e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Damadın Yemeği Nedir?

Makale No. 12, 1989

Bilgelerimiz şöyle dedi: “Damadın yemeğinin tadını çıkarıp onu memnun etmeyen kişi, beş sesle ihlal eder.” (Berahot 6). Bu yemeğe neden “gelinin yemeği” değil de “damadın yemeği” dendiğini anlamalıyız. Tora’da, Yakup’la ilgili olarak, yemeği Yakup’un değil, Lavan’ın [Laban] yaptığını görüyoruz, şöyle yazıldığı gibi: “Ve Lavan bütün yöre halkını toplayıp bir ziyafet verdi.” (Yaratılış 29:22).

Düğündeki danslara gelince, bunun tam tersini görüyoruz. Bilgelerimiz, “Damadın önünde kişi nasıl dans eder?” demedi, “Gelinin önünde nasıl dans eder?” dedi. (Ketubot 16b). Onların sözleri şunlardır: “Kişi gelinin önünde nasıl dans eder? Beyt Şammay, ‘olduğu gibi gelin’ der. Ve Beyt Hillel, ‘Güzel ve zarif gelin’ der! Beyt Şammay, Beyt Hillel’e şöyle dedi: ‘Eğer topal ya da kör olsa, biri onun hakkında ‘Güzel ve zarif gelin’ der mi? Fakat Tora, ‘Sahte bir meseleden uzak durun’ demiştir.’ Beyt Hillel, Beyt Şammay’a şöyle dedi: ‘Senin sözlerine göre, eğer biri piyasada kötü bir satın alma yaptıysa, onu gözünde övmeli mi yoksa eleştirmeli midir? Elbette, kişi onu gözünde övmelidir. Bu nedenle bilgeler, ‘İnsanın eğilimi, insanlara karşı her zaman hoş olmak olmalıdır’ dediler.'”

Bu iki ifadeyi anlamak için, bunu çalışmada yorumlamalıyız. Gelin, sürgün zamanı, yüzün gizliliğinde çalışma zamanı anlamına gelir. Bu durumda Yaradan sevgisi ve Yaradan’ın yüceliğinin ihtişamı kişiye parlamaz ki böylece bu hep kişinin gözünün önünde olsun ve kişi derecesinden düşmeyip her zaman daha da yükseğe çıksın. Bunun yerine, kişi “sürgün zamanı” olarak adlandırılan yüzün gizliliği içindedir. Bu, kişinin hala kendisi için alma arzusu olan “dünya uluslarının” kontrolü altında olduğu anlamına gelir.

Bu demektir ki, kişi alma arzusunun otoritesinden çıkmadığı sürece, Tzimtzum [kısıtlama] ve gizlilik hala onun üzerindedir. Kişi, her seferinde gizliliğin üstesinden gelmeli, Yaradan’ın rehberliğini görmeli, O’nun gerçekten iyi olduğunu ve iyilik yaptığını ve Yaradan’dan aldığı her şeyin sadece iyilik olduğunu söylemelidir. Doğal olarak, kişi minnettar olmalı ve ona bolluk verdiği için Yaradan’ı kalbinin derinliklerinden övmelidir.

Bu bakımdan, kişi, “Gözleri var ama görmezler” diye yazıldığı üzere, gördüklerinin ve söylediklerinin üstesinden gelme gücüne bazen sahip olur. Ama bu sadece yükseliş sırasındadır.

Fakat daha sonra, kişiye alma arzusunun düşünceleri gelir ve bunun gerçekten böyle olduğunu, Yaradan’dan aldığı her şeyin iyi olduğunu mantık ötesi görmeyi ve kabul etmeyi talep eder. Beden buna inanmasına izin vermez ve kişi derecesinden düşer.

Kişi, düşüş koşulundan çıkmanın yolunun duadan geçtiğini bilmesine rağmen, bu durumda dua edecek gücü yoktur. Her ne kadar kişinin ihtiyaç duyduğu her şey için Yaradan’a dua etmesi gerektiğine dair bir kural olmasına rağmen, dua edemediği için de dua etmelidir. Ancak bazen bunun için bile dua edecek gücü olmaz. Bu nedenle, bu durumda, kişi tam düşüştedir.

Bununla birlikte, bazen kişi unuttuğu ve düşüşte olduğunu hissetmediği bir noktaya kadar kötüleşir. Birkaç kez söylediğimiz gibi, kişi o kadar alçağa düşer ki, bilinçsiz kalır. Demek ki, o zaman “ölüler diyarında” olduğunun farkında değildir. Ancak iyileştiğinde, en alçak noktada olduğunu ve dua etme gücüne bile sahip olmadığını görür.

İşte o zaman, kişi kendini canlandırmalı ve şöyle demelidir, “Şimdi tüm kalbimle, ‘Yükselişlerin şarkısını söyleyebilir, derinlerden Sana seslendim, Efendimiz’ diyebilirim, çünkü bulunduğum yerden daha alçakta olmak imkânsız.”  Şüphesiz, kişi hakikat halinden ister ve o zaman Yaradan ona yardım etmediği sürece kaybolduğunu görürse, kendi başına hiçbir şey yapamayacağını görecektir. Bu nedenle, o zaman Yaradan’a şöyle demelidir, “Beni kurtarman için dua bile edemiyorum. Bu yüzden, beni ancak Sen kurtarabilirsin.” Sonra şöyle der, “Dar yerden, Efendimize seslendim; bana geniş açılmayla cevap ver, Efendimiz.” Düşüşler ve yükselişler vasıtasıyla, kişide Yaradan’ın yardımı için bir ihtiyaç ve eksiklik oluşur. Bu durumda, insanda, her seferinde, Yaradan’ın doldurması için Kelim [kaplar] tezahür eder.

Sulam’da [Zohar’a Yorum] (“Zohar Kitabı’na Giriş”, Madde 125.”) şöyle yazılmıştır: “Sürgün günlerine ‘gece’ denir, çünkü bu, O’nun yüzünün İsrailoğullarından gizlenme zamanıdır. O zaman, ayrılığın tüm güçleri, Yaradan’ın hizmetkârlarını kontrol eder. Yine de tam da o zaman, gelin kocasıyla bağ kurar–Tora ve Mitzvot [emirler/iyi işler] aracılığıyla, o zamanlar “Tora’nın destekçileri” olarak kabul edilen erdemliler. ‘Tora’nın sırları’ olarak adlandırılan tüm yüce dereceler onlar tarafından ifşa edilir, çünkü onlara bu yüzden, onları yapanlar denir, zira görünüşe göre Tora’yı yaparlar.

Sürgün sırasında, O’nun yüzünün gizliliği söz konusu olduğunda, çalışmanın adının “gelin” olduğunu görüyoruz. Bu durumda, ayrılığın tüm güçleri kişiyi kontrol eder, yani kişiye Yaradan’dan ayrı hissetmesine neden olan düşünceler gelir. O zaman, kişi bir ikilemle karşı karşıya kalır: 1) Ya çalışmadan kaçar ve Keduşa’dan [kutsallık] tamamen ayrılır, ya da 2) Yaradan’ın, bu düşüncelerden kurtulmasına yardım etmesi için elinden geleni yapar. Öyle ki, Yaradan yüzünü aydınlatacak ve o zaman ayrılık güçlerinin kontrolü için yer kalmayacaktır.

Bu demektir ki, kişi bu düşüncelerin kendisinden gitmesi için dua etmeye gerek duymaz. Bunun yerine, kişi Yaradan’dan yüzünü aydınlatmasını, yüzünü ondan gizlememesini istemelidir. Öyle ki, kişi Yaradan’a bu düşüncelerin kendisinden gitmesi için dua ederse, o zaman ayrılık güçlerinden hiçbir şey almamış olur ve ayrılık güçlerinin düşünceleri, kendisine gelmeden önceki haline geri döner. Böylece hiçbir şey kazanmamış olur. Bu, boşuna acı çekmek olarak kabul edilir. Fakat kişi ayrılık güçlerinin teslim olması için, Yaradan’dan yüzünü aydınlatmasını isterse, o zaman Yaradan’ın yakınlığı ile ödüllendirilerek, derecede yükselir.

Öyle anlaşılıyor ki, “gelin”, “Yaradan’a inanç” olarak kabul edilen “cennetin krallığının yükünü kabul etme” çalışmasıdır. Bunun karşısında, kişinin Yaradan’a mantık ötesi inanmasına izin vermeyen ayrılık güçleri vardır. Dışsal aklın emrettiğine göre, ayrılık güçleri kişiyi, Yaradan’dan ayırır. Bu nedenle, bu durumlarda düşüşler ve yükselişler vardır, çünkü inancın tüm temeli, mantık ötesidir. Sonuç olarak, ayrılık güçlerinin yeri vardır, yani kişinin akla aykırı davranmasına izin vermezler.

Bununla, sorduğumuz soruyu, bilgelerimizin, neden gelinle ilgili olarak “Kişi gelinin önünde nasıl dans eder?” diye sorduğunu değerlendirmeliyiz. Dansla ilgili olarak, dans ettiğimizde, kişinin bir yukarı çıktığını bir aşağı indiğini, ve bazen doğuya, batıya, kuzeye ve güneye düştüğünü görürüz. Yani, dans sırasındaki düşüşler altı yöne doğrudur. Düşüşler, kişinin Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duyması için gelir. Demek ki, bu bilerek yapılmıştır ki böylece kişi, Yaradan’ın yardımı olmadan, içindeki dünya uluslarının kontrolünden kendi başına çıkamasın.

Fakat Yaradan neden kişinin kendisinden yardım istemesini ister? Bu, Baal HaSulam’ın dediği gibidir; kişi Yaradan’ın ona vermek istediği Nefeş-Ruah-Neşama’yı (NRN) elde etme ihtiyacı ve aciliyetine sahip olmayıp, çok az şeyle yetindiği için, yardım istediğinde, Yaradan’ın ona yardımı, NRN’ı vermesidir. Zohar’da şöyle yazıldığı gibi: “Arınmaya gelene yardım edilir. Ve şöyle der: ‘Ona neyle yardım edilir? Kutsal bir ruhla.'”

Bu, kişi ne zaman daha fazla arınmak isterse, ona daha yüksek bir ruh ile yardım edildiği anlamına gelir. Öyle anlaşılıyor ki, kişi talebine göre, yukarıdan her seferinde daha yüksek bir derece alır ve bu sayede NRN’ını alır. Bu nedenle, kendisinden yardım istememizi istemekle Yaradan, her seferinde daha yüksek bir dereceye yükselmek zorunda kalmamıza sebep olur.

Şimdi neden damadın önünde değil, “Kişi gelinin önünde nasıl dans eder?” diye sorduklarını anlayabiliriz. Bunun nedeni, dansın, ayrılık güçleri hüküm sürdüğünde “O’nun yüzünün gizliliği” olarak adlandırılan sürgün sırasında geçerli olan düşüşler ve yükselişler anlamına gelmesidir. Ancak, soru şudur: ‘Düşüş ve yükselişlerin varlığına ne sebep olur?’ Bu konuda, Beyt Şammay ve Beyt Hillel arasında bir ihtilaf vardır.

Beyt Şammay “olduğu gibi gelin” der. Demek ki, kişi, çalışmadan aldığı tat ölçüsünde, üstesinden gelmeli ve şöyle demelidir: “Önemini hissetmesem bile, yine de cennetin krallığını mantık ötesi inançla üzerime alıyorum.” Ve şöyle demelidir: “Çalışmak ve Kral’a hizmet etmek istediğim için, bu çalışmada nasıl bir tat aldığım benim için önemli değil.” Aksine, hepsi mantık ötesi olmalıdır. Demek ki, kişi kutsal çalışmayı yapmayı kabul ettiğini söylemelidir, “Bütün hayatım boyunca bu tatla kalsam bile.” Buna “olduğu gibi gelin” denir.

(“Çalışmanın Düzeni” makalesinde) Baal HaSulam’ın dediği gibi, Yaradan’ın rehber olduğuna sadece inançla inanmalıyız. Öyle ki, inanç, mantık dahilindeki anlayıştan, daha düşük bir öneme sahip olmasına rağmen, kişi bu yolda yürümeyi seçer.

Üstelik, kişinin mantık ötesi gitmesinin sebebi, başka bir seçeneği olmadığı için değildir. Daha ziyade, kendisine bilgi verilse bile, mantık ötesi gitmeyi seçer. Buna “olduğu gibi gelin” denir. Başka bir deyişle, kişi büyük ve önemli bir Kral’a hizmet ederken hissetmesi gerektiği gibi, önem duygusuna sahip olmamasına rağmen, cennetin krallığını üstlenir. Ne hissettiğini umursamayıp her şeyi büyük bir sevinçle kendi üzerine alır.

Yine de her şey mantık ötesi olduğu için, bu çalışmada düşüşler ve yükselişler vardır. Bu nedenle, gelin koşulundaki çalışma sırasında, “danslar” olarak adlandırılan düşüşler ve yükselişler vardır.

Beyt Hillel, dansın mutlaka Beyt Şammay’ın görüşü gibi olmadığını söyler, ki Şammay “olduğu gibi gelin” dememiz gerektiğini, yani kişi için önemi çok az olmasına rağmen, kişinin bunu üstlendiğini ve sadece bu şekilde “danslar” olarak adlandırılan düşüşler ve yükselişler olduğunu söyler. Bizim görüşümüze göre ise, bu kadar az önemi olacak şekilde inancı üstlenmek isteyen işçiler konusunda çok katı olmamıza gerek yok.

Bunun yerine, ne hissettiğini dikkate almayacak şekilde inancı kabul edip, gelinin gerçekten güzel ve zarif olduğunu söylemelidir (“zarif”, Hesed [lütuf, ama aynı zamanda merhamet] ipliğinin ona uzatıldığı anlamına gelir). Kişinin hissetmemesi, henüz hissetmeye layık olmadığı içindir, ama daha sonra onun güzelliğini, ne kadar güzel ve zarif olduğunu gerçekten görecektir. Ve yine de şimdi bu duyguya sahip olmadığı için, çalışmada “danslar” olarak adlandırılan düşüşler ve yükselişler meselesi vardır.

Öyle anlaşılıyor ki, bu sadece çalışma “gelin” koşulundayken geçerlidir. Bu yüzden bilgelerimiz, “Kişi gelinin önünde nasıl dans eder?” dedi, “Damadın önünde nasıl dans eder?” demedi. Fakat bir yemekten bahsederken, buna “gelinin yemeği” değil, “damadın yemeği” denir, çünkü yemek, bilgelerimizin şöyle dediği gibidir: “Şabat [Sebt Günü] arifesinde emek harcayan kişi, Şabat’ta yer. Ama Şabat arifesinde emek harcamayan, Şabat’ta nereden yiyecek?” çünkü Şabat “göklerin ve yerin yaratılmasının sonucu” dur. (Avoda Zara, s. 3).

Şabat, yaratılışın nihai amacı olan haz ve memnuniyetin alındığı bir zamandır. Bu nedenle Şabat’a “göklerin ve yerin yaratılmasının sonucu” denir. Haz ve memnuniyetin verilmesi, yaratılanlara haz ve memnuniyeti veren Yaradan’a işaret eden damat ile ilgilidir. Bilgelerimizin “derecede in ve bir zevce seç.” (Yevamot 63) diye söyledikleri üzere, Yaradan’a “damat” denir. “Damat”, Matan Tora [Tora’nın Verilmesi] kitabında “Ve Efendi dağın tepesine indi” diye yazıldığı gibi, daha düşük bir dereceye inip, bir zevce alması gerektiği anlamına gelir. İnişle ilgili olarak, Yaradan, “derecede inen” kelimesinden gelen bir damattır.

Düşüşün anlamını Yaradan’la ilgili olarak yorumlamalıyız. ARI’nin sözlerinde açıklandığı üzere, yaratılmış varlıkların O’nun ışığını alabilmeleri için, ışık, aşağıda olanlar edinim için uygun olana kadar birçok kez kısıtlandı ve azaltıldı. Eğer ışık çok büyükse, aşağıda olanlar O’nun bolluğunu alamazlar, çünkü “ışığın önünde, meşalenin önündeki bir mum gibi iptal olurlar.”

Yaradan için buna, tıpkı O’nun yüceliğinden inme anlamında olduğu gibi “indi” denir. Başka bir deyişle, aşağıda olanlar, O’nun yüceliğini görmeye uygun değildir. Daha ziyade, her birinin kabiliyeti ölçüsünde Tzimtzum [kısıtlama] kişiden kaldırılır ve ışık ortaya çıkar. Bu bakımdan, Yaradan’a “damat” denir. İsrail halkını ihtiyacı olan her şeyi vermek için gelin olarak aldığı zaman, Ketuba’da [damadın geline karşı sorumluluklarını ana hatlarıyla belirten resmi bir mektup] yazdığı gibi, damat geline şunu verir: “Emek harcayacağım ve saygı duyacağım ve besleyeceğim ve ihtiyaçlarını karşılayacağım ve geçindireceğim ve giydireceğim.”

Başka bir deyişle, Yaradan, İsrail halkını gelin olarak aldığında, ona ihtiyacı olan her şeyi verir. Buna “damadın yemeği” denir, damat olan Yaradan, “aşağı dereceden” sözlerinden, yaratılan varlıkları besler ve onların ihtiyaçlarını karşılar. Öyle ki, her birine edinimine göre vermek için Kendisini alçaltmalıdır, çünkü tüm kısıtlamalar bundan dolayı gerçekleşmiştir ve isimlerin çokluğu meselesinin tamamı buradan gelir.

Açıkça görülüyor ki, kişi Yaradan’dan haz ve memnuniyet aldığında, bu koşuldayken, bolluğun alınması sırasında, düşüşlerin ve yükselişlerin olacağı söylenemez. Bu sadece yüzün gizliliği koşulundayken, kişinin, hissettiği şeyin üstesinden gelmesi ve Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söylemesi gereken zamandır ve kişi bunu her zaman yapamaz.

Ancak haz ve memnuniyetin alımı sırasında, “danslar” olarak adlandırılan düşüş koşullarına sahip olmak imkânsızdır. Bu yüzden onlar, “Kişi damadın önünde nasıl dans eder?” demediler, çünkü Yaradan’a “gelini” aldığında, damat ve gelin arasında birleşme olduğunda “damat” denir, ve birleşme “form eşitliği” anlamına gelir.

Demek ki, bir bütün olarak İsrail halkı veya tek bir birey form eşitliğine ulaştığında, buna “birleşme” denir. O zaman, yüzün gizliliği kalkar ve her biri Yaradan’ın yüzünün ifşasını alır. Buna “damadın yemeği” denir. Bu yüzden, orada, damatla, çalışmanın o dönemde farklı bir şekilde alındığını, yani damadı memnun etmemiz gerektiğini söylediler.

Bununla birlikte, bilgelerimizin ne dediğini anlamalıyız: “Damadın yemeğinin tadını çıkarıp, onu memnun etmeyen herkes beş sesle ihlal eder. Peki eğer onu memnun ederse, ödülü nedir? Rabbi Yehoşua Ben Levi, ‘Beş sesle verilen Tora ile ödüllendirilir’ dedi.” (Berahot 7). Damadın yemeğinin çalışmada neyi sembolize ettiğini, damadın yemeğinin tadını çıkaran herkesin onu memnun etmesi gerektiğini anlamalıyız. Maddesellikte, damadı neden memnun etmemiz gerektiğini anlamak zordur. Zaten mutlu değil midir? Onu damat olmaya kim zorladı ki? Tabii ki mutludur, şöyle yazıldığı gibi: “Gelini olan damadın sevinci kadar.” Maddesellikte, kesinlikle bunun cevapları vardır, ama çalışmada bu, bize ne ifade ediyor?

Mesele şu ki, tüm çalışmamızın Tora ve Mitzvot’u yerine getirerek form eşitliğini sağlamak olduğu bilinmektedir. Yani, tüm çalışmamızın, kendimize değil, Yaradan’a memnuniyet getirmek olduğu bir koşula gelmeliyiz. Bu çalışma haline, “gelin” denir, yani orada “danslar” olarak adlandırılan düşüşler ve yükselişler vardır.

Daha sonra, bu çalışma, aşağıdaki tarafından tamamladığında bu, “Elinizden gelen ve gücünüzün yettiği her şeyi yapın” olarak kabul edilir. O zaman buna “çalışmanın sonucu” denir. Bu, “gelin” in anlamıdır, “Musa sona erdirdiğinde” diye yazıldığı gibi, ki bu çalışmanın aşağıda olanın perspektifinden sonuçlandırılmasıdır. O zaman kişi, kalıcı inançla ödüllendirilir. Öyle ki, kişi, “Tüm çalışmanız Yaradan rızası için” derecesine gelmiştir. Bu nedenle, kişi, o zaman “Kral’ın yemeği” olarak adlandırılan yukarıdan aldığı bolluğu, kendi iyiliği için değil, ihsan etmek için almalıdır.

Başka bir deyişle, o zaman, bu hazzı kendisini memnun etmek istediği için değil, Yaradan dünyayı yarattıklarına iyilik yapmak için yarattığından dolayı, Yaradan’ı memnun etmek istediği için aldığını söylemeye istekli olmalıdır. Eğer kişi, haz ve memnuniyeti almazsa, O’nun niyeti gerçekleşmez. Yaradan, kişinin şu anda zevk almasıyla, O’nun amacının pratikte ifşa olmasından zevk alır. Öyle anlaşılıyor ki, kişi bununla bilgelerimizin söylediklerini yerine getirir: “Damadın yemeğininin tadını çıkarıp onu memnun etmeyen kişi”, ama kişi, O’nu memnun eder.

Doğrusu şunu anlamalıyız: 1) Damadı nasıl memnun edebiliriz? 2) Neden damadı memnun etmemiz gerekiyor?

Çalışmada, İsrail halkının, Yaradan’ı memnun etmesi gerektiği nasıl söylenebilir? Yaradan hakkında, O’nun bizim sevincimize ihtiyaç duyduğu, O’nu memnun edeceğimiz gibi bir şey söylenebilir mi?

3) Kişi, onu memnun etmezse neden beş sesle ihlal eder? Neden özellikle beş ses? 4) Onu memnun eden herkes ödüllendirilir. Ödülü nedir? Rabbi Yehoşua Ben Levi, “Beş sesle verilen Tora ile ödüllendirilir” dedi. Bunu da anlamalıyız. Her insan ödülün, bir sonraki dünyada olduğunu bilir. Neden Tora’nın ödül olduğunu söylüyor? Tam tersi anlamına geliyor gibi görünüyor, Tanna Devei Eliyahu’da yazıldığı gibi: “Kuralları her gün okuyan herkesin bir sonraki dünyaya sahip olması garanti edilir.” Öyle anlaşılıyor ki, Tora için aldığımız ödül, bir sonraki dünyadır. Ama burada, Rabbi Yehoşua Ben Levi, ödülün Tora olduğunu söylüyor.

Söylendiği gibi, tüm çalışmamız, Tora ve Mitzvot’u yerine getirerek, bununla form eşitliğine ulaşmayı hedeflemektir, şöyle yazıldığı gibi: “O merhametli olduğu için, siz de merhametli olun.” Bu koşula, “gelin” denir.

Yaradan’dan aldığımız her şey, ister maddesellik ister maneviyat olsun, Yaradan’dan aldığımız her haz “damadın yemeği” olarak adlandırılır. Demek ki, kişinin tadını çıkardığı her şeye “yemek” denir. Bu nedenle, kişinin Yaradan’dan aldığı tüm hazlara “damadın yemeği” denir.

Kişi alarak form eşitsizliğine girer ve bu, ayrılığa neden olur ve O’nun yüzünün ışığı ayrılık yerinde ifşa olmasın diye, bu anlayışın üstünde Tzimtzum ve gizlilik vardır. Yaradan, kişiye zevk alması için bir şey verir ve Yaradan’ın bir şey vermesiyle kişi, bundan, derece olarak bir yükseliş almalıdır. Demek ki, kişi Keduşa’ya daha yakın olmalıdır, çünkü artık Yaradan’ın iyi olduğuna ve iyilik yaptığına inanmaya daha uygun niteliktedir. Bundan dolayı, Yaradan’ı sevmeyi üstlenmek zorunda kalmıştır, zira O besler ve ihtiyaçları O giderir.

Bunun kanıtı, kişinin artık beslenmiş olmasıdır. Beden vardır ve mutlu bir yaşam sürer, mutlaka yeme ve içmeden değil. Bunun yerine, kişi, insanın ruhuyla ilgili olan besinlere, yani saygıya, bilgiye ve Yaradan’a hizmete de ihtiyaç duyar. Herkes, kendi ruhuna göre, ruhunu yükseltecek şeylere ihtiyaç duyar. Bütün bunlara “besinler” denir. Bu nedenle, kişinin Yaradan’dan aldığı her haz, kişiyi mantıken Keduşa’ya yaklaştırır. Ama aslında, hazzın alınmasından kaynaklanan form eşitsizliği nedeniyle daha da uzaklaşır.

Bu nedenle, eğer kişi, Yaradan’dan hazzı alırken, Yaradan’a ihsan etmek için alarak Kral’ı memnun etmeye çalışır ve sevinci, onu Yapan’a memnuniyet ihsan etmeyi amaçlamaktan kaynaklanırsa, böylece bir ihsan etme Kli’si [kap] elde eder ve bu Kli ile Yaradan’ı memnun eder, çünkü yaratılışın amacı iyilik yapmaktır.

Bu, Yaradan’ı hoşnut eder, çünkü şimdi Yaradan, kişi artık ihsan etmek üzere alabildiği için, insana haz ve memnuniyet verebilmektedir. Bu durumda, “Efendi kendi işlerinden memnun kalır” yani yaratılış çalışmasından memnun kalır, ayeti gerçekleşir, çünkü O’nun arzusu, yarattıklarına iyilik yapmaktır.

Tzimtzum yüzünden, Yaradan kendisini yarattıklarından gizlemek zorunda kaldı. Fakat kişi hazzı alırken, Yaradan rızası için almak niyetinde olduğunda, bu, yaratılanlara verdiği için, Yaradan’a zevk verir.

Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’a fayda sağlama amacıyla aldığı her haz, kişinin kendi içinde “ihsan etmek için almak” adı verilen bir Kli’yi yaratır. Bu Kli kişinin içinde büyüdüğünde, her vermeden sonra, Kelim’in [kaplar] büyümesinin ödülü ne olur? İhsan etmek için olmaları olur. Daha sonra kişinin ödülü, “Yaradan’ın isimleri” olarak adlandırılan Tora ile ödüllendirilmesi olacaktır, çünkü aldığı şey, artık ihsan etmek için olacaktır.

Dolayısıyla, Rabbi Yehoşua Ben Levi’nin dediği gibi, ödül Tora olacaktır. Peki, kişi Kral’ı memnun edebileceği bir derece ile ödüllendirildiğinde ne olur? Sadece, onu Yapan’ı memnun etmek istediğinde? Ve ödülü nedir? Bu, kişinin Yaradan’ı memnun ettiği için ödül alması gerektiği anlamına gelmez. Daha ziyade, Kral’ı memnun edebilmesinin ödül olduğunu söyler.

Kral’ı nasıl memnun eder? Tora’yı alarak. O’nun yarattıklarına iyilik yapmak, Yaradan’ın yaratılan varlıklara vermek istediği faydadır; bu, O’nun tanrısallığının yaratılanlara ifşasıdır. Buna “Tora” denir, “Yaradan’ın isimlerinde olduğu gibi, Tora” anlamına gelir. Öyle anlaşılıyor ki, kişinin ödülü, Yaradan’ın ona Tora’yı verebilmesidir, çünkü Yaradan bu vermeden zevk alır ve bu, O’nu memnun eder.

Dolayısıyla, “Damadın yemeğinin tadını çıkarıp onu memnun etmeyen herkes”, kişinin hala kendini sevmeye dalmış olduğunu ve yaptığı her şeyin sadece Yaradan’ın iyiliği için olduğunu söyleyemeyeceği anlamına gelir. Bu durumda, Yaradan Tora’yı veremez, çünkü hepsi Sitra Ahra’ya [diğer tarafa] gidecektir. Bu yüzden “beş sesle ihlal eder” dediler. Beş Behinot’un [anlayışlar] Yaradan’ın isimleri olarak tecelli eden tüm dereceleri ve tüm dünyaları içerdiği bilinmektedir. Bunlar Yod’un ucu ve dört harf, Yod-Hey-Vav-Hey’dir. Dünyalarda onlara AK ve ABYA ve ruhlarda Nefeş, Ruah, Neşama, Haya ve Yehida denir.

Bu nedenle, “beş sesle ihlal eder” in anlamı, kişi, tüm eylemlerinin kendisi için değil, sadece Yaradan’ın iyiliği için olması niyetini elde etmeye çalışmadığı için, yukarıda bahsedilen beş Behinot’un tezahür etmemesine neden olmasıdır. Bu demektir ki, kişi, Yaradan’ı memnun etmek için çalışması gereken yerde, sadece kendisini memnun etmekle ilgilenmektedir. Bununla, üst bolluğun tezahür etmesini engeller.

Öyle anlaşılıyor ki, insan aşağıda bolluğun önlenmesine neden olur. Bu demektir ki, insan cennetin ihtişamını ifşa etmek için -ki buna yaratılışın amacı olan “Tanrısallığının yarattıklarına ifşası” denir- çaba göstermesi gereken yerde, Yaradan’ın şanının ifşa edilmemesine neden olan şeyler yapar. Bunun yerine, Sitra Ahra’nın ihtişamı ifşa olur ve Şehina [Tanrısallık] tozun içindedir.

Buna her insanın içindeki “dünya ulusları altında sürgünde olan Şehina” denir. Demek ki, kişi, İyilik Yapan İyi’nin ifşa olmasını ve ihsan etmeye niyet ederek, gizliliğin ortadan kaldırılmasını sağlamaya çalışmak yerine, içindeki dünya uluslarının daha da yükselmesine neden olur.

Dünya ulusları, kişinin kendisi için alma arzusudur. Onun için çalıştığımızda güç kazanır ve niteliği tezahür eder. Bu durumda, insandaki İsrail onun altına iner ve buna “beş sesle ihlal” denir.

Fakat ihsan etmek için çalışırsak, Keduşa güç ve kontrol kazanır. Kişi, damadın yemeklerinin tadını çıkarıyorsa ve niyeti onu memnun etmekse, bu demektir ki, ödülü, kendisine Yaradan’ı memnun etme ayrıcalığının verilmiş olmasıdır. Ödülün işareti, yani amacının gerçekten Yaradan’ı memnun etmek olduğunu bilmenin yolu, Rabbi Yehoşua Ben Levi’nin dediği gibidir, “Kişinin ödülü Tora’dır.” Eğer kişi, Tora ile ödüllendirilirse, yani amacı gerçekten sadece Kral’ı memnun etmekse ve bu onun tek ödülüyse, Tzimtzum ve gizlilik doğal olarak kişiden kaldırılır ve kişi, O’nun yüzünün ışığının ifşası ile ödüllendirilir. Buna “Tanrısallığının yarattıklarına ifşası” olarak adlandırılan “Yaradan’ın isimlerinin Tora’sı” denir.

Öyle anlaşılıyor ki, “gelin” inanç çalışması, yani cennetin krallığının yükünün kabulüdür. Fakat burada düşüşler ve yükselişler, yani koşulsuz teslimiyet demek olan kişinin Yaradan’a vermesi gereken şey meselesi vardır. Başka bir deyişle, kişi cennetin krallığının yükünü üstlenme konusunda hiçbir his ve heyecan duymadığı halde, mantık ötesi inancı kabul etmelidir. Kişi bu koşulla hemfikir olmalı ve bu alçaklıkta çalışıp O’na hizmet etmesinin, Yaradan’ın arzusu olması gerektiğini söylemelidir. Bu yüzden, bu inanç hakkında ne hissettiğini umursamaz, zira kendisi hakkında, yani kendi menfaati için kaygısı yoktur, sadece Yaradan’ın yararı ile ilgilenir. Eğer O, kişinin bu halde kalmasını istiyorsa, kişi de bunu koşulsuz olarak kabul eder. Buna “koşulsuz teslimiyet” denir.

Bu bakımdan, inanç “aşağıda” olarak adlandırılır, yani insan için daha az öneme sahiptir. Bir Bilgenin Meyvesi kitabında şöyle yazılmıştır: “İnanç, düşük öneme sahip olduğu için aşağıda demektir.” Bu nedenle, inanç yere atıldığında, yani inancın büyüklüğüne değer verilmediğinde yılan olur. Başka bir deyişle, bu durumda, kişi inanç üzerine çalışmaya başladığı zamandakinden daha kötü hale gelir. Bundan önce, kişi halen kutsal olarak kabul ediliyordu ve inançtan yoksun değildi. Ama şimdi mantık ötesi inancı üzerine almaya başladığına göre, inancı önemsizdir, çünkü aklı sebepsiz yere inanmasına izin vermez. Bu nedenle, yılan Klipa’sına [kabuklar] düşer. Bu nedenle, kişi Keduşa’ya girmek istediğinde onu kuyruğundan yakalar; burada “kuyruk” her şeydeki son anlayıştır. Başka bir deyişle, inancı tüm alçaklığıyla, yani mantık ötesi kabul eder. O zaman o, bir asa olur. Orada, kurtarıcının elinde bir asa olduğu şeklinde yorum yapar. İsrail’in kalplerini cennetteki babalarına yönlendirmek için elinde bir asa bulunan “sadık çoban” ın anlamı budur.

Diğer taraftan damat verendir. Yaradan’ın yaptıklarına gelince, O’nun niteliği, yarattıklarına iyilik yapmaktır. Bu nedenle, “damadın yemeğinin tadını çıkaran herkes” diye söyledikleri üzere, buna “damadın yemeği” denir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,101