e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Kabala Kütüphanesi > Makaleler > Gözyaşı Kapısı ile Geri Kalan Kapılar Arasındaki Fark Nedir?

Gözyaşı Kapısı ile Geri Kalan Kapılar Arasındaki Fark Nedir?

Makale No. 3, 1989

Bilgelerimiz şöyle der, (Berahot 59), “Rav Elazar dedi ki ‘Tapınağın yıkıldığı günden beri dua kapıları kilitlendi. Duanın kapıları kilitlenmiş olmasına rağmen, gözyaşlarının kapıları kilitlenmemiştir.’” İnsanlar sorar, gözyaşlarının kapıları kilitlenmediyse, kapılar kilitli değillerse neden kapılara ihtiyaç var?

Görüyoruz ki, küçük çocuklar bir şey istedikleri için ağladığında veya bir kişi çocukları oyun oynarken gördüğünde ve bir çocuk diğerinden bir şey kaptığında ve çocuk ağlarsa, insanlar yanından geçerken buna aldırış etmez çünkü herkes, şimdi kavga etmelerine rağmen, daha sonra barışacaklarını bilir. Bu nedenle çocukların bu ağlamalarına kimse aldırış etmez.

Fakat bir yetişkin sokakta yürüdüğünde ve insanlar onun ağladığını görünce, neden ağladığını bilmek ister, bu yanından geçenlerin dikkatini çeker, çünkü kesinlikle bir yetişkin boş yere ağlamaz. Bu nedenle bir yetişkinin ağlaması ilgi uyandırır; kişi belki ona yardım edebilir.

Bu, çalışmada da aynı şekildedir. Manevi Çalışma ve Emirleri tüm detaylarıyla yerine getiren ve kendilerini eksiksiz ve korku içinde gören insanlar vardır. Fakat bilgelerimizin “Çok, çok alçakgönüllü olun” deyişini özümsememiz gerektiğinden, bu, onların düşük seviyede olduklarını söylemelerini sağlayacak bazı kusurları içlerinde aramalarını gerektirdiğinden, onların çok fazla çalışmasına neden olur.

Örneğin, bilge bir öğrenciye, dünyadaki pek çok insanın onun kadar bilge olmadığı ve Yaradan’dan korkmadığı halde, hala kendisini nasıl bu kadar düşük ve günahkâr görebildiğini soran birisini duydum. Bu kişi bilge öğrenciye alçak gönüllü olduğunu ve yalan söylediğini söyleyerek devam etti. Bilge öğrenci onu, “İftira tozundan kimse kurtulamaz” diyen bilgelerimize inandığını söyleyerek cevapladı. Bu nedenle, zaten bir kusura sahipti.  Kendisinin tam bir kişi olduğunu bilen bilge öğrenci gibi bir kişi, Yaradan’a Manevi Çalışma ve Emirlere bağlanma gücü vermesi için ağladığında, temel bir mesele için ağlamaz ki – Yaradan onu Manevi Çalışma ve Emirlere (sevaplar) yakınlaştırsın. Daha doğrusu, o sahip olduğu bütünlük için bazı eklemelerden yoksundur.  Acı bir şekilde ağlasa da zevki ile ilgili ağladığından kimse ağlamasına aldırış etmez.

Buradan, bu kişinin önünde gözyaşı kapıları olduğu ancak bunların kapalı olduğu ortaya çıkar ve bedensellikte olduğu gibi duanın girmesine izin vermezler, kişi zevkler için değil, ihtiyaçlar için ağlar.

Bu, yurt dışından gelen ve bir kasabaya veya küçük bir yerleşim yerine giden bir kişinin alegorisine benzer. Yerleşim yerinin yetkilisi, yerleşim yerinde kalacak bir yer vermek için ondan 10.000 dolar talep eder. Ancak bu adam gerekli miktara sahip değildir. Rav’ın yanına gider ve içini döker. Rav ona, Şabat’ta Tora okumasından [Şabat ayininin en önemli anı] önce cemaatle konuşacağını ve kesinlikle bağışta bulunacaklarını vaat eder.

Böylece Rav, Rusya’dan gelmiş çocuklarıyla ilgilenen bu adamın nasıl çok acı çektiğini feryat ederek anlatır, ‘şimdi yaşayacak yeri ve işi yok ve biz bu kişiyi kurtarabiliriz’ der. Rav’ın feryadı cemaati etkiler ve ona gerekli meblağı verirler.

Altı ay sonra, Rav bir kez daha cemaate gelir ve bir kez daha feryat etmeye ve haykırmaya başlar: “Şefkatli Yahudiler, şimdi benim de 10.000 Dolara ihtiyacım var. Karım bir düğünde idi, başka bir Rav’ın karısı da Amerika’dan geldi ve 10.000 dolar değerinde bir elmas yüzük takmış. Şimdi karım da ona böyle bir yüzük almamı istiyor” der. Rabbi ağlayarak sesini yükseltir ama kalabalıktan hiç kimse Rav’ın karısının yüzüğü için bağış yapmaz. Rav daha yüksek sesle feryat etmeye başlayınca, kalabalık onun ağlamasına gülmeye başlar. Cemaat hakkında sızlanan Rav “Neden sıradan bir kişi için para toplamaya geldiğimde, her biri kalbinin arzusuna göre verdi de şimdi ben, Rav olan bilge bir mürit için para istediğimde, kimse bana yardım etmiyor? Tora’nın ihtişamı nerede? ”

Buradan çıkarılacak ders; bir kişi ağladığında ve gözyaşları ihtiyacının üzerine çıktığında, yani Yaradan’a bilge bir öğrenci bile olmayan basit bir kişi, sadece Yaradan’a inanan bir insan olmasına rağmen yardım için haykırıp feryat ettiğinde,  “Ve Efendiniz Tanrı’nızı tüm yüreğinizle ve tüm ruhunuzla sevin” le öz sevgiye dalmayan, basit bir kişi olmak istediğinde bile, yani her zaman Yaradan’ı sevmeyi ve kendi iyiliği için çalışmamayı istediği halde yine de kendini sevmenin üstesinden gelme gücüne sahip olmadığını ve yaptığı her şeyin kendi iyiliği için olduğunu görür. Böylelikle Şema okumasını [her insanın duasında önemli bir bölüm] özümseyemediğinde bile onu insan olarak kabul ettiren şeyin ne olduğunu ve “Ve Efendiniz Tanrınızı seveceksiniz” dendiğinde, ondan ne kadar uzakta olduğunu anlar. Bunun üzerine ağlar ve doğru olan herhangi bir şeyle ödüllendirilmek için zaten her şeyi yaptığını görür ve zaten duasıyla tüm kapılara gitmiştir, ancak tüm kapıların kilitli olduğunu görmüştür. Sonra ızdırap içinde ağlamaya başlar.

Bu gözyaşları, gözyaşları kapısına geldiğinde, bu kapının kilitli olmadığını görür çünkü o zevk talep etmemekte, Manevi ve Çalışma ve Islahlarının mülkiyeti için eklemeler istememektedir ki o zaten sahiptir. Daha ziyade, sadece basit bir insan olmayı, Yaradan’a inanmayı ve O’nu sevmeyi ve kendini sevmeye dalmamayı istiyordur. Ama Yaradan uğruna hiçbir şey yapamayacağı için, sadece insan olamadığını hisseder.

Yani kendi kendine sorar, “Ben Yaradan’a inanıyorum ve O çok büyük, yine de O, Yaradan’ın yararı karşısında kendi çıkarımdan vazgeçemeyeceğimi görmekte.” Bu nedenle, sözde bir bağlılık olarak değil, Yaradan’a gerçekten inanmak için inançtan yoksun olduğundan yakarır ve ağlar. Bu, Yaradan’a inandığını fısıldayan ama aslında, “cennetin krallığının yükünü kendime üstleniyorum” dediğinde etkilenmeyen, her şeyi kendi iyiliği için yapan ve Yaradan için çalışmak için hiçbir gücü olmayan adama benzemektedir.  Karısı için bir elmas karşılığında para verilmesini isteyen bilge mürid Rav hakkındaki alegoride olduğu gibi, böyle bir kişi için, lüks değil gereklilik istediğinden gözyaşı kapılarının ona kilitlenmediği söylenir.

Gözyaşlarının kapılarının kilitli olmadığının söylenmesi üzerine, “Kilitli değillerse, neden ilk etapta bir kapı gerekli?” diye sorarız. Cevap şudur; zevk ile ilgili ağlayanların önünde gözyaşlarının kapısı kilitlendi. Onların gözyaşları gereksiz yere ağlayan bir çocuğun gözyaşları ya da Rav hakkındaki alegoride olduğu gibidir.

Bu, yaşamla ölüm arasında durduğunu gören, herkesi ilgilendiren zorunluluk yüzünden ağlayanlar için böyle değildir, çünkü kişi bilgelerimizin “Günahkarlara yaşamlarında ‘ölü’ denir” dediğine inanır. Yaradan ile hiçbir bağlılığa sahip olmadıklarından ve kendini sevmeye dalmış olduklarından, bu, Hayatların Hayatı’ndan ayrılık olarak kabul edilir ve bu yüzden ölü olarak adlandırılırlar. Bundan şu sonuç ortaya çıkar ki kişi sadece yaşam verilmesi için ağlamaktadır. Şüphesiz yaşam için dua eden kişi, ölümden korkan kişi, kalbinin derinliklerinden ağlar ve onun duası saf ağlama değildir.

Ancak görünürde kişi, çocukların ağlaması gibi ya da Rav alegorisindeki gibi gereksiz bir şey için ağlıyorsa, bunu söyleyemez. Ancak, yukarıda, kişinin ne istediği bilinmektedir, böylelikle talebine cevap verilir, çünkü yukarıdan lüksler verilmez, kişi kendisine verileni saklayamadığı gibi Sitra Ahra [diğer taraf] da hepsini alacaktır. Bu nedenle, kişi duasının kabul edilmediğini görürse, yaptığı talebi gözden geçirmeli ve gerçekten cennetin merhametine ihtiyacı olup olmadığını veya eksikliğinin sadece bir lüks olup olmadığını görmelidir. Kişi inanmalıdır ki ihtiyaç için dua ettiğinde, hayatının kurtarılmasını ve “günahkarlara ‘ölü’ denir” koşulu içinde kalmamayı istediğinde, söylendiği gibi “Gözyaşlarının kapıları kilitlenmemiştir” şeklinde duası cevaplanacaktır. Bunun karşılığında, kişi Yaradan ile bütünleşme ile ödüllendirilecektir.

Bu, Baal HaSulam’ın “Duanın kapıları kilitlendiğinde, gözyaşlarının kapıları kilitlenmemiştir” sözleriyle ilgili olarak açıkladığı şeye benzer. Yani gözyaşlarının kapıları ne zaman kilitli değildir? Bir kişi tüm kapılara gidip ve hepsinin onun önünde kilitlendiğini gördüğündedir. Bu durumda, tüm kapıların kilitli olduğunu ve Yaradan’a yaklaşma umudunun olmadığını görünce kalbinden feryat ve gözyaşları fışkırır. Bu gözyaşları, gözyaşı kapılarının kilitlenmemesine neden olur.

Ancak, bir kişi tüm kapıların kilitlendiğini görmeden önce, salt gözyaşları gözyaşlarının kapısında kabul edilemez. Bu nedenle, Yaradan’ın kendisini yaklaştırması için hala gerçek bir arzusu olmadığından gözyaşlarının kapısı ona önceden kilitlenmiştir. Daha ziyade Kutsallığa kendi başına da yaklaşabileceğini düşünmektedir. Sonuç olarak, duası eksiktir ve Yaradan’ın kendisine yardım etmesine gerçekten ihtiyacı vardır.

Buna göre, “Bir kapı kilitlendiğinde bizim için bir kapı aç” ile (Yom Kippur kapanış duasında) talep ettiğimiz şeyi yorumlayabiliriz. Neden özellikle bir kapı kilitlendiğinde, bize açılan bir kapıya ihtiyacımız olduğunu anlamalıyız. Bütün gün dua ediyorduk, öyleyse, yalvarışımızın kabul edilmesi için neden bu yeterli değil ve ancak şimdi, bir kapı kilitlendiğinde, sanki sadece şimdi dua edebiliyoruz gibi kapının açılmasını istiyoruz, önceki ettiğimiz dualar yeterli değil mi?

Mesele şu ki, iki tür dua etmeliyiz:

1) Bir kişi ihtiyaçları için Yaradan’a dua etmeye geldiğinde, neye ihtiyacı olduğunu hala bilmez. Yaradan’a dileğini yerine getirmesi için acı bir şekilde ağlıyor olabilir, ancak çocuklarla ilgili alegoride veya bilge murid Rav ile ilgili alegoride olduğu gibi, önemsiz şeyler için dua ediyordur. Bu nedenle, bir kişinin ilk duası, Yaradan’ın ona gerçekten neye ihtiyacı olduğunu bildirmesi ve böylece ne soracağını bilmesidir.

Roş Haşana [yılın başlangıcı] duasında ve Yom Kippur [Kefaret Günü] Musaf [tamamlayıcı] duasında, “Halkınız için, İsrail’in evi için sizin önünüzde dua ve ayin istemeye hazır olan halkınızın, İsrail’in evinin ağzı olun. Onlara ne söyleyeceklerini öğretin; söyleyecekleri şeyi anlamalarını sağlayın, soracakları şeyi cevaplayın; nasıl yüceltileceğini bilmelerini sağlayın.” deriz.

Bilinir ki çalışma açısından her insan küçük bir dünyadır. Bu nedenle, “Sizin halkınız, İsrail’in evi”, kişinin kendisi anlamına gelir. “Halkınızın elçisi, İsrail’in evi”, kişinin dua etmesi ve Yaradan’ın onu kurtarmasını istemesi anlamına gelir. Dua eden kişi, kişinin kendisi için “elçi” olarak adlandırılır ve kişinin kendisi “Sizin halkınız, İsrail’in evi” olarak kabul edilir. Kişi gerçekte neye ihtiyacı olduğunu bilmediğinden, elçimizin ne için dua edeceğini bilmesi için dua etmeliyiz. Yaradan, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu, yani neyin gereklilik ve neyin lüks olarak kabul edildiğini bir kişiye bildirmelidir.

Bu yüzden “Onlara ne söyleyeceklerini öğretin; ne söyleyeceklerini anlamalarını sağlayın; soracakları şeyi cevaplayın.” diye dua edenler için dua etmemiz söylenir. Yaradan’ın bize ne için dua etmemiz gerektiğini bildirmesi için dua ediyoruz. Bir kapının kilitlendiği anda, bilgiye zaten sahip olduğumuza inanırız yani ne için dua etmemiz gerektiğini zaten biliriz çünkü ihtiyacımız olan ana şey için nasıl dua edeceğimizi zaten biliriz.

2) O zamanda, kişinin gerçek bir ihtiyaç için, gerçek gözyaşı döktüğü ikinci tür dua başlar. Bununla ilgili “Bir kapı kilitlendiğinde bizim için bir kapı aç” diye dua ederiz. Bir kapı kilitlendiğinde, ne için dua edeceğimiz bilgisini zaten yukarıdan aldığımıza inanıyoruz. Bu nedenle “Kapıyı kapatma” diyoruz, sanki şimdi bütün duaların sonunda gerçek bir dua isteyebiliriz.

Bununla, Roş Haşana ve Yom Kippur’da söylediğimiz “Ve herkes O’nun endişeye cevap verdiğine, tövbe edenlere bir kapı açtığına inanıyor,” sözünü yorumlayabiliriz.  Kapı açıksa kapıyı açmak için neden dua etmemiz gerektiğini anlamalıyız. Yani, dua ettiği duada çok basit bir yol varsa- gözyaşı dökmek, Yaradan kapıyı açsın diye neden dua etmemiz gerekiyor? Gözyaşları kapısının kilitli olmadığı, dolayısıyla kişinin ağlama seçeneğine sahip olduğu ve kapı kendisi için açılsın diye bir iyilik istemesine gerek olmadığı bilinir. Öyleyse “Ve herkes O’nun endişeye cevap verdiğine, tövbe edenlere bir kapı açtığına inanıyor” diye yazıldığı gibi, kişinin buna neden inanması gerekiyor? Ne de olsa iyi bir çözüme sahiptir – tövbe eden kişi gözyaşlarıyla ağlayacak ve o kapı kilitlenmeyecek.

Ancak, bir kişinin gerçekten neye ihtiyacı olduğunu bilmesi için önce dua etmesi gerekir. Sonra yukarıdan ona lükse ihtiyacı olmadığı bildirilir, ancak Zohar’ın “Ya da günahını ona bildir” ayeti hakkında söylediği gibi, Yaradan ona günahı bildirir. O zaman neye tövbe etmesi gerektiğini yani eksik olduğu şeyi düzeltmesi gerektiğini bilir.

Bunun sonucu olarak kişi, “günahkârlara yaşamlarında ‘ölü’ denir” denildiği gibi, günahkâr olduğunu bildiğinde, alma arzusunun kontrolü altına alınmış olması gerçeğinin onu Hayatın Hayatından ayırdığını anladığında, bunun üzerine düşünür ve tövbe etmek ister. Kendini sevmekten çıkıp tüm kalbiyle Yaradan’ı sevebilmek için, yukarıdan yardım almak ister. Bu nedenle, Yaradan’ı sevmesi gerekirken kendini sevdiği için, günahkâr olduğunu hisseder.

Bunun sonucu olarak, kapıyı çaldığında, Yaradan’ın onu yaklaştırması ve onu kendi kötülüğünün kontrolünden çıkarması için elinden geleni yaptığını anlıyoruz. Buna “gerçek gözyaşları” denir. Bu, açıkladığımız “Kapı kilitliyken bizim için bir kapı aç.” ın anlamıdır. Yani bütün kapıların kapalı olduğunu gördüğü için, kapıyı çalmaya başlar. Kapının kilitlendiği anda, zaten dua ettiği ve günahın nedeni kendisine bildirildiği zaman, gerçek gözyaşları dökmeye başlar yani o anda sadece bir insan olmak ister. O zaman, vuruşları gözyaşı olarak kabul edilir ve bu, “Tövbe edenlere bir kapı açan” sözünün anlamıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,088