünlük seviyesinden yükselir ve dolayısıyla hesap yapmadan ve Yaradan’a şükretmeden önce, içinde olduğu aşağılık koşulunu unutsa bile, bu ona her zaman bu koşuldaymış gibi görünür.

Bu, “Kutsanmış olan Kutsal’a tutunur” anlayışından uzanır, zira kişinin Yaradan’a teşekkür etmesi, tam ve bütün hissetmesini sağlar ve kişi, bu sevinci yaydığı ölçüde, derecelerde yükselebilir. Bu yolun doğru olduğunu yani insanın, Keduşa’nın önemini değerlendirme gücünün olmadığını, ancak Yaradan için, Keduşa’nın herhangi bir şeyine dokunmanın bile, bütün maddesel şeylerden son derece daha önemli olduğunu söylemeliyiz.

Maddesel şeylerle ilgili olarak kişi bilmelidir ki, bunun için Yaradan’a şükretmeye değer, zira bu maddesel hazları onlara, onları alanlar, sevinç ve mutluluk hissetsin diye Yaradan vermiştir. Diğer taraftan, gizlilik ve saklanmayla ilgili öğrendiğimiz üzere, ıslah amacıyla Keduşa’yı vermiştir. Ancak kişi, ona o kadar da önemli görünmediği, takdir etmediği bir meselenin önemi ona ifşa olduğunda, çok daha fazla şükredebileceğine inanmalıdır. Her şeye rağmen, Yaradan çalışmasına gelmek isteyen biri, bilgelere inanmalı ve Keduşa’ya ufacık bir dokunuşun bile çok büyük bir şey olarak kabul edildiğini söylemelidir. Kişi, bunun üzerinde çalışmalı ve o küçük şeyden sevinç duyana dek meseleyi takdir etmelidir.

Bilgelerimiz buna “Kim zengindir? Payına düşenden memnun olan, azla yetinen.” demiştir. Demek ki, kişi küçük şeyler için, onlar büyük şeylermiş gibi şükran duyabilir. Bu nedenle kişinin sahip olduğu her bağlantı, negatif olan bile, pozitif kabul edilir.

Başka bir deyişle, kişinin çalışma için hiçbir arzusu ve özlemi olmadığını görüp, hissetmesi gerçeği, hakikaten negatif olsa da bundan kendini ayırabilir ve maneviyatla ilgili en azından bir düşünceye sahip olduğunu görebilirse, Yaradan’ın çalışma hakkında düşünmesine bile izin vermediği insanlar olduğunu görürken, maneviyatla uğraştığı için Yaradan’a şükreder ve O’nu över. İnanır ki, Yaradan, bir maneviyat meselesi olduğuna dair bilgi vermek için kendisini seçmiştir ve bu kutsal çalışmaya girmesine ve yapmasına sadece Yaradan’ın izin vermediğini söyler. Eğer kişi, bu koşuldan sevinç çıkarabilirse, bu, onu aşağılık koşulundan çekip çıkarabilir ve Keduşa’ya alabilir.

Ancak diğer taraftan, kişi, hakikat yolundaki çalışmanın değerini yani kişinin ıslah etmesi gereken şeyi, kendi içinde uyandırmalıdır. Orada yazıldığı gibi, kişi tamlığı, bütünlüğü edinmeli ve ruhu bedene düşmeden önce sahip olduğundan, 620 kat fazlasıyla ödüllendirilmelidir. Bu, “sağ” niteliği ile çelişse de yine de doğrudur yani bütünlük, tam da kişinin ıslah etmek zorunda olduğu şeyi, ıslah etmeye gelmesidir.

Artık Yaradan’ı kutsamadan önce, dostuna selam verme yasağı hakkında sorduğumuz soruyu anlayabiliriz. Bilmeliyiz ki, çalışmada her insan tam bir dünyadır. Dolayısıyla kişinin dostu demek, onun Klipat Orla’nın (Noga) Nefeş’ine sahip olması anlamında, bedeni demektir. “Selam vermek” ise Yaradan’ı kutsamadan önce, tamlığa ve bütünlüğe sahip olmak anlamına gelir. Demek ki, kişinin temeli, Yaradan’ı kutsamak yani yaptığı her şeyi, saf olmayan üç Klipot’un Nefeş’i olan kendi menfaati için değil, Yaradan rızası için yapmak olmalıdır. Bu yüzden, kişi ilk olarak her şeyin Yaradan rızası için olmasını amaçlamaya çalıştığında, ancak o zaman dostuna selam verebilir yani dostuna boyun eğdirir, Yaradan için çalışmaya da boyun eğdirir.

Dolayısıyla kişi, dostuna selam vermeden önce Yaradan’ı kutsarsa, bu, Yaradan’ın ihtişamının ifşa olmasını istiyor anlamına gelir; şöyle yazıldığı gibi, “Efendimiz insanın yollarını desteklediğinde, düşmanları bile onunla barış yapacaktır.” Olması gereken de budur, başka bir şey değil. Dostunun kapısına gelme yasağının, vb. nin anlamı budur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,176